Ağaç İşçiliği

Kapadokya Sandıklarında Saklı Hayatlar

  • #


Yazı: Ayça Olcaytu İŞÇEN

Sandıklar… Hayallerimiz, sırlarımız, sevincimiz, hüznümüz, yaşamımızda kendimize ayırdığımız, mahrem tuttuğumuz ne varsa içine koyup kilidini çevirdiğimiz kutular… Tarihi Eski Mısır’a kadar inen sandıklar, Anadolu’nun kültürel değerlerini yansıtan birer aynadır adeta. Topraklarından pek çok uygarlık geçen Kapadokya’nın çok katmanlı kültürünü de sandıklardan okuyabilmek mümkün. Yıllarını Kapadokya’nın sandıklarına ve daha nice kültürel değerlerine adamış Mehmet Yuğuran’ın koleksiyonundaki sandıklar, Kapadokya’da en çok kabaralı ve ahşap oyma sandıklara rastlandığını gösteriyor.

Kapadokya’da, butik tarzı hizmet veren otellerden birinde, kayadan oyulmuş bir odadayım. Eski bir ahşap sandık, üzerindeki işlemeli örtüsüyle bana bakıyor. Bu güzelim sandıkta acaba kimlerin hayalleri, sırları, geçmişi ya da geleceği saklandı? Askerdeki nişanlının mektubu, yıllar boyu emekle işlenen danteller, örtüler, oyalı yazmalar, takılar, babadan kalan kuka tesbih, dede yadigârı, sedef kakma kabzalı tabanca… Onca yaşanmışlıktan sonra herhangi bir süs eşyasına indirgenmiş, hatta otel görevlisinin, üzerine bavulumu koymaktan çekinmediği bu sandık hangi hünerli parmaklardan çıktı? Üzerindeki motiflerin, renklerin bir anlamı var mı?

En doyurucu cevapları konunun uzmanı verebilir. Ertesi sabah, yıllarını Kapadokya’nın sandıklarına, kilitlerine, anahtarlarına, kapılarına ve daha nice kültürel değerlerine adamış Mehmet Yuğuran’ın Uçhisar’daki dükkânında alıyoruz soluğu. Antikacı Mehmet Bey işini gücünü bırakıp, sandıkların Kapadokya yaşamındaki yerini, teknik özelliklerini keyifle anlatıyor. Arkasından dükkândan çıkıp, Uçhisar’daki deposuna gidiyoruz. Bölgenin dört bir tarafından topladığı sandıklardan seçtiği 50 tanesini çırağının yardımıyla dışarıya taşıyor. Biz de, yaşları 50 ilâ 200 arasında olan bu muhteşem sandıkları fotoğraflıyoruz.


Sandıkların Hayatımızdaki Yeri

Tarihi Eski Mısır’a kadar inen sandıkların Osmanlı’da yoğun olarak kullanımı 19. yüzyıla rastlar. Batılı yaşam tarzının Osmanlı’da etkili olmasıyla birlikte gömme dolapların yerini alan sandıklar öylesine hayatımıza girdiler ki, büyük evlerde ‘sandık odaları’ yapılmaya başlandı. İçlerine mendilden çoraba, giysiden nakışlı örtülere kadar pek çok şeyin konulduğu cins cins bohçalar, artık gömme dolaplara değil, itinalı bir düzenle sandıklara yerleştiriliyordu. Çam, abanoz, sedir, ceviz, elma, gül gibi ağaçlardan yapılan sandıklar, maharetli ustaların ellerinde birer sanat eserine dönüşüyor; ahşap oyma, metal, sedef, fildişi gibi malzemelerle kakma, deri veya metal levhalarla kaplama ya da kök veya toprak boyalar kullanılarak boyama teknikleriyle süsleniyor, motifler bazen de kabara denilen çiviler aracılığıyla oluşturuluyordu.

Ağırlıklı olarak genç kızların, daha küçücük bir çocukken oluşturulmaya başlanan çeyizlerini saklamak amacıyla yapılan sandıklar, genellikle anneden kıza geçerek yıllarca kullanılırdı. Çeyiz sandıklarında kullanılan ağacın cinsi ve süslemenin zenginliği çok önemliydi. Çünkü çeyizle birlikte sandık da bir hediye olarak kabul edilirdi. Zengin aileler, sedir ya da ceviz ağacından, oymalı, kakmalı, kapak içlerine kök veya toprak boya ile çiçek, manzara resmi yapılmış sandıklar kullanırlardı. Özellikle, tahtakurduna ve güveye karşı dayanıklı olan sedir ağacı çok gözdeydi. Yine de bu sandıkların arada bir açılıp havalandırılması adettendi. Sandıkların içleri kadife, saten kumaşla ya da desenli kâğıtla kaplanır, böylece hem içlerine konacak eşyalar neme ve zedelenmelere karşı bir kat daha korunur, hem de görselliği katmerlenmiş olurdu. Giysi ve örtülerin güzel kokması da önemsendiğinden sandık içlerine kurutulmuş çiçek yaprakları, lavanta veya parfüm şişesi bırakılırdı.

Bazılarının içinde tığ, iğne-iplik, düğme, çakı, tesbih gibi eşyaların koyulduğu bir göz veya değerli takıları saklamaya yarayan gizli bir bölme bulunurdu. Kimilerinin üzerine Kur’an-ı Kerim koymak için fildişi, sedef ya da gümüş kakmalı kutular yapılırdı. Kilit sistemleri farklı, hatta şifreli olur, kimilerinin kapağı açılınca alarm niyetine bir çıngırak çalardı.

Sandıklar, genç kızların çeyizleri kadar sırlarını da saklamaya yarardı. Yavukludan gelen mektupların, fotoğrafların veya özel eşyaların yeri sandıklardı. Genç kızın mahremi olan sandığını ondan başkası açamazdı. Evlendiğinde koca evine götürdüğü sandığını hatıra defteri gibi kullananlara da rastlanırdı. Sandık sahibi, evlendiği, çocuklarının doğduğu, hatta aile büyüklerinin vefat ettiği tarihleri genellikle bir kurşun kalemle kapak içine yazardı. Evlilikten itibaren kocaya ve çocuklara ait, tabanca, tesbih, göbek bağı, bir tutam saç gibi kimi kişisel eşyalar da bu sandığa konurdu.

Yiyecek, kap-kacak, çeşitli malzeme koymak amacıyla üretilen sandıklar ise genellikle basit, sade ve süslemesiz olurlardı.


Kapadokya Sandıklarının Özellikleri

Topraklarından pek çok uygarlık geçen Kapadokya’nın çok katmanlı kültürünü sandıklardan da okuyabilmek mümkün. Mehmet Bey’in koleksiyonundaki sandıkları incelediğimizde Kapadokya’da en çok kabaralı ve ahşap oyma sandıklara rastlandığını görüyoruz. Kabaralı sandıklarda, genellikle kilise veya cami kubbeli olan demir sac kesmelerin etrafına ‘kabara’ denilen, pirinç, demir, porselen gibi maddelerden yapılma çiviler çakılarak motif oluşturuluyordu. Ahşap oymalı olanlar ise hayat ağacı, göz, çift göz, muska, doğurganlığı ve gelecek nesilleri temsil eden meyveli ve çiçekli ağaçlar, uzun ve sağlıklı ömrü simgeleyen servi veya kavak ağaçları, lale, gül, papatya, karanfil gibi çiçek motifleriyle süsleniyordu. Şaman geleneklerinden kaynaklanan hayat ağacı, öteki dünyaya geçişi sağlayan yolu simgeler. Ancak, çeyiz sandıklarındaki hayat ağacının diğer motiflerle birlikte kullanımına baktığımızda üremeyi de çağrıştırdığı görülür. Göz, çift göz ve muska ise nazardan korunmayı vurgular.

Ahşap oyma sandıklarda boyama tekniğine de rastlanıyor; ay, yıldız, cami, gül, minare, kubbe gibi İslam dinini çağrıştıran simgeler ya da kilise, haç, Meryem, İsa ve aziz motifleri gibi Hıristiyanlara ait simgeler de süslemede kullanılıyordu.

Sandıkların ön kısmında olan işleme ve motiflerden başka bazen de iç bölümlerinde, özellikle kapak içinde kök boya veya toprak boyayla yapılmış motifler sıklıkla görülür. Bunlar arasında vazolara yerleştirilmiş çiçek buketleri (ağırlıklı olarak lale, karanfil ve gül), kilise, cami, hayat ağacı gibi genel motiflerin yanı sıra, Osmanlı bayrağı ve gemisi, manzara gibi daha özel motifler de sayılabilir. Çeyiz sandıklarının taşıma kulpları, anahtar ve kilitleri de özenilerek yapılmıştır.

Kapadokya’da kullanılan yemeni ve tülbent sandıkları ise çeyiz sandıklarına göre çok daha küçük ve genellikle süslemesizdir. Bazılarının ön tarafında sandığın içini göstermeye yarayan bir cam bulunur.


“Ayşem’in Yeşil Sandığı”

Genellikle yeşil renkte olan kabaralı ve oymalı sandıklara, dış etkenlerden, özellikle de böceklerden korunabilmesi için önce kireçli bir karışım sürülür; ardından da kök ya da toprak boya ile yeşile boyanır. İslamiyet’in sembollerinden biri olan yeşil renk kutsaldır; ayrıca muradın da simgesidir. Sandıkların genellikle çeyiz saklama amacıyla kullanıldığını göz önünde bulundurduğumuzda, evlenen eşlerin sağlıklı ve huzurlu yaşamayı, çocuk sahibi olmayı, kısaca ömür boyu mutluluğu istemeleri de murattır. Yeşil sandıklar bölgenin türkülerine bile girmiştir. Örneğin; Ürgüplü halk ozanı Refik Başaran’ın “Gelin Ayşem” türküsü Kapadokya’da bugün de söylenmektedir. Türkü şu dörtlükle başlar:

Ayşem’in yeşil sandığı

Daha elinin değdiği

Hiç aklımdan çıkmıyor

Kapılıp sele gittiği.


Sandık Geleneğinin Hazin Sonu

Gelenek ve göreneklerimize ilişkin pek çok usûl gibi gelin çeyizini sandıkla taşıma ya da kıymetli eşyaları sandıklarda saklama geleneği günümüzün yaşam koşullarına yenik düşmüş ve hemen hemen yok olmuştur. Köylerde bile bu geleneğe nadiren rastlanmakta, çeyizler bavullarla taşınmaktadır. Bu tarz sandık üreten ustalar da azalmıştır. Eskiden günümüze ulaşan sandıkların ise butik tarzda hizmet veren otellerde ve evlerde dekoratif amaçlarla kullanıldığı görülmektedir. Yeni üretim sandıkların çoğu da bu amaçla yapılmaktadır.

Belki bu geleneğin sürmesini sağlamak artık imkânsız gibi görünüyor ama antikacı Mehmet Yuğuran’ın dükkânındaki gibi kültürel ve estetik değeri yüksek sandıklarımızın yok olup gitmesine de gönlümüz elvermiyor. Zengin bir tarihe ve kültüre sahip Kapadokya bölgesinde yapılacak bir kent müzesinde bu sandıkların da sergilenerek gelecek kuşaklara aktarılması en büyük arzumuz.

İSMEK El Sanatları Dergisi 12 İNDİR

Bu yazı 1412 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK