Çini

Geleneksel Sanatların Sırlı Rengi “Çini”

  • #


Yazı: Özlem BİLGİ Fotoğraflar: Kübra SAKMAN

İnsanlığın medeniyeti kurarken kullanmayı keşfettiği toprağın, ateşin ve suyun, turkuaz sırrı ile gözlere ve gönüllere ışık saçan yüzüdür çini. Özellikle Selçuklu'nun, topraktan yarattıklarıyla adeta bir müzeye dönüştürdüğü Anadolu toprakları, her dönem çini sanatının görsellik ve stil bakımından zenginleşmesine tanıklık etmiştir. Kütahya ve İznik çinileri ile Anadolu’nun sesini dünyaya duyuran çini sanatı, İSMEK kurslarında da eğitimi verilen geleneksel sanatlarımızdan biri.

Sanat, bir anlatış, bir ifade ediş şeklidir. Anlatılan ise, sanatkârın iç ve dış dünyası. Başka bir deyişle sanat, insanın yaşadıklarını gönül gözüyle seyrederken, gördüklerini, hissettiklerini, sembollerle anlatmasıdır. Sanat, içinde bulunduğu topluluğa ayna tutarak insanları gerçeklerle yüz yüze getirir. Bu aynada toplumun gelenekleri, tarihi, inanışları, felsefesi, kültür seviyesi kısaca maddi manevi tüm dünyası seyredilir ve tarihe belge niteliği taşır. Geleneksel sanatlar, ait olduğu medeniyetin kültür mirasıdır. Sanatta çağdaşlık, klasiği çok iyi bilerek geçmiş ile gelecek arasındaki bağları koparmadan yeni sentezler üretmektir. Geleneksel sanatlarımızdan biri de çini sanatıdır. Sözcük olarak “çini”, halk arasında hem sırlı duvar kaplamalarını hem de kap kacak türünden ev eşyalarını tanımlamak için kullanılır. Diğer taraftan ise bu tanımlama değişmiş kâse, tabak, vazo gibi kap kacak türünden eşyalara seramik, duvar kaplamalarına ise çini adı verilmeye başlanmıştır. Osmanlı döneminde kap kacak formlar için “evani”, sırlı duvar kaplamaları için de “kaşi” terimi kullanılmıştır. Duvar çinilerine verilen kaşi ismi, Orta Asya’daki Kâşân şehrinden gelir. Bu şehirde yapılan kazılarda bulunan fırın artıkları ve parça çiniler, çiniciliğin, Türkler tarafından bir sanat olarak değerlendirilmiş ve birbirinden güzel eserler verilmiş olduğunu gösterir. Bu arada, çini isminin nereden geldiğine de değinirsek, Farsça’da Çin’e ait demek olan çini sözcüğü, Osmanlı sarayının 15. yüzyıl Çin porselenlerine olan hayranlığından doğduğunu söyleyebiliriz.


Kültürün, Refahın Göstergesi Çini

Mimari eserleri renklendiren çini sanatının Türkler tarafından ilk uygulandığı örneklerin Uygurlara (8.-9. yüzyıl) kadar dayanan bir tarihi vardır. Türklerin Müslümanlığı kabul edişinden sonra da Karahanlılar, Gazneliler ve Büyük Selçuklular devirlerinde çini süslemelerin çeşitli mimarı eserlerde kullanıldıkları görülmekle birlikte, çininin Anadolu’ya yerleşmesi ve günümüze dek bize ulaşmasının temellerini 11. yüzyıl Anadolu Selçukluları atmıştır. Anadolu toprağı, insanoğlunun, onu kaplar ve başka eşyalar için kullanabileceğini akıl ettiği Cilalı Taş Devri’nden beri hamur edilip, pişirilip, süslenip yaşamımıza katılmıştır.

Bu bağlamda Selçuklular da toprağı kullanarak başkent Konya, Sivas, Tokat, Kayseri ve Beyşehir’de çinilerle bezeli önemli eserler vermişlerdir. Hitit, Urartu, Lidya, Likya, Karia, İonya, Bizans, Selçuklu, Osmanlı; Anadolu’da yeşeren ve art arda dünya tarih sahnesinde önemli roller oynayan büyük uygarlıkların hemen hepsi seramik ve pişmiş toprak işleri ile unutulmaz işler bırakmışlardır. Sırlarla kaplanan çini, diğer sanatlar gibi toplumların refah derecesini yansıtan prestij kaynağı olmuş aynı zamanda bugünkü resim tabloları gibi kültür ve sanat düzeyinin de göstergesi kabul edilmiştir.

Selçukluların Anadolu’ya kazandırmış olduğu sırlı duvar kaplamaları daha önceki uygarlıkların ve Bizans’ın bıraktıklarından çok farklıydı. Turkuaz ışıltılar saçarak Anadolu’yu çiniler yurdu haline getiren Selçukluların eserleri de sıradan duvar bezemeleri, şirin ama basit elişçiliği ürünleri değil, yaratıcılarının övünçle imzaladıkları birer yüksek sanat eseriydi. Selçuklular bu toprakları, ondan yarattıkları eserlerin sergisi, müzesi haline getirmiştir.

Anadolu Selçuklu çinileri stil ve tema bakımından iki gruba ayrılmıştır. Tek renkli sırlı çini levhalar ve bunlardan uygun biçimlerde kesilerek hazırlanan mozaik çiniler birinci gruptur. Bunlarla geometrik, stilize bitkisel motif ve kompozisyonlar, yani hep soyut temalı bezemeler meydana getirilmiştir. Her türlü yapıda kullanılan sırlı tuğla esas olarak bu kapsamda yer alır. Çeşitli biçimlerde levhalar üzerine bitki, hayvan ve insan figürleri tasvir edilerek sırlanmış çiniler ikinci gruptur ve büyük çoğunlukla saraylarda kullanıldıklarından “saray çinileri” olarak anılırlar. Selçuklu devri çinilerinde görsel zenginliği artırmak için çeşitli teknikler uygulanmıştır. Sırlı tuğla, tek renk sırlı çiniler, sır altı tekniği, yaldız (altın kaplama) tekniği, lüster tekniği, minai (emaye) tekniği, çini mozaik tekniği, sır kazıma tekniği, kabartma tekniği, renkli sır tekniği.

Anadolu’da bağımsızlığını ilk ilan eden beylerden Eşrefoğlu Süleyman Bey, Beyşehir Gölü kenarında kısa ömürlü bir beylik kurup günümüze, kadar ulaşan külliyesinin çinilerini tek renk sırlı çini yöntemiyle inşa ettirmiştir (1296-1299).


Osmanlı Çinisinde Renk ve Desen Zenginliği Arttı

Selçuklu mozaik çini tekniği ile renkli sır tekniğinin birleşmesi, Osmanlı çinilerine bir başlangıç olmuştur. Bu durum, Osmanlılar devrinde renk ve desenlerin artışıyla devam etti. İznik, Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında çiniciliğin merkezi olmuştur.

Osmanlı çini sanatının muhteşem üslubu, Bursa’da Yeşil Cami ve türbe ile başlar (1421-24). Yine Osmanlı çini sanatının getirdiği ilk büyük yenilik, çok renkli sır tekniği olmuştur. Diğer bir yenilik ise “sır altı” tekniği ile yapılan mavi-beyaz çinilerdir.

On dört ve on beşinci yüzyılda yapılan, en büyük kısmı mavi ve beyaz renkte olan Kütahya çinileri ile ilk “Haliç çinisi” mamullerine, Bursa’da Sultan Mustafa Türbesi, Yeşil Türbe ve Cem Sultan Türbesi ile Edirne’de İkinci Murad Camii’nde rastlanır.

On altıncı yüzyılda ise sırlı ve renkli duvar çinilerine rastlanmaktadır. İstanbul’da renkli sır tekniğinde yapılan çinilerin ilk örnekleri, 1522-1523 yılları arasında inşa edilen Yavuz Sultan Selim Camii ve Türbesi’ndedir. Bu çeşit çinilerin son şaheserleri, İstanbul Şehzadebaşı’ndaki Şehzade Mehmed Türbesi’ni (1548) süslemektedir. Ayrıca Hatice Sultan Türbesi ve Haseki Hürrem Sultan Medresesi’nin duvar çinileri bunlardandır.

1550’li yıllardan sonra renkli çini tekniği terk edilmiş ve çini sanatında sır altı tekniği hâkim olmuştur. İkinci ve en büyük üsluptaki çiniler, ilk olarak Süleymaniye Camii'nin (1557) kıble duvarını süslemekte kullanılmıştır. Yine bu dönemde yapılan Rüstem Paşa Camii'nin (1561) çinilerinde 41 çeşit lüle motifi vardır. Ayrıca çinicilik sanatında bir çığır açan üstün kaliteli bu çiniler, bugün İstanbul’da Kanunî Sultan Süleyman Türbesi (1566), Sokullu Mehmed Paşa Camii (1572), Piyale Paşa Camii (1574) ile Topkapı Sarayı’ndaki Üçüncü Murad Han Dairesi’nin duvarlarını süslemektedir.


Altın Devrini 16. Yüzyılda Yaşadı

On altıncı yüzyıl, Osmanlı çinicilik sanatının en yüksek seviyeye eriştiği devredir. İznik atölyelerinin büyük bir teknik başarısı olan kabarık parlak mercan kırmızısının çinilerde kullanılması, bu zamanda gerçekleşti. Firûze, mavi, koyu bir tatlı yeşil, kırmızı, açık lâcivert, beyaz ve bazen görülen siyah olarak yedi rengin, bu çinilerde sır altına tatbiki, dünya çini sanatında benzeri görülmemiş bir teknik gelişmedir. Bu devir çinilerinde kullanılan motiflerde, karanfil, sümbül, lâle, şakayık, narçiçeği, bahar yani çiçek, açmış erik ve kiraz dalları ile artık tamamıyla tabii örnekler hâkimdir. Hançer gibi kıvrılan iri yeşil yapraklar, çiçeklerin arasını doldurmaktadır. 1600 tarihinde yapılan Sultan Üçüncü Murad türbesiyle bu büyük üslubun devri de kapanır.

İstanbul’da Tekfur Sarayı’nda 1725’ten sonra bir çini atölyesi kurulmuş ve Sultan Ahmed Çeşmesi ile Hekimoğlu Ali Paşa Camii bu çinilerle süslenmiştir. Fakat bu atölyenin de ömrü uzun olmamıştır. Sadece Kütahya atölyeleri günümüze kadar varlığını devam ettirebilmiştir. İslâm seramiklerinin önemli bir merkezi, 833-884 tarihlerinde kurulan Samarra şehridir. Perdah tekniği ile yapılan ilk seramikler, Samarra’da ortaya çıkmıştır. Plaka çini yapımı ilk defa burada gerçekleştirilmiştir.

İslâm seramik sanatının çok çeşitli kalite ve formda zengin örneklerini sergileyen Selçuklularda; firûze, yeşil, kobalt mavisi, kahverengi, renkli ve şeffaf sırlı örnekler, çok bol bir şekilde görülmektedir. Anadolu seramikleri arasında İslâm seramik sanatının geleneksel kırmızı hamurlu gevşek hamur yapısında vazo, sürahi, kâse ve büyük küpler yapıldığı görülür.

Ne yazık ki, bu çok değerli güzel sanat dalı, 17. yüzyılın başından itibaren gerilemeye, sonra da sönmeye yüz tutmuş ve çini yapımevleri, peş peşe kapanmıştır. Muhteşem devirler yaşayan Türk çinicilik sanatı, eski gücünden çok şey kaybetmiş olmasına rağmen, bugün de hayatiyetini sürdürme gayreti içerisindedir.


Çininin Yapım Aşamaları

Üretim süreci içinde çiniciyi hamuru hazırlarken, tornası başında, boya ve sır yaparken, fırınlarken ve ürünü pazara hazırlarken izlersek tamamlanmış ürüne olan hayranlığımız daha da artar. Eski çini ustaları, ürünleri dışında çok az yazılı kaynak bırakmışlardır. Buna karşın birkaç Osmanlı saray fermanı, iki Farsça risale ve İran ve Türkiye’deki 20. yüzyıla ait etnografik bulgular üzerinde yapılacak bilimsel araştırmalarla bu ustaların malzemeleri ve zanaatlarına ilişkin bilgiler edinilebilir. Seramik hamurunun hammaddeleri şöyledir: Yüzde 80 silika (kuars), yüzde 10 kil ve yüzde 10 frit yani camın fırınlanmış hali. Seramik bağlamında “frit” (Sırça) terimi öğütülmüş camın seramikte kullanılan başka hammaddelerle karıştırılması anlamına gelir.

Kil ıslatılarak boza kıvamına gelene kadar sulandırılır, ince bir bezden öğütülmüş frit ve kuarsın üstüne süzülür, karıştırılır ve ayakla çiğnenirdi. Teknelerde elle iyice yoğrulan karışım güneşte kurutularak suyun fazlası alınırdı. Kurutma işlemini hızlandırmak için bu karışım tuğlaların üstüne ya da alçı kalıplara dökülürdü. Bu biçimsiz kütleye bir hacim ve ses kazandırmak gerekirdi. Çiniye formunu kazandırmak tornada elle şekillendirme veya kalıplarda şekillendirme yöntemleriyle gerçekleştirilirdi. Tarihi süresince çini buna benzer ilkel metotlarla imal edilmiş olup günümüzde ise teknoloji kullanılarak daha fabrikasyon şekilde yapılmaktadır. Şeklini alan çini nemini atacak şekilde kuruduktan sonra ön fırınlama (900 derece civarında) yapılır. Bugün Kütahya’da ön fırınlama bir kat astar sürüldükten sonra yapılır. Bisküvi dediğimiz ilk pişirimi yapılan mamul dekorlama (desen bezeme) ve sırlamaya hazır hale gelir. Aslında teknik açıdan fritli kaplara ön fırınlama uygulamak gerekmez, ancak kaplardaki çatlakları ve hataları bezeme ve sırlamadan önce ortaya çıkarma açısından önemlidir.

Hamurun yapısındaki yüksek kuars oranına karşın bileşime katılan düşük orandaki demir oksitten dolayı hamur, bejimsi bir renk alır. Boyama uygulanacağı parlak, beyaz bir zemin elde etmek için, mamulün yüzeyi ince bit tabaka astarla katlanır. Astar hamurla aynı yapıya sahiptir ama içinde demir atıklarının bulunmaması için özenle seçilip ince öğütülerek hazırlanır. Tuval üzerinde ki astar gibi sırlama için iyi bir zemin oluşturacak pürüzsüz ve beyaz bir yüzey elde edilmeye çalışılır.


Astar:

Günümüz Kütahya’sında astar yüzde 75 kuars, Eskişehir ve Mihaliçcik kili yüzde 25’tir. Önce kil hazırlanır, çökertilir ve birkaç gün bekletildikten sonra kaynatılıp karıştırılır. Sulandırıldıktan sonra karışım süzülür ve öğütülmüş kuars eklenir, elenip bir ya da iki gün dinlenmeye bırakılır. Sonunda sık dokunmuş kumaştan geçirilip istenen kıvama gelinceye kadar süzülür. Kütahya’da geleneksel olarak astar fırçayla sürülse de püskürtme yöntemi de uygulanabilir.



Renkler:

Astarlama işleminden sonra ünlü seramikçi Ebul Kasım seramiklerin güneşte kurutulmasını önermiştir. Kuruduktan sonra ürünler boyamaya hazırdır. İznik seramiklerinin ünü desenin yoğunluğu ve renklerin parlaklığından kaynaklanır. Bu kadar zengin renklerin yalnız mavi, turkuaz, yeşil, siyah, mor, kırmızı ender olarak da gri ile elde edilmiş olmaları şaşırtıcıdır. Bu renklerin parlaklığı boyarken görülemez ancak sırlanıp fırınlandıktan sonra kazanılan bu parlaklık boyama sırasında sadece düşlenebilir. Bütün renkler boyar madde (pigment) ile cam, frit, yaş öğütme yöntemi ile karıştırılır. En önemli İznik rengi kobalt oksitten elde edilen mavi ve uzun yıllar sırrı bulunamayan kırmızıdır. Kırmızı sır altı renkler içinde belki de en zor elde edilen renktir. Bazı İznik seramiklerinde ve duvar çinilerinde görülen parlak domates ya da mercan kırmızısına başka hiçbir seramik geleneğinde rastlanmamıştır. Hafifçe kabarık olan bu kırmızı sırla kaplandığında bombelendiğinden olağan üstü görsel bir etki uyandırır. Oksitlerin öğütülerek pişirilmesi ile oluşturulur, oksitler ısıtılıp yüzde oranları arttırıldıkça renkler koyulaşır. Oksitler sır ile reaksiyona girerek sırrı renklendirir. Boyalar sır içinde dağılarak sırrı renklendirir.


Hangi maddeden hangi rengin elde edildiğine de değinelim.



Krom oksit:

Hammadde olarak yeşildir, sarımsı yeşilden koyu yeşile kadar renk verir, kromla kırmızı renkli sırlarda elde edilir. Krom ve Sipinel minerallerinden siyah sağlanır.

Bakır Oksit

: Kurşunlu sırlarda yeşil tonlarını verir. Alkali sırlarda mavi renk verir. Sırrın bileşimine ve fırınlamaya bağlı olarak ta turkuaz renkte bakır oksitten elde edilir.

Nikel Oksit:

Suda rahat çözünür. Kirli sarı, yeşil ve bazen pembe elde edilir. Kobalt Oksit: Pişirim sonrasında açık maviden koyu laciverte kadar renk verirler.

Mangan Oksit:

Kurşunlu sırlarda kahve tonlarını verir, alkali sırlarda mor renk oluşturur.

Demir Oksit:

Oksidasyan pişirimi (elektrikli oksijenli ortam) sarımsı kahveden, şarap kırmızısına, kahve rengine kadar renk verir. Redüksiyon pişiriminde (az oksijen) gri maviden griye dek renk verir.

Kurşun Oksit:

Kurşun oksit çok ise sırda sarımsı renk verir.

Selen Bileşikleri:

900 derece ile 1000 derecede çok güzel kırmızı renk verirler, başka sırlarla karışırsa kahvemsi, siyahımsı sonuçlar oluşur.

Sırlama:

Seramik ürünlerin estetik ve teknik amaçlarla üzerine kaplanan sert ve genellikle parlak camsı ince tabakaya sır denir. Boyalarla yapılan bezeme (desen çizme) tamamlandıktan sonra çini, şeffaf, renksiz, parlak bir sırla kaplanır. Sır içinde kullanılan hammaddeler değirmenlerde uzun zaman öğütülür, karışım bezden süzülür çökmeye bırakılır ve daha sonra üstünde ki fazla su atılır. Kurşun oksitten dolayı turuncu kırmızı olan sır karışımı için bir bağlayıcı gerekmektedir. İran’da bu bağlayıcı genellikle kitre idi; Kütahya’da ise bugün un kullanılmaktadır.

Sırlama işlemi ya çininin sırra batırılması ile ya da sırrın mamulün üzerine akıtılması ile yapılır. İznikli ustaların duvar çinilerini akıtma yöntemi ile sırladıkları açıktır. Bugün Kütahya’da ustalar çinilerin tabanındaki fazla sırrı bıçak ya da süngerle temizleyip, sırlaması eksik kalmış yerleri fırça ile doldurur. Artık ürün fırınlamaya hazırdır.



Fırınlama:

Bir amaca yönelik olarak dekorlanan malzemenin istenilen özellikleri kazandırmak için geçirmiş olduğu ısıl işlemlere pişirme denir. Fırınlama, yüklemeden boşaltmaya kadar olan safhaları içine alır.

Isıl işlemlerin yapıldığı kontrollü mekânlara fırın denir. Fırının büyüklüğüne, içinin doluluk oranına, kullanılan malzemenin cinsine göre genellikle 800-930 derece arasında ısı kullanılır. Pişirme süresi doluluk sıklığı, fırının hacmi, ısı homojenliği yine malzemeye göre değişir.

Fırındaki değişimler göz önüne alınarak pişirim ve fırını soğutma yavaş yapılır. Aksi takdirde çininin bünyesi zayıflar. Üzerinde sır çatlakları oluşur. Pişirim sırasında malzemelerin moleküler yapısı değiştiğinden çeşitli gazlar ihtiva ederler.


İSMEK’li Kursiyerler Tarihi Mekânları Restore Etti

Çinicilik, geleneksel sanatları öğretmeyi ve yaşatmayı amaç edinen İSMEK’in en çok ilgi gören branşlarından biri. Kursiyerler, bu kurslarda çini ile ilgili teknik ve uygulamalı bilgilerin dışında çinicilik kültürü ile günümüze ulaşan eserler hakkında da donatılıyorlar. Branşın usta öğreticileri eşliğinde eğitilen kursiyerlerin bir kısmı bu işi meslek edinip profesyonel olarak ürünler ortaya çıkarıyorlar. İSMEK’te çini usta öğreticisi Sevim Ersoy’un denetiminde, kursiyerlerin katılımıyla üretilen TÜRSAB destekli Kütahya Anemon Oteli dekorasyon çinileri ile Beyoğlu Belediyesi destekli Sütlüce Şehadet Camii mihrap çinileri buna örnek gösterilebilir.

Sevim Ersoy, kursiyerleriyle birlikte hayata geçirdikleri birkaç projeyi şu şekilde anlatıyor: “Bir otel çalışmasında (otelin hamamı, havuz, bar, resepsiyon bölümlerindeki çini duvar panoları vb.) Selçuklulara olan hayranlığımızı yansıtmak istedik. Kursiyerlerle birlikte ziyaret ettiğimiz Konya’daki Selçuklu eserleri ve Beyşehir’deki Eşrefoğlu Camii mihrabı, çalışmamızın yol haritası oldu. Konya’daki Karatay Medresesi’nin kubbe yüzeyinde gök kubbeyi aydınlatan, güneşi çağrıştıran son derece üst düzey bir çini mozaik konçertosu, adeta Eşrefoğlu Camii mihrabında tekrar karşımıza çıkarak, bizi aydınlattı ve çalışmalarımızın ana odağını oluşturdu.

Mihraptaki tüm esere hâkim turkuaz zemin, mor hat, beyaz konturdan oluşan tek renkli sırlı çini mozaiklerini siyah kontur, turkuaz ve kahve renklerinin tonlarını katarak eserin estetiğini farklı boyama teknikleriyle Kütahya’daki otel çalışmamıza da taşımaya çalıştık.”

Çini usta öğreticisi Sevim Ersoy, çalışmalardan bahsederken projede çalışan kursiyerlerin isimlerini zikretmeden geçemiyor. Ersoy, “Osmaniye İSMEK’ten Günseli Devrim, Serap Gedik, Deniz Erdoğan ile Yavuz Selim İSMEK’ten Hamide Özkabaş, Dilek Ustabaşı, Nimet Şentürk, Leyla Yeniciler, projede birlikte çalıştığımız İSMEK’li kursiyerler” diyor.

Ersoy, kursiyerlerle ortak bir diğer çalışma olan Şehadet Camii mihrabının da Eşrefoğlu Camii’nin yansıması olduğunu ifade ediyor. Ersoy, Günseli Devrim, Serap Gedik adlı kursiyerlerin bu projeye de katkıda bulunduklarını belirtiyor.


Sırlı Denizlere İSMEK’le Yolculuk

İSMEK’te çini branşı usta öğreticisi olan Sevim Ersoy’un, öğrencileriyle birlikte hayata geçirdiği son proje, “Sırlı Denizlerin Seyir Defteri” adlı bir sergi çalışmasıydı. Bu sergide Osmanlı Donanması’na olan hayranlıklarını dile getirmek istediklerini anlatan Sevim Ersoy, “Piri Reis, Barbaros Hayrettin Paşa gibi güçlü denizcilerin tarihimizdeki önemini fırçalarımızla bir kez daha vurgulayıp, sanatseverlerle paylaşmak istedik.” diyor. Projenin nasıl geliştiğine değinen Ersoy, “Denizcilik tarihimizle ilgili kitaplar arasında gezinirken 16. ve 17. yüzyılda yapılmış kalyonlu çinilerin dışında çok daha renkli bir Osmanlı Donanması’nın var olduğunu keşfettik. Bu heyecanla yaptığımız araştırmalarda 21. yy. yılda gerçekleşen uzay çağı savaşlarının geçmişte deniz yoluyla yapıldığını öğrenerek pusulamızı bu yöne çevirdik.” diye konuşuyor.

“Sırlı denizlerin seyir defterinde atalarının hatıralarını yâd etmek istersen köpük renginde bir rüyaya girer gibi gir bu serginin içine ve dimağına çarpan tuz lezzetindeki hayalleri canlandır zihninde… O zaman geçmişinle yeniden karşılaşacaksın ve bundan gurur duyacaksın…” sloganıyla yola çıkılan sergi, İstanbul Beşiktaş Deniz Müzesi ve Eskişehir Odunpazarı Kurşunlu Külliyesi’nde sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Çini duvar panolarının ağırlıkta olduğu sergide; küp, tabak, sehpa gibi pek çok çini eser Piri Reis, Barbaros Hayrettin Paşa gibi güçlü denizcilerin tarihteki izlerini yansıtıyordu.  

İSMEK El Sanatları Dergisi 12 İNDİR

Bu yazı 4592 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK