Mimari

Sanatta Yaratıcı Bir Uygulama Piyalepaşa Camii’nin Elifi

  • #


Yazı: Dr. Kaya ÜÇER

Çağlayan'dan Kasımpaşa yönüne, yokuştan aşağıya doğru inerken yol düzlüğe geldiğinde yoldan 100 m. içeride sağ kolda bildiğimiz cami formlarından farklı yapıda 6 kubbeli ve mihrap cephesinde payandarlarla abidevi bir görünüm kazandırılmış olan Büyük Piyalepaşa Cami yerleşim konumundan dolayı bilim kurgu filmlerinden fırlamış gibi karşımıza çıkar.

Cami aslında yapıldığı yüzyılda bile bir arayış habercisi gibidir. Tek büyük kubbeli ve köşelere yerleştirilmiş olan minarelerle klasik bir cami formundan çok, 6 kubbenin ortasındaki tek minaresiyle, yaptıran kişinin görevi de mesleği de düşünülecek olursa yelkenli bir gemiye de benzetilebilir.

Kaptan-i Derya Damat Mehmet Piyalepaşa (Vefat 12 Zilkade 985 Hicri 1577 Miladi) tarafından yaptırılmış olan bu caminin mimari olarak çeşitli kaynaklarda Mimar Sinan’a atfedildiği görülür. Cami kadar önemli bir unsurda pencere üstlerinde cami yazı bordüründe ve mihrabında yer alan 16. yüzyıl çinileridir. Pencere ve kapı üstü çinileri çalınıp dünya müzelerinde sergilenmekteyse de mihrap ve yazı bordürü cami içinde mevcut durumdadır. Restorasyonları yapılmaktadır.

Cami mimari ve sanat tarihi açısından pek çok özelliği bünyesinde barındırmaktadır. Hattat Hasan’a ait olan Hüsn-ü Hat yazıları, 16. yüzyılın nadide çinileri TİEM (Türk ve İslam Eserleri Müzesi), sergilenen muhteşem halıları, 6 kubbeli enteresan mimarisi camiyi özel kılar. Diğer özelliklerinin yani sıra en önemli özelliklerinden biri de caminin içinde bulunan kalem işi süslemelerdir. 2005- 2006 yılları içinde yapılan restorasyonuna kadar olan sürede, camiin tavan ve duvarlarına bakıldığında düz beyaz renkte boyanmış olduğu görülür. En dikkat çekici kısmı ise kadınlar mahfili seperelerinde yer alan ahşap üstü kalem işi süslemeleridir. Caminin son bir buçuk yılda geçirdiği restorasyon çalışmalarına geçmeden kalem işi nedir, Ahşap üstü kalem işi nedir, Sıva üstü kalem işi nedir, kısaca değinmek istiyorum.


Kalem işi nedir?

Geleneksel Türk Sanatlarının en önemli kollarından biri olan kalem işi sanatı Türk Sanat tarihiyle yaşıttır. Orta Asya’da Türklerin anayurdunda ortaya çıkarılan Kara Hoca ve Bezeklik’teki eserlerde 8. ve 9. yüzyıllarda bugünkü anlamında ve desen özelliklerinde süsleme tarzı karşımıza çıkar. Sıva üstündeki pek çok desenin ve resimlerin orijinalleri şu anda Berlin İslam Sanatları Müzesi’nde sergilenmektedir. Ejderhanın kanatlarındaki rumi motifi sırtlarında bulunan çizgide bulut motifi vücut dokusunda yer alan “münhani” adını verdiğimiz motifler bugünde ayni şekil ve ölçülerde kullanılmaktadır.

Tezhip, minyatür, çini gibi sanat kollarımızın ana yurdu Orta Asya’dan, göçlerle, kat ettiği yollardaki sanatlar ve sanatçılarla harmanlanıp Anadolu’ya gelen, önemli sanat kollarımızdan kalem işi sanatının kelime anlamını açacak olursak; dini, sivil veya askeri mimari yapıların iç veya diş mekan yüzeylerine (tavan, kubbe, duvar vb.) uygulanan kurallı süsleme tarzına denilmektedir. Yapan sanatçısına da “nakkaş” adi verilir.

Orta Asya’dan beri süre gelen klasik motif tarzı, kalem işi sanatında, İslam’ın etkisi ve Anadolu topraklarındaki gelişimiyle en üst seviyeye çıkmıştır. 13. yüzyıl Selçuklu sanatı içinde ahşap direkli camiler ve onların tavanlarında yer alan kalem işi süslemeleri Anadolu’nun çeşitli yerlerinde görülebilir. Beylikler dönemi ile de devam eden süreçte Beyşehir Eşrefoğlu Camii, Afyon Ulu Camii, günümüze kadar süre gelen muhteşem uygulamalardır. 16. yüzyıllarda taş işine verilen önem, çini sanatındaki gelişmeler, en önemlisi cami veya diğer mimari mekânların iç aydınlatmasının, ısınmasının yağ kandilleri ya da mangallarla yapılıyor olması ve ısınan havanın yukarıya çıkması nedeniyle oluşan islerin tavanlara, duvarların üst kısımlarına yapışması ile bu yüzeyleri kirletmesi bu sanatın ikinci planda kalmasına sebebiyet vermiştir. 15. yüzyılda geleneksel saatlerimizin her alanında görülen gelişme kalem işi sanatında da kendini göstermiş ve Osmanlı sanatındaki ilk kalem işi örneği olarak kabul edilen İznik Kırgızlar Türbesi, Bursa Muradiye Türbeleri ve Edirne’de bir kısım eserlerde iri rumi motiflerden yapılan kompozisyonların hatai ve türü motiflilerle desteklendiği çalışmalar ortaya çıkmıştır. 16. yüzyıl ise bu sanatın zirveye çıktığı bir yüzyıl olarak anılır. En önemli sebeplerinden biri de Mimar Sinan’ın camilerde yaptığı is odaları olmuştur. Yakılan yağ kandillerinden çıkan isler bu odalarda toplandığı için işlenmiş kalem işi desenleri kirlenmemiş ve günümüze kadar da gelebilmiştir. Edirne Selimiye, Üsküdar Atik Valide, Kadırga Sokullu, Rüstem Paşa, Tekkeci İbrahim Ağa, Topkapı Şehit Ahmet Paşa, Sultan Ahmet Camileri, Topkapı Sarayı, Bağdat Revan Köşkleri ilk akla gelen klasik dönem diye adlandırdığımız kalem işi örneklerini içinde barındırmaktadır. Belirli kurallar içinde uygulanan ve belirli renklerle kullanılan klasik dönem kalem işi süslemelerinde rumi, hatai, penç gonca, bulut gibi motifler, sade bir uyum içinde ama bir o kadarda ihtişamlı bir görüntü oluşturularak kullanılmıştır. Pek çok kişi tarafından bozulma döneminin başlangıcı olarak kabul edilen 17. yüzyıl kalem işi ve Türk Geleneksel Sanatları’nda, Osmanlı İmparatorluğu’nun batıya açılmasının etkisi çok büyük olmuştur.

Gelenek ve göreneklerimiz içinde önemli bir yer tutan, büyüklerimize olan saygı, hürmet geleneği de bu sanat akımlarının hızla yayılmasında etkili olmuştur. “Ne akalası var canim” der gibi bakan yüz ifadelerinizi görür gibiyim!

Batılılaşma dönemiyle sanatımıza nüfus eden barok, rokoko, ampir gibi üsluplar, geçirdikleri Türk sanatı ile kaynaşma evrelerinden sonra, Türk Rokokosu gibi isimler bile almıştı. Ya da günümüz sanat tarihçilerinin yakıştırmasıyla “eklektik” adi altında yorumlandı. İşte Osmanlı’nın hala zengin olduğu bu devirlerde bir moda olarak yayılan bu eklektik akim, önemli cami, türbe ve mimari mekânlarımızda da sıkça kullanıldı. İşte büyüklerimize olan saygı sebebiyle yayılması da bu döneme rastlar. Örneğin bugün Bursa’daki türbe ve camilerin 16. yüzyılda yapılanlarını bile gezin, bu tür elektrik akımda yapılmış uygulamalar görürsünüz. Bir moda olarak yayılan bu akımda üzerinden 100-150 sene geçmiş, bir büyüğümüzün yaptırdığı cami ya da yapılmış olan türbesindeki süslemelerin eskimiş olması ve artık o desenlere, süslemelere itibar edilmez bir dönemde olunması moda olan bu çalışmaların, eskilerin üstüne sıva, boya çekilip, yerlerine yenilerinin yapılmasına neden olmuştur. İşte siz bir padişahsınız ve dedenizin türbesini ya da camiini onartmak, bakımını ona olan saygınızdan yaptırmak istiyorsunuz, o an moda olan tarzı uygulatıyorsunuz ve bu sayede Anadolu’nun veya imparatorluğun en ücra köşesine kadar bu tarz uygulamalar böylece yayılıyordu. 18. yüzyılda da zirveye çıkan elektrik uygulamalarda barok, rokoko, Türk rokokosu, ampir gibi tarzların karışımları, kalem işi desenlerinde yer aldı. Kelime anlamı  yamru yumru, şekil olarak bozuk inci demek olan “barok” sayesinde eski Roma ve Yunan sanatında kullanılan akant yaprakları arasındaki merkeze istiridye kabukları ve inci motifi oturdu. Bu tarza abidevi yapılar, sütunlar, kemerler ve havuzlar eklenince ampir tarz adını aldı ve de barok süsleme unsurları içine karışan manzara resimleri ki bunlar İstanbul’un önemli yer ve mekânlarıydı ya da “Şukufe” adını verdiğimiz çiçek buketleriyle oluşunca rokoko adını aldı. Bu şekilde gelişen kalem işi sanatı Cumhuriyet’in ilanına kadar devam etti. Cumhuriyet sonrası Türkiye’sinde duraklayan geleneksel sanat kolları gibi kalem işi sanatı da duraklamadan payını aldı.
Bu sanatın birkaç gönüllüsü ile günümüze babadan oğula geçen bir jenerasyonlar gelebildi ve bizler de sizlere bu sanatı tanıtarak, anlatarak gelecek nesillere intikal etmesini sağlamak amacındayız.

Büyük Piyalepaşa Cami restorasyonunda yaşatılan mekanlar gibi kalem işi sanatının da yaşatılıp geliştirildiği bir yer olarak tarih sahnesindeki yerini alacağına inanmaktayım. Piyalepaşa Cami’nin kalem işi restorasyonu için işe başladığımızda geniş bir fotoğraflama çalışmasından sonra mevcut desenlerin kopyasının eskiz kâğıtlarıyla çizilmesi ve bilgisayar ortamında rölövelerin yapılması oldu. Bu çalışmaları yapılırken mekan ile ilgili kitaplar, dokümanlar araştırılmaya başlandı ve bu işlem aslında işin sonuna kadar devam etti. Kütüphaneler, vakıfların arşivi, özel fotoğraf arşivleri araştırılıp eskiye yönelik her tür evrak toplandı. Cami’nin sıva üstünde olması gereken kalem işi çalışmaları yoktu. Cami’nin çinilerine, mermer ve metal işçiliklerine bakınca kalem işi desenlerinin mevcutta bulunmaması imkânsız gibi geliyordu. Bu duvarlarda raspa dediğimiz sıva ve boyayı temizleme işleminden sonra ortaya çıktı. Kalem işi olmayışının sebebi; sıvaların vakti zamanında bir restorasyon sırasında çimentolu sıva ile değiştirilmiş maalesef orijinal sıva ve kalem işi çalışmalarının yok edilmiş olmasıydı. Sıva üstündeki kalem işi örnekleriyle ilgili olarak birkaç kemer üstünde ve pencere üstünde barok kökenli motifleri azda olsa ele geçirdiğimiz için artık iç mekânda kalem işi deseni olduğunu biliyorduk. Tahminlerimizi bulduğumuz bu az sayıdaki doküman doğruluyordu. Tam umudumuzu yitirmek üzeriydik ki Alman Arkeoloji Enstitüsü’nde bulunan Piyalepaşa Cami resimleri imdadımıza yetişti. Bu eski sararmış fotoğraflarda cami iç mekânında son dönemin eklektik tardaki muhteşem süslemeleri mevcuttu. Evet! Aradığımızı bulmuştuk. Bugüne kadar cami ile ilgili yayınlanmış makalelerde de bu yönde hiçbir bilgi yoktu, her yazar mevcut durumu resmetmiş ve yorumlamıştı. Bulunan belgeler sanat tarihi açısından ve kalem işi sanatı adına da bir buluş olarak nitelenebilirdi. Uygulamacı müteahhit şirket GÜRYAPI şantiye şefi Nilgün Olgun ve işin sahibi Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden kontrollük teşkilatının ve de genel müdürümüz Ahmet Tanyolaç’ın desteği ile bulunan fotoğraflar cami planı içinde ölçülendirilerek tarafımızca kalem işi desenleri tekrar üretildi. Devrin emsal binalarındaki çalışmalarda incelenerek renk kararları verilerek mevcut yerlerine kurulan iskele sayesinde kalem işi desenleri işlendi. Akant yaprakları, kurdeleler, meşe palamudu, meşe palamudu yaprakları, çelenk motifi yaprakları, ışınlar rozet hüsnü hat yazıları yüzeylere işlendi. Fotoğraflardaki bir ilginç nokta da; mevcut desenlerin altında başka bir desenin de olmasıydı. Piyalepaşa türbesindeki kalem işi desenleriyle ayni konseptle olan bu süslemelere tam ulaşamadığımız için mevcutta net gözükenleri işlemeyi tercih ettik. Kadınlar mahfilin üstündeki tonoz kemerlerde de bir orta göbek motifi kompozisyonu ve tonozu çevreleyen süslemeler mevcuttu ve aynen yerlerine işlendi. Yaprak ve kurdele motiflerinden orta göbek desenini çevreleyen tepelik motifli kurdeleler, akant yaprakları ve zeytin dalları, yuvarlak köşe rozetleri desenlerin özelliklerini teşkil etmekteydi. Caminin bir diğer kalem işi özelliği de ahşap üstüne yapılmış olan çalışmalarıydı. Kadınlar mahfilinin korkuluk üstü seperelerinde yer alan bu çalışmaları yapıldığı yüzyılın özelliklerini taşımakla beraber yarı stilize motif özelikleriyle de ayrı bir önem taşımaktadır. Seperenin kafes sistemi dışında kalan her yerinin bezendiği bu kalem işi örneğinin benzerleri az da görülse İstanbul’un çeşitli yerlerinde karşımıza çıkar. Anadolu Hisarı’ndaki Amcazade Yalısı ve Esat Paşa Yalısı, Topkapı Sarayı Yemiş Odası, Valide Sultan Dua Odası, III. Ahmet Kütüphanesi süslemeleriyle benzerlik gösterir. Yarı stilize çiçek motiflerinin kullanıldığı bu süslemelerde lale, gül, karanfil, nergis, menekşe, gelincik, yavruağzı, siklamen ve bu çiçeklere ait yaprakları bordürler içinde yoğun olarak kullanılmıştır.

Topkapı Sarayı Kütüphanesi H. 2365 Takvim-i lale kitabında iyi bir İstanbul lalesinin tarif edildiği varaklarındaki lale tarifine uyan İstanbul laleleri de desenler içinde yer almaktadır.
Vazo içinde yer alan çiçek kompozisyonları da bire bir Topkapı Sarayı Yemiş Odası desenleriyle bütünlük gösterir. İşte bu değerde desenler arasında altın varak yapıştırılmış zeminler üzerinde çalışılmış kırmızı renk ve siyah kontörlü stilize çiçekler yer alır. Bir enteresan nokta da altın varaklı bu kemer kısımlarının simetrilerinde sadece zirnik sarısı üzerine yapılmış rumi motifini andıran desenlerin işlendiği kompozisyonların olmasıdır. Bilindiği üzere sülyen çekilen ahşap üstüne altın varak yapıştırılacaksa ya kilermeni ya da zirnik sarisi sürmek gelenektendi. Bu sistemde hat yazılarında da zirnikli yazılar kâğıt üzerinde mevcuttur. Bu ahşap seperelere 1978 yılındaki restorasyon sırasında ağır bir vernik sürüldüğünü gözlemledik ve temizlenmesi için kimyasal bir metod uygulayarak renklerini gerçek kimliğine kavuşturduk. Ve daha uzun bir süre yaşayacak hale getirdik. Dünya restorasyon kriterlerinde ilaçlama ve koruma formüllerinin kullanıldığı bu kısma bir mücevher edasıyla muamele yapılmasını sağladık. Cami içinde bulunan ahşap direkler restorasyona başladığımızda yeşil bir renk ile boyalıydı. Araştırma amaçlı yaptığımız kimyasal raspa sonucunda boya altında sülyen renk zemin üzerinde yapıldığı devir için ve hatta günümüz modern sanatında bile kullanılacak rahatlıkta işlenmiş mermer taklidini andıran süslemelere rastladık. Bu enteresan desenleri tamamlamaya başladığımız noktada, araştırmalarımızda devam ediyordu. Karşımıza en enteresan uygulama çıktı. Bugün biz yeni bir cami uygulamasında böyle bir şey yapsak herhalde otoriteler bizi tefe koyar ve olmadık eleştirileri alırız herhalde. Ama işte eski zamanlarda bu işi yapanların konularına nasıl vakıf olduklarını gösteren, yaratıcı, cesaretli ve de esprili uygulamalarını tüm açıklığıyla göz önüne sunuyor bu çalışma. Aslında restorasyonda; kalem işi sanatında raspa yapmak macera filmi gibidir. Karşınıza ne çıkacağını neyle karışılacağınızı bilmeden araştırmaya başlarsınız ve bu her araştırmada standardı olmayan heyecan verici bir süreçtir. Bulduğumuz “elif” harfi de bizim gibi bu işe gönül vermişler için bulunmaz bir değerdir. Hem uygulama ilginçti hem de fikir.

Camiye girdiğinizde sağ üst köşesinden başlayan bordür yazı cami içinde dönmekte idi. Ama bu dönüş caminin arka duvarlarında gelindiğinde kesiliyor, karşı cephesinde tekrar başlıyordu. “Elif” harfiyle biten bu çini bordür, diğer tarafta kaldığı yerden devam ediyordu. İşte ilginç nokta burada çıktı. Çinide son harf olarak “elif” harfiyle biten yazının devam edip başlanan kısmında araştırmalarımız sonucu yeşil boya temizlendiğinde altından sülyen renk çıkan mermer taklidini andıran desenli ahşap direğin hemen dibinden başlıyordu. İşte bu noktada temizlikten önce yazı çiniden devam ediyordu. Hatta bir noktada eksik duruyordu ama ahşap direk üstünde diğer tarafta biten “elif” harfinin hatırlatma ya da kelimeyi tamamlayan eksik harf gibi işlendiğini gördükten sonra, çiniyi tamamlayan eksik noktanın yarısı çinide yarısı ahşap direkte karşımıza çıktı.

İşte fikir, yaratıcılık, cesaretli ve akıllı uygulamacılık ve her uygulamaya değer katan bir çalışma… Rabbim hepimize böyle çalışmalar içinde olmayı nasip etsin demekten kendimi alamıyorum.

Cami’nin kalem işi restorasyonunun sonuna gelmekteyiz ve ben bu uygulamanın bir çalışanı, yöneteni olarak sizlerle çok önemli bir sanat tarihi belgesini paylaşmak istedim. Ülkemizin geleceği, milli kültürüne sahip çıkan ve onu dünya ile entegre edebilen gençliğin elinde olacak. Bu bağlamda ülke ekonomisini de turizm yolu ile kalkındıracak tarihi eserlerimizin restorasyonuna önem vermeli ve bilinçli yetişmiş elemanlarla gelecek yüzyıllara taşımalıyız…

* İSMEK Kalem İşi Usta Öğreticisi.

İSMEK El Sanatları Dergisi 3 İNDİR

Bu yazı 1026 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK