Müze

Balmumu Heykel Müzesi’nin Sessiz Sakinleri

  • #


Yazı: Semra ÇELİK

Artık Türkiye’nin de bir balmumu heykel müzesi var. Jale Kuşhan’ın girişimiyle 2011’in sonunda açılan müzede bulunan ve gerçeğinin birebir ölçüsünde olan tüm heykeller, âdeta seslenseniz karşılık verecekmiş gibi canlı görünüyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk de var bu müzede, cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman da, Napolyon da, Mevlânâ da, Moğol İmparatoru Cengiz Han da… Hâsılı dünya tarihine adını yazdırmış birçok ismin balmumundan heykelini görebiliyorsunuz bu müzede.

Saatin gongu gece yarısını vuralı epey olmuş. Şehir kabalalık, gürültü ve keşmekeşle bezeli elbisesini çıkarıp çoktan asmış askıya. Civarındaki tüm gökdelenlere kafa tutarcasına olanca heybetiyle dimdik duran çarşı, üzerine bereketli yağmurlar gibi yağmış yıldızları andıran ışıklarıyla göz kamaştırıyor. Adını kıymetli bir taştan alan, Avrupa’nın bu en yüksek binasının giriş katından fısıltılar duyuluyor belli belirsiz. Biraz yaklaşınca, fısıltılar daha bir netleşiyor. Birilerinin, farklı dillerde bir şeyler konuştuğunu anlıyorum. Birkaç tanıdık söz çalınıyor kulağımıza.

“Hâkimiyet kayıtsız, şartsız milletindir.”, “Gel! Ne olursan ol yine gel!”, “Bugün pazar... Bugün, beni ilk defa güneşe çıkardılar.”, “Aşkın aldı benden beni, bana seni gerek seni.”, “Can dostum, en yakınım, güzellerin şahı sultanım. Hayatımın, yaşamımın sebebi…”

Aralık bırakılmış ahşap kapının aralığından içeri doğru başımızı uzattığımızda loş ışığın altında sıra sıra dizilmiş tarihi simaları görünce dehşete kapılıyoruz. Birbirlerinden yüzlerce yıl arayla tarih sahnesinde yer almış bunca isim, nasıl olup da bir araya gelmiş anlayamıyoruz ilkin. Biraz önceki fısıltılar bıçak gibi kesiliyor içeri girince.


Yeni bir ulus yaratmak için yola çıkan Mustafa Kemal, kürsüde Meclis-i Mebusan üyelerine seslenirken, 6 milyon Yahudi’nin işkenceyle katledilmesinden sorumlu tutulan Alman diktatör Hitler çalışma masasında, şair Nazım Hikmet demir parmaklıklar ardında, Rauf Denktaş Kıbrıs haritasının önünde, Elvis Presley elinde gitarıyla sus pus oluyor aniden. Loş ışıkla aydınlatılmış salondaki diğerleri de öyle…

Müze Dört Ayrı Salondan Oluşuyor

Ansızın başlayan müzik, bizi kendimize getiriyor. Gördüğümüz bu anlık rüyadan uyandırıyor üflenen neyin içli sesi. Burası bir müze, Balmumu Heykel Müzesi… 2011 yılının sonunda Sapphire Çarşı’da açılan müzede bulunan ve gerçeğinin birebir ölçüsünde olan tüm heykeller, âdeta seslenseniz karşılık verecekmiş gibi canlı görünüyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk de var bu müzede, cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman da, Napolyon da, Mevlânâ da, Karl Marks da, Moğol İmparatoru Cengiz Han da… Hâsılı dünya tarihine adını yazdırmış birçok ismin balmumundan heykelini görebiliyorsunuz bu müzede.

Türkiye’nin ilk yerleşik balmumu müzesi, farklı konseptlerde, 4 ayrı salon şeklinde hazırlanmış. Salonlardan birinde, ağırlıkla Osmanlı ve Selçuklu dönemlerinden Türk büyüklerinin balmumu heykelleri sergileniyor. Bir başka salonda Cumhuriyet tarihinin unutulmayan simalarının heykelleri sergilenirken, diğer iki salonda da Avrupalı ve Rus büyükler ile Mevlânâ ve semâzenlerini görmek mümkün.

Biz ilk olarak, ruhumuzu fetheden müziğin etkisine kapılıp Osmanlı ve Selçuklu dönemine doğru bir gezintiye çıkmak istiyoruz. Kapıdan girişte Cengiz Han karşılıyor bizi. Yeryüzünde 16 milyon torunu olduğu söylenen Moğol hükümdarının, dünyada biyolojik silahı kullanan ilk devlet lideri olduğunu öğreniyoruz, müzeyi gezerken bize eşlik eden rehber bayandan. Her bir heykelin yanında küçük bilgi notlarının yazılı olduğu tabelalar var gerçi, ama rehberin sunumu sırasında bu notlardan daha fazlasını öğrenebiliyorsunuz. Yeri gelmişken hatırlatalım; dünyanın hiçbir balmumu heykel müzesinde ziyaret sırasında size sunumuyla eşlik eden bir rehber yoktur. Türkiye’nin ilk yerleşik Balmumu Heykel Müzesi, bu yönüyle bir ilk.

56 Ünlü Sima Aynı Çatı Altında

Salonun en kuytu köşesi Hürrem Sultan’a ayrılmış. Salonun bütününe hâkim, stratejik bir konumu haiz. Âdeta, “Arkamdan çevrilen tüm entrikaların farkındayım” der gibi kendinden emin bir hali var Hürrem’in. Kıymetli taşlarla bezeli tâcı, kim bilir kaç gün, kaç gece el emeğiyle hazırlanmış olan kıyafeti ve cihan padişahı Sultan Süleyman’ın aklını başından alan dillere destan güzelliğiyle göz kamaştırıyor Hürrem Sultan. Bir iki adım ötesinde Hürrem’in, uğruna tüm sarayı karşısına aldığı Sultan Süleyman, tahtına kurulmuş oturuyor.


İstanbul’un fethini anlatan bir resmin önünde Fatih Sultan Mehmet, Yavuz Sultan Selim, Osmanlı’nın kurucusu Osman Gazi, Ankara Savaşı’nda Yıldırım Bayezid’i esir alan Timurlenk de bu salonda. Ayrıca İslam bilginleri İbn-i Sina, Farabi ve büyük Türk şairi Fuzuli ile 50 yıl boyunca Osmanlı’nın baş mimarı olan Mimar Sinan’ı da aynı salonda görmek mümkün.

Diğer salona geçiyoruz… Burada da Mustafa Kemal, Latife Hanım, Rauf Denktaş, Nazım Hikmet, Kemal Sunal, Haldun Dormen, Zeki Müren, Levent Kırca gibi isimlerin balmumundan heykellerini görüyoruz. Şair Nazım Hikmet’in balmumu heykelinden yana baktığımızda içimiz burkuluyor. Ne hazin! Yaşamının büyük bir bölümünü hapiste geçiren ‘Mavi Gözlü Dev’, burada da demir parmaklıklar ardında kalmış.

Nazım’ı parmaklıklar ardında bırakıp Stalin, Brejnev, Çar II. Aleksander, Napolyon, Hitler gibi Rus ve Avrupalı devlet adamları ile sanatçıların balmumu heykellerinin bulunduğu salonu, ardından da Mevlânâ’ya ayrılmış bölümü geziyoruz.

Rusya’ya Fuara Gitti Heykellerle Döndü

Müzenin tüm salonlarını, insanı strese sokan bir yere yetişme telaşından uzak, vakit sınırı olmaksızın içimize sindire sindire gezip tüm o balmumu şaheserlere birer ‘merhaba’ dedikten sonra, mühendisliği bir kenara itip kendisini balmumu heykel sanatına adayan Jale Kuşhan’dan müze hakkında bilgi almak üzere gezdiğimiz ilk salona geçiyoruz yeniden.

Evvela böyle bir müze kurma fikrinin nasıl oluştuğunu soruyoruz. Kuşhan’ın, balmumu heykelleri Türkiye’ye getirme öyküsü bir hayli ilginç. Asıl mesleği jeofizik mühendisliği olan Jale Kuşhan, bir makine fuarına katılmak için gittiği Rusya’nın St. Petersburg kentinde fuardan artan zamanlarda şehirdeki balmumu heykel müzesini ziyaret etmiş. İlk kez gördüğü balmumu heykellerinden çok etkilenen Kuşhan, bu heykelleri Türkiye’ye nasıl getirebileceğine ilişkin araştırmalara koyulmuş hemen. Yurda döndüğünde Kültür Bakanlığı yetkilileriyle yaptığı görüşmelerde Türkiye’de daha önce bu tür bir sergi düzenlenmediğini öğrenen Jale Kuşhan, vakit kaybetmeden çalışmalara koyulmuş.


“Heykelleri üç aylığına Türkiye’ye getirmek için Rusya’daki müze yetkilileriyle görüştüm. Burada da üç ayrı bankadan kredi aldım ve sonunda ilk balmumu heykel sergisini açmayı başardım.” diyen Jale Kuşhan, ilk etapta 33 heykeli kiralayarak Türkiye’ye getirdiğini anlatıyor.

Heykelden Kazandığını, Heykele Harcadı

O günden sonra yaklaşık 9 yıldır Türkiye’yi şehir şehir dolaşarak balmumu heykelleri sergilediğini söyleyen Kuşhan, “Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de balmumu heykeller oldukça sıcak karşılandı. Sergiye gösterilen büyük ilgi nedeniyle kira süresini üç kez uzatmak zorunda kaldık.” şeklinde konuşuyor. Ancak kira süresi maksimum üç kez uzatılabildiğinden, Türkiye’deki sergilerden elde ettiği gelirle heykelleri bu kez satın aldığını belirten Lale Kuşhan, balmumu heykelden kazandığı parayı yine heykele yatırmış. “Serginin ziyaretçi gelirinden elde ettiğim parayı yine bu sanat için harcadım. Kira öder gibi uzun yıllar ödemelerini yaptık. Gelir elde ettikçe, sergiye, Türkiye’de tanınmış ünlülerin balmumu heykellerini de ekledim.” diyen Kuşhan, Türk halkının bu sanata olan ilgisinden oldukça memnun. İlk etapta kiralanan heykeller için, “O zamanlar St. Petersburg’da Rus büyüklerini ve Avrupalıları çalışmışlar. Farabi, Cengiz Han ve Timurlenk vardı bir de. Mevcut olan heykeller içersinde bizim tarihimizde olumlu ya da olumsuz rol oynayanları seçerek getirmiştik ilk etapta. Sonradan Türk büyüklerinin balmumu heykellerini ekledik sergiye.” diyor.

Balmumu Heykel Müzesi’nde şu anda 56 balmumu heykel sergileniyor. Toplam sayı esasında 60 imiş, ancak yerleşik müze dönemi öncesi sergiler için o şehir senin, bu şehir benim gezerken taşınmalarda heykellerden dördü -Lady Diana, Barış Manço, Uluğ Bey ve Rasputin- zarar gördüğünden şu anda sergilenmiyor. Müzede sergilenen heykellerin kaç yaşında olduklarını soruyoruz Jale Kuşhan’a. “Burada çok eski tarihli heykeller var. Timurlenk, Korkunç İvan, Da Vinci, Dostoyevski… Bunlar 70- 75 yıllık heykeller. Hatta bu heykelleri yapanlar şu anda yaşamıyor bile. Bu kadar eski tarihli olmalarına rağmen halen sergileniyor olmaları, çok iyi korunduklarını gösteriyor.” diyen Kuşhan, heykellerden en yenisinin Zeki Müren’in balmumundan heykeli olduğunu da sözlerine ekliyor.

Zeki Müren heykeli, müzenin açılışı öncesinde yapılmış. Yani henüz birkaç aylık bir heykel. Jale Kuşhan, “Şimdi sırada Mehmet Akif Ersoy, Ajda Pekkan, Tarkan ve Türkan Şoray’ın heykelleri var.” diyor. Kuşhan, müzeyi gezen ziyaretçilerin ilgisini en çok Hürrem Sultan ve Sultan Süleyman’ın yanı sıra Atatürk ve Michael Jackson heykellerinin çektiğini de ifade ediyor.


Balmumu heykel sanatının, topluma kültür-sanat yoluyla tarih bilinci, tarih sevgisi aşılamanın yanında, öğrencilerin gelişiminde görsel ve uygulamalı eğitime katkısı açısından da son derece yararlı olduğunu düşünüyor Jale Kuşhan ve “Öğrenciler için önemli bir müze burası. Kültür-sanat bilinci, tarih bilgisi ve bilinci aşılamak bakımından son derece yararlı. Onların muhakeme gücünü geliştiriyor, motivasyonlarına katkıda bulunuyor. Kitaplardan okurken sıkılabiliyorlar, ama görerek öğrenmek zihinde daha kalıcı oluyor onlar için.” diyor.

Bir Heykel Üzerinde 8-15 Sanatçı Çalışıyor

Balmumu Heykel Müzesi’ni dünyadaki emsallerinden ayıran en önemli özelliğin, müzeyi gezerken ziyaretçilere verilen rehberlik hizmeti olduğunu belirtmiştik. Burayı dünyadaki diğer balmumu heykel müzelerinden ayıran bir başka özellik ise müzede hareketli heykellerin sergileniyor olması. Mesela Katerina elindeki çay fincanını ağzına doğru götürüyor, Boris Yeltsin elinde tuttuğu içki kadehini kaldırıyor. Jale Kuşhan, “İsteyen ziyaretçilerin balmumundan elini yapabiliyoruz. Dünyada bu tür bir çalışma yok. Mumdan yani parafinden yapılıyor, ama biz balmumundan bizzat kişinin el heykelini yapıyoruz. Bu çalışma, bir-iki gün sürebiliyor. Diğer müzelerde yapılan parafinden, kişiye özel el kalıbının alınması sadece 5 dakikalık bir şey. Bizim çalışmamız biraz daha fazla özen istiyor ve biraz daha maliyetli.” diye konuşuyor.

Balmumu heykellerin yapım sürecini merak ediyoruz. Jale Kuşhan, bir heykel üzerinde 8-15 sanatçının çalıştığını ve bir heykelin 1,5 ilâ 3 ayda tamamlanabildiğini söylüyor ilk olarak. Kuşhan’ın anlattığına göre eğer heykeli yapılacak kişi yaşıyorsa, o kişinin el ve yüzünden mask alınıyor ve pek çok açıdan ayrıntılı fotoğraf çekimi yapılıyor. Buna göre heykel yapımına geçiliyor. Fakat kişi yaşamıyorsa, farklı bir süreç bekliyor heykeli yapacak olan sanatçıyı. Bürokratik herhangi bir engel yoksa, heykeli yapılacak olacak kişinin mezarı açılarak kemik yapısı inceleniyor. Burada Antropoloji ve Etnoloji Enstitüsü devreye giriyor. Böylece kişinin yüz hatları bilimsel çalışma ile tespit edilebiliyor. Balmumu Heykel Müzesi’nde sergilenen Korkunç İvan ve Timurlenk’te bu yöntemin uygulandığını belirten Jale Kuşhan, “Stalin döneminde, onun özel emri ile bu kişilerin mezarları açtırılarak kemik yapıları inceletilmiş, yüz hatları bilimsel çalışmayla tespit edilmiş. O nedenle 1300’lü yıllarda yaşamış olmasına rağmen ‘Timurlenk budur’ diyebiliyoruz.” diyor. Kişi yaşamıyorsa ve mezarının açılmasında bürokratik engeller söz konusuysa, o zaman da fotoğraflar, resimler veya tasvirlerden yararlanılıyor. Jale Kuşhan, müzedeki Atilla ve Alparslan heykellerinin de bu şekilde tasvirlerden, temsili çizimlerden yararlanılarak çalışıldığını ifade ediyor.


Heykellerde gerçek insan saçı ve sakalı kullanıldığını söyleyen Kuşhan, gözlerin ve dişlerin de gerçek insanda kullanılan protezler olduğuna dikkat çekerek, “Her aşama için ayrı bir sanatçıya iş düşüyor, “Mask alan sanatçı ayrı, fotoğrafçı ayrı, balmumu döken ayrı, büst çalışan, makyaj yapan, saç eken, protez göz takan, vücut çalışan ayrı… Terziler var bir de tabii ki. Gördüğünüz bir heykelin ortaya çıkması için en iyimser deyişle 8 sanatçı çalışıyor.” diye konuşuyor.

Elbiseleri Yıkanıp Ütüleniyor, Saçları Fönleniyor 

Türkiye’yi balmumu heykelle tanıştıran Jale Kuşhan, yerleşik müzenin kurulduğu güne dek, 12 yıl içerisinde, 26 şehir dolaştıklarını ifade ediyor. Yerleşik düzene geçmenin, heykellerin muhafazası açısından avantajlı olduğunu belirten Kuşhan, sürekli farklı şehirlerde sergi açmanın zorluğunu şu sözlerle dile getiriyor: “Şehir şehir dolaştık, 50 kadar sergi açtık. Bazen bir şehre iki kez gittiğimiz oldu. Dünyanın hiçbir balmumu heykel müzesinde iki-üç ayda bir heykel taşınmaz. Heykeller çok hassas, çok kırılgan olduklarından onları her seferinde bir başka yere taşımak büyük risk. Ama biz, zor olanı başardık. Ayrıca Türk halkında bu sanata karşı bir farkındalık yarattık. Dolayısıyla hedefimize ulaştık.”

Jale Kuşhan, heykellerin yapıldığı atölyenin şu anda Ukrayna’da olduğunu söylüyor. Heykellerin büyük bir kısmının Rusya’nın St. Petersburg kentinden getirildiğini hatırlatan Kuşhan, “Bir süre oradaki sanatçılarla çalıştık. Fakat maliyet yükselince, Ukrayna’da kendi atölyemizi kurduk.” diye konuşuyor. Atölyeyi İstanbul’a taşımayı düşündüklerini belirten Kuşhan, uzun bir süre Sapphire’de olacaklarını da eklemeden geçemiyor.

Bu kadar hassas ve kırılgan olan heykellerin, uzun süre muhafaza edilebilmesi için ciddi bir bakım gerektirdiğini düşünüyoruz. Kuşhan, bu konudaki merakımızı şu sözlerle gideriyor: “Heykellerin yılda bir kere bakımdan geçirilmeleri, makyajlarının yenilenmesi gerekiyor. Makyözler tarafından yenileniyor heykellerin makyajları. Jeofizik mühendisiyim demiştim ama bu 12 yıllık süre zarfından pek çok şey öğrendim. Makyaj öğrendim mesela. Kırılan bir elin yerine yeni el yapabiliyorum aynı şekilde. Parmak kırılmalarını onarabiliyorum. Ufak tefek makyaj bozulmalarını düzeltebiliyorum. Profesyonellik gerektiren makyajlarda yurt dışından sanatçı getiriyoruz. Heykellerin makyajı konusunda uzmanlaşmış kişiler bunlar. İnsanlarda kullanılan makyaj malzemeleri kullanılıyor heykellerde. Saçlarını yıkıyoruz, fönle düzeltiyoruz. Saçlar gerçek insan saçı. Tek tek büyük bir özenle dikiliyor, yapıştırma değil. Heykellerin elbiselerini de yıkayıp ütülüyoruz. Yani heykeller yaşıyorlar âdeta.”

Müzenin, 7’den 70’e herkese hitap eden bir yer olduğunu dile getiren Kuşhan’a, son olarak müzeyle ilgili hedeflerini soruyoruz. Kuşhan, müzedeki heykel sayısını 100’e çıkarmayı hedeflediğini belirterek, 100 Türk ve dünya büyüğünün yer aldığı bir müze kurup dünyaya açılmak istediğini anlatıyor.

İSMEK El Sanatları Dergisi 14 İNDİR

Bu yazı 1690 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK