Atölyeler

Göğe Yükselen Dua Taneleri

  • #


Yazı: İrem GÜVEN

Her bir tanesine dokunuşta Yaradan’ı andığımız, dualarımıza vasıta kıldığımız bir araçtır tesbih. Dua etmek için de gezer parmaklarımızın arasında, can sıkıntımızı gidermek için de. Gönüllere hitap ettiği kadar, gözlere de hitap eder Türk ustalarının tornalarında çekilmiş birbirinden güzel tesbihler. Bunun içindir ki, “Tesbihin en güzelini Türkler çeker” demişler. Tesbih sanatkârı Elazığlı Yusuf Usta’nın oğlu olan İbrahim Özgen de ‘en güzel’ tesbihleri işleyen ustalardan biri. Tornasından dökülen şaheserler koleksiyonerler tarafından adeta kapışılıyor.

İnananlar için kıymetli taşların, fil yahut balina dişi, gergedan boynuzu gibi birçok farklı malzemenin tornadan geçmiş, sonrasında ipe dizilmiş hali olmanın çok ötesinde bir anlam ifade eder tesbih. Yüce Yaradan’ı anmak, onu tesbih etmek için kullanıldığından sadece İslam’da değil, Budizm ve Hinduizm, daha eski Uzak Doğu dinleri, Hristiyanlık gibi diğer dinlerde de saygı duyulan bir araç. Türk kültüründe ise çok daha ayrı bir yeri vardır tesbihin. Allah’a yalvarma, yakarma vasıtası olarak kullanılan tesbih, gönle olduğu kadar göze de hitap eder bizim kültürümüzde. Hasılı, bizde ipe dizili boncuklardan ibaret değildir tesbih. Boşuna dememişler, “Kâinatta her şey Allah’ı tesbih eder, tesbihin en güzelini Türkler çeker” diye. Tesbihin en güzelini çektiğimiz gibi, en yetenekli tesbih ustaları da yine bizden çıkar.

İbrahim Özgen de bugün tesbih sanatını ayakta tutmaya çalışan isim yapmış ustalardan biri. Tesbih sanatının duayenlerinden Elazığlı Yusuf Usta’nın da oğlu olan İbrahim Usta, baba mesleğini büyük bir aşkla ve şevkle sürdürüyor. Babadan kalma torna tezgâhlarında sabırla işlediği tesbihler, koleksiyonerler için kıymetli birer hazine olarak görülüyor. Pek çok ünlü koleksiyonerin evinde, İbrahim Usta’nın maharetli ellerinde vücuda gelmiş tesbihler bulunuyor. Tesbih sanatını, bu sanatın inceliklerini, zorluklarını ve daha pek çok yönünü İbrahim Usta’nın, Üsküdar Emniyet Mahallesi’ndeki atölyesinde konuştuk.


Mesleğin zahmetini, zorluklarını yaşayan babası, İbrahim Usta’nın tahsil yapmasını istemiş. Ama o, -çocukluğunun tesbih tornaları, tesbih taneleri, boncuklar, bağalar, boynuzlar gibi tesbih malzemeleriyle geçmesinin de etkisiyle- baba mesleğini, okumaya tercih etmiş. Babasından devraldığı bayrağı gururla taşıyan İbrahim Usta, Yusuf Usta’dan bahsederken, “Tesbih formları bakımından çığır açıp çığır kapatan bir usta benim babam” diyor. Kendi deyişiyle “tesbihe âşık anne babanın çocukları olarak büyüyen”, yedi yaşındayken de tesbih tornasının başına oturduğunu anlatan İbrahim Usta’nın, bu sanatta kendi tarzını oluştururken etkilendiği tek isim de yine babası. İbrahim Usta, “Günümüzün ustaları içinde de babamdan etkilenen çok usta vardır. Şu anda isim yapmış en az 10 tane usta var mesela. Kendine göre bir tarzı var hepsinin, göreceksiniz tepelik formu, imame formu, tane formu, tamamen babamın tarzıdır” diyor. Yusuf Özgen’in, Elazığlı Yusuf Usta olana dek yürüdüğü yolun dümdüz, engelsiz bir asfalt yol olmadığını aksine, gönül verdiği bu sanatta kendi tarzını oturtmak, isim yapmak için epey zorlu yollardan geçtiğini hatırlatıyor İbrahim Usta. Yusuf Özgen, tesbih işine başladığında bu sanatın tüm temsilcileri gibi motorsuz tornalar kullanmış. Mühendislik Fakültesi'nden aldığı eğitimi, tesbih sanatında yararlanacağı tezgâhların kritik kısımlarını imal etmekte kullanmayı deneyen Yusuf Usta, tornasına motor takmış. İbrahim Özgen, bugün bile hâlâ babasının geliştirdiği motorlu tornada icra ediyor sanatını. Çoğu tesbih ustasında da muhakkak bir Yusuf Usta tornası bulunduğunu anlatıyor anti-parantez.

"Kendim" Olduktan Sonra Tesbihi Daha Çok Sevdim

Sanatında isim yapmış bir babanın oğlu olarak, aynı sanatı icra edip ismini kabullendirmek zor olsa gerek diye düşünüyoruz. Her şeyden önce kendi tarzını oluşturma meselesi var. İbrahim Özgen için de farklı olmamış durum. Uzun yıllar, kendi deyimiyle, babasını taklit eden İbrahim Özgen, “1999’a kadar İbrahim diye biri yoktu. Çünkü babamı taklit etmeye çalışıyordum. Sonra kendim olmayı denedim. Kendim olduktan sonra zaten, işi daha bir severek yapmaya başladım. Sabah ezanıyla gelip gece 12’lere kadar çalıştım” diye konuşuyor.

Bir tesbih sanatkârının ‘artık ben ustayım’ diyebilmesi için ne kadar süre bu sanatla iştigal etmesi gerektiğini soruyoruz İbrahim Usta’ya. Bu sanatta olgunlaşma aşaması için belli bir süre olmadığına vurgu yapan genç tesbih sanatkârı, bu sürenin kişiden kişiye değiştiğini söylüyor.

36 yaşında olmasına rağmen, tesbihe gönül veren, kendisinden yaşça büyük onlarca kişiye bu sanatın inceliklerini öğreten bir usta olması, İbrahim Özgen’in bu tezini doğrular nitelikte.


Tesbih Sanatı Altın Dönemini Yaşıyor

İbrahim Usta’nın tesbih atölyesine gelmişken, tesbih sanatı hakkında aklımıza gelen ne varsa soralım istiyoruz. Zor bir sanat mı, eskiye göre ilgi nasıl, hammaddeleri neler, nerelerden temin ediliyor, maliyeti ne kadar, gibi soruları arkası arkasına sıralıyoruz. İbrahim Özgen, öncelikle tesbih sanatına duyulan ilginin eskiye göre daha üst sevide olduğunu belirterek, “Tesbih altın dönemini yaşıyor şu an. Yani talep, insanların bilgisi, yatırımı, bunlar şu anda üst seviyede” diye konuşuyor. Teship sanatının zor olup olmadığı konusunda da usta sanatkâr, “Hem zor, hem basit” diyor. İbrahim Usta’ya göre, eğer ticari kaygıdan uzak, gerçekten aşkla yapılıyorsa hiç de kolay değil bu sanat. Ama para kazanmak için, ticari amaçla üretim yapıyorsa bir tesbih ustası, günde 10-15 tane tesbih üretebiliyor. Konuyu, “İşe sanat eseri ortaya çıkarmak için mi başlıyorsunuz, yoksa ne kadar kazanacağım diye mi başlıyorsunuz, önemli olan bu” diyerek özetleyen usta sanatkâr, kendisinin gerçekten sanat için torna çektiğini vurguluyor.

Atölyede babadan kalma tornasının başında sorularımızı yanıtlayan İbrahim Özgen, tesbih tanelerine dönüşen hammaddelerden birkaçını da bize göstermek için hazırlamış. İlgimizi en çok, tesbih sanatkârlarının “bağa” dedikleri kaplumbağa kabuğu çekiyor. Rengiyle, parlaklığıyla göz kamaştırıcı bu kabuğun, İbrahim Usta gibi maharetli ellerde aşkla işlenince muhteşem bir tesbihe dönüşeceğine inanamıyor insan. Atölyenin bir köşesinde de minik küpler halindeki bir başka tesbih malzemesini gösteriyor İbrahim Usta, kukayı… Orijinal haliyle küçük bir hindistan cevizine benziyor. Kehribarı işlemeyi de çok sevdiğini anlatan usta sanatkâr, ancak kehribarın kırılgan yapısı dolayısıyla tesbih olarak, deyim yerindeyse ‘çekilmelik’ değil, ‘seyretmelik’ olduğunu belirtiyor. İbrahim Usta’ya, tesbihlerin tasarımı konusunda kararı kendisinin mi verdiğini soruyoruz. “Tasarım, tesbihi hangi malzemeden yapacağınıza, malzemenin renk ve dokusuna bağlı” diyen sanatkâr, malzemenin kesimi aşamasında kimi zaman tesbihin sahibini de olaya dahil ettiğini, tesbihin o vakit sahibi nezdinde daha bir kıymetli olduğunu vurguluyor.


Tesbihle Meşk Edeceksiniz Dermiş Yusuf

Usta Tesbih sanatkârı İbrahim Usta, daha çok dostları ve koleksiyonerler için tesbih yaptığını ifade ediyor. En beğendiği koleksiyonu sorduğumuz sanatçı, “Necip Sarıcı’nın koleksiyonu benim için çok özeldir. Babamın tesbihleri açısından da Necip Amca'nın koleksiyonu çok önemlidir, çünkü her bir tanenin kesiminde gece geç saatlere kadar babamla birlikte uğraşırlardı. Emek verdiğiniz zaman o sizin için kıymetli olur” diye konuşuyor.

Tesbih sanatkârlarının “bağa” dedikleri kaplumbağa kabuğu İbrahim Özgen’in maharetli ellerinde sanat eserine dönüşüyor. Rengiyle, parlaklığıyla göz kamaştırıcı bağa, Özgen’in en çok tercih ettiği tesbih malzemelerinden biri.

İbrahim Usta, ayrıca iş adamı Zeki Cemal Özen’in koleksiyonunun da beğendiği koleksiyonlar arasında bulunduğunu kaydediyor. “Tanımadığım, yüz yüze gelmediğim insanlara tesbih yapmam” diyen İbrahim Özgen, koleksiyonunda tesbihleri olmasına rağmen bugüne kadar bir tek Serdar Neziroğlu ile yüz yüze gelmediğini anlatıyor. “Tesbihlerim üçüncü şahıslara gitmez, babamın tesbihleri de öyleydi” diyen İbrahim Usta, hafta sonlarında bile uğramadan edemediği atölyesinin, dostları için bir sohbet, muhabbet kapısı olduğunu dile getiriyor.

Usta sanatkâra, tesbihlerin bakımının ne şekilde yapıldığını, özel bir yöntem olup olmadığını da soruyoruz. İbrahim Usta’nın anlattığına göre, tesbihin en büyük bakımı okşar gibi çekmek. Okşar gibi çekeceksiniz ki, sanatkârın vermek istediği duyguyu alabilesiniz. Babası Elazığlı Yusuf Usta’nın tesbih bakımıyla ilgili güzel benzetmesini hatırlatıyor İbrahim Usta, “Tesbihi eline aldığın zaman onunla meşk edeceksin, derdi babam. Zincir sallar gibi değil de, hissederek çektiğiniz zaman tesbih güzelleşir” diyor. Koleksiyon sahiplerine de hatırlatmada bulunuyor usta sanatkâr, “Koleksiyonunuzdaki bütün tesbihlerin ara sıra çekilmesi lazım. Çekilmeyen tesbih küser” diye konuşuyor. Tesbihin küsmesi nasıl olur diye geçiriyoruz aklımızdan. İbrahim Usta, zihnimizden geçenleri okumuşçasına daha sormadan yanıtını veriyor, “Tesbihin küsmesi şöyle oluyor: Kullanılan malzeme natürel olduğu için, içinde ağaç reçinesi vardır. Mesela kehribarda, çekilmeden durdukça, içinden dışına doğru bir pusluk verir. Bir ten teması gerekiyor. Bu sayede polisaj yapmış oluyorsunuz tesbihe. Ayrıca boynuz malzemesinden yapılan tesbihte, çekilmezse güve oluşur. Çekilen tesbihe güve gelmez.”

“Bakımı için tesbihi çekmek gerekir de, peki çok çekilen tesbihin ipi eskimez mi?” diye bir soru geliyor aklımıza. Dostlarının, genelde ipi eskiyen tesbihi atölyeye getirdiklerini söyleyen sanatkâr, “Aslında bütün koleksiyoner dostlarım tesbihin ipini değiştirebilir. Ama o tesbihin ipini değiştirmek de hayli keyifli olduğu için getirir, biz burada birlikte değiştiririz. Koleksiyonerin ipi değişmeyi öğrenmesi şart, onun için de bir nevi rehabilite fırsatı olur ip değişimi” diyor.


Sadelikteki Güzelliği Vurguluyor

İbrahim Özgen usta bir tesbih sanatkârı, ama aynı zamanda iyi bir Yusuf Usta eksperi. “Bundan 15 sene önce yapılmış bir kehribar getiriyorlar, gerçekten babamın elinden mi çıkmış, yoksa sahte mi söyleyebiliyorum” diyen İbrahim Usta, sahte tesbihe karşı da, özellikle koleksiyon yapılıyorsa, dikkat edilmesi gerektiğini söylüyor. Ustaya göre, çok büyük para harcamakla koleksiyoner olunmuyor. Koleksiyonun kıymetini tesbih sayısı değil, tesbihleri yapan ustanın yeteneği belirliyor. Koleksiyonlara girebilecek bir tesbihin yapılma süresini merak ediyoruz. İbrahim Usta, yalnızca malzemenin kesim işleminin bir haftayı bulduğunu, işlenerek ipe takılacak hale gelinceye kadar da bir hafta daha geçtiğini ve toplamda yaklaşık 15 günde bir tesbihin tamamlandığını anlatıyor.

Usta sanatkâr, tesbihte tarzının sadelikten yana olduğunu da söylemeden geçemiyor, “Sadelikteki güzelliği vurgulayabilmek benim amacım. Sade, ama göz alıcı olanı yakalamaya çalışıyorum” diyor. Bir tesbihin 10-15 günde ortaya çıktığını öğrendiğimizde, tek geçim kaynağının bu sanat olup olmadığını sorduğumuz İbrahim Usta, başka kazanç kaynağı olmadığını söylüyor ve ekliyor, “Sanat kaygısı olmadan, fazla emek harcamadan yaparsanız geliri güzeldir bu işin. Ama benim yolum bu olmamış, babamın da yolu bu olmamış. İşin ticareti değil bizim derdimiz.”

İbrahim Usta, son olarak, sanatına duyduğu aşkı, “İstanbul’un tapusu bende olsa, yine aynı aşkla tesbih yaparım ben.” sözleriyle anlatıyor.


Tesbih Sanatına Neziroğlu Koleksiyonu

Berat Serdar Neziroğlu, tesbih sanatkârı İbrahim Özgen’in, yüz yüze gelmediği halde tesbih yaptığı tek kişi. Tesbihe gönül veren koleksiyonerlerden biri olan Neziroğlu, tesbih tutkusunu, üç ciltlik bir koleksiyon ile perçinledi. Aralarında İbrahim Usta’nın da olduğu yaklaşık 50 tesbih sanatçısının eserlerini bir araya getiren Neziroğlu’nun “Türk Tesbih Sanatı Neziroğlu Koleksiyonu” adlı çalışmasında, 400 kadar tesbihe yer verilmiş.  Araştırmacı-yazar Necdet Sakaoğlu ile yazar Deniz Gürsoy’un yazıları ve gazeteci Refik Durbaş’ın söyleşileriyle zenginleştirilmiş bin sayfalık koleksiyonda fil, gergedan, balina dişi, keçi ve koç boynuzundan; zümrüt, kehribar, yakut gibi taşlara kadar 250 farklı malzemeden üretilmiş ve hepsi birbirinden göz alıcı tesbihler bulunuyor.

Tesbih ustaları tarafından Türk tesbih sanatı için önemli bir hizmet olarak değerlendirilen bu dev koleksiyon, her biri 300 sayfalık 3 cilt halinde büyük boy kitaplardan oluşuyor. Berat Serdar Neziroğlu’nun koleksiyonuna dahil ettiği tesbihlerin her biri rengini, üretildikleri malzemeden almış. Yakut kırmızıları, kehribar sarıları, Oltu taşı siyahı, fildişi beyazı… Renkleriyle büyüleyen küçük taneler, tesbih sanatına gönüllerini ve yıllarını vermiş ustaların ellerinde eşsiz sanat eserlerine dönüşmüş.


Koleksiyon İlhamı Uçaktayken Gelmiş

Berat Serdar Neziroğlu, dört yıldır tesbihlerle ilgili araştırma yapıyor. Koleksiyon fikri ise Fransa’ya yaptığı bir iş seyahati sırasında oluşmuş. Uçakta oyalanmak için kullandığı gümüş bir tesbihten ilham alan Neziroğlu, Türkiye’nin dört bir yanını dolaşıp tesbih ustalarıyla tanışmaya başlamış. Aralarında İbrahim Özgen’in de bulunduğu; Metin Karakuş, Ragıp Öner, Fatih Bazılı, İsmail Ademoğlu, Mustafa Korucu gibi yaklaşık 50 tesbih ustasıyla tanışan Neziroğlu, sanatçıların ve kendi koleksiyonundaki eserleri, kendisi gibi tesbihe gönül verenlerin beğenisine sunuyor. Neziroğlu, Türkçe ve İngilizce olarak yayınlanan eserle aynı zamanda Türk tesbih sanatının dünyaya tanıtılmasını amaçlıyor.

Neziroğlu’nun üç ciltlik koleksiyonuna katkıda bulunan araştırmacı-yazar Necdet Sakoğlu, koleksiyonun, tesbih sanatı dünyası için muhteşem bir çalışma olduğunu dile getiriyor. “Günümüzde bu sanat, eskiye göre daha da ilerlemiş, çok iyi boyutlara ulaşmış durumda. Yeni ve çok iyi ustalar yetişmiş” diyen Sakoğlu koleksiyonun; tesbihin maddi, manevi ve sanatsal değerini kitlelere tanıtmak bakımından önemine dikkat çekiyor.

Yazar Deniz Gürsoy ise Neziroğlu’nun dev bir koleksiyonda topladığı tesbihin hayatımızdaki yerini anlatırken, elindeki tesbihi göstererek, “Tesbih, ‘ağzın sakızı’ demişler. İşte bu da benim ağzımın sakızı. Stresten uzaklaşmak için elime alır, çekerim.” diye konuştu. Yazılarıyla ‘Tesbih Sanatı Koleksiyonu’na katkı sağlayan Gürsoy, tesbihin kültürümüzdeki yerini anlatırken, “Tesbih sanatı bizim genlerimize kazınmış. 700 yıldan fazla bir süredir tesbih çekiyoruz, yalnızca çekmiyoruz bir de üstelik en güzellerini üretiyoruz” diyor.

İSMEK El Sanatları Dergisi 12 İNDİR

Bu yazı 1573 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK