Sergi

Mabeyn Köşkü’nde Esen Savaş Rüzgârları

  • #


Yazı: Sudenaz BENGİ

Yıldız Sarayı Büyük Mabeyn Köşkü, sıra dışı bir sergiye ev sahipliği yaptı. “Yaşayan, Savaşan Osmanlı ve Dioramaları” adlı sergide, iş adamı Nejat Çuhadaroğlu’na ait olan ve İstanbul’un kurtuluşundan Cumhuriyet’in ilanına kadarki dönemi kapsayan çok sayıda savaş objesi ve dioramaları koleksiyonu, meraklısıyla buluştu. Çuhadaroğlu’nun çeyrek asırdan bu yana biriktirdiği kişisel koleksiyonunda asker giysilerinden silahlara, madalyonlardan bayraklara, mataralardan askeri araçlara ve fotoğraflara kadar dönemlerini yansıtan pek çok objeyi görmek mümkün. Bu konseptteki ilk sergiye ev sahipliği yapan Çuhadaroğlu’nun en büyük hedefi, binlerce parçadan oluşan koleksiyonu sergileyeceği yerleşik bir müze kurmak…

Koleksiyon denilince akla ilk olarak dünyanın çeşitli ülkelerine ait eski pullar gelse de, koleksiyon tutkusunun sınırları alabildiğince geniştir. Kimi zaman rengârenk düğmeler, minik arabalar, kibrit kutuları, parfüm veya kolonya şişeleri, kimi zaman farklı şehirlere, ülkelere ait magnetler, film afişleri, bazen de eski paralardır biriktirilen.
Koleksiyoner, koleksiyonunu yapacağı nesneyi seçer önce ve başlar biriktirmeye. Bu biriktirme işi, sürekli olur, zira biriktirilenlerin yanına yenileri eklenmese adı koleksiyon olmaz. Bu sebeple koleksiyoncu, sabırla devam ettirir biriktirmeye. Bir şeyler biriktirme tutkusu, yalnızca insanoğluna has bir tutku mudur bilinmez ama bu meşguliyetin insan ruhuna iyi geldiği kesin.

Koleksiyonu yapılan şeyin, koleksiyoncunun mesleği ile bir alâkası yoktur çoğu zaman. Tıpkı Çuhadaroğlu Holding’in CEO’su Nejat Çuhadaroğlu’nun savaş objeleri ve dioramaları koleksiyonu örneğinde olduğu gibi. Ekonomi eğitiminden sonra iş dünyasına adım atan ve bugün koskoca bir holdingin başında olan Çuhadaroğlu, çeyrek asırdan bu yana askeri savaş objesi biriktiriyor. Çuhadaroğlu’nun kişisel koleksiyonunda asker giysilerinden silahlara, madalyonlardan bayraklara, mataralardan askeri araçlara ve fotoğraflara kadar dönemlerini yansıtan pek çok objeyi görmek mümkün. Binlerce parçadan oluşan koleksiyonda yalnızca, dünyanın dört bir yanından topladığı orijinal savaş aletleri bulunmuyor. Bizzat kendisinin yaptığı maketler de önemli bir yer tutuyor Çuhadaroğlu’nun koleksiyonunda.

Nejat Çuhadaroğlu, 25 yıllık koleksiyonun bir bölümünü, Yıldız Sarayı Büyük Mabeyn Köşkü’nde düzenlenen bir sergi ile sanatseverlerle paylaştı. Çuhadaroğlu; koleksiyon merakının ne zaman başladığını, koleksiyonda ne tür parçalar bulunduğunu, maket yapımına olan ilgisini ve daha pek çok konuyu dergimize anlattı.


Şaha Kalkmış Atın Üzerinde Kartal Kanatlı Deli Süvari

Serginin mimarı Nejat Çuhadaroğlu ile söyleşimize başlamadan evvel sergiyi gezmek iyi olur diye düşünüyoruz. Köşkün kapısından içeri adımımızı attığımızda, şahlanmış heybetli iki aygırın üzerinde Osmanlı süvarileri karşılıyor bizi. Biri topçu süvari, diğeri ise deli süvari. Aygırlardan gri olanının üzerinde, elinde sancağı, kırmızı giysili bir deli süvari var. İlgimizi de en çok bu deli süvari çekiyor.

Tarihi kaynaklara göre deli süvariler, Osmanlı döneminde düşman bölgelerine akınlar düzenleyen Türk kökenli düzensiz süvari gönüllüleri olan akıncıların en ilginciydi. Deli süvarisi olmak, deyim yerindeyse, her babayiğidin harcı değildi. 16. yüzyılda kurt, sırtlan, pars gibi vahşi hayvan derilerinden yapılmış elbiseler giyen delilerin, atları da akıncılarınki gibi çevik ve dayanıklıydı. Delilerin silâhları ise akıncılarınki gibi kılıç, kalkan, mızrak, balta ve bozdoğandı. Tıpkı Mabeyn Köşkü’nde gördüğümüz deli süvaride olduğu gibi.

Kıran kırana geçen bir savaşın tam ortasında, süvarisiyle birlikte âdeta aniden günümüze ışınlanıp gelmiş gibi duran gri aygırın gözleri, savaşın dehşetinden fal taşı gibi açılmış. Kırçıllı, gür kuyruğu yeri süpüren, damarları parmak kalındığında kabarmış aygırın üzerinde olanca heybetiyle duruyor deli süvari. Deli süvarinin sırtındaki dev kartal kanatları daha ilk bakışta dikkat çekiyor. Başındaki kaplan derisinden yapılma başlığın da etrafı kartal tüyleriyle çevrilmiş. Giysilerindeki bu detaylar, düşmanına korku salmak için zahir, diye düşünüyoruz.

Osmanlı süvarisine o an itibariyle veda edip, hemen sağımızda kalan salona geçiyoruz. Burada I. Dünya Savaşı’nı yeniden yaşıyorsunuz âdeta. Çanakkale cephesini anlatan diaromaların bulunduğu salonda ayrıca Türk, İngiliz, Fransız ve Alman askeri üniformaları mankenler üzerinde sergilenmiş. Askerlerin hepsi tam teçhizatlı. Birbirlerine öyle benziyorlar ki salonu gezerken, sergilenenlerin hangisi maket, hangisi gerçek obje anlamakta güçlük çekiyoruz.


Birinci salondan sonra koleksiyonun devamını görmek üzere diğer salonlara geçiyoruz. Girişteki şaha kalkmış beygirlerin solunda kalan salonda Mustafa Kemal’in, binbaşı rütbesiyle katıldığı Trablusgarp Savaşı’na dair maketler ve savaş objeleri sergilenmiş. Trablusgarp Cephesi Derne Komutanı Mustafa Kemal, pek de askeri bir üniforma gibi görünmeyen siyah bir kıyafetle mankenli olarak anlatılmış. Kıyafet elbette orijinal değil. Ama o günkü kumaşı bile bulup ortaya çıkarmak da kolay olmasa gerek…

Tek tek gezdiğimiz salonlarda gördüklerimiz, sanatsal zevkimizi tatmin etmenin ötesinde, bilgi dağarcığımıza da yeni yeni bilgiler ekliyor. 19. yüzyılda bir Osmanlı saray muhafız alayı ne giyermiş, yine aynı dönemde bir Osmanlı denizci subayının kıyafeti nasılmış yahut I. Dünya Savaşı’nda bir Türk askerî pilotunun üniforması neye benziyormuş, hepsini görerek öğreniyoruz. Elbette sadece Osmanlı ve Türk askerî kıyafetleri ve savaş gereçleri yok sergide. I.Dünya Savaşı’nda Çanakkale cephesinde savaşmış Fransız ve Anzak askerlerine de yer verilmiş, İngiliz askerlerine de. Kıyafetlerde en küçük bir detay bile atlanmamış. Madalyonlar, silahlarlar, dönemine göre barut kutuları, kılıçlar, kamalar, daha niceleri…

Koleksiyon 25 Yılın Emeğini Yansıtıyor

En küçük bir objeyi bile atlamadan tek solukta tamamlıyoruz sergiyi gezmeyi. Merak ettiklerimizi de ev sahibi konumundaki Nejat Çuhadaroğlu anlatsın istiyoruz. İlk olarak savaş malzemelerine ve maket yapımına olan ilgisinin ne zaman başladığını soruyoruz Çuhadaroğlu’na. Annesi güzel sanatlar akademisi resim-heykel bölümü mezunu, babası ise mimar olan Nejat Çuhadaroğlu, annesinden aldığı yetenekle küçük yaştan itibaren resim yaptığını söylüyor.

Resmin yanı sıra heykele de ilgisi olduğunu belirten Çuhadaroğlu, “İlkokul son sınıfta, babamın yurt dışından getirdiği bir uçak maketiyle maket macerasına başladık. Makete olan ilgim zaman içinde arttı.” diyor. Lise son sınıf ve üniversite döneminde maket yapımına bir süre ara veren Çuhadaroğlu, bu tutkusunu her daim diri tutmuş.


Hatta zaman içinde maket merakını bir adım ileri götürdüğünü şu sözlerle anlatıyor Çuhadaroğlu: “Maketlerim bir kompozisyon oluştursun, bir teması, üç boyutlu tablo gibi olsun diyerek konulu maket yapmaya başladım. Buna dünya literatüründe diorama deniyor. Senelerce bunu yaptım.”

Yaklaşık 25 seneden bu yana maket yaptığını ifade eden Çuhadaroğlu, “Bu maketlerin yanına gerçeklerini de koysam çok daha etkileyici olur.” demiş ve bir asker miğferi ile filizlenen koleksiyon merakı neredeyse maket tutkusunun önüne geçmiş. “Koleksiyonun ilk parçası bir Alman askeri miğferiydi aslında.

Yani bir şapkayla başladık biriktirmeye ve sonra şapkalar, ceketler, pantolonlar, her türlü aksesuar geldi.” diyor Çuhadaroğlu Holding’in Ceo’su.

Maket yapmaya II.Dünya Savaşı dönemiyle başladığını anlatan Nejat Çuhadaroğlu, bu sebeple maketlerinin büyük bir çoğunluğunun bu döneme ait olduğunu belirtiyor. Koleksiyona, Osmanlı dönemine ait parçalar eklemesinin kolay olmadığına değinen Çuhadaroğlu, “Çünkü Osmanlı dönemine ait orijinal aksesuarları, malzemeleri bulmak çok güç. Bunu söylemekten hicap duyuyorum ama maalesef Türk milleti olarak, hiç sahip çıkmamışız, koruyamamışız kalanları. Şu anda, onları yurt dışından toplayıp getiriyorum.” diye konuşuyor.


Koleksiyonunu Müzeye Taşımayı Hedefliyor

Binlerce parçadan oluşan bu koleksiyona sahip olmanın hiç de kolay olmadığını vurgulayan Çuhadaroğlu, koleksiyonculuğun, maddi ve manevi anlamda hayli emek isteyen bir uğraş olduğunu anlatıyor. Koleksiyona kattığı parçaları, gerek yurt içindeki, gerekse yurt dışındaki müzayedelerden, antika dükkânlarından aldığını kaydeden Nejat Çuhadaroğlu, “Amerika’dan Avrupa’ya, Orta Doğu’dan Rusya’ya ve Türki Cumhuriyetlere kadar, Balkanlar da dahil olmak üzere Türk dönemiyle ilgili, Osmanlı dönemiyle ilgili, kendi konumla alâkalı olan tüm aksesuarları, malzemeleri topluyorum. Bunlara resimler, fotoğraf albümleri, posterler, gravürler, yağlı boya tablolar dahil. Ayrıca benim için güçlü birer kaynak olan eski gazeteler, dergiler ve kitaplar önemli bir yer tutuyor koleksiyonda. Çünkü yaptığım işler çok ciddi araştırmalar gerektiriyor. Doğru malzemeyi, doğru yerde ve doğru şekilde kullanmak lazım. Binlerce parça var ve hepsini tek tek derlemek, öğrenmek gerekiyor.” diye konuşuyor. Koleksiyonu bugünkü haline getirmenin epey vakit aldığını dile getiren Çuhadaroğlu, koleksiyonu zenginleştireceğini, daha geniş kapsamlı hale bir getireceğini söylüyor.

Koleksiyoner Nejat Çuhadaroğlu, Mabeyn Köşkü’ndeki serginin ilk sergisi olduğunu belirterek, bunun aynı zamanda dünyada da bir ilk olduğunu vurguluyor. “Hem işlediğim konulara uygun maketler, hem gerçek materyaller sergide bir arada.” diyen Çuhadaroğlu, bundan sonraki hedefinin uluslararası bir müze kurmak olduğunu anlatıyor. Çuhadaroğlu, bunun için gerekli tüm yetkili mecralarla temas halinde olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Dünyada bu konseptte, bu kadar geniş ve detaylı sunum hiçbir devlet müzesinde yok. İnsanlar o müzeleri gezerken gerçek objeleri görüyor ama aksesuarsız ve yalın halde görüyorlar. O objelerin gerçek hayatta ya da tarihte nasıl ve nerede yer aldığı hakkında bilgileri yok. Tarihi olayların çizimleri ve fotoğrafların yardımıyla sergilenen maketlerle gerçek objelerin de duygusunu, anlatımını sunmuş oluyorsunuz.”

Sergiyi İstanbul’un dışında Türkiye’nin başka illerine de taşımak istediğini, ancak binlerce parça söz konusu olduğu için bunun çok zor olduğunu söyleyen Nejat Çuhadaroğlu, “Binlerce parça var. Sadece 300 tane kılıç, 500 tane madalya olduğunu söylesem bu bir fikir verir sanırım. Öncelikli planım, 2015’te, Çanakkale Savaşı’nın 100. yılında, orada ciddi bir sergi açmak."diyor.


Sahibinin Gözdesi Enveriye Kabalak Şapkası

Koleksiyondaki tüm parçaların sergide yer alıp almadığını soruyoruz Nejat Çuhadaroğlu’na. “Serginin iki katı kadar daha malzeme var koleksiyonda. Bu sergiyi ‘Yaşayan, Savaşan Osmanlı’ diyerek 1453-1923 arasındaki dönemi kapsayacak şekilde sınırlandırdım. Diğer yüzyılları ve dönemleri de dahil etseydim zaten buraya sığmazdı. Bir de konsepti karıştırmak da istemedim açıkçası.” diyen Çuhadaroğlu, meraklılarına, koleksiyonun tamamını müzede sunabileceğini ekliyor.

“Bu kadar malzeme içerisinde sizin için en kıymetlisi hangisi?” diye sormadan edemiyoruz Nejat Çuhadaroğlu’na. Köşke girişte solumuzda kalan salonun köşesine doğru yöneliyor, camekândaki bir asker şapkasını gösteriyor. Çanakkale Savaşı’nı anlatan fotoğraflardan aşina olduğumuz soluk sarı bir er şapkası Çuhadaroğlu’nun gösterdiği. Anlattığına göre, bu bir er enveriye kabalak şapkası. “Belki maddi olarak 1 TL bile etmeyebilir, ama bir koleksiyoner için bulması en zor şeylerden biri. O dönemde tüm Osmanlı Türk askerlerinin kafasında enveriye kabalak tipi bu şapkalar var. Ve çok albenisi olmayan bu şapkalar zaten savaş içinde çabuk yıprandığı için saklanmamış, hepsi heba olmuş. Türkiye’de askeri müzede bile bir tane vardır belki. Belki de sadece benim koleksiyonumda var, bilemiyorum.” diyen koleksiyon tutkunu, bu er enveriye kabalak şapkasına sahip olmak için iki sene uğraştığını söylüyor. Nejat Çuhadaroğlu, bunun, Mısır’a giden esir düşmüş bir Türk erinden alınıp saklandığını ve bir subay enveriye şapkası ve aksesuarlarıyla birlikte bir koleksiyonerden satın aldığını ifade ediyor. Çuhadaroğlu, biraz da sitemle, “Bizim eşyalarımıza bizden fazla değer verip onları daha iyi saklıyorlar.” diyor. Çuhadaroğlu’nun, bu kadar büyük bir koleksiyonu serginin dışında nasıl muhafaza ettiğini merak etmemek güç. Koleksiyon malzemelerini yerleştirmek için holding merkez binasının birkaç katına yayıldığını anlatan Çuhadaroğlu, serginin ardından, yapılacak düzenlemeyle bu binayı geçici müze olarak kullanacağını belirterek, “Üç dört katlık geçici bir müze olacak. Geçici olacak diyorum, çünkü bir koleksiyonu hak edecek tarzda bir yer tahsis edilip taşınıncaya kadar orada duracaklar.” sözleriyle merakımızı gideriyor.


Koleksiyonculuk Özveri İster

Bu kadar geniş bir koleksiyonu muhafaza etmenin güçlüğü bir yana, binlerce parçayı toparlamanın da hayli zahmetli ve maliyetli bir iş olduğuna değinmeden geçmiyor Çuhadaroğlu. “Tüm bu eşyaları takip etmek, listelemek, araştırmak, öğrenmek, taşımak cidden zahmetli bir iş. Ağır malzemeler var aralarında. Bir keresinde, yurt dışında omzumu bile sakatladım bir parçayı taşımak isterken.” diyen Çuhadaroğlu’nun bu sözleri, koleksiyonculuğun ne denli özveri isteyen bir uğraş olduğunu anlamamız yetiyor.

Elbette işin bir de maddi boyutu var. Bu yönüyle öyle herkesin soyunacağı, merak salsa bile hayata geçirebileceği bir uğraş değil Çuhadaroğlu’nunki. Özellikle Osmanlı dönemine ait parçaların, az bulundukları için çok pahalı olduklarını öğreniyoruz. Bu sebeple olmalı ki, Nejat Çuhadaroğlu, aileden gelen resim yeteneğini işin okulunda geliştirmek için güzel sanatlarda okumak yerine ekonomi alanında eğitim görmüş. “Ben zaten sanatla hep iç içeydim. Sanat eğitimi almamam için biraz aile baskısı da olmadı değil. Ressam veya heykeltıraş olacağımdan korktular. (Gülüyor bunu söylerken.) Ki annem resim heykel mezunu, babam da yüksek mimardır. Buna rağmen biz sanayici bir aileyiz. Alüminyum sanayisi ile uğraşıyoruz 60 senedir.” diyen Nejat Çuhadaroğlu, “Bir şekilde para kazanmak zorundasınız. Neticede bu tür kültürel faaliyetler de para kazandırmıyor, hatta üstüne ciddi para harcıyorsunuz. Onun için bir şekilde para kazanmanız gerekiyor.” sözleriyle böyle bir koleksiyona sahip olmasını, iş adamı kimliğine borçlu olduğunu anlatıyor.


Nejat Çuhadaroğlu’nun, savaş aletleri koleksiyonunu, kendi yaptığı maketlerle desteklediğini biliyoruz. “Peki yalnızca savaş temalı maketler mi yapıyorsunuz?” diye soruyoruz koleksiyonere. Savaş dışında farklı temalarda da maketler yaptığını anlatan Çuhadaroğlu,“Savaş objelerinin dışında bilim kurgu, ‘western’, Roma tarihi de yapıyorum. Kıbrıs Barış Harekâtı da konu oluyor maketlerime, Vietnam Savaşı da. Bu kadar geniş dönem maket yapan da dünyada hiç yok. Çünkü maket meraklıları sadece belli bir döneme veya belli bir alana yoğunlaşır, ben bütün dönemlere, bir sürü konuya yoğunlaşıyorum. Koleksiyonerlerin hiçbiri maketçi değildir. Sözgelimi biri, sadece II. Dünya Savaşı Alman askerleri kostümleri topluyor ama onun dışında başka bir şey yapmıyor. Ama ben, Alman, İngiliz, Amerikan, Fransız, Çin, Osmanlı derken ciddi bir perspektife yayılıyorum. Bu da ileride açacağım müzenin ciddi boyutta farklılığını belirleyecek ve dünyada ilk ve tek olma özelliğini taşıyacak.” diye konuşuyor.

Başlıca hedefinin, sahip olduğu koleksiyonu sergileyeceği bir müze kurmak olduğunu belirten Çuhadaroğlu, müzenin, İstanbul’un gurur duyacağı bir mekân olmasını arzu ediyor. Nejat Çuhadaroğlu ile söyleşimizi tamamlayıp müzeden çıkacağımız sırada girişte bulunan şaha kalkmış iki ata takılıyor yeniden gözlerimiz. Dikkatli bakınca, atların üzerindeki akıncıların gözlerinde düşmana karşı beslediği hıncı görebiliyorsunuz neredeyse. Akıncılara “Kılıcınız keskin olsun.” diyor ve sergiden ayrılıyoruz.

İSMEK El Sanatları Dergisi 14 İNDİR

Bu yazı 1238 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK