Makale

Gönül Hangâhından Muhlis Neş’eler; Tokat Mevlevîhânesi

  • #


Yazı: Aydın ÇAKIRTAŞ*    Fotoğraflar: Murat ORUÇ , Aydın ÇAKIRTAŞ

"Asırların imbiğinden süzülerek gelen varoluş sırrının, çile çeken bir gönül hangâhındaki raksıyla, bir eli varlığa bir eli yokluğa açılan kapısıdır Mevlevîhâneler. Fânî oluşun yanı başında duran bu mekânlar mânâ yolculuğuna çıkmış gönüllere muhlis neş’eler saçarlar.”

Gönül Hangâhından Muhlis Neş’eler; Tokat Mevlevîhânesi Hacı Bektaş-ı Velî tarafından, “âlimler konağı, fazıllar yurdu ve şairler yatağı” övgüsüne mazhar olan şehr-i Tokat için Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Fî Hi Mâ Fîh isimli meşhûr eserinde, “Tokat’a gitmek gerek, çünkü Tokat’ta iklim ve insanlar mutedîl” der. Selçuklu ve Osmanlı izlerinin belirgin olduğu, buram buram tarih kokan bu şirin Anadolu şehri, bağrında pek müstesnâ şahsiyetler yetiştirmiştir. Fatih Sultan Mehmed’in hocalarından Molla Hüsrev, hâfız-ı kütübü Molla Lütfî, büyük düşünür ve şeyhülislâm İbn-i Kemâl, Şeyh Mehmed Emin Tokâdî ve Plevne müdâfî Gazi Osman Paşa gibi şahsiyetler, Mevlâna’nın asırlar evvel işaret buyurduğu mutedîl iklimde yetişmiş âriflerdir. Bir de, yetişen şahsiyetler kadar şehirlerin ruhunu sarıp sarmalayan mekânlar vardır. İnsan ile mekânın buluşması; madde ile mânânın, varlık ile yokluğun buluştuğu yerdir adeta. Zira, “Şerefü’l-mekân bi’l-mekîn”dir. Tıpkı ârifler şeyhi Mevlânâ ile onu yoklukla eritip mana denizine salan Şems’in buluşması gibi.


Asırların imbiğinden süzülerek gelen varoluş sırrının, çile çeken bir gönül hangâhındaki raksı ile, bir eli varlığa bir eli yokluğa açılan kapısıdır Mevlevîhâneler. Fanî oluşun yanı başında duran bu mekânlar mana yolculuğuna çıkmış gönüllere muhlis neş’eler saçarlar. Camileri, hanları, hamamları, kervansarayları ve konaklarının arasında arz-ı endâm eyleyen Tokat Mevlevîhânesi de bambaşka bir güzellik bahşediyor insanoğluna. İçimizde yaşayan bu güzelliklerle ilgili farkındalık oluşturmak, kültürel muhayyilemizi zenginleştirmek ve taşınmaz kültür varlıklarını ihya etmek bakımından fevkalâde önemlidir.

Mevlevîlik ve Tokat Mevlevîhânesi:

Mevlevîlik veya Mevlevîyye kültürü, Mevlâna Celâleddîn-i Rûmî’den Şems-i Tebrîzî’ye, ondan Sultan Veled, Ulu Ârif Çelebi ve Hüsameddin Velid’e doğru müteselsilen devam eden köklü bir kültürdür. 13. asırda Mesnevî bahçesinde yakılan ateş, o günden bugüne Anadolu sufî geleneğinde önemli bir çığır açmış, hem tarikat hem de felsefî bir doktrin olarak tüm Anadolu ve Balkanlar’ı kuşatmıştır. Bu süreç içerisinde Mevlevîlik, kendine münhasır bir üslûb ve estetik ile tasavvufî yaşamın adeta sistematik kurallarını dercetmiştir. Bu kuralların oluşumunda ise Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’nin eserlerinde verdiği öğretiler kadar; bu öğretiler ışığında neş vü nemâ bulan Mevlevîhâne geleneğinin payı büyüktür.

Mevlevîlik ve mevlevîhânelerin tarihi seyrini sağlıklı bir şekilde tasnif edebilmek için; Feridun b. Ahmed Sipahsalar’ın Risâle-i Sipahsalar’ı, Ahmed Eflâki’nin Menâkıbü’l-Ârifîn’i, Sâkıb Dede’nin Sefîne-i Nefîse-i Mevleviyye’si, Esrar Dede’nin Tezkire-i Şuarâ-yı Mevleviyye’si, Ali Nutkî Dede ve Abdülbâki Nâsır Dede’nin Defter-i Dervişân’ı gibi önemli kaynaklara müracaat etmek zaruridir. Kaynaklara göre Mevlevîlik, Mevlâna sonrası dönemde ilk olarak Hüsâmeddin Çelebi (ö.683/1284) ile başlamıştır. Sonrasında ise, 1292’de irşâd makamına geçen Sultan Veled’in Selçuklu hânedânı ve Türkmen beyleriyle iyi ilişkiler kurması neticesinde, yetiştirilen halifeler Amasya, Erzincan ve Kırşehir’e gönderilerek Mevlevîlik yaygınlaştırılmaya başlanmıştır.


Sultan Veled’den sonra posta geçen oğlu Ulu Ârif Çelebi döneminde, Mevlevî tarîkatına dair usullerin yerleşmesi ve yaygınlaşması sağlanmış, 14.asır başlarında da tarikatın teşkilâtlanması tamamlanmıştır. Mevlâna sonrası, Hüsameddin Çelebi ile başlayan süreçte Anadolu’da Mevlevî halifeler tarafından Mevlevî tekkeleri ve zâviyeleri kurulmuştur. Eflâkî’nin verdiği malûmata göre bu zâviyeler; Amasya’da Çelebi Hüsameddin'in halîfesi Alaaddin Amasyavî, Kırşehir’de Veled Çelebi’nin halifelerinden Süleyman, Erzincan’da Hüseyin Hüsameddîn, Karaman’da Ulu Ârif Çelebi halifelerinden Mehmed Bey, Niğde’de Nasûhiddîn Sebbağ, Tokat’da Fahreddîn-i Irâkî tarafından açılmıştır.

Tokat Mevlevîhânesi hakkında bugüne kadar yapılan araştırmaların sayısı oldukça azdır. Hasan Yüksel’in “Tokat Mevlevîhânesi” adlı makalesi ile Mehmet Beşirli’nin “XIX. Yüzyılın İlk Yarısında Tokat Mevlevîhânesi ve Gelirleri İle İlgili Sorunlar” adlı makalesi yapılan iki özgün çalışmadır.

Tokat’ın Mevlevîlikle münasebeti Mevlânâ’nın henüz hayatta olduğu döneme rastlamaktadır. Ahmed Eflakî’nin naklettiği bilgilerden öğrendiğimize göre; Selçuklu Veziri Muineddin Pervâne’nin daveti ve Mevlânâ’nın müsadesiyle şeyh Fahreddin-i Irâkî Tokat’a gitmiştir. Adına bina ettirilen hangâhda şeyhlik yapan Fahreddin, bu bölgede Mevlevîliğin halk arasında yaygınlaşmasına hizmet etmiştir. Eflâki, onun her daim medresedeki semâ âyinlerinde hazır bulunduğunu ve Mevlânâ’nın büyüklüğünü bahisle; “Hiç kimse Mevlânâ’yı gerektiği gibi anlayamadı. O bu dünyaya garip olarak geldi, garip olarak gitti” dediğini nakleder.


Mevlevîliğin Tokat’a nüfûz etmeye başladığı dönemlerde şehrin dînî otoritelerinin de hatırı sayılır bir mevkide olduğunu anlıyoruz. Zira Eflâkî, Menâkıbü’l- Ârifîn’de Tokat’ın ileri gelen müderrislerinden, kendisinin de öğrencisi olduğu ‘Zeyneddin’ mahlaslı Abdülmümin-i Tokâdî’nin vasıflarını şu sözlerle tarif eder: “Müderrislerin sultanı, son gelen bilginlerin özü, akıl ve nakil ilimlerinin denizi, furû ve usulü kendinde toplayan, şeriat ve dinin süsü, bilgi ulularının üstadı ve Rum ülkelerinin ender yetiştirdiği bir bilgindi. Ona, ‘zamanın Numan’ı, mânâların engin denizi’ derlerdi. Takvada, amelde ve fetva bilgisinde ikinci bir Ebû Yusuf’tu.”

Yine aynı kaynakta rivâyet edilen bilgilere göre; Veled Çelebi döneminde de Ulu Ârif Çelebi ve annesi Garâke Hatun da Tokat’a gitmiştir. Ulu Ârif Çelebi’nin Tokat’ta, Ârife-i Hoşlikâ adında bir mürîdesi vardır. Eflâki’nin aktardığı bir hikâyede de Ulu Ârif Çelebi’ye tazim ve hürmetin ne boyutta olduğunu anlıyoruz: “Bir gün Garâke Hatun Tokat şehrinde Çelebi hazretlerine hadden aşırı saygıda bulunuyor ve baş koyuyordu. Sultanın karısı Gumac Hatun, Muineddin Pervâne’nin kızı Havendzâde, Şarabsâlâr’ın, Mustevfi’nin ve daha başkalarının kızları gibi ileri gelen hanımlar itirazda bulundular ve: “Anneye oğlunun önünde baş koymak ve ona bu derece değer vermek düşmez, çünkü eğer talihli bir oğul annesini değerli tutsa, onun önünde baş koysa ve onun elini öpse, bu yerinde bir hareket olur ve bunu caiz görmüşlerdir” diye Garâke Hatun’u ayıpladılar. Bunun üzerine Garâke Hatun: “Tanrı daha iyi bilicidir. O, hidayete ulaşanları daha iyi bilir. Ben Ârif’i gördüğüm vakit onu Mevlânâ sanıyorum, o halin ışığı benim canıma yansıyor ve o ışığın parlaklığına dayanamıyorum. Bu yüzden onun önünde baş koyuyor ve ben onu oğlum yerinde değil, belki şeyhim yerinde görüyorum” dedi. Cuma günü semâ toplantısında bütün hatunlar toplanmışlardı. Çelebi hazretleri de vecdler ve heyecanlar gösterip şu rubaiyi söyler: “Biz, göze görünmez latîf bir canız / Yerde gözükürüz fakat yersiziz / Biz yüzümüzden örtüyü kaldırırsak, herkesin aklını gönlünü kaparız.”

Yine dönerek, raksederek şu rubaiyi söyler: “Aşkın mayası ruhlar âlemindeydi, aşkın sütannesi ezelde latîf bir rüzgardı / Başına aşk gölgesi düşen kimse, güneş gibi tamamiyle ruh olur.”




Ulu Ârif Çelebi döneminden itibaren Fatih Sultan Mehmed dönemine kadar Tokat’ta Mevlevîliğe dair başka bir kayıt bulunmamaktadır. Hasan Yüksel’in Tapu Kadastro arşivlerinden ve Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivlerinden istifade ederek yazdığı makalesinde belirttiği üzere, 1455 tarihli bir tahrir defterinde, Tokat mahalleleri arasında 32 hanelik Mevlevîhâne mahallesi ve aynı tarihte mevcut bulunan 34 hangâhdan birisinin de Mevlevîhâne olduğu kaydı, Tokat’ta müstakil bir Mevlevîhâne’nin varlığını kanıtlayan en eski kayıttır.

Uzun yıllar Tokat Müze Müdürü olarak görev yapmış olan ve şu anda Tokat Mevlevîhâne Müzesi Müdürü olan Ekrem Anaç’ın araştırmalarından edindiğimiz bilgilere göre ise, ilk Mevlevîhâne olarak kullanıldığı tahmin edilen Pervâne Zaviyesi adında bir zâviyenin adının kayıtlarda geçtiğini, 13. yüzyıldan bugüne ulaşan yedi adet zaviyenin arasında bu isimle bir zâviyenin bulunmadığını öğrenmekteyiz.

Fatih döneminde, 1471 tarihinde Tokat’ı ele geçiren Uzun Hasan’ın şehri baştan sona tahrip etmesi neticesinde, Hasan Yüksel’in arşiv belgelerine dayandırdığı 32 hanelik Mevlevî mahallesinin 8 haneye düştüğü ve tahribattan Mevlevîhâne’nin de nasibini aldığı ifade edilmektedir. Zira, 1576 tarihli Defter-i Evkâf-ı Rum içinde Tokat merkez kazasına ait vakıf kayıtları arasında Mevlevîhâne’ye rastlanılmamaktadır. 1485 tarihinde ise, Mevlevîhâne Mahallesi, Hoca İbrahim adı ile teşmil edilmeye başlanmıştır.

Tokat Mevlevîhânesi ile ilgili müracaat edilen kaynak, 1656 yılında Tokat’a gelen Evliyâ Çelebi’nin seyahatnâmesidir. Seyahatnâme’de Tokat Mevlevîhânesi şöyle tarif edilmektedir: “Evvelâ, cümleden ma‘mûr u âbâdân derûn-ı şehrde tekye-i Mevlevîhâne-i Hazret-i Mevlânâ’dır. Bânîsi merhûm ve mağfûrunleh Süğlün Musli Paşa’dır kim Sultân Ahmed Hân vüzerâlarındandır, lâkin Sadrıa‘zam olmamışdır, ammâ bir sahiyyü’l-vücûd ve sâhib-i kerem ve sâhib-i cûd olmak ile rûh-ı Mevlânâ’yı şâd ve tarîk-i Hâcegân fukarâların dilşâd etmek içün bir mevlevîhâne bünyâd etmişdir kim misli bir diyârda yokdur. Meğer İslâmbol’da Beşiktaş Mevlevîhânesi ola, ammâ bunun andan ziyâde evkâfı olma- ğile gâyet ma‘mûrdur ve semâ‘hâne etrâfında semâ‘zen fukarâlarının hücrelerinin cümle revzenleri, cânib-i erba‘asındaki şükûfe ve murgzârlı bâğ-ı İreme nâzırdır. Ve haftada iki gün mukâbele olup âyîn-i Mevlânâ iderler kim gûyâ fasl-ı Hüseyin Baykara fasılları olur. Husûsan sızıltızâdeler nâm neyzenleri var kim her biri san‘atının ferîdidir. Ve şeb ü rûz-merreteyn cümle fukarâya ve ba‘zı ehibbâya ni‘met-i Mevlânâsı mebzûldür”


Evliyâ Çelebi’nin anlattıkları göre, Sultan Ahmet’in vezirlerinden Sülün Muslu Paşa tarafından inşa ettirilen Tokat Mevlevîhânesi, derviş hücrelerinden oluşan, tezyinâtı ile göz kamaştıran ve haftada iki gün ayîn yapılan bir merkez konumundadır. Sezai Küçük’ün “Mevlevîliğin Son Yüzyılı” isimli eserinden edindiğimiz bilgiye göre, asıl vakfiyesi bulunmayan Tokat Mevlevîhânesi, Aralık 1703 tarihli bir hüccet ve Nisan 1819 tarihli bir ilmühaberde Muslu Ağa Vakfı olarak kayıtlıdır ve 1638 tarihinde inşa edildiği anlaşılmaktadır ve bunu 1911 tarihli Tokat Mevlevîhânesi şeyhi Mehmed Hâdî Efendi’nin Konya’daki dergâha gönderdiği belgeler de destekler mahiyettedir.

Yine Mehmed Hâdî Efendi’nin Konya’ya gönderdiği belgede Muslu Ağa’nın inşa ettirdiği Mevlevîhânenin ilk şeyhinin Ramazan Dede olduğu anlaşılmaktadır. “Ashâb-ı hayratdan müteveffâ yeniçeri ağası Muslu Ağa nâm sahibü’l-hayrâtın binâ ve ihyâ eylediği Mevlevîhânesi evkâfından” ibaresinden anlaşıldığına göre, Yeniçeri ağası Muslu Ağa Mevlevîhâne’yi bina ettikten sonra, şeyh ve fukârâlarının maişetlerinin karşılanması için bir de vakıf teşkil etmiştir.” Tokat Mevlevîhânesi şeyhi olanlar aynı zamanda vakfın da mütevellisi olmuşlardır. Meselâ kayıtlarda, 1814’de Şeyh Mehmed Emîn Efendi’nin vakfın mütevellisi olduğu “Mevlevîhâne-i şerîf şeyhi ve mütevellisi” ifadesinden de anlaşılmaktadır.

1703 tarihli hüccet kayıtlarından anlaşıldığına göre, Muslu Ağa tarafından inşa edilen ve pek çok gelir kaynakları bulunan Mevlevîhâne zamanla yıkılmış, vakıfları yok olmuş ve geriye sadece arsası ve kapan hanı kalmıştır. Bu han da bir yangında yok olduktan sonra 1703’te postnişin olan Müderris Şeyh Mehmed Efendi tarafından bugünki Tokat Soğuk Pınar Mahallesi Behzat Bey Sokağı’ndaki Mevlevîhâne’yi inşa etmiştir. Bu inşa edilen yapının kimi kaynaklarda yıkılmadan günümüze kadar tamiratlarla varlığını koruduğu söylense de Sanat Tarihi uzmanı Ekrem Anaç’ın araştırmalarına göre binanın varlığını koruyamadığı ve 1845-1875 yılları arasında Sultan Abdülmecid tarafından aynı arsa üzerine yeniden bina ettirilerek şeyhlik makamındaki Ali Rıza Dede’ye atiyye olarak verildiği görüşü ağır basmaktadır.


Tokat Mevlevîhânesi’nin postnişinliğine sırasıyla kimlerin geçtiğine dair düzenli bilgiler olmamakla beraber, II. Meşrutiyet döneminde Tokat Mevlevîhânesi şeyhliği vazifesinde bulunan Mehmed Hadî Efendi’nin Konya’ya gönderdiği mektubunda verdiği listeler bu konuda aydınlatıcı bilgiler içerir. 1638’den itibaren sırasıyla, Şeyh Ramazan Dede (1638), Tâlib Şeyh Mehmed Dede (ö.1688), Şeyh Müderris Mehmed Efendi (1703), Şeyh Hafız Emin (Mehmed) Efendi (1790), Şeyh Osman Dede (1819), Şeyh Hasan Efendi (1821), Şeyh Ali Rıza Efendi (1845), Şeyh Mehmed Hadî Efendi (1875), Şeyh Abdulhadî (Ergin) Efendi Tokat Mevlevîhânesi’nin postnişinliğini yapmışlardır.

Bahse değer bir ayrıntı da şudur: I. Dünya Savaşı’nın ilânı zamanlarında yapılan asker sevkiyatı sırasında, savaşa gönüllü olarak katılmaları, önlerinde sancak ve bayrakları,başlarında şeyhleri bulunan 40-50 Mevlevînin özel elbiseleriyle Tokat Askerlik Şubesi önüne gelerek askere uğurlanışları Tokat’ta büyük bir coşku yaratmıştır. Bu yönüyle Tokat Mevlevîhânesi’nin millî mücadeledeye madden ve manen destek sağlaması dikkate şayandır.

Yeniden inşasından sonra, tekke ve zâviyelerin kapatılmasına kadar Mevlevî Dergâhı olarak varlığını sürdüren yapı, daha sonra kadınlar hapishanesi ve Kur’ân kursu yapılmış ve bütün bu süre içerisinde hiçbir bakım ve onarım görmemiştir. Yapı yıllar sonra nihayet Vakıflar Genel Müdürlüğünce 2000-2004 yılları arasında gerçekleştirilen başarılı bir restorasyonla kurtarılmıştır. Tokat Mevlevîhânesi şimdilerde Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bağlı vakıf müzesi olarak hizmet vermekte ve büyüleyici iklimini yerinde temaşa etmek isteyen misafirleri bir hamûşan ruhuyla ağırlamaktadır.

Tokat Mevlevîhânesi’nin Mimari ve Tezyînî Özellikleri:

İki katlı olarak binâ edilmiş olan Ahşap Mevlevîhâne mimari konum ve tezyînî unsurlar bakımından Türkiyede’ki Mevlevîhâneler içinde en dikkat çekenlerin başında gelir. 19. yüzyıl barok sanatının Anadolu’daki en güzel örneklerinden biridir. Binanın en görkemli cephesi, ahşap barok motiflerle bezenmiş sütun dizisine sahip ve bütün cephe boyunca uzanan balkonu sebebiyle Bey Sokak'a bakan cephesidir. Diğer cephelerde ise sade bir ihtişam gözlenmektedir.


Mevlevîhanenin alt katı günlük kullanım için genişçe bir sofadan geçilen dört odadan müteşekkildir. Sofanın hemen sağında görkemli tavan göbeği ve kitaplığı ile diğer odalardan farklı, şeyhin misafirlerini kabul ettiği baş oda bulunmaktadır. Bu odaların içerisinde döneme ait el yazmaları, taş baskı kitaplar, Kur’ân-ı Kerim, kırmızı ipekten el dokuması kâbe iç örtüsü ve şecereler sergilenmektedir.

Sofanın sol tarafında kalan odada, en eskisi 14. yüzyıla ait pirinç ve bakır şamdanlar bulunmaktadır. Bunlar arasında, üzerinde figürler bulunan 14. yüzyıla ait şamdan nadir bulunan bir eserdir. Yine, Sultan Beyazıt’ın Annesi Gülbahar Hatun’un yaptırdığı ve Gülbahar Hatun Camii’ne hediye ettiği şamdanlar da bu odada sergilenmektedir. Alt kattaki en geniş odada, bölge camilerinden gelen ve 16. yüzyıl ile 20. yüzyıl arasına tarihlenen, Sivas, Kırşehir, Doğu Anadolu, Konya, Niğde, Orta Anadolu ve Güneydoğu Anadolu yörelerine ait halı, kilim ve seccadeler hareketli paneller üzerinde teşhir edilmektedir.

Sofanın sonunun sağ yanından, güney cepheye kadar sofa ile aynı doğrultuda uzanan koridorda, 17. yüzyıla ait, Tokat Ulu Camii ahşap tavan göbeği ile Musluağa Konağı'na ait, kalem işi boyamalı ahşap parçalar görülmektedir. Bu dar koridordan geçilen güneybatıdaki küçük odada ise çoğunlukla 13. yüzyıldan kalma çiniler ile 16. yüzyıla ait, Sakal-ı Şerif kutuları ve 19. yüzyıla ait saatler sergilenmektedir.




Sofanın sol tarafında bulunan küçük alanda, 18 ve 19. yüzyıllarda dokunmuş, Tokat, Malatya yörelerine ait kilimlerin sergilendiği küçük bir mekân bulunmaktadır. Binanın her bir detayında müthiş estetik unsurlar göze çarpmaktadır. Bunlardan bir tanesi de kısmen kesme taş ve üzeri örtülü ahşap bir merdivenle ikinci kata çıkarken ahşap merdivenin başında, korkuluğu duvara sabitlemek için yapılmış ve geçit şeklinde düzenlenmiş ahşapların birleştiği yerdeki barok ahşap oymaların arasında beliren Mevlâna sikkesidir.

Gösterişli balkonun diğer ucuna, Behzat Deresi manzarasını görecek şekilde yarım metre yükseltilmiş bir seyir köşkü konulmuştur. Balkonun orta hizasına yerleştirilmiş, barok ahşap oyma göbekli ve üst taraflarında Arapça sülüs bir yazı ile “Ya müfettiha’lebvâb” (Ey kapıları açan Allah’ım!), “İftahlena hayre’l-bab” (Bize hayır kapılarını aç) yazan iki kanatlı bir kapı ile semâhâneye girilmektedir. Semâhâne, doğu yönündeki ahşap kafes ile ayrılan kadınlar mahfili hariç tek bir mekân olarak düzenlenmiştir.

Semâhânenin ortasında on altı adet ahşap sütunun taşıdığı bağdadî bir kubbe bulunmaktadır. Eşsiz bir işçiliği olan, ahşap tavan göbeğine sahip bu kubbenin altında onaltıgen semâ alanı oluşturulmuştur. Her ahşap sütunun üst kısmında, Allah, Muhammed, Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Hasan, Hüseyin, Talha, Zübeyr bin Avvam, Ebu Vakkas, Said bin Zeyd, Abdurrahman bin Avf, Ebu Ubeyd bin Cerrah ve Mevlânâ isimleri yazılı levhalar bulunmaktadır. Ahşap parmaklıklarla ayrılan bu alana, çift kanatlı kapı önündeki açıklıktan geçilmektedir. Bu bölümde semâ töreni canlandırılmaktadır.

Ayrıca tekke ve zaviyelerin kapatılması ile birlikte Tokat Mevlevîhânesi’nden Müze Müdürlüğü'ne giden eserler tekrar Mevlevîhâne Müzesi’ne kazandırılmış olup, bu mekânda sergilenmektedir. Bu eserlerden biri olan semâ talim tahtası nadir bir örnektir. Aynı mekânda sergilenen Osmanlı dönemine ait Arakiyyeler, Mevlevî Külahları, 999’luk kuka tesbihler, kudümler, bendirler ve neyler insanın ruhunu o iklime sabitleyen bir evsafa sahip. Diğer köşede, üst kısmında, ahşap oyma süslemelerle çevrili, eliptik panel içerisinde, Kur’an-ı Kerim’in Beyyine Suresi’nin 3. âyetinden alınmış, “Fiha Kütübün Kayyime” (Doğru hükümler ondadır) yazan küçük, güzel bir kitaplık vardır.


Giriş kapısının her iki yanında, saz ve söz icracısı Mevlevî dervişleri için, diğer alanlardan ayrılmış alanlar vardır. Bu alanların üzerine kadınlar bölümünün önündeki merdivenle çıkılan yüksek mahfil yerleştirilmiştir. Mahfili taşıyan ahşap direklerin mahfille birleştiği yerlerdeki ahşap oymalar çok gelişmiş bir zevkin ürünüdür. Bu merdivenlerin başlangıcında da, barok ahşap motiflere sahip oyma üzerinde Mevlevî sikkesinden oluşan süsleme tekrar edilmiştir.

Balkonun doğu tarafında yan yana bulunan iki sade kapı ile kadınlar mahfiline ve bütün doğu cephesi boyunca uzanan dar bir koridora ve yanındaki odaya geçilmektedir. Bu alanda 16. ve 20. yüzyıllar arasına tarihlenen Kazak etkili Anadolu ve Malatya, Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Sivas ve yörelerine ait halı ve seccadeler teşhir edilmektedir.

Ruhu mânâ ile eriten bu mekânın Şems-i Tebrîzî ve Mevlânâ’nın tutuşturduğu aşk ateşini hissettirdiğine bir kez daha şahit oldu gözlerimiz. Fırsat bulan her gönül Tokat Mevlevîhânesi’nin bu yokluk bahşeden kapısından girip ruhlarını varlıkla tezyîn etmelidir. Gaybî’nin ifade-i merâmı gibi:

Aşk odu evvel düşer aşıka andan maşuka

Şem’i gör kim yanmadan yandırmadı pervâneyi

*Araştırmacı-Yazar

KAYNAKÇA: 1) A. Süheyl Ünver, “Osmanlı İmparatorluğu Mevlevîhâneleri ve Son Şeyhleri”, Mevlânâ Güldestesi, Konya 1964, s. 30-39. 2) Abdülbâkî Gölpınarlı, Mevlânâ’dan Sonra Mevlevîlik, İstanbul 1983. 3) Abdülbâkî Gölpınarlı, Mevlevî Adab ve Erkânı, İstanbul 1963. 4) Abdülbâkî Nâsır Dede, Defter-i Dervişân II, İSAM, nr. 18112. 5) Ahmed Eflâkî, Menâkıbü’l-Ârifîn, MEB Yayınları, İstanbul 1989, I-II. 6) Ahmed Yaşar Ocak, “Zaviyeler”, Vakıflar Dergisi, sy. XII, Ankara 1978, s.247-269. 7) Ali Nutkî Dede, Defter-i Dervişân I, Süleymaniye Kütüphanesi Nafiz Paşa nr. 1194. 8) Bahâ Tanman, “Âsitâne”, DİA, III. 9) Barihuda Tanrıkorur, “Türk Kültür ve Mimarlık Tarihinde Mevlevîhânelerin Yeri ve Önemi”, III. Millî Mevlânâ Kongresi, 12-14 Aralık 1988, Konya 1989, s. 61-72. 10)Barihuda Tanrıkorur, Türkiye Mevlevîhânelerinin Mimârî Özellikleri, (Basılmamış Doktora Tezi), Konya 2000. 11) Barihuda Tanrıkorur, “Mevleviyye”, DİA. 12) Cinuçen Tanrıkorur, “Mevlevîlikte Mûsıki”, III. Milletlerarası Mevlânâ Kongresi, 12-24 Aralık 1988, Tebliğler, Konya 1989, s.111- 116. 13) Esrar Dede, Tezkire-i Şuarâ-yı Mevleviyye, Millet Kütüphanesi, Ali Emiri, nr. 756. 14) Evliyâ Çelebi, Seyâhatnâme, Üçdal Neşriyat, İstanbul 1985, I-X. 15) Halis Turgut Cinlioğlu, Osmanlılar Zamanında Tokat, Tokat 1951. 16) Hasan Yüksel, “Tokat Mevlevîhânesi”, SÜ Türkiyat Araştırmaları Dergisi, sy.2, Konya 1996. 17) Hür Mahmud Yücer, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf (19. Yüzyıl), İstanbul 2004, s.456-457. 18) Mehmet Beşirli, “XIX. Yüzyılın İlk Yarısında Tokat Mevlevîhânesi ve Gelirleri ile İlgili Sorunlar”, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, sy.2, Elazığ 2003, s. 337-373. 19) Mevlânâ Celâleddîn Rûmi, Mesnevî, İstanbul 1990, I-V. 20) Sezai Küç
 

İSMEK El Sanatları Dergisi 14 İNDİR

Bu yazı 959 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK