Şehir Rehberi

Mini Hollanda: Madurodam

  • #


Yazı: Semiramis DOĞAN

Özgürlükler ülkesi Hollanda’nın anayasal başkenti Den Haag’dayız. Kraliyet Sarayı, hükümet binaları, bakanlıklar ve parlamento, hepsi bu şehirde. Yeşilin hâkim olduğu bu Flemenk şehrinde gezilecek yerler arasında ilgimizi en çok "Madurodam” çekti. 1952 yılında bir savaş anıtı olarak kurulan bu mini kentte gözünüzün gördüğü her şey, aslının tam 25’te biri boyutunda. Tüm Amsterdam’ı, hatta Hollanda’yı bir çırpıda görebilme imkânı sağlayan mini kent, aynı zamanda İstanbul'daki Miniatürk'ün de esin kaynağı.

Bir papazın oğlu olarak küçük bir kasabada dünyaya gelen Van Gogh’un, en az onun kadar ünlü bir ressam olan Rembrandt’ın ülkesi Hollanda’nın, sanatta özellikle de resimde haklı bir üne sahip olan müzeler kenti Amsterdam’dayım. Yel değirmenleri, lale soğanları, leziz peynirleri, şirin tahta ayakkabılarıyla ünlü, farklı özgürlük anlayışlarına sahip insanların bir arada uyum içinde yaşadığı bu bakımdan da yabancı turistlerin büyük ilgisini çeken bu Flemenk şehri, Avrupa’nın en görülesi yerlerinden biri.
12. yüzyılda Amstel nehri etrafında kurulan,13. yüzyılda balıkçı köyü haline gelen, çevresini saran kanallarla, tarihi köprüleriyle ve 17. yüzyıl evleriyle ünlü Amsterdam, hem büyük bir kentin bütün avantajlarına, hem de tarihi bir köyün bütün güzelliklerine sahip. Akarsuları, kanalları, parklarıyla ziyaretçilerine, izlemeye doyulmaz, harikulade manzaralar sunan şehirde mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri de Rijks Müzesi. Amsterdam’ın en büyük müzesi olan Rijksmuseum (Rijks Müzesi), haftanın her günü açık ve burada ağırlıklı olarak Hollandalı sanatçıların eserleri sergileniyor. Bu müzenin hemen yanında, kimi resim ve eskizleri dünyanın en tanınmış ve pahalı eserleri arasında bulunan ressam Van Gogh’un eserlerinin sergilendiği Van Gogh Müzesi yer alıyor. Müzedeki tablolarda, sanatçının bunalımları ve her daim hissettiği derin kederin, yaşamının son yıllarında pençeleştiği hastalıkların da etkisiyle, fırçasından yansıdığını okuyabiliyorsunuz. Ressam Rembrandt’ın müze haline getirilmiş evi de, şehrin ziyaret etmeye değecek kültür mekânlarından biri. Müze ziyaretleriyle kendime yaptığım kültür dopinginden sonra, şehrin merkezi sayılan Dam Meydanı’nı geziyorum. Kraliyet Sarayı tüm ihtişamıyla duruyor karşımda. Tam 13 bin 659 sütun üzerine kurulmuş olan bu tarihi yapı, önceleri belediye binası olarak kullanılmış, 1808’de Napoleon Bonapart burayı saraya çevirmiş.

Ve ertesi gün, Amsterdam gezisinin olmazsa olmazı kanal turuna geliyor sıra. Yaşamın bütün ağırlığını, kederini, sulara bırakıp hafifliyor insan bu turda. İyi ki atlamamışım bu turu, diye düşünüyorum. Amsterdam’a gelmişken bu muhteşem su şehrini, kanal turu yapmadan terk etmek olmazdı. Yoksa Venedik’e gidip de, gondola binmeden veya Paris’e gidip de Seine Nehri’nde tekne turu almadan dönmüş gibi esik hissederdim kendimi.


Bir Çırpıda Tüm Hollanda

16 milyon nüfuslu Hollanda’ya gelmişken, bir de idari başkent Den Haag, bizim bildiğimiz adıyla Lahey’e uğramamak olmazdı. Amsterdam’ı tüm güzelliğiyle ardımızda bırakıp Hollanda’nın üçüncü büyük şehrine, Den Haag’a, geçiyorum. Burası ülkenin anayasal başkenti olarak biliniyor. Kraliyet Sarayı, hükümet binaları, bakanlıklar ve parlamento, hepsi bu şehirde. Şehrin ağır bürokratik havasını sanat galerileri, yemyeşil parklar ve bulvarlar, gösterişli büyükelçilik binaları dağıtıyor. Elimde şehir rehberimle sokakları dolaşırken, hayatın çok sakin ve huzurlu yaşandığı bu şehrin, dingin ruhunu olduğu gibi insanlarına yansıttığını düşünüyorum. Yeşilin hâkim olduğu Den Haag’da herkes birbirine karşı saygılı ve güler yüzlü. Rehberde maket şehir “Madurodam” çekiyor dikkatimi. Bu minik şehrin, Amsterdam’ın tamamının maketi olduğunu öğreniyorum. Tüm binaları, sokakları, parkları ve kanalları kuş bakışı görmek mümkünmüş Madurodam’da. Bizdeki Miniatürk, buradan ilham alınarak kurulmuş olmalı, diye geçiriyorum aklımdan. Hollanda kent yaşamının hemen hemen her anının, hareketli ve hareketsiz objelerle canlandırıldığı Madurodam’a doğru yola koyuluyorum. Hollanda’nın bu en küçük şehrine geldiğimde kendimi Jonathan Swift’in cüceler ülkesindeki Gulliver gibi hissediyorum. İnsana kendisini koca bir dev gibi hissettiren minyatür kentte, Amsterdam’a hatta tüm Hollanda’yı bir çırpıda görebiliyorsunuz. Bütün Hollanda’yı gezmek istiyorum ama buna imkânım yok, diyorsanız Madurodam’ı kesinlikle gezmelisiniz.


Madurodam’da Her Şey Aslının Aynı

Burada gözünüzün gördüğü her şey, aslının tam 25’te biri boyutunda. Bu kadar küçültülmüş olduğuna bakıp, gördüklerinizin daha az gerçek olduğu gelmesin aklınıza. Her bir yapı, en ince detayına kadar aslının fotokopisi gibi âdeta. Girişte aldığım Türkçe Madurodam tanıtım kitapçığında, maketlerin yapılmasında ve bakımında her gün 35 kişinin emek harcadığı yazıyor. Maketlerin, en az 30 yıl açık havada kalacakları düşüncesiyle çoğu makette ahşap yerine plastik malzeme kullanılmış. Madurodam’ın minyatürlerini, 2002 yılından beri Miniaturk’ün de yapımcısı olan İstanbul merkezli Miniatureart firması yapıyor.

Mini şehrin yeşil olan bölgelerinde suni ağaç ya da çiçek kullanılmamış, her şey doğal. Bu yüzden özel muamele görmeleri gerekiyor. Budama yöntemiyle boyları 60 santimetrede tutulan küçük yapraklı ağaç ve çalılardan yararlanılmış.

Madurodam’da tüm maketler, belirli bir düzene göre numaralandırılmış. Gezi yolunun üzerindeki sarı çizgilerle, yol haritasındaki maketlerin sırası aynı. Mini kenti dolaşırken istediğiniz yolu seçmekte özgürsünüz. Minyatür şehri farklı bir şekilde keşfetmek isteyenler için temalarına göre adlandırılmış yollar öneriliyor. Bu konuda resepsiyondan bilgi alınması mümkün. Mimari yolu tercih ettiğinizde, Hollanda’nın seçkin mimari yapıları arasında gezinebiliyorsunuz. Suyolunu seçtiğinizde ise Hollanda’da hidrolik üzerine yapılan tüm projeleri bir anda görme şansına sahip oluyorsunuz.


Mini Şehir Yarım Bir Daire Şeklinde Tasarlanmış

1952 yılında kurulan Madurodam’ın şehir planını Seibe Jan Bouma adlı bir mimar hazırlamış. Mimar, şehri bir çeyrek daire şeklinde çizmiş. Dairenin merkezi, eski şehir merkezini gösteriyor. Merkezin çevresinde de yeni semtler; liman, sanayi bölgesi ve dinlenme tesisleri kurulmuş. Yüzölçümü 18 bin m2 olan Madurodam’ın merkezinde kiliseler, müzeler, peynir pazarı ve Amsterdam’ın simgesi kanallar bulunuyor. Unutmadan söyleyeyim; Binenhof hükümet binaları ile Rijksmuseum ve Meryem Ana Bazilikası da burada yer alıyor. Bu binalardan bana göre en ihtişamlısı Meryem Ana Bazilikası. Hollanda’nın Maastricht kentinde kurulu olan bazilika, Roma mimarisi özelliklerini taşıyor.

Rijksmuseum Ulusal Müzesi de etkileyici bir mimariye sahip. Amsterdam’daki Rijksmuseum, Hollanda’nın en önemli müzesi. Müzeyi her yıl 1 milyonun üzerinde ziyaretçi geziyor.

Amsterdam’ın simgesi kanalların da Marudodam’ın merkezinde olduğunu söylemiştim. Burada Herengracht kanalına baktığınızda, ihtişamlı görüntüleriyle bir sıra boyunca vaktiyle soyluların yaşadığı evleri görürsünüz. İstanbul Boğazı manzaralı yalılarda oturanların yaşadığı kadar olmasa da burada konaklayanlar da zamanında manzaranın keyfini sürmüştür mutlaka, diye geçiyor aklımdan. (Ne kadar güzel yerleri gezerse gezsin, insan memleketinden uzakta olunca, gördükleriyle kendi ülkesindekileri karşılaştırmadan edemiyor. Zaman zaman yurt dışına çıkma fırsatı bulanlar hak vereceklerdir bana.)

Sahip olduğu 112 metre yükseklikle Hollanda’nın en yüksek katedrali olan Domun Kulesi’ne de mini kentte yer verilmiş. Gotik mimari ile 1382’de inşa edilmiş bu yapı, 61 yılda tamamlanmış. Madurodam’da sadece Domun Kulesi değil, saat mekanizması ve kulenin çanları da gerçeğine çok benziyor. Düğmeye basıyorsunuz ve çanlar sizin çalıyor. Dünyanın en uzun kapalı su kayak kompleksi olan “Tikibad’ yüzme havuzu da unutulmamış Madurodam’da. Her yıl yüz binlerce ziyaretçiyi ağırlayan bu su parkına, 1994 yılında başka modüller de eklenmiş ve tabii ki yapılan bu değişiklikler, kompleksin Madurodam’daki mini taklidine de uyarlanmış.


Bir Avuç Bozuk Para İle Şehir Canlanıyor

İstanbul’daki Miniatürk’e kıyasla daha ufak bir alana kurulmuş olan Madurodam’da her şey hareketli. Bir avuç dolusu bozuk para ile Madurodam’da gördüğünüz her şey hareket etmeye başlıyor. Yeni Amsterdam Havaalanı Schiphol’da çeşit çeşit uçaklar hareket ediyor, yemek tedarik araçları gelip gidiyor, yel değirmenleri dönüyor, gezinti tekneleri kanallarda ilerliyor. Bir bakıyorsunuz limanda bir yangın söndürülüyor, öte yanda hareketli trenler dünyanın belki de en büyük minyatür demir yolları üzerinden (koca!) bir şehri baştanbaşa dolaşıyor. Leiden şehrindeki “De Walk” (Un Değirmeni), Madurodam’da minyatürize edilmiş. Yedi katlı bu un değirmeni, şimdilerde müze olarak gezilebiliyormuş.

Hollanda’daki tarihi ve önemli 198 parça yapının ölçekle küçültülmüş kopyalarının sergilendiği Madurodam’ı gezdiniz, dolaştınız ve acıktınız. Madurodam’ın yıl boyunca açık olan Waterland ve Paviljoen lokantalarında, leziz ara yemek ve özel mönüleriyle karnınızı doyurabilirsiniz. Her iki lokanta da minyatür şehri gözler önüne seriyor. Hollanda’nın bu en küçük şehrinde, çok fonksiyonlu salonlar da yıl boyunca hizmet veriyor. Eğlenceli partilerden iş toplantılarına kadar her türlü özel organizasyon düzenlenebiliyor bu salonlarda.

Mini kentte hediye dükkânı da unutulmamış. Bu dükkânda şehri tanıtıcı kartpostallardan tutun da fotoğraf makineniz için hafıza kartlarına, bez bebeklerden güneş kremine, pile kadar çok geniş yelpazede ürün bulabiliyorsunuz. Hollanda’daki 198 parça yapının maketlerinin sergilendiği bu mini şehri dolaşırken gerçekten de bütün o yerleri; meydanı, köprüleri, kanalları, havaalanını gezmiş gibi yoruluyor insan. Elimde Türkçe Madurodam rehberim, içimde ‘burayı da gezmekle ne iyi ettim’ rahatlığı, minyatür şehri arkamda bırakıp otelime doğru yola koyuluyorum. Yolu Avrupa’ya düşen herkese bir de Hollanda’ya uğramasını, Amsterdam ve Den Haag’ı görmesini tavsiye ediyorum.


Madurodam, Savaş Anıtı Olarak Kurulmuş

Bugün turistlerin büyük ilgisini çeken bir eğlence merkezi olan Madurodam, esasında bir savaş anıtı olarak kurulmuş. 1952 yılında yapılmış olan minyatür şehir adını, bir hukuk öğrencisiyken Nazi işgalinde Hollandalı direnişçiler arasında bulunan ve Nazi toplama kamplarında 9 Şubat 1945’te öldürülen savaş kahramanı George Maduro’dan alıyor. George Maduro’nun annesi ve babası, George Maduro’nun anısına kurdukları bu mini şehirden gelir sağlayarak bunu bir hayır kurumuna yatırmayı düşündüklerinden, burayı finanse etmişler. Madurodam Yardım Fonu Vakfı, kurulduğu günden bu yana gençlere maddi, manevi destek oluyor. Madurodam’da, George Maduro’nun Willemstad şehrinde doğduğu eve de yer verilmiş.

Madurodam’ın ilk belediye başkanı Prenses Beatrix olmuş. Beatrix, Madurodam’ın açılışından, kendisinin tahta geçtiği 1980 yılına kadar geçen sürede Madurodam’ın belediye başkanlığını sürdürmüş. Kraliçe Beatrix, bugün Madurodam’ın koruyucu meleği olarak kabul ediliyor. Lahey’in orta dereceli 22 okulundan gelen öğrencilerin oluşturduğu Madurodam Gençlik Derneği, 1980 senesinden beri Madurodam’a her yıl yeni bir belediye başkanı tayin ediyor.

İSMEK El Sanatları Dergisi 12 İNDİR

Bu yazı 923 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK