Nakış

Tuvali Un Eleği, Boyaları İplikler

  • #


Yazı: Ömer SALİH

“Eleklerimde yaşam var. Cıvıl cıvıl bir dünyayı nakşediyorum ben onlara. Çocuksu yanımın renklerine sahipler sanki. Belki hayal ettiğim yerler, gitmek istediğim dağlar, gölgesinde uyumak istediğim ağaçlar, binip de uzaklaşmak istediğim gemiler… Yüreğimdeki evleri, çiçekleri, denizleri, gölleri işliyorum tuvalime…” Hayatının her evresinde üreten biri olmayı hedeflemiş ve bu doğrultuda yaşamış biri Benan Bilek. Aslen İstanbullu olmasına rağmen, 1982 yılında okumak için geldiği İzmir’den asla vazgeçememiş bir doğa tutkunu. Yaşam eleğinden ayıkladıklarını toplayan; oyaları, dantelleri, çitleri, ağaçları, evleri kendi yüreğinde anlamlandıran bir sanatçı… İşletmecilikten yazarlığa uzanan başarılı ve bir o kadar da yorucu hayat yolculuğunda sığındığım bir liman diyor Benan Hanım nakış için. Un eleği ve iplik kullanarak nakışa bambaşka bir form kazandıran Benan Bilek ile gerçekleştirdiğimiz söyleşimizi beğeniyle okuyacağınızı umuyoruz…

Benan Hanım bize biraz kendinizden bahsedebilir misiniz?

Ege Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdikten sonra İzmir’de bir firmanın halkla ilişkiler müdürlüğünü yapmaya başladım. 12 yıl orada çalıştıktan sonra Narlıdere’de bir kafe açtım. İsmi ‘Ev Gibi’ydi. 2,5 yıl işlettim. Evime ve aileme zaman ayıramadığımı anlayınca çok sevdiğim kafeteryamı devrettim. Şu an İzmir’de bir alışveriş merkezinin halkla ilişkiler yöneticiliğine devam etmekteyim. Ayrıca yazarlık, editörlük, redaksiyon ve bir film prodüksiyon firmasında metin yazarlığı işini yürütüyorum. Mizahi müşteri temsilcileri öykülerimi topladığım “% 30’u Peşin” adli bir kitabim var ve ortaöğrenim öğrencilerine yönelik bir de İmla Kılavuzu hazırladım. Ancak bütün bu işlerin haricinde en büyük aşkım eleklerime işlediğim nakışlarım…


Elek üzerine nakış işlemeye ne zaman ve nasıl başladınız?

Yıllardır nakış ve boncuk işlemeleri yaparım. Kanava, kanaviçe, Çin iğnesi gibi tekniklerle dostlarıma küçük hediyeler hazırlardım. Yine bu tekniklerle oluşturduğum panolar da bana ek gelir sağlardı o zamanlar. Ta ki yazlıktaki sinekliğin küçük yırtığına dikiverdiğim o iğne oyasına kadar… El çabukluğuyla hazırladığım iğne oyası çiçek, gözümün önünde birdenbire un eleği ile eşleşiverdi. Dikili pazarından aldığım un eleğini işleyerek ilk eleğimi tamamladım.

Bu sanatı icra ederken çevrenizden destek aldınız mı? İnsanların yaklaşımları nasıl oldu?

Eşim her konuda benim yanımda olmuştur. Öyle olmasaydı bu kadar işi bir arada yapabilmek gibi bir lüksüm olamazdı. Hayati paylaşmanın ötesinde, fikirlerimi de her zaman destekleyen bir insan. Allah’ın bana verdiği bir ödül gibi. Eleklerimin sayısı arttıkça benim kadar o da sevindi. Her birini bir sanat eseri izler gibi izledi. Onun bu tavrı tabii ki sanatkâr ruhumu okşadı. Eşimin yani sıra arkadaşlarımın da önemli katkıları oldu. Çeşitli tığlar, oyalar, iplikler ya da kumaş parçalarıyla buluşmamı sağladılar. Elekler bana ait evet ama ben, arkadaşlarım, eşim ve kızımla bütünleşmiş bir iş çıkardığımı düşünüyorum. Onlar olmasaydı hayat bu kadar kolay, yaptıklarım da bu kadar renkli olamazdı.

Bu işi bir sanat olarak nitelendiriyor musunuz? Yoksa her kadının içinde olan üretme duygusunun bir tezahürü mü?

İşin içinde kadın varsa, üretkenlik ve sanatın olmaması mümkün mü? Yaptıklarımı nakışa farklı bir yaklaşım olarak değerlendiriyorum. Sanat mi derseniz? Evet. Ama bence yaşama sanatı. Benim yaptıklarımda yaşam var, renkler var. Cıvıl civil bir dünyayı nakşediyorum ben eleklere. Yüreğimdeki evleri, ağaçları, çiçekleri, dağları, denizleri, gölleri nakşediyorum. Eğer ortada bir sanat varsa, bunun sanatkâri ben değilim aslında; doğanın ta kendisine ait bu sanat.

Eserlerinizde en çok hangi temaları kullanıyorsunuz? İlgi görenler hangileri?

Siz neyi severek yapıyorsanız ilgiyi de onlar görüyor. Desenlerimde doğa var. Maviler, yeşiller, rengârenk çiçekler var. Perdeli evler, ipe asilmiş çamaşırlar, balkonlardan sarkan çiçekler, denize açılan yelkenliler, denizcilerin yolunu aydınlatan fenerler, mutlulukla kanat çırpan martılar, dans eden bulutlar var. Ve ben bunları yapmaktan büyük zevk alıyorum. Diğer nakış türlerinde genelde desenler kopya edilerek işleniyor. Oysaki sizin nakışlarınızda özgün desenler var… Bu benim resmi sevmemle ilgili. Satın aldığım resimlerde kendi çocukluk neşelerimi bulurum. Hep hayatin renklerini ve pozitifliğini yansıtan resimlere yer verdim duvarlarımda. Özgün desenler konusuna gelince, ben elekleri tuval, iplikleri boya olarak kullanıyorum. Böylelikle çok sevdiğim iki şeyi bir araya getiriyorum. Tüm bunlar biraz da farklı olma isteğim ile ilgili sanırım.

Bu sanatı sizden başka yapan var mı?

Benden başka bunu yapan birileri var mıdır bilmiyorum. Belki sergilerimi gezenlerin içinde yapmayı deneyenler olmuştur. Ancak bana ulaşmış herhangi bir isim yok. Bilgim olmadan bu işin yapılmasını da doğru bulmuyorum. Müthiş bir keşif değil elbette ama bu işi ilk yapan kişi olarak taklit edilmek istemediğimi söyleyebilirim. Buna karşı zaten yasal bir önlem aldım. Elekler üzerine yapılan bu işlemeleri ve çalışmalarımı tescil ettirmek beni rahatlattı.

Öğrenme talebinde bulunanlar oldu mu?

Öğrenme talebinde bulunan pek çok kişi oldu. Ama bunu anlatmak sanıldığı kadar kolay değil. Ancak birkaç kişiye, yaptığım çalışmaları öğrettim. Bu kişilerden bazıları “ben bir şeyler yapmak istiyorum” diyen ve içinde bulunduğu ortamdan mutlu olmayan kişilerdi. İzmir’de bir doktorun reçete olarak beni önerdiği bir hastayı biliyorum. Kendisiyle buluşup elekleri nasıl işleyebileceği konusunda görüşme yapmıştım. Her elişinde olduğu gibi benim eleklerim de rehabilite ediyor sanırım.


Elek işlerken kullandığınız malzemeler nelerdir? Kısaca yapımından bahsedebilir misiniz?

İpliklerim molina türü iplikler. Eleklerimin üzerine cam gelmiyor. Yani işlediğim gibi asılıyor duvara. Bu yüzden canlı ve solmayacak malzemeler kullanmam gerekiyor. İplik dışında, tığla örülmüş parçalar, deniz kabukları, yosunlar, ille de iğne oyası ve boncuk oyası kullanıyorum. İğne oyalarımı, bunları yaparak kazanç sağlayan hanımlardan almayı tercih ediyorum. Gelelim yapım aşamasına; önce elek kasnağını, çapaklarını ince bir zımparayla aldıktan sonra boyuyorum. Un eleklerinin üzerine gerilmiş olan kutucuklardan oluşmuş naylon zemin, kanava nakışı yapmaya müsait bir zemin. Ancak naylon olduğu için de çok fazla çizim yapmaya imkan tanımıyor. İpliklerin kirlenmemesi için zemini de çok çizmemek gerekiyor. Kafamdaki resmin ana çizgilerini hafifçe eleğe çiziyor ve resim tekniğindeki gibi en geriden en öne doğru işlemeye başlıyorum. Aplike edeceğim malzemeleri ise mümkün olduğunca sona bırakıyorum.

Bir eleği işlemek ne kadar zamanınızı alıyor?

Bir eleğin ne kadar sürede biteceği, ona ayırdığınız zamana bağlı. Ben bu iş için akşamlarımı ayırabiliyorum. Hem günün yorgunluğunu atmak hem de kafamı boşaltmak için işliyorum eleklerimi. Biraz zaman alıyor tabi ama üzerinde zaman ve emek harcanan her iş gibi sonuca değiyor diye düşünüyorum. Mesela “Hayat Ağacı” isimli bir eleğim var ve oradaki ağacı işlemek tam on günümü aldı. Yaprakları “tohum işi”yle yapılmıştı ve bittiğinde küçük, buklet halıyı andıran bir ağacım olmuştu.

Şu ana kadar kaç sergi açtınız?

İstanbul’da ve İzmir’de olmak üzere iki sergi açtım. Londra ve Japonya’da düzenlenmek üzere iki sergi teklifi aldım. Ankara’ya da götürmek istiyorum eserlerimi. İstanbul’da yeni bir sergi daha istiyorum. Ama zamanlamayı henüz yapamadım.

Size ticari boyutta getirisi nedir bu işin?

Bir ressama resmin getirisi ne kadarsa bana da eleklerimin getirisi odur. Yaptığım pek çok iş arasında emeğin kazanca dönüşmesinin sevincini en çok eleklerimde yaşadım. Son olarak eklemek istediğiniz bir şeyler varsa… Beni yeni bir sergi için heyecanlandırdınız açıkçası. Aslında eleklerle ilgili çalışmalarımı biraz demlenmeye birikmiştim. Doğduğum kentin bir yayınında yer almanın verdiği hazzı ise anlatmam mümkün değil…    

İSMEK El Sanatları Dergisi 3 İNDİR

Bu yazı 1615 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK