Süleymaniye Cilt Evi'nde Kitaptan Önce, Kapaktan Ziyade

  • #


Yazı: Muzaffer S. İNANÇ

Bugün illüstratör, grafiker ve fotoğrafçıların marifeti ile şekillenen kitap kapakları, çok değil, yarım asır öncesine kadar mücellitlerin hünerli ellerinden çıkıyordu. Üstelik sadece kitabın dışından sorumlu değillerdi onlar. Eserin muhtevasından sayfaları tutan ipliğe, şirazesinden kitap tamirine kadar her şeyi bilmek durumundaydılar. Kitaplara kol kanat geren zarif ciltlerin ustalarının sayısı, bugün iki elin parmaklarını geçmiyor. Bu ustalardan biri olan mücellit Rafet Güngör, Süleymaniye Cilt Evi’nde, bize kitapların hem içini hem dışını anlattı.

“Kitapların içinde apayrı bir dünya vardır, kapağı açtığınız an o dünya sizi içine çekiverir.” cümlesini birçoğumuz duymuşuzdur. Yerinde söylenmiş, nüktedan bir cümledir aynı zamanda. Fakat Rafet Güngör’e göre eksik bir cümledir. Ona göre, kitap kapaklarının dışında da apayrı, engin bir dünya var. Bir mücellidin gözüyle bakıldığında, kitabın dışı kadar içi de önemlidir.

Rafet Güngör ciltçilikte 40 yılı devirmiş usta bir mücellit. Kitapla ilgili hemen her türlü faaliyette bulunuyor. Derisinden mukavvasına, ibrişiminden sahifesine kadar kitapla alakası olan her mefhuma vakıf. Tezgâhından nadide yazma eserler de geçmiş Güngör’ün, dünyanın en büyük Kur’an-ı Kerim’i de…
Rafet Güngör liseden mezun olduğunda Osmanlı Türkçesi’ne ve Arapça’ya vakıf, genç bir “kültür adamı” adayıdır. 1969 yılında Süleymaniye Kütüphanesi’nde memurluk imtihanı açılır. Güngör sınava girer ve yeterli puanı alır, Süleymaniye Kütüphanesi’nde çalışma hayatına başlar.

“Süleymaniye Kütüphanesi’ne memur olarak girdim. Dönemin meşhur hâfız-ı kütüpleri orada çalışıyordu.” diyen Güngör’ü, Osmanlı Türkçesi’ne ve Arapça’ya vakıf olduğu için tasnif işine verirler. Güngör tasnif işinde çalışsa da karşılaştığı bir isim onu başka bir mecraya çeker.

Ustam İslam Seçen'dir!

Rafet Güngör, Süleymaniye Kütüphanesi’nde tasnif işleriyle uğraşırken, usta mücellit İslam Seçen de kütüphanenin cilt işleriyle meşguldür. Güngör, “Ben sık sık İslam Bey'in yanına giderdim, içimden gelirdi.” diyor demesine, ama bu iş kütüphane müdürünün de gözünden kaçmamış. Sormuş Güngör’e sık sık (!) tekrarlanan ziyaretlerin sebebini.

Kütüphane müdürüne, “Dayanamadım ve İslam Bey'in çalışmalarını çok sevdiğimi söyledim.” diye cevap vermiş Güngör. “O gün, ciltçiliğe başladığım gündür.” diyen Güngör, Seçen’le birlikte tam 20 sene çalışmış. Ve tebessüm ederek ekliyor, “Ustam İslam Seçen’dir!”

Güngör’ün, girdiği sınavlar neticesinde Adalar Müftülüğü’ne tayini çıkar. Daktilo kullanmasını bildiği, Osmanlı Türkçesi’ne ve Arapça’ya da hâkim olduğu için müftülükte göreve başlaması yönünde ısrarlarla karşılaşır. Süleymaniye Kütüphanesi’nin o zamanki müdürü Muammer Ülker Bey ise, “Hayır efendim! Biz bu çocuğa 5 yılımızı verdik. Onu bırakamayız” der ve Güngör’ün kütüphanede kalması için farklı ısrarlar da bu taraftan gelir. Türk ve İslam Eserleri Müzesi Müdürü Can Kerametli Bey de o meclistedir. “Evladım.” der, “Senin derdin ne?” Rafet Güngör’ün derdi çoktur. Yeni evlenmiştir, evi kiradır, ay sonunu getirmek imkân dâhilinde değildir. Bu nitelikteki bir gencin içinde bulunduğu durumu öğrenen Kerametli, “Ben sana lojman ayarlarım. Hatta çalışman için fazladan iş de bulurum.” der ve Laleli’de 3. Mustafa ve 3. Selim Türbesi’nin lojmanını Güngör’e tahsis eder. 10 yıl kadar lojmanda kalan Güngör, bir yandan da Süleymaniye Kütüphanesi’nin cilt ve kâğıt işlerine devam eder.


Süleymaniye’den Suriye’ye

Rafet Güngör, 1989 senesinde UNESCO’nun daveti üzerine Suriye’ye gönderilir. İbn-i Asakir’in “Tarihu’l Medinet-i Dımaşk” kitabının restorasyonu için görevlendirilir. Usta mücellit, 20 bayan ve 20 erkekten oluşan bir ekiple hem çeşitli eserlerin tamiratını yapar hem de bu gençleri yetiştirir. Güngör, “Bu gençlerin birçoğu şimdi Bahreyn’de, Dubai’de çalışıyorlar. Çok da vefalılar, bayramlarda kart gönderirler, ararlar, görüşürüz.” sözleriyle mutluluğunu ifade ediyor.

Rafet Güngör Suriye’de onarım işleriyle meşgulken, dönemin bakanlarından Hasan Celal Güzel Suriye’ye gider. Güngör’ün çalıştığı kütüphaneyle konsolosluk karşı karşıya olduğu için ekibin de yanına uğrar ve Güngör’e güzel bir haber verir: “İstanbul’a döndüğünde seni Başbakanlık Osmanlı Devlet Arşivleri’ne alacağız. Senin haberin yok ama arşivleri yeniden canlandırıyoruz.”

Güngör’ün dediğine göre o zamanlar arşivde 30 civarında kişi çalışıyormuş. İsmet Miroğlu merhum Başbakanlık Osmanlı Devlet Arşivleri’ne müdür olunca personel sayısı 800’lere kadar çıkmış. İşi bilenler arşivde istihdam edilmeye başlanmış. Rafet Güngör de, Hasan Celal Bey’den öğrendiğine göre arşivin teknik hizmetler bölümüne yazmalarının patolojik restorasyonu ve bakımını yapacak ciddi bir atölye kurması için usta olarak alınacakmış.

Rafet Güngör, İstanbul’a dönünce resmi işlemler halledilir ve arşivde çalışmaya başlar. İyi bir atölye kurulması için ne lazım geliyorsa temin edilir. Güngör kendi ekibini kurar ve ölmeye yüz tutan eserlerin restorasyonuna başlarlar. “Atölyesinin şimdiki haline gelmesi için el birliği ile tam 10 yıl çalıştık. Talebelerim olan gençler şimdi orada görevdeler. 10 yılın sonunda ise arşivden emekli oldum.” diyor usta mücellit.

Rafet Güngör, Süleymaniye Kütüphanesi’nden emekli olduktan sonra, Vefa’da kendi atölyesini açar. Yine kitap ve kâğıt restoratörlüğüne devam eder. Aynı zamanda burada öğrenci de yetiştirir.


Vefa'da Bir Kitap Doktoru

Rafet Usta her zaman yaptığı gibi Vefa’daki atölyesinde cilt işleriyle meşgulken bir telefon gelir. Telefonda, dünyanın en büyük Kur’an-ı Kerim’inin ciltlenmesi gerektiği, bunu yapıp yapmayacağı kendisine sorulur. Güngör’e göre bu iş “40 yıllık meslek hayatının zekatı”dır ve kabul etmemek edebe mugayir olacaktır.

Kur’an-ı Kerim’i Muhammed Sabur isminde bir hattatın öncülüğünde 10 kişi, 5 yılda yazmış. Yazılmasını talep eden ise Afganistan'ın Nadirhan sülalesinden Hacı Seyyid Mansur El Nadiri’dir.

Yaptığı çizimler beğenilince Güngör kapakları hazırlar. Daha sonrası ise biraz zor olmuş Güngör için: “Kapakları yaptıktan sonra görsellerini Afganistan’a faks çektim. ‘Tamam, çok beğendik, gelip takabilirsiniz.’ dediler ama kapağın bir tanesi 45 kilo. İki kapak eder 90 kilo. Uzunluğu da 2,5 metre. Götürmesi kolay değil yani, ama zor şartlar altında da olsa sağ salim yerine ulaştırdık. Afganistan’a gidince gördüm ki mushafın tamamı 457 kilo ağırlığına ulaşmış. 30 kişi ancak kaldırıp yerleştirdik vitrine.”

Bu işe meslek hayatının zekâtını ödeme vesilesi gözüyle bakıyor Güngör, “Benim için bir gurur kaynağı, fevkalade bahtiyarlık. Dönerken bir de teşekkür belgesi verdiler. Meclis’ten de bir nişan lütfedildi.” diyor.

Ülkelerinde Rafet Güngör gibi büyük bir cilt ustasını misafir eden Afganlar, onu hemen bırakmazlar. Kütüphane ve arşivlerini incelemesini rica ederler. Güngör de memnuniyetle kabul eder ve eserleri inceler. Eserlerde büyük tahribatlar olduğunu gören Güngör, “Afganistan’a Allah nasip ederse bir kitap hastanesinin kurulmasını istiyorlar. Çünkü Kâbil, İpek Yolu’nun tam ortası. Bu nedenle arşivlerinde çok eser var. Ama restorasyon yapacak ustaları hiç yok. İş devletlerarası olduğu için bildiğim kadarıyla yazışmalar devam ediyor. Eğer imkân olursa tekrar Afganistan’a gider, seve seve çalışırız.” diye konuşuyor.


Güngör ciltle birlikte kitapların sahifelerinin kadim dostu olan ebru sanatını da öğrenmiş. Aynı zamanda da bir hat sanatı meraklısı. Gençliğinde, hocaların hocası merhum hattat Hamid Aytaç’tan hat meşk etmiş. Ama tamamlamak nasip olmamış. Fakat atölyesinin duvarlarını başta Hamid Bey olmak üzere Hasan Çelebi gibi, Hüseyin Kutlu gibi usta hattatların levhaları süslüyor. Evinde de bir o kadar levhasının olduğunu söylüyor Güngör.

Hat sanatına olan merakı, Güngör’ün başına komik işler de açmış. 30 yıl önce bir hat sergisi düzenleyen Güngör, tehlikeli bir iş yaptığı, harf inkılâbına muhalif fiilde bulunduğu için mahkemeye çıkarılmış. Ceza almaktan güçlükle kurtulmuş, ama bugün anlatırken hâlâ kendini gülmekten alıkoyamıyor.

Kitabın Muhtevası Cilt Seçiminde Çok Önemlidir

Rafet Usta’nın elinden binlerce kitap geçince, artık yüz metreden tanır olmuş eserleri. Eserleri tanıyınca da geriye, doğru cilt ile kaplaması kalıyormuş. Doğru cilt diyoruz, çünkü her esere her cilt yapılmazmış. “Osmanlı’da yazılan bir esere İran usulü bir cilt yaparsanız hem rezil olursunuz, hem de kendinize güldürürsünüz.” diyor Rafet Usta.

Usta bir mücellidin hat sanatına da vakıf olması gerektiğinin altını çizen Güngör, “Aklâm-ı sitteyi bilmek gerekir. Çünkü her devrin kendine has bir cilt üslubu var. Bazen harflerin kemâline bakarak eserin hangi dönemde yazıldığını tespit ederiz ve ona göre bir cilt yaparız.” diye konuşuyor.

Rafet Usta bizimle sohbet ederken aynı zamanda tezgâhında çalışıyor. Elinde Erivan’da yazılmış bir Kur’an var. Ciltlenmesi için kendisine emanet edilmiş. Bize “Erivan” yazısını göstererek, “Mesela bu Kur’an Erivan’da yazılmış. Burada İstanbul, Diyarbakır ya da Konya da yazabilirdi. Ama Erivan demiş. Demek ki ben buna o coğrafyada kullanılan bir cilt tertip etmek zorundayım. Kalkıp da Avrupa usulü bir cilt yapamam.” diyor. Usta mücellit, “Şu an elimde bir Avrupa eseri olsaydı ona öyle bir cilt yapmam gerekirdi ki kitaptan anlamayan bir insana bile ‘Bu sanki biraz farklı’ dedirtmeli.” sözüyle sanatının inceliklerini anlatıyor.
Rafet Usta’nın elinden 10 binden fazla eser geçmiş ama bazı çalışmaları zihninden hiç çıkmamış. Mesela Hz. Peygamber Efendimizin dünyayı teşrif ettiği yerde bulunan evin ikinci katı yazma eserler kütüphanesiymiş. Orada çeşitli çalışmalar yapmış Rafet Usta. Süleymaniye Kütüphanesi’nde çalıştığı dönemlerde Muhammed Şemseddin Sivasi Efendi'nin, kâğıt yerine gümüş plakalara oyularak yazılmış Delail-i Hayrat’ını onarmış.“

Osmanlı Türkçesi’ni Bilmeden Tarihine Sahip Çıkamazsın!

Rafet Güngör kitaplara hizmet ettiği için kendini mutlu sayan isimlerden. 40 yıldan beri kelimenin tam anlamıyla “kitap kurdu”. Bu zamana kadar elinden 10 binden fazla yazma eser geçmiş. Ve kitapların sadece dışıyla değil içiyle de hemhal oluyor Rafet Usta. Kâğıt tamirciliğinin yanı sıra iyi de bir kitap okuyucusu. “Gençliğimizde çok okurduk ama yaş kemale erince biraz zayıfladı.” diyen Güngör, zamanında Osmanlı Türkçesi’ni ve Arapça’yı öğrendiği içinse Allah’a şükrediyor. Gençlerin de mutlaka Osmanlı Türkçesi’ni öğrenmesini tavsiye ediyor: “Selçuklular zamanında ağır bir dil vardır. Fakat en azından 18.-19. yüzyıl Türkçesi’ni okuyabilsinler. Süleymaniye Kütüphanesi’nde binlerce eserimiz var fakat hepsinden yabancılar istifade ediyor. Bizde de nitelikli insanlar var ama yeterli değil. Benim atölyenin az ilerisinde tarihi bir çeşme var. Çeşmeyi tamir ettiren Alman bir bayan… Bizse daha çeşmenin kitabesini okumaktan aciziz. Bu benim zoruma gidiyor. Demek ki dilini bilmeden tarihine sahip çıkamazsın.”

Delail-i Hayrat’ı nasıl onaracağımı bir türlü bilemedim. Kumaş olsa, deri olsa dikeceğim ama bildiğin gümüş plaka. Düşünürken uyuklamışım. Rüyamda hocamı gördüm. Karnı yarılmıştı ve ben hocamın karnını dikiyordum. Uyanınca levhanın küflerinin arasında delikler gördüm. O deliklerden itinayla diktim. Eser şimdi Türk ve İslam Eserleri Müzesi’nde sergileniyor.” diyor. Güngör’ü heyecanlandıran diğer çalışması da Topkapı Sarayı’nda bulunan Hz. Ali’ye ait yazma Kur’anı Kerim’in restorasyonu ve cildini yapmasıymış. Rafet Güngör, usta bir mücellit. Kelimenin tam manasıyla bir mücellit. İşinin hakkını veren, kitaba ve yazıya hürmet eden bir mücellit. “Umarım ki Fatih Sultan Mehmed Han zamanındaki gibi ‘Ehl-i Hiref’ teşekkül eder de hem kitaplarımız hem de insanlarımız refaha erer” diyor. “Ehl-i Hiref de nedir?” diye merak edenler en güzel cevabı Vefa’da, Süleymaniye Cilt Evi’nde bulabilirler.

İSMEK El Sanatları Dergisi 14 İNDİR

Bu yazı 1220 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK