Tezhip

Padişah Tuğra ve Kaftanlarının, 36 Tabloluk Geçit Töreni

  • #


Yazı: Emine MERAL

Osmanlı padişah kaftanları, geleneksel süsleme sanatlarımızda son yıllarda sıkça kullanılan bir tema… Ancak geçtiğimiz ay gerçekleştirilen ve yurt dışına da çıkmaya hazırlanan bir kursiyer sergisi, geleneksel form ve temalarla özgün eserler ortaya konacağının bir kanıtı oldu. İSMEK Osmaniye Kurs Merkezi ‘Tezhip’ branşı kursiyerlerinin, her bir Osmanlı padişahı için hazırlanan hilye formundaki eserleri, henüz ilk sergileri olmasına rağmen büyük beğeni topladı. 14 ay süren bir çabanın sonucunda ortaya çıkan sergide, 36 padişahın kaftan ve tuğraları, tezhip sanatının zarif dokunuşlarıyla yeniden hayat buldu. Saray erkanının yaşamları, dün olduğu gibi bugün de insanların hep merakını çekmiş, giydikleri kıyafetler ve gündelik yaşantılarıyla hep ön planda olmuşlardır. Son yıllarda Osmanlı İmparatorluğu’nda hüküm sürmüş padişahların kaftanları ve iç kıyafetlerine ilgi daha da arttı. Yeni yeni keşfedilmeye başlanan Osmanlı yöneticilerinin giyim tarzı, modacılara da ilham kaynağı oldu. Dekorasyon ve süs amaçlı kullanılan Osmanlı motiflerini taşıyan eşyalar da bir hayli ilgi görüyor. Zarif ve ince bir zevkin ürünü olan Osmanlı motifleri, hayatımıza girmeye başladığından bu yana, bu eşyaların kullanıldığı dönemlere ait bilgilere de ulaşma arzumuzu artırıyor. Özellikle padişah ve sultanların hayatları, şehzadelerin yaşamları en çok ilgi gören konular… Osmanlı dönemine ait giyim tarzı, kullanılan tuğralar ve süsleme sanatları bize o dönemin beğenileri ve kültürel dokusu ile ilgili ipuçları veriyor. İSMEK Bakırköy Osmaniye Kurs Merkezi kursiyerleri tarafından hazırlanan “Bâd-ı Selâtin” adlı sergi de Osmanlı dönemine sanatsal bir bakışla ışık tuttu. Sergide yer alan eserlerdeki 36 padişah tuğra ve kaftanı ile o dönem sanatçılarının çizdikleri tezhiplerden etkilenerek ortaya konan tezhipler, saray protokolü ile ilgili önemli ipuçları veriyor; padişahın kişiliğine ve ihtişamına göre değişen tuğralar ve kaftanlar, padişahlar hakkında bir fikir sahibi olmamızı sağlıyor. Sergide aslına sadık kalınarak çizilen kaftanlar, birebir küçültülerek Bâd-ı Selâtin sergisinde yeniden hayat buluyor. Sergi için hazırlanan minik kaftanlar için gerçek altın, çizim için kullanılan boyaların birinci kalite seçilmesi ve renklerin orijinaline yakın tutulmaya çalışılması serginin ciddi bir emekle hazırlandığını gösteriyor.


Bir Özlü Sözle Oluşan Sergi

Bu serginin mimarı olan İSMEK Bakırköy Osmaniye Kurs Merkezi usta öğreticisi Hacer Sönmez ve kursiyerleri ile sergi bittikten sonra görüştüğümüzde, sergiyle ilgili heyecanları hâlâ ilk günkü gibiydi. Usta öğretici Hacer Sönmez ile serginin hikayesini ve içeriğini konuştuk. Sönmez, sergi fikrinin nasıl çıktığı yönündeki sorumuzu, “Bir akşam televizyonda bir programda konuk olan birinin söylediği bir söze takıldım,” sözleriyle başlıyor cevaplamaya ve devam ediyor: “O kişi ‘Herkesin bir limanda gemisi bulunur ama herkesin direği olmaz.’ diyordu. Herkesin bir hedefi olması gerektiğini vurgulayan bu söz üzerine, kursiyerlerle birlikte sergi açma fikri oluştu bende. Genelde orta yaş grubunda olan kursiyerler, kimi zaman kabul günleri, kimi zaman ailevi sorumlulukları sebebiyle derse düzenli gelmiyor, dersleri ikinci plana atıyordu. Son derece başarılı olan bu arkadaşların dersleri ikinci planda tutmaları beni üzüyordu. Sergi fikrini ortaya attığımda herkes çok heyecanlandı ve böylece işe koyulduk. Açıkçası ben arkadaşların bu kadar özverili çalışabileceklerini tahmin etmiyordum; umduğumdan fazla çalıştılar ve sergiyi benden daha fazla benimsediler diyebilirim.”

Sergi Düzenli Bir Ekip Çalışmasının Ürünü

Usta öğretici ve kursiyerler, sergi açmaya karar verdiklerinde akıllarına ilk gelen tema padişah kaftanları olmuş. Fakat bu temanın çok fazla işlenmiş olması, nerdeyse tüm hediyelik eşya dükkanlarında kumaştan, camdan veya başka materyallerden minik kaftanların satılması salt bu tema üzerinde çalışmaktan onları alı koymuş önce. Sonrasında herkesin hem fikir olmasıyla tuğra ve kaftanı tezhiple birleştirmeye karar vermişler. 24 kursiyerin yer aldığı bu projede, her birinin payına, çalışmak için bir veya iki padişah düşmüş. Çalışacakları padişahlar ve dönemleriyle ilgili ciddi bir araştırma yapan kursiyerler, sonrasında sınıfta sunumlar yapmışlar. Araştırma evresinde alan çalışması yapan kursiyerler, Topkapı Sarayı’nı ve camileri gezmişler, hatta rölöve çalışması bile yapmışlar. Kaftan ve tuğralarla ilgili görseller temin etmişler, bunun yanı sıra gezdikleri tarihi binaların fotoğraflarını çekmişler. Kursiyerler, bu hummalı çalışma sürecini, “Bütün bu geziler esnasında çok eğlendik. Hayatımızda ilk defa bir ekip çalışması yaptık ve işimiz olarak gördüğümüz bu sergi ilk önceliğimiz oldu. Daha önceleri kursa gelmemek için bahaneler uydururken, bu sergi fikri ortaya çıktığından beri çocuklarımızla ilgili bazı işleri eşlerimize yükledik. Komşu, eş, dost gezmelerini bıraktık ve tüm ilgimizi sergiye verdik. Eşlerimiz biraz zorlandılar ama alıştılar meşguliyetimize.” sözleriyle anlatıyor. İlk defa kendilerine ait bir işle uğraştıklarını dile getiren kursiyerler, “Severek yaptığımız, bizi dinlendiren ve mutlu eden bir uğraş sayesinde hayatımızın bu kadar değişeceğini hiç ummamıştık.” diyor.


Tuğra ve Kaftanların Hazırlık Aşaması 

Sergideki tabloların birkaç kişi tarafından hazırlanmasına rağmen tek elden çıkmış gibi uyumlu olması bizi çok şaşırttı. Tuğraları, hattat Arda Çakmak yazmış. Usta öğretici Hatice Sönmez’in hocası olan Çakmak’ın, amatör bir ekibe destek vermesi ve güvenmesi kursiyerlerin motivasyonunu artırmış. Padişahlarla ilgili sözleri de; Hüseyin Hüsnü Türkmen, Ahmet Kutluhan, Hamit Soyyiğit gibi hattatlar yazmış. Tasarımları Hacer Sönmez ve kursiyerleri hazırlamış. Hazırladıkları eserlerin bir tanesinin maliyetinin 900 ila 1000 TL arası olduğunu söyleyen Hacer Sönmez, her kursiyerin kendi masrafını karşıladığını belirtiyor. Diğer branşlara göre daha masraflı olmasına rağmen, bu işe gönül vermeleri sayesinde, işin maliyet boyutunu geri plana atabilmiş. Eserlerin hazırlık aşamasında ve sonrasında gecelerini gündüzlerine katarak çalışan Osmaniye ve Tuzla kursiyerleri, Osmaniye kurs idarecisinin onlara sağladıkları kolaylık ve yardımlardan sitayişle bahsediyor. Kaftanların, orijinallerinin birebir aynısı olarak yapıldığını anlatan kursiyerler, tezhiplerde, dönemin orijinal tezhiplerini baz alarak yeniden yorumladıklarını belirtiyor ve eserlerin oluşum sürecini, “Renklerin seçiminde de aslına sadık kalmaya çalıştık. Altın varağı Arap zamkıyla ezilir hale getirdik, sonrasında bunu boyamada kullandık. Hazırlanan kaftanı, yazıları ve tezyinatı biten tezhip sayfasına yerleştirdik” diye ifade ediyorlar. Kaftan, tuğra ve tezhibin arasında kurulan bağı soruyoruz. Tuğranın, politik yaşamı temsil ettiğini, padişahın imzası diyebileceğimiz tuğraların padişahın da yönlendirmesi ile devrin hattatlarına yazdırıldığını, birçok örnek arasından seçilen tuğraların padişah tarafından ölene dek kullanıldığını öğreniyoruz. Sönmez’den, hat sanatının gelişmesinde tuğranın etkisinin önemli olduğunu, tuğranın Türklere özgü bir yazım formu olduğunu, tuğranın başka yazım tarzından etkilenmediği için benzersiz olduğunu da öğreniyoruz. Ortaya konan eserlerde, tuğranın alışılmış şeklini koruyup sultanın künyesini aslına sadık kalarak farklı bir kompozisyonun içine taşıyıp özgün bir tasarıma ulaşılması, konu üzerinde detaylıca bir çalışma yapıldığının göstergesi aslında. Öte yandan sergi, Osman Gazi’den Sultan Vahdettin’e kadar tuğraların ve kaftanlarla birlikte tezhip sanatının 600 yıllık estetik evrimini de göstermesi bakımından da kayda değer…


“İlk Sergimizde Bu Kadar İlgi Beklemiyorduk” 

“Bâd-ı Selatin”, Osmanlı’da yaşamış sanatçıların eserlerini, günümüz sanatçılarının yorumuyla farklı bir lezzetle sundu sanatseverlere. Usta öğretici Hacer Sönmez ile birlikte, 26 kişinin eseri yer aldı sergide. İlk günden itibaren çok ilgi gören sergi, birinci gününde iki bin ziyaretçi tarafından gezildi. Sergiye gösterilen ilgiden duydukları memnuniyeti dile getiren kursiyerler, serginin açılmasına yakın duydukları heyecandan dolayı, yemeden içmeden kesildiklerini, uykusuz geçen gecelerin ardından, sergiye ilgi gösterilmemesi endişesi duyduklarını söylüyorlar. İlk günkü ziyaretçi sayısının kendilerini şaşırttığını anlatan kursiyerler, “İlk sergide bu denli ilgi görmek beklediğimiz bir şey değildi. Sonraki günlerde sergiyi gezen kişi sayısının günlük ortalama 200 civarında olması heyecanımızı daha da artırdı. İşte o zaman hiç bir şeyin tesadüf olmadığını, ortaya iyi bir iş çıkardığımızı anladık.” diyorlar. “Bâd-ı Selâtin”in karşılaştığı sürprizler ziyaretçi ilgisi ile sınırlı kalmamış. Sergideki eserlerin yurt dışında faaliyet gösteren bir Türk firması tarafından koleksiyonuna katmak üzere satın alınmak istenmesi sergi sahiplerini şaşırtan bir başka sürpriz olmuş. Usta öğreticileri Sönmez, profesyonel bir eksper tarafından tablolara fiyat biçilmesini sağlamış ve eserler, 2 bin 500 ilâ 5 bin TL arasında değer biçilerek satılmış.
 

Kaftanlar Gelecek Nesillere Miras 

Kaftanların günümüze kadar gelmesi, itina ile Topkapı Sarayı’nda cam muhafazalar içerisinde teşhir edilmesi, 600 yıllık geleneğin ve kültürel yapının gelecekteki nesillere miras kalması bakımından önemli. Osmanlı padişahlarının kıyafetleri için gereken kumaşlar, saraydaki dokuma tezgahlarında dokunuyor, nakkaşlara hazırlatılan desenler kumaşlara işleniyor ve sonunda saray içerisinde bulunan atölyelerde dikiliyordu. Bu atölyelerin yeterli gelmemeleri durumunda Bursa’daki diğer atölyelere sipariş veriliyordu. Saf ipek, brokar, kadife, seraser altın ve gümüş alaşımlı telli dokunmuş kumaş ve diğer kıymetli kumaşların çözgü tellerinin sayısından boyasına kadar her detaya dikkat ediliyordu. Dikilen kaftanlar gerçek altınla işleniyordu. Kaftanların dikimi ve altınla işlenme süreci ustalık isteyen bir evre olduğundan işlemeleri yapan ve kaftanları diken ustalar özenle seçiliyordu. Padişahın kıyafetlerini dikmek ve işlemek bir ustanın kariyerinde gelebileceği en son noktaydı ve bu geldiği nokta ona farklı bir ayrıcalık kazandırıyordu. Osmanlı’dan günümüze kadar ulaşan sanat eserlerinde göze çarpan, çok ince bir zevk ve dokunuşla hazırlanmış olan bu süsleme sanatları, başka medeniyetlerde olmayan örnekleri ve ustalıklarıyla bugün hâlâ göreni hayran bırakıyor. Topkapı Sarayı’nda Fatih Sultan Mehmet tarafından kurulan nakkaşhanede çizilen desenlerin tezhipten çiniye, seramiğe, kumaşa, halıya kadar birçok esere uygulanması, dönemi açısından üslup ve desen birliğinin oluşmasını sağlamış. Sanata ve sanatçıya önem veren Osmanlı padişahları saray bünyesinde sanat atölyeleri kurmuş, sanatçıları sarayda ikamet ettirip maaşa bağlamışlar. Osmanlı sanatının devlet himayesinde oluşu birçok sanat dalının gelişmesini sağlamış. “Bâd-ı Selâtin”de sergilenen eserlerin günümüze kadar gelebilme sebebi de Osmanlı’nın sanata önem vermesinden kaynaklanıyor. Sergi, Topkapı Sarayı’nı gezme imkânı bulamamış veya gezmiş olsa bile süslemelerdeki ayrıntıları kaçırmış olanlar için de Osmanlı’daki süsleme sanatlarının tarih içindeki seyrini temaşa etme imkânı sunuyor.   Padişahların kaftan ve tuğralarından hareketle 6OO senelik geçmişte kısa bir yolculuk sunan ve deyim yerinde ise kapıyı aralayıp bakma imkânı sunan sergi, ziyaretçilerinin daha fazlasını görmek ve öğrenmek için bu kapıdan içeri girmesini hedefliyordu. Aralanan bu kapıdan girmeyi başaran kişiler ise hiç kuşkusuz uzun süre oradan ayrılmak istemeyecekler.  
 

İSMEK El Sanatları Dergisi 14 İNDİR

Bu yazı 1552 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK