Tekke Sanatlarının İki Bakiyesi; Müttekâ ve Gubâri Hat

  • #


Yazı: Kadir SEZEN

İnsanlık tarihine baktığımızda, yüzyıllık süreç, devede kulak mesabesinde kalır. Fakat ne yazık ki, bizim toplumumuzda kulak deveyi çoktan geçti. Yüzyıl önceye ait bir mektubu, evimizin tapusunu okumaktan aciz olduğumuz gibi, kadim sanatlarımızla da aramız bozuldu. Bu bozukluğa itiraz eden ender isimlerden biri de sûfi sanatları ustası Necati Korkmaz. Bilhassa tekke sanatlarımız üzerine yoğunlaşan Korkmaz, birçoğumuzun adını bile bilmediği müttekâ gibi, pazarcı maşası gibi, gayret kemeri gibi objelerin yapımını üstlenmiş. Necati Korkmaz, 30 yılını Türk-İslam sanatlarına adamış bir isim. Özellikle tekkelerde ortaya çıkan ve sanatın muhtelif dallarıyla bezenen objeler ilgi alanına giriyor Korkmaz’ın. Usta sanatçı, birçoğumuzun adını bile ilk kez duyacağı objelere ömrünü vakfetmiş. 1963 yılında Ankara’da dünyaya gelen Necati Korkmaz, eğitiminin her aşamasını memleketinde tamamlar. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde antropoloji eğitimi alması, şu an uğraştığı sanatlara yönelmesine vesile olur. Millet olarak çok zengin bir birikime sahip olduğumuzu ifade eden Korkmaz, “Medeniyetimizin her yerinden sınırsız kaynak ve konu çıkması, sanatı başka yerlerde aramama gerek bırakmadı.” sözüyle ait olduğu medeniyetle sanat algısı arasındaki ilişkiye dikkat çekiyor.
Müttekâ ve gubâri hat, Korkmaz’ın uğraştığı  sanatların ilk iki sırasında... Korkmaz, tekke ve zâviyenin setrolunmasıyla bir nevi “hatıra” mesabesinde kalan bu sanatları yeniden canlandırmak ister. “Sûfi sanat objelerinin birçoğunu tekrar hayata geçirmek için, o zamanın üretim teknolojilerini günümüz şartlarında oluşturup yeniden üretiyorum.” diyen Korkmaz, birçok objeyi ilgi alanına almış. Tasavvuf kültürüne ait objelere yoğunlaşan Korkmaz, bu objelerin üretimi ile uğraşma nedenini şu sözlerle açıklıyor: “Özellikle tekkelerde kullanılmış muin, pazarcı maşası, nefir, gayret kemerleri, Rufâi şişleri, fukara keşkülleri, sebbure tahtaları gibi birçok tekke ürününü üretmeye çalışıyorum. Tabii bu isimler çoğu insana yabancı gelebilir. Ama her biri estetik ve içerik olarak birbirinden güzel ve medeniyetimizin ayrı ayrı izlerini taşıyor. Bunların mutlaka insanlar tarafından bilinmesi gerekiyor bence.”

Dedem Sağ Olsun

Kuvvetle muhtemel ki ismi geçen objelerden birçoğuna günümüz insanı aşina değil. Bundan birkaç yüzyıl öncesine kadar gündelik hayatın bir parçası olan bu objelere, günümüz sanatkârları da çok uzak. Bunun farkında olan Korkmaz, “Keşke bu sanatların yapımını ustalarından öğrenebilseydim.” diyor. “O kadar çok isterdim ki Abdurrahman Gubârî’den ya da Mehmet Nuri Sivâsî’den hat dersi almayı… Ya da isimlerini dahi bilemediğimiz Afyonlu müttekâ ustalarından müttekâ yapımının inceliklerini öğrenmeyi. Ama yine de kendimi şanslı hissediyorum.” diyerek içindeki ukdeyi dile getiren Korkmaz’ın ikinci bir isteği ise, kendisi dışında başkalarının da bu konularla ilgilenmesi… Necati Korkmaz’ı şanslı kılan, dedesinin marifetiymiş. Rahmetli dedesi usta bir sanatkâr olmasa da kendisi için müttekâlar yapabilen bir kişiymiş. Korkmaz da çocuk yaşlarda bu müttekâlardan etkilenip bu alana korkusuzca yönelmiş. Yönelmesine yönelmiş ama önüne çıkan ilk engel ustasızlık olmuş. Bu engeli kendi gayretleriyle aşmaya çalışan Korkmaz, “Bu sanatların günümüzde yaşayan hiçbir ustası olmadığından, uzun yıllar süren araştırmalarım sonucunda birçoğunun üretim teknolojilerini kendim oluşturdum. Yapımlarını kendi uğraşlarımla öğrendim.” diyor.


Bir Sanatçı Düşünün ki Müttekâya Dayanmış

Arapça’da “dayanak, destek” anlamına gelen müttekâ, sûfi kültürünün en önemli objelerinden biridir. Müttekâ, bilhassa dervişler tarafından kullanılırmış. Örneğin Mevlevi dervişleri bin bir günlük çile döneminde yahut sâir turuk dervişânı halvet döneminde ayak uzatıp uyumazmış. Nefsin terbiyesinin esas alındığı bu dönemde çilehânede tefekkür halinde olan derviş, uzanıp yatamadığı için müttekânın hilal kısmına alnını dayayıp uyku halini geçiştirirmiş. Dervişlerin yanlarından ayırmadıkları müttekâ, çile dönemleri dışında da kullanılırmış. Diğer bir adı da ‘tefekkür’ bastonu olan müttekâ, Kur’an-ı Kerim yahut ilahi dinleyen, yalnız kaldıklarında ya da sohbet esnasında diz üstünde veya bağdaş kurup oturan dervişler tarafından, hilâl biçimindeki baş kısmına alın dayamak ve tefekkür ederek dünyevi meselelerden uzaklaşmak için de kullanılırmış. Korkmaz, çeşitli tarz ve biçimlerde yapılan müttekânın estetik görünümüne de çok dikkat edildiğini şu şekilde ifade ediyor: “Müttekâların üzeri çeşitli nakışlar, ayetler ve güzel sözlerle süslenirdi. Bu süslemeler ve yazılar müttekânın yapıldığı malzemenin özelliğine göre değişirdi. Eğer müttekâ ağaçtan yapılmış ise üzeri gümüş kakmalarla süslenir, yakmak suretiyle de yazılar ve ayetler yazılırdı. Müttekâ metalden yapılmış ise bu nakışlar ve yazılar kazıma ve dövme yöntemiyle yapılırdı. Ayrıca tombaklama yöntemiyle süslenmiş metal müttekâlara da rastlanmaktadır.”


Hilâldir Müttekânın Baş Tâcı

Usta sanatçıdan öğrendiğimize göre müttekânın baş kısmı genellikle İslamiyet’in simgesi olan hilâl biçiminde yapılıyormuş. Bu hilâl kısım oval oluşundan dolayı, alet çene altına dayanak yapıldığında ya da alın kısmına yerleştirildiğinde rahatlık sağlarmış. “Derviş, uykusunu gidermek için de hilâl kısma rahatlıkla alnını dayayabilirdi. Koltuk altında da kullanılabilen müttekâ dervişin derin düşünceye daldığı zaman yana devrilmesini engellerdi.” diyen Korkmaz, müttekânın uzun gövde kısmının altına yerleştirilen sivri uçlu metal sayesinde dış mekanda da kullanılabildiğini söylüyor. Yalnız müttekânın değil, onu taşıyan kılıfın da estetik yönünün çok kuvvetli olduğunu, Necati Usta’nın, “Müttekâlar genellikle kılıf içinde taşınırdı ve bu kılıflar özenle hazırlanırdı. Deri keçe veya kalın kumaştan yapılan kılıfların üzerleri nakışlarla süslenir, ayetler, hatlar yazılırdı.” sözünden öğreniyoruz. Tekke kültür ve terbiyesinin ürettiği sanat objelerinin hepsi bir ihtiyaçtan hâsıl olmuştur. Hiçbir objenin ve tavrın bir fazlalığı olmaz, her şey kararında ve olması gerektiği gibidir. Kullanılan objelerin üzerindeki bir çentik, objenin boy uzunluğunun rakamsal değeri, parçalarının sayısı, motifler… Her biri bir sır taşır ve her biri ayrı ayrı kültür aktarıcılarıdır. Onlara bakarak ait oldukları döneme dair birçok hususunun yorumlanabileceğini ifade eden Korkmaz, en büyük zorluğun ise bu noktada başladığını belirtiyor: “Dönemlerine ait o konuda fazla yazılı kaynak bulunmadığından ya da çok kısıtlı olduğundan kullanımları hakkında çok detaylı bilgilere ulaşamıyoruz. Bu objelerin her biri çok değerli kültür öğeleridir. Bunlardan biri kaybolursa bununla birlikte medeniyetimizin o bölümü de silinmiş olur. Bunu kesinlikle unutmamamız gerekir.”


İki Farklı Müttekâ, İki Farklı Misyon

Necati Korkmaz iki çeşit müttekâ üretiyor. İlki günümüz insanının tanıması ve bu kültürden haberdar olması için yaptığı standart müttekâlar. Bunlar 3,5 karış yüksekliğinde, hilâl biçiminde dayanağı olan ve üzerinde Mevlevilik, Bektâşilik gibi tarikatlarla ilgili semboller bulunduran müttekâlar. İkinci tür müttekâların ise son derece nâdide sanat ürünlerinden yapıldığını belirten Korkmaz, “Hilâl kısımlarını bazen kemikten, bazen boynuzdan, bazen de gümüşten yapıyorum. Üzerinde de çok nâdide gubâri hat yazmaları oluyor.” diyor. Ayrıca bu müttekâlar çeşitli simgeler ve değerli taşlarla da tezyin ediliyor. Bir müttekânın yapımı birkaç günle iki ay arasında zaman alıyormuş. Standart müttekâlar diğerlerine nispeten daha kısa sürede tamamlanırken, sanat değeri taşıyan müttekâların yapımıysa çalışmanın zorluğuna ve yazılacak gubârilerin inceliğine göre iki hafta ile iki ay arasında değişiyormuş.


Müttekâ ile Gubâri Hat Buluşuyor

Korkmaz sadece müttekâ ustası değil. Tekke yaşantısında kullanılan birçok objenin de meftunu olunca, Necati Usta’nın hünerli ellerine bir sanat daha, gubâri hat da ekleniyor. Fakat burada bir hususun altını önemle çiziyor Korkmaz: “Şunu özellikle söylemek isterim ki hattat değilim. Ben hattatım, demek büyük bir sorumluluk gerektirir. Hat sanatı son derece hassas ve yılların deneyimini, eğitimini gerektiren bir sanat. Ben ise bu sanatı diğer tekke sanatları gibi unutulmasın diyerek kendi çabalarımla öğrendim.” Gubâri hat, hat sanatının çok küçük boyutlarda yazılması demek. Korkmaz da müttekâların üzerini çoğunlukla gubâri hatla yazılmış dualar, ayetler ya da güzel sözlerle süslüyor. Genellikle mercimek tanesi üzerine tilki bıyığının tek bir kılı ile yazılan bu yazıları müttekânın çeşitli yerlerine yerleştirdiğini söyleyen Korkmaz, gubâri hattı başka objelere de yazıyor. Bu iş için çok büyük sabır ve deneyim gerektiğini ifade eden sanatçı, “Gubâri hattı özellikle çok küçük objelerin, mercimeklerin, sedeflerin üzerine yazıyorum. Bunları mikroskoplar altında yazdığım için genellikle çıplak gözle okumak mümkün olmuyor. Yazdığım gubârileri gümüş zarfların içine yerleştiriyorum. İnsanlar bunları ya kolye yapmak ya da sandıklarında saklamak için alıyor.” diyerek gubâri hattın kullanım alanı hakkında bilgi veriyor. Korkmaz’a göre gubâri hat, klasik hat yazısından çok farklı. Hattın bütün kurallarına uygun yazmakla beraber gubâri hatta standart hat malzemeleri kullanılmıyormuş. Gubâri hat yazarken klasik kamış kalem kullanmadığını söyleyen Korkmaz, “Benim kullandığım kalem kendi üretimim. Tilki bıyığının tek bir kılından oluşuyor. Mürekkebim de klasik hat yazısında kullanılan mürekkeplerden farklıdır.” diyor. Gubâri yazarken Korkmaz’ın en büyük yardımcısı şüphesiz ki büyüteç. Büyüteç sayesinde milimetrik yazılar yazabiliyor. Tabii işinin zorlukları da epey fazla. Eline, nefesine, nabzına son derece hâkim olmazsa, en ufak bir hatasında, hızlı aldığı bir nefeste günler süren çalışmanın sonu olabiliyormuş.


Eserlerini Her Sene Konya’da Sergiliyor

Necati Korkmaz bugüne kadar sanat değeri taşıyan 30 kadar müttekâ yapmış. Standart olarak nitelendirdiği müttekâlar ise sayılamayacak kadar fazla. Yaptığı müttekâları ve diğer objeleri Kültür Bakanlığı’nın görevlendirmesi ile her yıl “Şeb-i Arus” zamanı Konya’da sergiliyor. Bu kadar güzel uğraşın arasında Korkmaz’ı üzen bir durum var, o da sanatını tam anlamıyla öğretebileceği gençlerle henüz karşılaşamamış olması... “Genelleme yapmak istemiyorum ama günümüz insanının ve gençlerinin maddi kaygıları çok fazla olduğundan beklentileri de farklı oluyor. Aşkla yapılan her iş güzel olur, iyi olur. Bir işi gönül için yapan bir insanla maddi karşılık için yapan insanın ortaya çıkardığı sonuç aynı olur mu?” diyen usta sanatçıya göre günümüzde maddi hazlar, manevi hazlardan daha çok önem taşıyor. “Gelecek kaygısı ve hemen zengin olma isteği, gönül verilmesi, sebat edilmesi gereken sanatımızın geleceği için en büyük sıkıntı. Bazen benim zamanım yetmiyor. Bir şeyleri atlarım, bir şeyler tarihte kalır diye açıkçası çok korkuyorum. Yine de bazı öğrencilerimizin gösterdiği çaba ve samimiyet bizi umutlandırıyor.” diyerek konuşmasını tamamlayan Necati Korkmaz’a çalışmalarında başarılar diliyor, sanatını öğretebileceği nice sabırlı gençle tanışmasını gönülden arzuluyoruz.  

İSMEK El Sanatları Dergisi 14 İNDİR

Bu yazı 803 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK