Seramik

Devekuşu Yumurtasından Sanat Çıkıyor

  • #


Yazı: Ebubekir ÇATALKAYA

Seramikten yapılmış oval bir lambayı andıran deve kuşu yumurtalarına figürler işleyen Ertuğrul Usta, hayranlık uyandıran sanat eserlerine imza atıyor. Sanatçı, “Beyzî âlem” ismini verdiği bu sanatla, hat yazıları, tuğralar gibi öz kültürümüze ait zenginlikleri dünyanın dört bir yanına taşıyor. Bugüne kadar protein deposu olarak bildiğimiz devekuşu yumurtaları, yıllardır üzerinde yaptığı çalışmalarla Ertuğrul Altun’un elinde panoramik bir tabloya dönüşüyor. Altun’u, bu konuda bilgi almak için bir odasını atölye olarak kullandığı evinde ziyaret ediyoruz. Altun’un hayati olduğu kadar sanatını da paylaştığı eşi Nuray Hanım ile sıcak bir birlikte sohbete koyuluyoruz. Kahvelerimizi yudumlarken bir yandan da evin her köşesinde dizili yumurtayla yapıldığına inana madiğimiz eserlerden gözümüzü alamıyoruz. Merakımız üzerine Nuray Hanım, kullandıkları ana malzeme olan deve kuşu yumurtasını tanımamız için elimize veriyor. 1 veya 1,5 kilo ağırlığında devasa bir tavuk yumurtasıyla karşılaştığımızı düşünsek de zamanla bu fikre alışıyoruz. Devekuşu yumurtalarını desenlemeye nasıl başladıklarını merak ediyor ve soruyoruz. Ertuğrul Bey, ülkemizde deve kuşu üretim çiftliklerinin ve ticaretinin arttığı dönemde bu işe ilk atılanlardan biri olduğunu ifade ediyor. Yumurtaları desenleme uğraşısının, çiftlikte, kuluçkada yavru çıkmayan, halk dilinde cılk çıkan yumurtaların değerlendirme dişi kalmasıyla başladığını söylüyor. Devekuşunun ana yurdu Afrika’da üretilen boyama yumurtaları gördüğünde bir hobi olarak yumurtaları boyamaya başlıyor. Zaman içinde yumurtanın nasıl boşaltılacağı, içinin hangi işlemlerle temizleneceği gibi bilgileri ediniyor. Bir süre sonra, salt boyama tekniğinden daha fazlasını yapmayı gereklilik olarak görüyor. Kabuğu sert olan yumurta yüzeyine delici bir aletle çentik atmayı denediğinde çatlamasıyla yumurtanın sert olduğu kadar hassas bir yapısı olduğunu da anlıyor. Bunun üzerine, kaygan ve sert yapısıyla dişe benzeyen yumurta yüzeyinde, diş hekimlerinin kullandığı aletlerle çalışmaya başlıyor ve başarıya ulaşıyor. Nuray Hanım dikkati bir yöne çekmek istiyor ve “Bu başarı zaman aldı çünkü bir diş hekiminden daha titiz çalışması gerekiyordu. Bunu, detaylarla dolu desenleri işlerken son rötuşta çatlayan yumurtalarla anladık.” diyor. Bir süre sonra Ertuğrul Bey, yumurta üretim ve ticareti işini bırakıyor. Böylece sanatına daha çok zaman ayırabilir hale geliyor. Çalışmalarına “Beyzî âlem” ismini veren Altun’a bunun anlamını soruyoruz. Osmanlıcada “beyzi” kelimesinin oval, yumurta şeklinde manasına geldiğini söylüyor. “Beyzî âlem” derken dikkati, Dünya şeklinin yumurtaya benzerliğine çekmek istediğini belirtiyor. Oluşturdukları obje türleri olarak masa üstü süsü, abajur, aplik, ayaklı lamba gibi aydınlatma ürünlerini sıralıyor.

“Desen Seçimimizi, Kültürümüz Ekseninde Yapıyoruz…”

Sanatla uzun zamandır iç içe olan ailede, Nuray Hanım’ın profesyonel anlamda ebru çalışmaları olduğunu görüyoruz. Ertuğrul Bey ve on yaşındaki oğullarıysa hat sanatını öğrenmek için uzun zamandır bir hat ustasından ders alıyorlarmış. Sanata yatkınlıklarını, deve kuşu yumurtası desenlemeden çok önce fark eden çift, sanatta emeğin ve sabrın öneminin altını dikkatle çiziyorlar. Deve kuşu yumurtaları üzerine yaptıkları çalışmaların ince bir işçilikle meydana geldiğini, her el sanatında olduğu gibi bunda da emeğin karşılık bulamaması üzüyor onları.
Türk İslam sanatları aşığı Altun çifti, eserlerinde Osmanlı sanatına dair desenlere yer vermeyi tercih ediyorlar. Hüsnü hat ile yazılmış sureler, Allah lafızları, tuğralar, “Kaplumbağa terbiyecisi”, “Arzuhalci” gibi oryantal tablolar, Osmanlı armaları en sık işledikleri desenler. En fazla ilgiyi görenlerin de yine bu tip Osmanlı figürlerini taşıyan yumurtalar olduğunu belirtiyorlar. Bu desenlerin içinde birde kıt’aların kazınarak ortaya çıkabildiği Piri Reis’in ünlü haritası da mevcut. Nuray Hanım, kültürümüze ait desenlerin, turistlerin satın aldığı ürünlerle dünyanın dört bir yanına ulaştığını gururla ifade ediyor. Şu ana kadar İngiltere, Malezya, Dubai, Fransa gibi birçok ülkeden gelen talepler doğrultusunda da yurt dışına gönderdikleri eserleri var. Osmanlı figürlerinin yanı sıra Ayasofya Camii’nde bulunan tarihi ikonaları da kullanıyorlar. Eserlerinde Picasso gibi ünlü ressamların resimlerine de yer vermişler ama pek ilgi görmemiş. Ertuğrul Bey’den deve kuşu yumurtalarının bizim kültürümüze nasıl girdiği hakkında bilgi almak istiyoruz. Deve kuşu yumurtasının Osmanlı döneminde fark edilen, örümceklerin yuva yapmasını engelleyen bir özelliğinden bahsediyor ve “Halen Dolmabahçe Sarayı, Selimiye Camii, Süleymaniye camii gibi yapılar, deve kuşu yumurtalarıyla örümcek yuvalarından korunuyor.” diyor. Bugüne kadar bu sebeple kendisine gelen birçok talep de olmuş.

“Estetik Detaylarda Gizlidir…”

Eserlerin nasıl ortaya çıkarıldığına geliyor sıra. Ürünleri beraber oluşturan çift, yapım aşamalarını da beraber anlatıyorlar. Önce içiyle gelen devekuşu yumurtası, altına bir delik açılarak boşaltılıyor, iç zarını temizlemek için bir gün kadar kimyasal bir karışımın içinde bekletiliyor. Böylece ana malzeme olan yumurta hazır hale geliyor. Uygulanacak desene göre yumurta seçimi yapılıyor. “Esmaül Hüsna” gibi uzun bir hat yazısı uygulanacaksa yumurtanın büyüğü seçiliyor. Uygulanacak desen aydınger kâğıdına çiziliyor. Yumurta üzerinde noktasal ölçümler tespit edildikten sonra desen yüzeye kopya ediliyor. Yumurtanın şeklini göz önüne alınca zor bir aşama olduğunu daha iyi anlıyoruz. Desenleme işlemiyse uygulanacak desene göre değişiyor. Hat uygulaması yapılacaksa, yumurtaya çizilen yazı taslağı, yine dişçilerin kullandığı bir aletle kazınıyor. Nuray Hanım burada kazıma işleminin zorluğunu “yüzey buz pisti kadar kaygan” sözleriyle ifade ediyor. Kazıma önemli çünkü kazınan zemin boyayı emiyor ve ortaya çok net çizgiler çıkıyor. Kazıma aşaması da bitince uygun kalemle yazmak ve son olarak cilayı atmak kalıyor. Boyama türü desenler de ise su bazlı seramik boyası ve desene uygun incelikte fırçalar gerekiyor. Yağlı boya tekniğinde olduğu gibi boyanıyor fakat yine çizgileri keskinleştirmek için kazıma aşaması, burada da söz konusu. Ertuğrul Bey, bir eserinde pencere kafesinin her kutusunu kazıyor ki içindeki lamba yandığında pencereden giren günışığı efektini verebilsin. Tüm bu zahmetli işlemlerin sonunda ortaya çıkan eser, sanatçı çiftin bütün yorgunluğunu alıyormuş. Ertuğrul Altun, “estetik ve kalite detaylarda gizlidir” derken emeklerinin boşa olmadığının altını bir kez daha çiziyor…    

İSMEK El Sanatları Dergisi 3 İNDİR

Bu yazı 1618 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK