Minyatür

Makro Ufuklar Açan Mikro Çizimler

  • #


Yazı: Duru ÖZÇELİK

Hasan Kale, dünyaca ünlü minyatür sanatçılarımızdan. Onu diğer minyatür sanatçılarından ayıran çok önemli bir özelliği var. Kale, sıra dışı objelerin üzerine, çıplak gözle görülemeyecek kadar küçük minyatürler çiziyor. Bu sıra dışı obje bazen kırık bir pirinç veya ince bir kum tanesi, bazen bir kelebek veya sinek kanadı, bazen de bir kibrit çöpü olabiliyor. Sanatçı, 200’ün üzerinde objeye yaptığı mikro çizimlerinde mikroskop veya büyüteç kullanmıyor. Sanatseverlere büyüteçsiz bakmasını tavsiye etmiyor ama tüm çizimlerini, 1-2 numaralı normal minyatür fırçalarıyla ve çıplak gözle vücuda getiriyor.

İnsanlığın ta en başından bu yana var olan sanat, kimilerine göre “güzel” olanı ortaya çıkarma gayesiyle, insanın kendini ifade etme biçimi olmuştur. Kimilerine göre ise “ilahi aşka” ulaşma vasıtasıdır sanat. Hangi gaye ile olursa olsun, işi “güzel"e varabilmektir sanatçının. Hasan Kale, “güzel” arayışı ile düştüğü yolda kendini ifade etmek için düştüğü yolda çok farklı bir anlatım biçimi bulmuş.


Hasan Kale, bir minyatür sanatçısı. Ama öyle bildiğimiz türden minyatürler değil sanatçının fırçasından dökülenler. Onun minyatürleri çok küçük. Öyle ki, çıplak gözle seçebilmek pek de mümkün değil. Büyüteçle bakmanız gerekiyor onun eserlerine. Zira o, bir mikro minyatür sanatçısı. Kâh bir kırık pirince aktarmış içinde çağlayan sanat aşkından yansıyan çizgileri, kâh da bir fasulye tanesine. İğnenin deliğini de tuval olarak kullanmış, kelebeğin kanadını da… Bugüne kadar 200’ün üzerinde farklı objeye mikro minyatürler resmeden sanatçı ile gönül verdiği mikro minyatür sanatı hakkında konuştuk.

Asıl İlham Kaynağı İstanbul

Hasan Kale, ilk olarak resimle nasıl tanıştığını anlatıyor. Söylediğine göre, fırçayla 5 yaşındayken tanışmış. O günden bırakmamış fırçayı. İlk ve ortaokul döneminde, lisede hep çizgiyle meşgul olmuş. Fırçadan kopamayışını, “Zamanla öyle bir hale geldik ki, o aşkı bir daha bırakamadım.” sözleriyle ifade ediyor. Çizimlerinden anladığımız kadarıyla bir resim aşkından kopamamış Hasan Kale, bir de üniversite okumak için geldiği İstanbul’dan. Her ikisi de hayatında derin yer etmiş sanatçının.

Çocukluğunun geçtiği Bursa İnegöl için, “O küçük kasabada yetişmiş olmaktan, oradan beslenmiş olmaktan keyif alıyorum.” dese de, asıl ilham kaynağı hep İstanbul olmuş. Masmavi deniziyle, denize müptela martılarıyla, Galata Kulesi ve onun karşısında gelinlik kız gibi süzülen Kızkulesi’yle ille de İstanbul…

Kısacası Hasan Kale, İstanbul’un suyunu bir kez içip de, bir daha iflah olmayanlardan. “İstanbul’la belli bir yaştan sonra tanışsanız da öyle bir cazibesi var ki, sizi bir daha geri göndermiyor. 19-20 yaşlarında geldim bu şehre, bir daha da gitmedim.” sözleriyle bizi doğruluyor sanatçı.


İstanbul’a asıl geliş amacı olan üniversite tahsilini, bazı sebeplerden ötürü yapamamış Hasan Kale. Güzel sanatlarda okumak, istemiş ama olmamış. İnsanı büyüleyen güzelliğe sahip, ama bir o kadar da acımasız olan bu şehirde yaşamak, kendi ayaklarının üzerinde durmak için, deyim yerindeyse ne iş olsa yapmış Kale. “Ama kalemle, fırçayla ilişkim hep devam etti.” diyor resimden hiç kopmadığını anlatırken. Yaklaşık 25 yıldan bu yana resimle uğraştığını ifade eden Hasan Kale, son 15 yılını minyatür sanatına adamış. Minyatür sanatını öğrenmek için epey çaba göstermiş. “Minyatürü öğrenmek için bu sanatın hocalarına gittim, ama bana ders vermek istemediler. Sebebini bilemem. Fakat içinize bir kor düşünce, ister istemez onun peşinden gidiyorsunuz. O dönemde yaşayan hocalar size kucak açmıyorsa, siz de hocalarınızı çok eskilerden seçersiniz. Ben de öyle yaptım, eski dönemlerden seçtim hocalarımı.” diyen Kale, Ahmet Siyahkalem’den fırçanın kıvraklığını, Levni’den renk ve ahengi, nakkaş Osman’dan da sultan portrelerinin inceliklerini öğrenmiş.

21. YY’da Kanuni’nin Av Sahnesini Çizmek Abesle İştigal

Hasan Kale, minyatürde ustalaşıp en ince çizgileri çizebildiğini gördükten sonra, “Daha ne kadar küçük yapabilirim?” sorusunu sormuş kendine ve bu yolda ilerlemeyi seçmiş. Sanatçı, “Eserlerimi gelecek yüzyıllara bırakacak isem, bunu, yüzlerce yıl öncesinde yapılan eserleri taklit ederek değil, kendimden, günümüze ait bir şeyler katarak yapabilirim” düşüncesiyle, klasiğin dışında eserler üretmeyi tercih etmiş. Klasik minyatürle arasına koyduğu mesafeyi şu sözlerle açıklıyor Hasan Kale; “Özgün olmak zorundasınız. Çünkü biz 21. yüzyılda yaşıyoruz. Sözgelimi Kanuni’nin av sahnesini, o dönem tüm zor koşullara rağmen birileri en güzel şekilde yapmış. Bugün bunca teknoloji, bu kadar rahat koşullar varken Kanuni’nin av sahnesini yapmak, bana göre abesle iştigaldir. Onun için klasik minyatür yapmıyorum artık.”

Kale bu sözleri söylerken, biz de, iyi ki kendisini klasiğe hapsetmemiş diyoruz içten içe. Öyle ya, klasik minyatürde ısrar etseydi, vaktiyle kendisine ders vermeyi kabul etmeyen hocaları bugün mahcup edecek kadar başarılı, eserleri dünyanın ilgisini çeken sıra dışı bir sanatçı olmayacaktı belki de.

Yaptığı mikro minyatür eserlerle vermek istediği asıl mesajın, ‘bir şeye yüzeysel olarak bakmak ile yakından bakmanın yaratacağı farkı ortaya koymak’ olduğunu söylüyor Hasan Kale. Gerçekten de Kale’nin, gördüğümüzde irrite olduğumuz, etrafımızdan uzaklaştırmak ve belki de hemen oracıkta öldürmek istediğimiz bir sineğin kanadına nakşettiği bir İstanbul siluetine bakınca ona hak vermeden edemiyoruz.


Hayatı anlamlandırmaya çalışanlar için önemli bir anahtar sunuyor Hasan Kale mikro eserleriyle. Verdiği şu kelebek örneğinde bunu çok net görebiliyorsunuz; “Kelebeğin kanatlarına resim yaparken fırça darbeleriyle, orda kelebeği güzelleştirmeye filan çalışmıyorum ben, böyle bir derdim de yok. Kelebeğin bir gün yaşadığını söyler ya herkes. Peki kime göre bir gün yaşyor? Bize göre. Halbuki onlara göre bu koskoca bir ömür demek. İşte bunu anlatmaya çalışıyorum eserlerimde.”

Büyüteçle Görebildiklerimizi Çıplak Gözle Çiziyor 

Sinek, kelebek ve arı kanatlarından tutun da çivi, toplu iğne, kibrit çöpüne, makarnanın neredeyse tüm çeşitlerine ve her türünden bakliyat ürünlerine, balık pulundan patlamış mısır tanesine kadar pek çok farklı obje üzerinde mikro çizimler yapmış Hasan Kale. İlk bakışta farklı duygular hissettiren objelere çizdiği mikro minyatürlere büyüteçle baktığınızda, başka bir boyuta ulaşıyorsunuz âdeta. İstanbul siluetlerinin ağırlıkta olduğu görülüyor Kale’nin çizimlerinde. İflah olmaz İstanbul aşkına tutulduğu her çizgisinden belli.

Hasan Kale’nin mikro çizimlerine bakarken, doğal olarak büyüteç kullanmak zorundasınız. Zira çıplak gözle, objenin üzerinde birtakım çizgiler olduğunu fark ediyorsunuz, fakat resmedilenin ne olduğunu hakkıyla anlayamıyorsunuz. Ancak büyüteci elinize aldığınızda bambaşka bir pencere açılıyor gözlerinizin önüne. Kale’nin minyatürlerine büyüteçle bakmak, şaşırtıcı değil elbette. Asıl ilginç olanı, bizim büyüteç yardımıyla ancak seçebildiğimiz minyatürleri, sanatçının çıplak gözle çiziyor olması. Mikroskop veya büyüteç kullanmadığını anlatıyor sanatçı. Çizimleri de klasik minyatür sanatçılarının kullandığı 1 ve 2 numaralı fırçalarla yapıyor. Normal minyatür fırçalarıyla bu kadar mikro düzeyde çalışmak bir hayli zor olmalı, diye düşünüyoruz.


Hasan Kale, yaptığı bir söyleşide balık gözüne İstanbul silueti çizerken nasıl bir cerrah gibi titiz çalıştığını şu sözlerle anlatmış: “Ben bir savaş pilotuyum. Bombam var, hedefe isabet ettiremezsem gittim. Nefesimi tutamazsam gözü çizemem. O bir nefes payıdır artık. Bir cerrah gibi ellerimi ustaca kullanırım.”Hasan Kale’nin, kendini ifade etme biçimi olarak tercih ettiği mikro çizimleri yapmanın pek akıl kârı olmadığını düşünenler olmamış değil. Böceğin bir kanadına Galata Kulesi’ni, öteki kanadına Süleymaniye Camii’ni sığdırmak akıllara ziyan gibi görünmüş bazılarına.

“Belki bizi deli, psikopat olarak görenler olabilir. Herkesin mükemmel olmasına gerek yok.” diyor Kale gülerek. Biz de, “Keşke herkes sizin gibi deli olabilse.” diyoruz tebessümle. Zaten mükemmellik kavramını kabul etmediğini ifade eden sanatçı, “Mükemmelim dediğiniz an kendinizi en sonda bulursunuz.” diyor. Başkalarına karşı, en küçük ben yapıyorum, gibi bir derdinin olmadığını da vurgulayan Hasan Kale, sadece kendisiyle yarış halinde olduğunu, “Beni alkışladıkları zaman başım göğe ermediği gibi, yerdikleri zaman da kötü olmuyorum. Sadece Tanrı vergisi yeteneğimi kullanarak üretmek istiyorum. Çünkü eğer üretmezsem, alkış da yetersiz kalıyor.” sözleriyle ifade ediyor.

İlk Mikro Çizimini Fasulye Üzerine Yapmış

Klasik minyatürde kendisini ispat ettikten sonra mikro çizimleri ilk hangi obje üzerinde çalıştığını merak ediyoruz Hasan Kale’nin. “Fasulyeydi sanırım. Çünkü ilk kez yapıyordum, pirinç tanesi gözümü korkuttu ilk anda. Çok net hatırlamıyorum ne çizdiğimi, ama büyük ihtimalle İstanbul’dur yine.” diye anlatıyor sanatçı ilk mikro çalışmasını.

“19 yaşında geldiğiniz İstanbul’a çarpılmışsınız belli ki.” diyoruz. “Eğer kabul edebiliyorsanız, bulunduğunuz her yer de sizi kabul eder. Değilse, asla sizi kabul etmez. Trafiğini, kalabalığını, gürültüsünü her şeyini benimsedim, İstanbul da bana kapılarını açtı. Başkaları sakinlik ister üretmek için, ama ben üretemem öyle sakin bir yerde. Hareket halinde olmam lazım. O yüzden daha dinamik bakıyorum hayata.” sözleriyle anlatıyor İstanbul’la kurduğu bağı.

Kale, kendi özel çabasıyla geliştirdiği ve hiçbir okulda ders olarak öğretilmeyen bu sanatla 15 yıldır uğraşıyor. Bu 15 yıl içinde şimdiye dek 200’e yakın obje üzerinde çalışmış sanatçı. Fırça gezdirdiği bu mikro objeler üzerine resmettiği şeylerin bir kültürü anlattığını söylüyor sanatçı. “Dünyanın neresinden olursa olsun çizimlerimi gören biri, ‘Bu İstanbul’dur veya Galata Kulesi, Kızkulesi, Topkapı Sarayı’dır’ der. Küçücük çizim yaparken, o değeri küçültmeye çalışmıyoruz biz. Aksine büyütmeye çalışıyoruz. Yani işin başka bir boyutu var.” diye konuşuyor.


Üzerinde çalıştığı bu 200 farklı obje içinde en zorunun hangisi olduğunu merak ederken, bir yandan da alan genişliğini hesaba katarak kelebek kanadının, iğneye, kibrit çöpüne yahut kırık pirinç tanesine göre daha kolay olduğunu tahmin ediyoruz. Fakat Hasan Kale’nin anlattığına bakınca pek de öyle isabetli bir tahminde bulunmadığımızı anlıyoruz.

“Kelebek, çok hassas bir malzemedir. Elinize aldığınızda bütün dokusuna zarar verebilirsiniz. En büyük problem bu. Detay elde etmenin ne kadar zor olduğunu bilemezsiniz. Dışarıdan göründüğü kadar kolay değil yani.” diyor Hasan Kale.

Minyatür sanatçıları, tezhip sanatçıları, yapmak istedikleri çizimi boyamadan önce, kurşun kalemle taslağını oluşturur. Mikro minyatür için böyle bir şeyin mümkün olmadığına değinen Kale, “Yapmak istediğim çizimi direkt uygulamak zorundayım. Bir kırık pirinç tanesine çalışacaksam eğer, önce taslağını çizme lüksüm yok, zaten kurşun kalemin ucu pirinç kadar. Bu nedenle hata yapma lüksüm de yok. Yani iğneyle kuyu kazmak gibi bir şey” sözleriyle yaptığı işin ne denli meşakkatli bir iş olduğunu anlamamızı sağlıyor.

Saç Teline İstanbul Panaroması Çizecek

Mikro çizim sürecinin aşamalarını öğrenmek için “Sinek veya kelebeğin kanadına çalışmak istediğinizde süreç nasıl işliyor?” diye soruyoruz sanatçıya. “Metallerle, bakliyatla ilgili problemler yok, ama hayvanlarla ilgili farklı bir evre var. Hayvanlar, en az bir sene bekliyor bende. Kuruması, çürümesi gerek. Çünkü ben onlara vernik kaplıyorum. Yeni ölen bir hayvan üzerinde çalışmıyorum. Hayvanın bir kurtlanma, boşalma süresi var ise o süreç geçmeli, doğal olanı da bu zaten. Farklı işlemler yapmaya gerek yok, doğallıktan uzaklaşmıyorum.” diyor.

Latife olsun diye, hayvan hakları savunucularının, hayvanlar üzerine çizim yapmasını nasıl karşıladığını soruyoruz Hasan Kale’ye. Biz latife ettik bu soruyu sorarak ancak, gerçekliği de yok değilmiş. Sorumuza bakın nasıl cevap veriyor sanatçı, “Hayvan hakları savunucuları, sineğin kanadına neden resim yapıyorsunuz, diye çattılar bana. Ankara’da bir sergide geldi başıma. Gerekli açıklamayı yaptım onlara. İnsanları olduğu gibi kabul ediyorum ben, onlara da bir şey demiyorum. Bir şeylere muhalefet etmek onların işi. Ne diyebilirsiniz ki, bunlar hayatın içinde varlar. Belki de renktir.”
Hasan Kale, profesyonel uğraşından da anlaşıldığı üzere uçlarda geçen bir sanatçı… Hep ‘daha küçük neyin üzerine çalışabilirim’ diye kafa yorarken, saç teli üzerinde karar kılmış. Okurken, ‘Yok artık bu kadarı olmaz’ dediğinizi duyar gibiyiz. Ancak bizler düşüncesini bile kolay kolay kabul edemezken, Kale, projeyi kafasında tasarlamış bile. Diğer objeler üzerinde çıplak gözle çalışan sanatçı, bu kez mikroskop altında sergileyecek sanatsal dehasını.

Deha demekte bir beis görmüyoruz, zira incecik saç teline İstanbul panoraması çizmek dahiliğe dayalı bir cesaret ister. Hasan Kale, saç teline yapacağı bu çalışma ile hem kendisine, hem de sanatseverlere başka başka ufuklar açacağa benziyor. Daha kim bilir ne kadar uçlarda gezecek diye düşünürken, Hasan Kale, daha yapacak çok işi olduğunu, bunun için de 120 yaşına kadar yaşamak istediğini söylüyor gülerek ve ekliyor; “Herkes bana, ‘Sultan Süleyman bile kazık çakamadı dünyaya' sen mi kalacaksın?’ diyor. Benim kazak çakmak gibi bir derdim yok. Belki birazdan ölebilirim, ama yapmak istediğim projelerim var o yüzden bu zaman dilimini koyuyorum kendim için.”

Sanat yaşamı boyunca eserlerini gerek yurt içinde, gerekse yurt dışında çok sayıda sergide sanatseverlerin beğenisine sunan Hasan Kale’ye sanatını kimin için yaptığını da soruyoruz. Malum, cevabı her zaman tartışılan bir sorudur; sanat sanat için midir, toplum için mi?..


İçtenlikle yanıtlıyor sorumuzu Kale; “Ne kendim için, ne başkası için yapıyorum. Sanat olsun diye üretmiyorum. Ben, sadece Tanrı’nın bana verdiği yetiyi en iyi şekilde ortaya koymakla mükellefim. Para kazanmak için de yapmıyorum bütün bu eserleri. Para kaygım olsaydı, bambaşka işler yapardım. Bu, bir gönül işi. Ben ürettiklerimle bugüne yatırım yapmıyorum, gelecek yüzyıllara yatırım yapmak için mücadele veriyorum. Kabul görür veya görmez ama ben bu mücadeleyi vereceğim.” Sanatçı, popüler sanatçılar grubunda olmak istemediğini de sözlerine ekliyor.

Bugüne dek 10’un üzerinde sergi açan sanatçı, eserlerine gösterilen ilgiden memnun. Ancak ‘alaylı’ bir sanatçı olmasıyla ilgili yurt dışında açtığı sergilerdeki şu izlenimini de dile getirmeden edemiyor, “Burada heykel, müzik, resim yapanlara, ‘Hangi okuldan mezunsunuz?’ diye sorarlar, ama yurt dışında hiç kimse sizin mezun olduğunuz okulla ilgilenmez.”  

İSMEK El Sanatları Dergisi 14 İNDİR

Bu yazı 1309 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK