Kukla

Hem Fizik Hem Kukla Mühendisi!

  • #


Yazı: Semra ÜNLÜ

İTÜ Fizik Mühendisliği Bölümü mezunu olan İskender Giray, toplumda ‘gerçek bir iş’ olarak kabul gören ama içine bir türlü sindiremediği işinden istifa edip kukla sanatına yöneldi. Yaşamın kendisine biçtiği rolü gönülsüzce oynamayı reddeden Giray, şimdilerde Nişantaşı’ndaki küçük atölyesinde kuklalar yapıyor. İlk aşısını 8 yaşındayken bir İmralı mahkûmundan aldığı resim sanatını da sürdüren Giray’ın amacı, öteden beri ilgi duyduğu seramik sanatlarında kendisini geliştirmek, iyi bir heykeltıraş olmak.

Bilindik bir klişedir; ‘Hayat bir oyun sahnesidir, perdeleri vardır, açılır ve kapanır. Bu oyun sahnesinde herkesin bir rolü vardır…’ Bu klişeye göre, her oyuncu kendisine biçilen rolü oynar. Ama kimileri de biçilen rolü içine sindiremez bir türlü ve oynarken mutlu olduğu başka bir role soyunur. İskender Giray için de böyle olmuş. Hayat şartları mı dersiniz, toplumsal dayatma mı dersiniz, ne derseniz deyin, Giray kendisine dayatılan fizik mühendisliği rolünü istemeye istemeye bir süreliğine oynamış. Sonra bir gün bakmış ki bu şekilde mutlu değil, oyunun orta yerinde sahneden kulise atıvermiş kendisini yepyeni bir rol için.


İskender Giray, sanatın bizim toplumumuzda maalesef hâlâ “gerçek” bir meslek olarak kabul görmediği gerçeğini dikkate alarak yapmış üniversite tercihini. Mezuniyet sonrası gerçek bir meslek sahibi olabilmek için İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Fizik Mühendisliği Bölümü’nü okumuş. Başarıyla mezun olduktan sonra da yurt dışı menşeli bir telekomünikasyon şirketinde iş bulmuş. “Türkiye’de fizik mühendisleri zaten ya ARGE yapıyorlar, ya bankacı, bilgisayarcı veya telekomünikasyoncu oluyorlar. Ben, telekomünikasyoncu oldum” diyen Giray, bu firmada üç yıl kadar çalıştığını söylüyor. Anlattığına göre kazancı da yerindeymiş. Görünüşte her şey yolundayken mühendislik kostümünü bir anda üzerinden çıkarıp atışını bakın nasıl anlatıyor Giray: “Aslında her şey yolunda gibiydi. Toplumda kabul gören gerçek bir işim vardı. Ama takım elbiseler içinde, hiç istemediğim bu işe gitmek beni gerçekten hiç tatmin etmiyordu. Kazandığınız parayı sadece hafta sonları harcayabiliyorsunuz ve hayatınızın yedide beşini, kalan yedide ikisinin efendisi olmak için harcıyorsunuz gibi geliyordu bana.”

Sonunda 28 yaşına geldiğinde, kendi deyimiyle zincirlerini kırmış ve ‘henüz geç değil’ deyip işi bırakmış. İstifa ettiği için yakın çevresinden ‘Bravo’ diyenler de olmuş, ‘Şimdi ne yiyip ne içeceksin’ diyenler de. Bu dönemde en büyük desteği ailesinden almış.

Fizik Eğitimi Almış Olmaktan Memnun

Nişantaşı’ndaki küçük atölyesinde ziyaret ettiğimiz İskender Giray, kukla sanatına geçiş öyküsünü anlatmaya başlamadan önce, her şeye rağmen fizik eğitimi almış olmaktan pişman olmadığını, “Bu okulu okumuş olmaktan mutluyum” sözleriyle dile getiriyor. “Fizik, insana farklı bakış açısı da kazandırıyor. Hayatın her aşamasında işinize yarayan bir dal.” diyen sanatçı, bugün kuklalarını yaparken de fizik bilgisinden yararlandığını ifade ediyor.

İskender Giray’ın, plazadaki iş yaşamını bıraktığında esasında kuklacılıkla pek ilgisi yokmuş. Daha küçük yaşlarda resim sanatıyla tanışan ve eğitim hayatı boyunca karakalemi, fırçayı elinden bırakmayan Giray’ın amacı her zaman plastik sanatlarda bir şeyler yapmakmış. Kendisini geliştirmek için sürekli çalışan sanatçı, bir arkadaşının kendisini kukla yapan arkadaşlarıyla tanıştırdığı gün aradığını bulmuş. Evini atölyeye çeviren Giray’ın yaptığı ilk kukla, babasının kuklası olmuş. “Babam, kuklasını yaptığımı biliyordu ama çok da hoşuna gitmiyordu” diyen sanatçı, “Kukla oynatılabilen bir şey ya, ataerkil bir adam olduğu için gücü elinden alınmış gibi hissetti belki de. Fakat kuklayı bitmiş halde görünce çok beğendi.” diye konuşuyor.


İlk kuklasına babasının arkadaşlarından da övgüler alan İskender Giray, babasının dost çevresinden ilk kukla siparişini almış. Sonrasında da kulaktan kulağa yayılan başarısıyla siparişlere hep bir yenisi eklenmiş. Maison Francaise dergisinde çalışan bir bayanın arkadaşının kuklasını yapmış Giray, bu da dergide kendisiyle yapılacak bir mülakatın yolunu açmış. Derken başka gazetelerde çıkan röportajlar İskender Giray’ın kukla sanatçısı olarak tanınması konusunda epey yarar sağlamış. Hatta yetiştiremediği için reddettiği siparişler bile olmuş o dönem. Okuduğunuz üzere İskender Giray artık hayatını sanatıyla kazanabilir hale gelmiş.

Resim Yapmayı İmralı Mahkûmundan Öğrenmiş

Kukla yaparken, bir yandan da resim çalışmalarına devam ettiğini söylüyor ve atölyenin bir köşesinde duran henüz tamamlanmamış yağlıboya bir tabloyu gösteriyor. Atölyede ayrıca birkaç karakalem resim de gözümüze çarpıyor. İskender Giray’ın resim sanatıyla tanışmasının çok küçük yaşlarda olduğunu söylemiştik. Bundan da biraz bahsetmesini istiyoruz. Memur bir babanın çocuğu olan Giray, (Babasının emekli savcı olduğunu öğreniyoruz) babasının görevi gereği yazları İmralı Adası'nda lojmanda kaldıklarını anlatıyor. İmralı’nın yarı açık cezaevi olduğu zamanlar, gönüllü mahkûmlar lojmanda çalışırmış. O sıralar 7-8 yaşlarında olan Giray da mahkûmlarla arkadaşlık edermiş. Bu mahkûmlardan biri -ki Giray şimdi bu mahkûmun adını hatırlamasa da o zaman 8 dil biliyor olmasından pek etkilendiğini söylüyor- kamptaki duvarlara resimler yaparken o da saatlerce izlermiş. Küçük çocuğun kendisini ilgiyle izlemesinden etkilenen mahkûm, ona da bir fırça vermiş. Giray, “Böylece resimle ilgili ilk aşıyı almış oldum. Yaz tatili boyunca birlikte resim yaptık. Lisede, üniversite döneminde yağlıboya resimler yapmaya başlamıştım artık.” diyor.


Kuklanın Yapım Aşamaları

Resimden sonra esas konumuza kukla sanatına dönüp, bir kuklanın hangi aşamalardan geçtiğini soruyoruz İskender Giray’a. Öncelikle eğer hayali bir kahraman değil de gerçek birinin kuklasını yapacaksa, o kişinin fotoğrafını görmesi gerektiğini belirtiyor sanatçı. “Ne kadar çok açıdan fotoğrafını görürsem, benim için o kadar iyi” diyen sanatçı, "Bir profilden, bir de ön cepheden ve göz hizasından bakan fotoğraf, surat ifadesi için de önemli.” diyor.

Ardından kullandığı malzemelere değiniyor sanatçı: “Seramik çamuru, polyester, ahşap, strafor kumaş, deri, metal… O kadar geniş ki malzeme skalası. (Atölyenin duvarındaki rafı gösteriyor) Mesela şurada hemen hemen olmayan yapıştırıcı yok. Atölyenin bu kadar kalabalık olmasının nedeni, çok fazla malzemeye ihtiyaç olması.

İhtiyacınız olan doğru çözümü bulmak için her şeyin elinizin altında olması gerekiyor.” İskender Giray, kuklaların kıyafetlerini de kendisinin diktiğini belirterek, espriyle “İçerde her genç kızın rüyası bir Singer makinem var. Kıyafetleri onunla dikiyorum” diyor. Kukla ve resim sanatçısı İskender Giray, seramik çamuru kullanıyor kuklalarını yaparken. Akçin denilen bu çamur, esasen fırınlanabilecek bir çamur, ancak sanatçı bunu kalıp almada kullanıyor. Kalıbını aldığı mini heykelciği, (Heykel demek yanlış olmaz esasında sanatçının yaptıklarına. Giray’ın yaptıkları da elleri, kolları hareket edebilen heykelciklerden başka bir şey değil.) bu kez polyesterden tekrar döküyor. Ve artık işleme prosesi başlıyor. Giray’ın anlattığına göre ne kadar temiz çalışırsanız çalışın, kalıbı ne kadar temiz alırsanız alın yine de istenilen oranda pürüzsüz çıkmıyor malzeme. Bu pürüzleri giderme ve detayları keskinleştirme işlemiyle devam ediyor süreç. Sonra boyama aşamasına geçiliyor, makyajı yapılıyor, gerektiği şekilde saç ekimi yapılıyor. Kuklasına orijinal saç isteyenler olabiliyormuş zaman zaman. O vakit, gerçek saçtan yapılmış peruk satın aldığını anlatıyor sanatçı. Tabii bu şekilde maliyet de daha yüksek oluyor. Ardından gövde ve kol-bacak kriterlerine geçiliyor. Normalde kollar bacaklar, ahşap çıtalardan oluşuyormuş fakat kuklasına tişört veya şort giydirmek istiyorsa siparişi veren, o zaman kollar ve bacaklar için yine seramik çamurunu kullanıyor İskender Giray. Sanatçı, kuklada kollar ve bacakların çıtadan olmasını daha çok tercih ettiğini belirtiyor.

Göbekli, Gıdılı Kuklalar Mutsuz Ediyormuş

Meraklıları bilirler. Kuklalarda bir parça abartı, gerçek modelin bir parça karikatürize edilmesi söz konusudur. Giray, modelleri, kendi deyişiyle ‘deforme’ ederken yüzde gıdı kısmı ve vücutta göbek kısmı üzerine deformasyon yaptığında, bu insanların hoşuna pek de gitmiyormuş. Tersine mantık devreye giriyormuş bu durumda ve olduğundan daha az gıdı, daha küçük göbek yaptığında karşı tarafın yüzü gülüyormuş kuklasını görünce. İskender Giray, kuklalarda vücudu yaparken genelde strafor kullandığını söylüyor. Bunda maksat, kuklayı olabildiğince hafif yapmak. Zira polyester ağır bir malzeme olduğundan kukla da ağır oluyor. “Kuklasını bitmiş halde görünce insanların tepkisi ne oluyor?” sorumuza, “Genel olarak ilk on beş saniye benim için çok önemli. Kuklayı verirken yüzüne bakıyorum. Şu ana kadar beni kötü hissettirecek bir tepki almadım” diye karşılık veriyor sanatçı.


Elinde hâlihazırda yapımı süren kuklalar olduğunu, tezgâhtaki iki adet kafa taslağı ile atölyenin tavanından aşağı sallandırılan, ucu çengelli bir başka kafa taslağını görünce anlıyoruz. İpe asılı, abartılı saçları mora boyanmış hazırlık aşamasındaki bir kukla ilgimizi çekiyor en çok. Bu, sanatçının yapmak istediği bir kukla serisinin karakterlerinden biri tanesi olacakmış tamamlandığında. Gövdesini, gazete kâğıdı ve tutkalın sıkıştırılması yöntemi olan “papya maşe” denilen yöntemle yapacakmış. Sırtı kambur, incecik elleri olan bir kukla olacakmış bu. Lord adını verdiği bu kuklanın elleri ve aylakları da papya maşe ile yapılacak. Siyah pelerin giydireceği Lord’un dışında seride kısa ve geniş karakterler de olacak sanatçının anlattığına göre. Animasyon çizgi filmlerden etkilenip tasarladığı bu karakterler yalnızca erkek olmayacak, kadın karakterler de olacak. Sanatçı, serinin ismi konusunda ise henüz bir karar vermemiş. Bu seriyi, bir yıla kadar açmayı planladığı kişisel sergisi için hazırladığını söyleyen Giray, aynı sergi için bir dizi de resim yapmak istediğini belirtiyor.

İlginç Dekoratif Propaganda Projesi

İskender Giray’ın devam eden bir başka projesi de “Dekoratif Propaganda”. İsim ilginç geliyor. Sanatçının “Dekoratif Propaganda”sı, Amerika Birleşik Devletleri tarafından 1945 yılında Japonya’ya atılan ilk atom bombası “Little Boy”a bir gönderme. Orijinal boyutu baz alınarak 1/600 ölçeğinde küçültülmüş modelden on adet üretmeyi planlıyor Giray. Sanatçı, bu seriden bir gönderme de Alman Ordusu'na yapıyor. Seramik, ahşap karışımı yapacağı çalışmada, bir haçın üzerine asılmış seramik bir Alman askeri miğferi, mezar görünümlü taş bir kaidenin üzerine asılı olacak. Bu kompozisyondan da on adet üreteceğini anlatan İskender Giray, bu çalışmalarla amaçladığı şeyin, şu ana kadar propaganda amacı olarak kullanılmış olan malzemelerin bu kez de ev ortamında insanlara bir şeyler hatırlatması. Little Boy serisi henüz tamamlanmamış olmasına rağmen, 7-8 adedi alıcı bulmuş bile.

Sanatçı, kuklalarını, heykelciklerini yaparken çok farklı şeylerden ilham aldığını, farklı göndermeler yaptığını söylüyor. Mesela kuklalarından birinde, Amerikalı ünlü yönetmen Kubrick’in “Dr. Strangelove” filmine gönderme yapmış. Kuklanın kompozisyonu, bir nükleer bombanın üzerine oturarak yere düşen bir Amerikan subayını anlatıyor. Tüm bu anlattıklarından İskender Giray’ın, basit Pinokyo’lar yapan bir kukla ustası olarak kalmayı protesto eder bir yanı olduğunu anlıyoruz. Giray; iyi paralar kazandığı, bir sürü insanın yerinde olmak isteyeceği takım elbiseli, kravatlı iş hayatını bir anda terk edip kolları sıvadığı sanat yaşamında çok geniş hedefler koymuş kendine. Giray’ın amacı, plastik sanatlara devam etmek, heykel, resim üzerinden hayatını kazanmak.


Kuklalarıyla Arasında Duygusal Bir Bağ Oluşuyor

İskender Giray, sanat yaşamında şu ana kadar geldiği yerden memnun ama daha yolun çok başında olduğunu da belirtmeden geçmiyor. “Gelmek istediğim nokta, iyi bir plastik sanatçısı olarak anılmak. Dolayısıyla daha işin başındayım ve öğrenecek çok şey var. Öğrenmeye devam ediyorum. Malzemeyi daha iyi kullanmayı öğrenmeliyim. "İstediğim malzemelerden heykel yapmak istiyorum." diyen Giray, hayatın her alanında olduğu gibi sanatta da öğrenmenin sınırı olmadığına vurgu yapıyor. Sanatçı, sözlerine şöyle devam ediyor: “Ben artık bir yere geldim, dediğinizde ilerleme durur, olduğunuz yerde kalırsınız. Aslında hiçbir şey olmamışsınız demektir bu. Sürekli bir şeyler öğrenip, sürekli ileri gitme hevesindeyim. Umarım hep böyle bir enerjiyle devam edebilirim.”

İskender Giray konuşurken gözümüz henüz sadece baş kısmı kabaca şekillendirilmiş Pinokyo kuklasına takılıyor. Hemen yanında da Homeros kafası duruyor. Bu ikisinin ne kadar sürede tamamlanacağını soruyoruz sanatçıya. “Bu üçlü bir sipariş; Pinokyo, Homeros ve Sezen Aksu. Mesela Sezen Aksu’nun kuklası bir ayı bulacak. Homeros’un kuklası da yine bir ayı bulacak. Çünkü bunlar müzede sergilenmek üzere sipariş edildi; İzmir Oyuncak Müzesi. Aynı zamanda çiftlerini de çıkartmak istediğim kuklalar bunlar. Bundan bir tane yapabilmek için farklı bir yöntemle kalıbını alıyorum, kırmadan tekrar yapabilmek için. Bu kalıbı almak da üç-dört günümü alıyor. İkinci kalıbı almak için kullandığım bu yöntem de süreci iki katına çıkarıyor.” diyen Giray, bir kuklanın minimum 10-15 günde tamamlandığını sözlerine ekliyor. Sanatçı, bir kuklanın bitip de teslim edileceği vakit geldiğinde ise içini garip hüzün kapladığını belirterek, çalışmalarıyla arasında kurduğu duygusal bağı şu sözlerle aktarıyor:

“Günlerce üzerinde çalışıyor, zımparalıyorsunuz, macunluyor, boyuyorsunuz son şeklini veriyorsunuz sonra bunu para karşılığı başkasına veriyorsunuz. Ve o zaman çok üzülüyorsunuz. Gitmeden önceki son gece kesinlikle yatak odama alıyorum. Orda bir yere asıyorum sabah uyanınca görebileceğim şekilde. Çünkü gidince bir daha göremeyeceğim. Fotoları varsa onlara bakabiliyorum sadece.”


Kullanılan Malzeme ve Detaylar Fiyatı Belirliyor

Üzerinde o kadar çalışıp, bir de sanatçıların genelde söyledikleri gibi her bir üretimini çocuğu gibi görüp, duygusal bir bağla bağlandığı kuklalarına değer biçerken neleri baz aldığını soruyoruz İskender Giray’a. “Her kuklanın kendine ait bir fiyatı var. İnsanların istekleri, ‘nükleer bir bombanın üstüne otursun’a kadar çeşitlilik gösteriyor. Genelde fiyat vermiyorum” diyen sanatçı, istenilen detaya göre fiyatın 1,200 ile 2,500 TL arasında değişebildiğini, kısacası fiyatı, kullanılan malzemenin belirlediğini vurguluyor. Giray, fiyattaki parametrelerini şöyle sıralıyor: “El ayak detayları, kollar ve kıyafet. Bir kot pantolon tişört dikmem ile bir gelinlik-damatlık dikmem arasında zaman bakamından epey bir vakit farkı var. Kuklanın büyüklüğü ve küçüklüğü de önemli etkenler. Küçük bir şeyi benzetmek daha zor mesela. Dediğim gibi her bir detay artı bir malzeme ve artı bir fiyat demek.”

Türkiye’de pek de yaygın olmayan kuklacılık sanatının az sayıdaki temsilcisinden biri olan İskender Giray’a, bu sanatın zorluklarını da soruyoruz. En büyük sıkıntıyı malzeme konusunda yaşadığını anlatan kukla ustası, “Ancak yurt dışında bulunabilen birçok malzeme, Türkiye’ye gelmiyor bile” diyerek sitemini dile getiriyor. Giray’ın anlattığına göre bir de mesai konusu var zorluk denilince aklına gelen. “Mesainiz çok fazla bir kere. Ama bu işi yapacak insanın, hayatının bu iş olması gerekiyor. Buna bir mesai olarak bakmıyorsanız sorun yok elbette” diye konuşuyor sanatçı.

İSMEK El Sanatları Dergisi 12 İNDİR

Bu yazı 1297 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK