Resim

Ressam Hoca Ali Rıza ve Binbaşı Hasan Rıza’nın Resim Dersi Raporu

  • #


Yazı: Doç. Dr. Süleyman KIZILTOPRAK / MSGSÜ Fen-Edb. Fak. Tarih Bölümü

Osmanlılar’da Batılı anlamda resim sanatının başlaması XVIII. yüzyılda başlayan reform çalışmalarının etkisiyle olmuştur. Gerek İstanbul’da gerekse büyük devlet başkentlerinde karşılıklı açılan sefaretler vasıtasıyla, Avrupa ile diplomatik faaliyetlerin yoğunlaşması sanat alanına da yansımıştır. Osmanlı toplumundaki Müslümanlar, İslâm dininin figürlere ilişkin yasaklayıcı yorumuna sıkı sıkıya bağlıyken aynı toplumun Hristiyan üyeleri böyle bir kısıtlama içinde değillerdi. Dolayısıyla, resim sanatındaki batılılaşmada Hristiyan Osmanlı tebaasının önemli bir katkısı olmuştur.

Türk Resminde Batılılaşmaya Genel Bakış Osmanlı’da Batı tarzı resme geçilmesi, XIX. yüzyılda diğer askeri, sosyal ve hukuki yenileşme hareketleri ile birlikte olmuştur. XIX. yüzyılın ortalarına gelindiğinde, batılı ressamların saray tarafından davet edildiklerini görüyoruz.


Batı tarzı resim örnekleri olarak kabul edilebilecek ilk çalışmalar İtalyan ressamlar tarafından gerçekleştirilmiş Fatih Sultan Mehmet’in yağlıboya portreleri olarak Osmanlı sarayına girmiştir. III. Selim’in son yıllarından itibaren özellikle II. Mahmud zamanında Türk ressamları artık minyatür geleneğinden ayrılıp tabiatı ve canlıları gözle görüldüğü gibi çizmeye başladılar. Renkler eskiden olduğu gibi düz bir satıh değil, ışığın tesirlerine göre yarım tonlar ve gölge ışıklarla işlendi. Böylece, Avrupa tekniğinde yağlı boya ve sulu boya resimlere rağbet arttı.2 Bu bağlamda, Osmanlı Devleti’nde figürlü kompozisyon çalışan sanatçıların erken dönemlerde gayri-Müslimler arasından çıktığı söylenilebilir. Bunlar XVIII. yüzyılın sonlarına kadar eserlerini daha çok kiliseler için üretmişlerdir.

Dolayısıyla, resim sanatındaki Batılılaşmada Hristiyan Osmanlı tebaasının önemli bir katkısı olmuştur. Osmanlı’da Batı tarzı resim sanatının gelişiminde yerli ve yabancı gayrimüslim sanatçılarla, askeri okullarda görev yapan Türk ve yabancı ressamların ve İstanbul’a gelen gezginlerin ayrı ayrı katkıları olmuştur. Özellikle yerli ve yabancı gayrimüslim sanatçılar figür ve portre çalışmalarında etkin olurlarken; askeri okul mezunu Türk tebaalı ressamlar daha çok peyzaj / manzara ve natürmort çalışmalarıyla tanınmışlardır.

Resmin Ders Programlarına Girmesi

1793-94’te askerî okullarda başlayan resim derslerine hemen hemen peyzajla başlanmış ve bu mekteplerde dönemin terbiye anlayışı nedeniyle figür çalışmalarına yer verilmemiştir. Böylece yalnız Hoca Ali Rıza değil, kendisinden önceki kuşağın ressamlarından Şeker Ahmet Paşa, Süleyman Seyyid Bey ile; çağdaşlarından Zekai Paşa ve Halil Paşa gibi pek çok asker sanatçının manzara resmiyle ilgilendikleri görülür. Resim dersinin daha geniş bir vizyonla okullarda öğretilmeye başlanması 1834 yılında Mekteb-i Harbiye’nin açılmasıyla yeni bir ivme kazanmıştır. Daha sonra askeri ve sivil okullarda bu derse daha fazla önem verilmeye gayret edildi.3

1851’den sonra resim derslerinin resmî ve özel bütün Türk Mektepleri’ne kabul edilmiş olması; Batı tarzı resim alanındaki değişimleri etkinleştirdi. 1883’te Sanayi Nefise Mektebi açılıp Osman Hamdi Bey’in çabalarıyla bu alanda sanatçı muallimler yetişinceye kadar tarih, coğrafya, riyaziye, fizik vb. dersler gibi resim dersi de askeri muallimler tarafından verilmiştir. Böylece XIX. yüzyıl başından itibaren pentür çalışan ve ilk Türk yağlıboya ressamları olarak da bilinen kuşağın; askeri mekteplerle mühendishane ve Darüşşafaka mezunu ressamlar oldukları görülmektedir. Bu kuşağın ressamları albüm fotoğraflarını resmetmişlerdir. Hilmi Kasımpaşalı’nın Yıldız Bahçesi’nde Köşkler, Şefik’in Yıldız Sarayı’nda Yemek Salonu, Hüseyin Giritli’nin Yıldız Sarayı Bahçesi adlı tabloları bu konuda örnek verilebilir.4 XIX. yüzyıldan itibaren geleneksel biçimlerin yerini peyzaj / manzara resmi almıştır. Şeker Ahmet Paşa (1841–1906/1907), Hüseyin Zekai Paşa (1859/1860–1919) gibi peyzaj ressamlarının yetişmesini sağlayan bu süreç önemli bir geçiş dönemidir.5 Aynı zamanda Üsküdarlı olan bu sanatçılara Hoca Ali Rıza Bey (1858–1930), Süleyman Seyyid Bey (1842–1913) ve Halil Paşa (1857–1939)’nın ismini de eklemek gerekir. Zira ülkemizde peyzajın gelenekselleşmesi adına öncülük etmiş bu ustalar, eserleriyle Üsküdar’ın 6 tanınmasına da önemli katkılar sağlamışlardır.”7
1860-1861 yıllarında Askeri Mektep talebelerinin batı tarzı resim sanatını öğrenmeleri için, Paris’te Mekteb-i Osmani adında bir okul kurulmuştur.8 Şeker Ahmet Paşa, Süleyman Seyit Bey bu mektebe gönderilenler arasındadır.

Sonuç olarak Türk resim sanatında asker ressamların ve askeri okulların öncü bir rolü vardır. Türkiye’de birçok alanda yeniliklerin ve modernleşmenin öncüsü olan askeri kurumlar, resim alanında da aynı başarıyı göstermiştir.9

Binbaşı Hasan Rıza ve Hoca Ali Rıza Bey’in yaşadığı yıllar, Türk Resim Sanatı’nda peyzaj resminin gelişimi ve benimsenmesi adına önemli bir dönemdir. Bu dönemde, aynı zamanda Kuleli Askeri İdadisi’nin resim muallimlerinden olan Hüseyin Zekai Paşa’nın kardeşi Üsküdarlı Hasan Rıza Bey10 (1864-?) ile yine aynı okulun muallimlerinden olan Hoca Ali Rıza Bey, pek çok askeri okul öğrencisinin peyzaj ressamı olarak yetişmesine katkıda bulunmuşlardır. Ayrıca devrindeki pek çok sanatçı Batı etkisinde kalarak resim yapmasına rağmen, Hoca Ali Rıza Bey’in etki altında kalmadan bir ekol meydana getirmesi dikkate değerdir.11 Türk resim sanatı Hoca Ali Rıza Bey gibi asker ressamlar vasıtasıyla milli bir ruha kavuşmuş ve bu yolu takip eden sanatçılar ortaya çıkmıştır.12

Türk resim sanatında Üsküdarlı Hoca Ali Rıza adıyla meşhur olan büyük sanatçının resim dersi konusunda kendisi gibi askeri okulda çalışan Ressam Binbaşı Hasan Rıza ile birlikte yazdığı kısa ama öz rapor, resim eğitimine bakışı ve tespitleri açısından önemlidir. Salih Akyüzol’un özel arşivinde yer alan bu raporun transkripsiyonu ve sadeleştirilmesi Hoca Ali Rıza ile Binbaşı Hasan Rıza’yı ve dönemin sanat anlayışını bir nebzecik de olsa anlamamıza yardımcı olacaktır.
Bu raporda resim eğitiminde malzeme konusuna verilen önem ve atölye mekânlarının düzeni hakkında titiz ve ayrıntılı bir anlatıma yer verilmiştir. Ayrıca öğrencilerin sınıf düzeylerine göre ön görülen modellerden hangilerinin çalışabileceği açıklanmıştır. Hoca Ali Rıza özgeçmişinde belirttiği gibi, bu modellerle ilgili albüm çalışmaları da yapmıştır.13 "…Meşrutiyet'ten üç sene sonrasına kadar da Mekteb-i Harbiye Matbaası Serressamlık vazifesiyle tavzif edildim. Matbaada bulunduğum müddetçe Mekâtib-i Askeriyye resim derslerini temini intizam ve muvaffakiyeti için vuku’ bulan emri ve teklif üzerine mekteplere mahsus olmak üzere otuzar modeli havî üç sınıf için üç albüm tarafı âcizanemden tersim ve tab‘ edilmiştir Ve ba‘dettekâüd hariçteki matbaalar hesabına da Mekâtib-i Mülkiye için resim modelleri tersim ve imâl edilmiştir.”14

Kısacası bu rapor harikulade güzellikteki ifadeleriyle resim sanatının önemi ve öğretilmesi konusunda çok kıymetlidir. Bu kısa ve öz raporda, Hoca Ali Rıza’nın malzeme konusuna verdiği önemi ve çalışma mekânının düzeni hakkındaki titizliğini bir kez daha görüyoruz.

Ressam Hoca Ali Rıza ve Binbaşı Hasan Rıza’nın Resim Dersi Raporu15

Bismillâhirrahmânirrahîm

İdâdî Mektebi’nin çeşitli sınıflarındaki öğrencilerin resim dersinde uygulamakta oldukları doğadan resim yapma yönteminin mükemellik derecesini inkâr etmek hiçbir zaman mümkün değildir. Şu kadar ki, bu öğrencilerin yukarıda belirtilen ve genel kabul gören yöntemden layıkıyla ve verimli bir şekilde yararlanmaları için adı geçen dersin temelinin daha fazla sağlam bir yönteme bağlanmasıyla ilişkili olduğu açıktır. Bu da Hüsn-i Hatt-ı Türkî’deki (Türk Güzel Yazı Sanatı’ndaki) Rehber-i Sıbyân/Çocuk Rehberi adlı kitap gibi Rehber-i Tersîm / Çizim Rehberi ismiyle yapılması muhtemel olan rehber niteliğindeki bir kitabın resim dersinde de kullanımının gerekli olacağını göstermektedir.


Bu kitapta temel çizgiler yani bir takım yatay çizgi ve dikey çizgiler ve yatay çizgilerden itibâren altlı üstlü farklı açıları teşkîl eden eğik ve eğri çizgiler ve muhtelif elipsler ve bahsedilen eğik çizgilerin aynı şekilde yatay çizgilere nazaran gerek aşağı ve gerek yukarı doğru muhtelif köşeleri teşkîl etmek üzere çeşitli durumları ve dört köşe, kare gibi geometrik şekillerden bazılarıyla kırık çizgiler ve testere gibi dişli çizgiler ve daha basit eğik şekiller vesâire olmak ve bunlar derslerin adedine nazaran muhtelif zamanlara ayırmak suretiyle ve bahsi geçen şekilleri bir takım hafif noktalarla zihnen ihtivâ eden bu albümler Askerî Rüşdiye Mektepleri’nin birinci senesinde verilmelidir. Öğrenciler aynı Hüsn-i Hat / Güzel Yazı çalışmalarında uygulandığı gibi, adı geçen albümün içinde zihnen kurgulanan şekillerin üzerinden kalemle geçerler ve bu şekilde bir sene içinde yoğun bir çalışma ile bakış açıları güçlenen öğrenciler resim sanatının temelini oluşturan muhtelif çizim usullerinde deneyim kazanacakları için üst sınıflara bu nitelikte yetişmiş talebeler hazırlanmış olur. Nitekim Askerî Rüşdiye’nin ikinci ve üçüncü sınıflarında düz bir yüzey üzerinde resmedilmiş modelden resim yapmalarında bir sakınca yoktur.

İdâdî Mektebi’nin ilk senesi için kabul edilen üç boyutlu objeler, pek güzel ve uygundur. Ancak son derece ufak boyutlu olmaları nedeniyle, mevcudu çok olan sınıflardaki öğrenciler, bu ufacık objeleri görmekte epeyce zorluk çekerler ve arka sıralarda bulunan öğrenciler, hiç göremezler denilse hata edilmemiş olur. Bu durumda belirtilen şekillerin içerdikleri sakıncaları ortadan kaldırmak için mevcut büyüklüklerinin iki katına çıkarılması yoluna gidilirse, söz konusu öğrencilerin de bu eğitimden yeterince yararlanmaları sağlanmış olur ve bu şekillerin içinde bulunan köşeleri kesik şekilleri içerenler epeyce zor olduğundan onların taratılması uygun olur. İdâdî Mektebi’nin ikinci senesi öğrencileri için seçilen modeller çeşme, değirmen, kurnalı çeşme ve bir şato ve benzerleridir. Mâdem ki, öğrencilere doğadan resim yaptırmak isteniliyor, o hâlde gerçek boyutundan elli-altmış ve belki yüz defa küçültülmüş bulunan şekiller gereği gibi doğadan uzaklaşılmış oldukları için, asıl amaçtan uzaklaşılmış olunacağından bunlardan kaçınarak doğal şekillere başvurulmalıdır. Örneğin bir sandalye veyahut testi veya bir namaz lambası, âdî bir iskemle ve buna benzer özel küçük ev eşyalarından resme elverişlileri model yerine kullanma veyahut adı geçen yapılmış modelleri büyülterek talebenin istenilen ölçüde faydalanmalarının sağlanması yoluna gidilmesi gereklidir. Ve dershânelerin içerisinde çeşitli dolablar yaptırılarak tüm resim malzemelerinin idari olarak korunması sebebiyle gerektiğinde aramaktan uzak durulacaktır.

Mekteb-i İdâdî-i Şâhâne üçüncü senesi öğrencilerinin dışardaki doğal şeyleri resimlemek metodu en muvâfık ve en uygun bir yoldur. Ayrıca bu usûl söz konusu öğrencilerin yetenek ve maharetlerini bir kat daha yükselterek gelecekte büyük bir iktidâr bahş etmeğe kabiliyetli bulundukları nazar-ı şükrân ile görülmekdedir. Yalnız bunda da dikkat edilecek bir şey var ise, o da öğrencilere verilmesi gerekli olan eğitim malzemelerinin meselâ her bir öğrenciye mahsûs olmak üzere ayrı ayrı mükemmel boya takmaları ve fırçalarla kurşun kalemlerinin timsahlılarını ve kalem yontmak içün ihdâs edilmiş bulunan dörder kuruşluk ufak çelikli âletlerin ve lastik gibi çeşitli resim aletlerinin alınması husûsunda hoşgörü gösterilmemesi husûsunun çünkü “tahassulü kemâlât kem âlât ile olmaz” (Mükemmel üretim, eksik malzeme ile olmaz) faydalı kuralınca pek çok şeye tesir edeceği cihetle bu hususun usûl ittihâz edilmesi gerekir.


Öğrenciler çalışma esnasında ciddi bir şekilde gözetim altında tutulmalıdır ve mümkünse okul dışında açık havaya çıkılarak, doğadan beğenilen bir modelin çizim yönteminin önce öğretmen tarafından gösterilmesi, daha sonra öğrencilerin tümünün bu model üzerinde çalışmayı sürdürmeleri sağlanmalıdır. Öğretmenler bazan öğrencilerin aralarında dolaşarak ortaya çıkan hatalar hakkında uyarılarda bulunmalı ve bazen de öğrencilerin gerisinde bir yerde durarak onların çalışmalarını kontrol etmelidirler. Ancak onlar ne olursa olsun çalışacaklarından genel sınavda hiçbir kimsenin az numara almasına sebebiyyet verilmiş olmaz. Çünkü öğrencilerin çalışması veya çalışmaması idare tarzının düzeniyle ve öğretmen beyefendilerin sarf edecekleri özenle çalışma ilkesine bağlıdır ve bu kesin bir şekilde ortaya çıkacaktır.

Her şeyde maksadın hâsıl olmasına ulaşmadan evvel onun ne gibi malzemeye ve bu malzemenin de oldukça sağlam ve seçimindeki zarâfet nazar-ı dikkat ve ehemmiyyete alınırsa amaçlanan şeyi en güzel şekilde ortaya çıkarmak pek kolay ve gözle görülür olacaktır. Çalışma esnasında kullanmaları için öğrencilere verilmekde olan iskemleler pek kaba bir tarzda yapılmış olduğundan öğrenciler bunları taşıyarak okul dışına çıktıklarında zaten kıyâfet açısından imkânı kısıtlı olan bu zavallılar, düzensiz bir muzıka bölüğü görüntüsünde oluyorlar. Hiç olmazsa bu iskemleler kullanıldıkdan sonra yerlerine yeniden alınacaklar bazı sanatkârların yaptıkları ince demir çubuklu hem sağlam ve hem zarîf olan iskemlelerden verilmesi daha uygundur. Bir sınıftakiler çalışmaya çıkmaksızın sınıf idarecileri mümkün mertebe öğrencileri gözden geçirerek özellikle ayaklarında terlik bulunmamasına dikkat etmelidir. Ayrıca, çeşitli yanlarında bir uygunsuzluk gördüklerinde o öğrencinin dışarı çıkmasını engellerlerse, öteden beri askerliğimizde övünç kaynağımız olan düzen ve temizlik işleri konusuna dikkat edildiği gibi, böyle öğrencilerin dışarıya çıkmak hevesiyle sürekli temizliğe alıştırılmış bulunur.

Tüm öğrenciler için Avrupa yüksekokullarında resim eğitimi hakkında kabûl olan ve bu sıralarda Bursa ve Manastır mekteplerinde de mümkün mertebe uygulamaya konulan ve yalnız bir yönden ortaya çıkan şikâyetlere nazaran enfüsî teessür (öznel duygulanım) usûlünde olmak üzere mükemmel bir resimhânenin/resim atölyesinin yapımına kesin bir şekilde ihtiyaç duyulmaktadır. Bu dershanenin iç duvarları kütüphanede mahfûzen bulunmakda olan bazı kıymetli localarla süslenmesi gereklidir. Çünkü öğrenciler yeterli derecede liyakat ve maharetle yapılmış bulunan tablolar nezdinde pek mükemmel sûrette kıyaslama yapacak ve doğal olarak bazı kusurları ortaya çıktığında kendi eksikliklerini anlar ve ona nazaran sarfı lâzım gelen çalışma gayretini göstererek ileri bir adım atar. Sonuçta doğru ve açık bir şekilde ilerleme olur ve asıl amaç ortaya çıkar. Böylece iftihâr ile hizmet eylemiş bulunacağımızı beyân için âcizane olarak kaleme aldığımız raporumuzu yüce makamınıza takdim ederiz. Emir sizindir.


15 Kânûn-ı Sânî Sene 314/27 Ocak 1899 Mekteb-i İdâdî-i Harbî-i Şâhâne Mu‘âvinlerinden Yüzbaşı Rıza Mekteb-i İdâdî-i Şâhâne Resim Mu‘âvinlerinden Binbaşı Hasan Rıza.


  • Ressam Hoca Ali Rıza (1858-1930) / Binbaşı Hasan Rıza (1860-1912) / Bu makalenin yayına hazırlanmasında çok kıymetli katkıları olan sanat tarihçisi ve Hoca Ali Rıza uzmanı Naciye Turgut ve özel arşivindeki belgeyi bana veren Salih Akyüzol’a sonsuz teşekkürlerimi sunarım. 2) Celal Esad Arseven,Türk Sanatı Tarihi, c. III, Istabul, Maarif Basımevi, s. 128. 3) Okullarda resim dersinin programa alınıp uygulanması hakkında bkz., Mustafa Cezar, a.g.e., s 354-372. 4) İlkay Karatepe, Asker Ressamlar Kataloğu, Askeri Müze ve Kültür Sitesi Komutanlığı, 2001, s. 12; Gül İrepoğlu, Feyhaman, s. 18; Adnan Çoker, “Fotoğraftan Resim ve Darüşşafakalı Ressamlar”, Yeni Boyut Dergisi, 9.I, Eylül 1996, s. 7-11. 5) İpek Duben, Türk Resmi ve Eleştirisi (1880-1950), İstanbul Bilgi Üniversitesi Yay., İstanbul 2007, s.74 6) Naciye Turgut, “Hoca Ali Rıza’nın Üsküdar’ı”, Üsküdar Sempozyumu I, 23-25 Mayıs Bildiriler, II, İstanbul: 2004, s. 205. 7) Naciye Turgut, “Üsküdarlı Yaver Ressamlardan: Hüseyin Zekai Paşa”, Uluslar arası Üsküdar Sempozyumu VI, 6-9 Kasım Bildiriler, I, İstanbul: 2008, s. 123-124. 8) Celal Esad Arseven, Türk Sanatı Tarihi, III, İstanbul: Maarif Basımevi, ty, s. 130. 9) Nüzhet İslimyeli, Asker Ressamlar ve Ekoller, Ankara; Asker Ressamlar Derneği, 1967, s. 30. 10) S. Pertev Boyar, Türk Ressamları Hayatları ve Eserleri, Ankara: 1948, s. 75; Mehmed Esad, Mir’at-ı Mekteb-i Harbiye, İstanbul 1310, s. 622; Sami Yetik, Ressamlarımız, İstanbul; Marifet Basımevi,, s.76. 11) Türk resim sanatında Hoca Ali Rıza Bey’in başarılı bir değerlendirmesi için bkz, Naciye Turgut, Türk Sanatında İstanbul Tutkunu Bir Resim Ermişi, Hoca Ali Rıza, İstanbul, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü), İstanbul, 1999;ss. 4-15. 12) Hüseyin Özdemir, Türk Resim Sanatında Asker Ressamların Öncülük Rolü, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü), İstanbul, 1994, s. 5. 13) Hoca Ali Rıza’nın hazırladığı bu albüm örnekleri, Eczacıbaşı Sanal Müze’de Sergiler/ Hoca Ali Rıza/ Taşbaskılar bölümünde izlenebilir. Bkz, www.sanalmuze.org/sergiler/ 14) A. Süheyl Ünver, Ressam Ali Rıza Bey’e Göre Yarım Asır Evvel Kahvehanelerimiz ve Eşyası, Ankara, Ankara Sanat Yayınları,1967, s. 6. 15) Bu raporun aslı Salih Akyüzol’un özel arşivindedir.


İSMEK El Sanatları Dergisi 12 İNDİR

Bu yazı 1263 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK