Giyim

Estetik ve Şıklığın Bileşkesi Şapka Realizatörlüğü

  • #


Yazı ve Fotoğraflar: Elif Kübra YAZGAN

İlk çıraklık deneyimini İstanbul Devlet Tiyatroları’nda terzihane şefi olan annesinin yanında yaşayan Nilgün Kural, annesinden öğrendiklerinin üstüne kendi becerisini de ekledi ve bugün harika tasarımlara imza atıyor. İstanbul Şehir Tiyatroları’nda şapka realizatörü olarak çalışan Kural ile şapkalar ve şapka yapımını konuştuk.

Babasının memurluk vazifesi sebebiyle 1954 senesinde Akdağ Madeni’nde dünyaya gelen Nilgün Kural, 5 çocuklu ailenin 3 kızından birisidir. Hazır giyimin gelişmediği kasabada kardeşlerinin kıyafetlerini dikmesinde annesine yardım ederek mesleğe yavaş yavaş çocukluk yıllarında adım atar. Beşiktaş Akşam Kız Sanat Okulu’nda iki sene resim, iki sene de çiçek yapımı eğitimi alır. İstanbul Devlet Tiyatroları’nda terzihane şefi olan annesiyle özel proje uygulamalarını birlikte yaparak mesleğe adım atamaya başlar. Kursları bitince resim yeteneği sebebiyle hocalarının Yıldız Çini Fabrikası’na yönlendirmelerini reddedip Houte Couture atölyelerinde kalıpçı olarak çalışmaya başlar.


Evliliğinin ardından çocuklarıyla ilgilenmek için işten ayrılsa da dikiş dikmekten vazgeçmez. Değer verdiği isimlerden gelen şapka ve kostüm isteklerini evinde yapar. Kare Tiyatro, Dormen Tiyatro, Gencay Gürün Tiyatrosu’na oyunlar için şapkalar tasarlar. İstanbul Şehir Tiyatroları’ndan gelen teklifi kabul eden Nilgün Hanım, ilk olarak şapka, kostüm atölyesinde işe başlar. Tiyatronun şapka tasarım atölyesindeki realizatör eksikliği sebebiyle şapka atölyesinde 20 yıldır çalışmaya devam ediyor Nilgün Hanım. Şapka yapabilmek için öncelikle dikiş bilgisinin önemini vurgulayan Nilgün Hanım ayrıca, özel tasarım şapkalarındaki çizimin bütününü 3 boyutlu görebilmek için heykel bilgisinin gerekliliğine dikkat çekerken, dönem şapkalarını yapabilmek için de genel kültürün şart olduğunu belirtiyor.

Şapka Her Dönem Moda Oldu

Şapka tarihiyle ilgili önemli bir kaynak olan Elif Jülide Dereboy’un “Kostüm ve Moda Tarihi” adlı kitabında da belirttiği gibi kullanılmaya başlanıldığı ilk zamandan bugüne kadar şapkanın gelişmesi şöyledir: Şapka ilk olarak Bronz devrinde Avrupa’da görülen ilk medeniyet olan Giritliler’de kullanılmaya başlanmış, külah biçiminde yün kumaştan yapılıp miğfer altında kullanılan Pilos ise Antik Yunan halkının kullandığı tarzda bir şapka modeli olmuştur. Roma döneminde altından veya bir defne yaprağından tacı sadece kral kullanmış, halk ise Pilues adı verilen geniş kenarlı şapka kullanmıştır. Ortaçağ’da ise sivri uçlu şapkalardan tüller sarkıtılmış, Romanesk dönemde de İngiliz erkekleri, ön tarafı sivri yan kısımları hafif kalkık şapkalarında tüy kullanmıştır. Kalp ve boynuz formunda üzerinde dore kumaştan içi tellerle kaplı olan, kenarlarından ipek ve keten parçaların sarkıtıldığı mücevherle ziynetleşmiş şapkalar ise Gotik döneme aittir. Hennin tarzı denilen iç kısımları pamuk ile doldurulup, siyah kadife bant ve sırmaların kenarlarını süslediği, bir metreyi bulan başlıkların uç kısımlarından sarkıtılan kumaşlar sayesinde yere kadar uzundur. Bu dönemin İngiliz erkekleri ise liripipe adı verilen sivri kukuleta tarzında modeller, İtalyan erkekleri ise yuvarlak, kenarları olmayan keplerinde tüyler kullanmıştır. Rönesans döneminde şapkaların tamamlayıcı aksesuarları olarak deve kuşu tüyleri, mücevherler, kurdeleler ve inciler sayesinde gösterişli şapkalar, dönem sonuna doğru yerini minik kadife kumaştan yapılan keplerin şıklığını arttırmak için zarif klipsler kullanılmıştır.


Barok dönemi erkek şapkalarının kenarları genişlemiş ön ve yan kısımları yukarı kıvrılmış, kimi zamanda dar formda tüylerle birlikte kullanılmıştır. Kadın şapkalarında ise dantel başlıkların yanı sıra kapüşon türünde siyah taftadan minik formda şapkalar moda olmuştur. Rokoko döneminde ise balina kemiğinden yapılan şeffaf kumaşlarla kaplanan calash tarzda şapkalar hanımlar tarafından tercih edilmiştir. Fransız İhtilali’nden sonra erkekler yüksek kalotlu ve kenarlı şapkaları tercih etmiş, Josephine Bonaparte dönemi erkekleri ise hasırdan mamul silindir şeklinde kenar kısımları çiçeklerle süslü şapkaları tercih etmiştir. Dönem hanımları büyük ve gösterişli şapkalarını dekoratif çiçek, kurdele ve parlak renkteki tüylerle süslemiş, kumaşlarda ise ipek ve sateni tercih etmiştir. 19.yy. şapkaları yıllara göre değişiklik göstermiş, zaman zaman üstü geniş tüylerle süslü çene altından bağlanan boneler ve türban stili şapkalar tercih edilmiş, kimi vakit kare formda silindir şapkalar, otrişlerle abartılı modeller Chanel ile sadeleşmiş, çarliston stili kepler kullanılmıştır. Bazı dönemlerde ise tüy ve fiyonklarla süslenip başa eğik takılan şapkalar, Rawling’in tasarımı fötr kepi, kalpak stilleri, Pillbox denilen Jackie Kennedy için tasarlanmış şapkalar, kürk başlıklar, sarık stili şapkalar kullanılmıştır. Rus stili kalpaklar, Greta Garbo stilinde kloş geniş kenarlı şapkalara günümüz tasarımcıları Jean Paul Gaultier, Angelo Tarlazzi, Sonia Rykiel, Vivienne Westwood şapka tarzlarına değişik yorumlar katmıştır.

Şapkada Orantı Çok Önemli

Şapka uygulamasında matematiğin, orantıların son derece önemli olduğunu belirten Nilgün Hanım, kendisine tasarım talebi geldiğinde bir ön görüşmenin akabinde bu şapkayı kimin giyeceğini sorar. Oyunda şapkayı kullanacak olan oyuncunun boyu, kilosu ve vücut anatomisi mühimdir. Herkesin baş ölçüsü farklıdır; 1 mm. dahi, şapkayı oyunda eğri gösterir. Çok yuvarlak hatlı birisine ufak şapka olamayacağı gibi, yüz hatları ince olan oyuncuya da ufak şapka yapamazsınız. Nilgün Hanım’ın anlattığına göre, bu orantıları çizim geldikten sonra kalıp çıkartırken ayarlamak lazımdır. Ayrıca oyun tiyatroda sergilendiğinde aynı tarzdaki şapkaların biri büyük, biri küçük olmamalı. Orantılar değiştiği zaman modeller de değişiyor. Nilgün Hanım şöyle devam ediyor: “Bazı kallavi kavukları oyunda aynı yerde yer alacaksa kısa olanların ölçülerini biraz yüksek tutuyorum, bazıları ise biraz daha kısaltıyorum ki göz hizasında bir bozukluk olmasın. Şapka kalıplarının hepsi farklıdır, asla bir kalıbı diğerinde kullanamazsın. Şapka açıları da teknik anlamda mühimdir. Orantılarda açıların paralel olması lazımdır; eğer bir şapkada 60 baş ölçüsüne 70 açılım veriyorsanız 57 baş ölçüsüne açılım vermek için orantıyı bilmek gerekir. Şapkaya teknikle başlarsınız, estetik şeklini verip bitirirsiniz.”

Modern şapkalar ve dönem şapkalarının teknik çalışmalarının ayrı olduğunu belirten tasarımcımız, bu kısım için genel kültürün ve tarz bilgisinin önemini şöyle anlatıyor: “Bir oyunda padişah, vezir, askerler, hanım sultanlar, kalfa kadınlar ve halk oluyor. Hepsinin çizimleri farklıdır. Şapka kostümün bir parçası olduğu için, kıyafetin rengini, aksesuarını ya da kumaşını taşımanız gerekmektedir. Halk içinde ise gayrimüslim kişilerin başlıkları da Müslüman feslerinden farklıdır. Sadrazam ve vezirler için muhakkak sarıkla kullanılan ‘kallavi kavuklar’, hanım sultan için inci elmas ve altın tellerle süslü krep veya biçilen ‘hotoz’, devlet ricaline ‘mücevveze’, yüksek memurlar için ‘horasani’, şeyhülislâm ve kadılar için ‘örf’, yazıcı devlet memurları için ‘kâtibi’, ilmiye mensupları için ‘molla kavuğu’, yapılması gerekir. Çuha veya keçeden yapılan kavukların iç kısımlarına sıkıca pamuk sarılarak kavuğun dik durması sağlanır. Pamuk dolgusu olan bölüme kavuğun türüne göre dilimli, baklavalı ve kafesli dikişler dikilmiştir.


Ayrıca ilk kez Sultan I. Selim’in (Yavuz) kullandığı ‘Selimi’, Padişah I. Süleyman’ın (Kanuni) kullandığı ‘Yusufî’ adlarını almıştır. Kavuğun biçimi, sarılış şekli ve rengi giyenin toplumsal konumuna göre değişiklik kazanmıştır. Kesik koni biçimindeki fes renkleri kırmızı, hunnâbî, orta tonda kırmızı, güves, narçiçeği veya vişne çürüğü rengidir. Feste kumaş olarak da bordo pazen, çuha, keçe veya kadife tercih edilmiştir. Tepe kısmındaki dairenin adı ‘tabla’ olarak anılır. Fes tablası üzerine ipek iplik, ince tel veya sırmadan mavi veya siyah renkte, yukarısı top şeklinde aşağı kısmı dağınık püsküller takılmaktadır. Kadim devirlerde püsküllerin dağınık olmaması gerektiği için baş üzerine ‘farâhî’ denilen gümüş alametler kullanılmış, ayrıca çarşı pazarda ‘püskülleri tarayalım’ diyen çocuklar ve geçimini bu işten kazanan kimseler vardı. Padişahların kullandığı feslere göre Mahmudiye, Aziziye, Mecidiye ve Hamidiye ismiyle anılan fes çeşitleri vardır. Din adamları feslerinin üst kısmına sarık sarar, asker ve halktan kişiler dal fes adı verilen çıplak fesi kullanır, esnaf ise fes üzerine yemeni, tülbent, çember veya ağabânî sararmış. Beyefendiler püskülleri fesin arka kısmında, kabadayılar ise sol yanında kullanır, yine beyefendiler fesi başlarına düzgün yerleştirirken, kabadayılar hafif eğik biçimde takarlarmış. Kavuklar teknik açıdan zor ve 3-4 gün alan çalışmalardır. Herkes şapka yapabilir ama bir vezir kavuğu yapamaz. Kavuk ve feslerin modellerini görmek için en doğru adres mezar taşlarıdır. İstanbul Eyüp’teki Pertev Paşa türbesinde fesli kadın kabir taşları vardır. Padişahlar sefere çıktıkları zaman bir vefat gerçekleştiğinde başa takılan sarıklar aynı zamanda kefen bezi olarak kullanıldığı için saraylarda kavuklar az vardır.

Fesin başta ağırlık yapmaması için belirli milimlerde mukavva kullanmak gerekir. Muhakkak verev olarak kesilen kumaşın iç kısmı astar veya ekstraforla sabitleştirilir ve baş formuna uygun ahşap kalıplarda şekli verilir. Geniş kenarlı tepeli olan şapkalar ise iki kalıptan meydana gelir. Üç kat ıslatılan tarlatan kalıplara gerildikten sonra kırışıklık göstermeyecek şekilde iğneli olan kumaşa gerdirilerek silikon tabancası ile potlaştırılmadan orta bölümden yanlara doğru yapıştırılır. Şapkanın tepe bölümü ile alt kısımda yer alan geniş volanlı şapka çapının birbirini saracak şekilde kavraması gerekmektedir. Kesinlikle ölçülerin aynı olması lazım yoksa orantılar birbirini tutmayacağı için şapka alt kalıba oturmayacaktır. Şapkada bazı modellerde tamamen el dikişi olması gerekir. Osmanlı dönemi çalışılıyorsa ve o dönemde dikiş makineleri kullanılmamış, her şey elde dikilmişse bu işçiliğin şapkada da yer alması gerekmektedir.”


Aksesuarlar Şapkaların Olmazsa Olmazı

Şapkaları genel manada tamamlayıcı aksesuar arasında eşarp, püskül, tül, parlak renkteki tüyler, imitasyon mücevher, renkli kadife bantlar, inciler, devekuşu ve tavus kuşu tüyleri, klipsler, kürkler, fileler, dantel başlıklar, dekoratif çiçekler, otrişler, kurdeleler, çeşitli taşlar, şapka iğneleri ve tokalar kullanılmaktadır. Eğer bir William Shakspeare oyunu sergilenecekse, Gotik ve Rönesans dönemine ait şapka tamamlayıcıları ve modelleri kullanılmaktadır. Bunu oyuna yansıtabilmek için tarz bilgisine sahip olmak gerekir ki, o dönemde kraliçe nasıl şapka kullanmış, asker ne formda şapka kullanmış bunlar bilinirse uygulamada yanlışlık yapılmaz. Ayrıca oyun esnasında hareketli sahnelerde şapkanın düşmemesi için baş üzerinde prova yapmak gerekmektedir. Bu zamana kadar yapılan şapkalar tiyatronun şapka, kostüm ve aksesuar deposunda muhafaza edilmektedir. Oyunlarda kullanıldıktan sonra bakımı yapılan şapka özel kutularına konulup periyodik ilaçlanma ve bakımları yapılmaktadır. Yıpranan şapkalar ise bir komisyon huzurunda imha ediliyor. Gerektiğinde kutularından çıkan şapkaların ekstraforu veya kurdelesi değiştirilip tekrar dönem oyunlarında kullanılmaktadır. Bu depoda yıpranmamış köylü kasketleri, orijinal fötrler bulunmaktadır. Bu atölyede kendisinden önceki şapka tasarımcılarının emeklerine son derece saygılı olan realizatörümüz, eski ustaların bazı tekniklerine şu sözlerle dikkat çekiyor:

“Eski ustalar kavukların iç kısımlarında elyaf olmadığı için pamuklar kullanmışlardır. Bu pamuklar ağır ve baş içinde terlemeye sebep olmasın diye iç astarlarında hava sirkülasyonunu sağlayıp sıcaklığı dışarı atmak için sepet kullanılmışlardır. Ayrıca feslerin içinde keçe kumaş kullanıldığı için, fötr şapkaların içinde incecik hasır kullanılmıştır. Bu bilgilerin gelecek nesillere aktarılması için onların emeklerinin sağa sola atılmaması ve hak ettiği önemin gösterilmesi gerekmektedir.”

Zaman ve imkân buldukça yurt dışına çıkan Nilgün Hanım, ülke dışında hiç ummadığı yerlerde şapka malzemesi ve aksesuar çeşidinin ziyadesiyle bulunduğu mağazalardan alış veriş yapma olanağı bulmuştur. Şapka uygulayıcısı olmak için gözlem ve araştırma yapmanın önemini vurgular. Bazen bir mimarideki detay, bazen de kapı tokmaklarındaki desenlerin zihninde yer ettiğini, bunların muhakkak ileride işine yarayacağını bildiğinden bunları zihninde müşahede altında tutar. Bir şapkada kullanacağı tüyün havada dik durması için pipetleri kumaşla kapladıktan sonra pipetleri balen vazifesinde şapkada kullanmış, ayrıca ince sineklik telinden kavuk yapımında yararlanmıştır.

Dönem şapkalarında hazır çiçekler yapay durduğu için dönem çiçeklerini kendisi yapmaktadır. Zaman buldukça kapalı çarşıda önceki dönemlere ait el işlemeleri olan gelinlerin beline taktıkları kemerleri, kuşakları, işlemeli örtüleri alıp evinde pano olarak çerçeveletir. Anadolu köylerine gittiğinde mevsiminde yapılmış sebze ve meyve motifli oyaları gördükçe satın alır, çünkü yapılan iğne oyalarının hepsinin bir mesajı vardır ve feslerde kullanılmaktadır.


Şapka dar bir alanda çalışıldığı için çeşitli boy ve kalınlıkta dikiş iğneleri kullanmakta, 18-20 cm. boyundaki kavuklar, şapkalar için uzun iğneleri tercih etmektedir. Uygulamasını yaptığı her şapkanın fotoğrafını arşivleyen Nilgün ilerleyen zamanlarda şapka çizim kalıplarını ve teknik uygulamasını anlatan bir kitap çıkartmayı planlıyor. Kendini yenilemek için Prag’da 4 senede bir yapılan tasarım fuarını takip edip oradan kendi işiyle ilgili kitapları özel arşivinde biriktiriyor. Üniversitelerden bitirme tezleri için gelen öğrencilere şapka dikim tekniğini öğretir, ayrıca tasarım bölümü öğrencileri şapka yapımını görmek için hocalarıyla birlikte şehir tiyatrosu şapka atölyesini ziyaret etmektedir.

Nilgün Hanım tiyatro atölyesindeki işinin dışında bazı vakitlerde moda tasarımcılarından gelen şapka yapım işlerine yardımcı olur. 10 sene kadar önce İş Bankası sponsorluğunda Topkapı Sarayı’nda yapılan Padişah Portreleri Sergisi'nin akabinde Faruk Saraç’ın, Aya İrini’deki “Padişahın Esvapları” defilesinde yer alan 46 parça kavuğun reazilatörlüğünü yapar. Faruk Bey ustalara değer veren bir modacı olduğu için kumaşların seçimi ve malzemelerin kullanımında Nilgün Hanım’a tam destek ve yetki verir. Çok övgü alan defilenin ardından modacımız Nilgün Hanım’dan üç adet hanım sultan kostümünün dikimini rica eder. Bu koleksiyon Faruk Bey'in özel arşivindedir. Ankara Emniyet Müdürlüğü'nden Faruk Saraç'a gelen teklif üzerine “Ases Başlıkları”nın realizatörlüğünü Nilgün Hanım yapar. Yapılan defilenin akabinde başlıklar Ankara Emniyet Genel Müdürlüğü Müzesinde sergilenmektedir. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Faruk Saraç’tan polis başlıklarını talep eder ve bu başlıklar için yine Nilgün Hanım görevlendirilir. Sadık Kızılağaç’la çalışan Nilgün Kural ayrıca İstanbul, Konya ve Bursa’daki Türk İslam Eserleri Müzesi sandukalar üzerindeki kavuklar için çalışmalar yapmıştır. Harbiye Askeri Müzesi'ndeki padişah kavuğu, Edirne’deki Mimar Sinan eseri olan Edirne Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastane Müzesi’ndeki Osmanlı başlıklarını yapmıştır. Ayrıca Mart ayı içinde yapılan İSMEK tarafından düzenlenen “Hayalimiz İstanbul” adlı defilenin şapkalarının hazırlanmasında görev almıştır. Gelen teklifleri geri çevirmeyen Nilgün Hanım sadece yanlış çizimle gelen başlıkları çalışmayı kabul etmiyor. “Her çizilen şeyin uygulama yapılması mümkün” değildir diyor usta tasarımcı.

İSMEK El Sanatları Dergisi 12 İNDİR

Bu yazı 1908 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK