Çini

İznik’ten Dünyaya Uzanan Zeytin Dalı

  • #


Yazı: Erhan ŞENOL

Geçtiğimiz yılın son günlerinde Türkiye’yi ziyaret eden Katoliklerin ruhani lideri Papa 16. Benediktus’a, üzerinde güvercin figürü şeklinde besmele yazısı ile iki zeytin dalı bulunan İznik çinisi bir karo hediye edildi. Barışı sembolize eden bu enfes güzellikteki eser, İznik’teki Eşref Eroğlu Atölyesi’nde sessiz sakin çalışmalarını sürdüren iki bayan; Seyhan Eroğlu ve Aslıhan Eroğlu Sürük tarafından özel bir teknikle üretildi...   Çini ve seramikte büyüleyici güzelliğin doğduğu yerdir, İznik… Her biri insanoğlunun yaratıcılık ve hayal gücünün simgeleri olmuştur yüzyıllar boyunca. Osmanlı İmparatorluğu ile gelişen ve büyüyen bu güzel sanat, imparatorluğun gerilemesi ve okyanus yollarının keşfi sonucu porselenlerin çok ucuz olarak Avrupa’ya akması neticesinde duraklamış, 17. yy. sonlarına doğru İznik fırınlarında güller solmaya, laleler boyunlarını bükmeye başlamıştır. İznik çinileri parlayan bir yıldız gibi kaymıştır adeta…   Ve 300 yıl sonra… Antik şehrin bağrından bir güneş yükselmiş, İznik’teki ilk çini atölyesine Eşref Eroğlu can vermiştir…1985 yılında Eşref Eroğlu ve Seyhan Eroğlu tarafından kurulan işte bu atölyede, halen Osmanlı tarzında geleneksel yöntemlerle üretim yapılıyor. Usta çırak ilişkisi ile bu işe başlayan Eroğlu çifti, o dönemlerde üstat Faik Kırımlı’ya atölyelerini tahsis etmiş ve kendisinin iki sene süreyle öğrencileri olmuş. Eşref Eroğlu’nun 2001 yılında vefatından sonra ise, çocukluğundan itibaren işin içinde olan büyük kızı Aslıhan Eroğlu Sürük üretimin başına geçmiş. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü Tezhip Minyatür Anasanat Dalı’nda lisans, Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü Seramik Cam Bölümü’nde yüksek lisans eğitimi alan Aslıhan Hanım, halen Uludağ Üniversitesi İznik Meslek Yüksek Okulu Çini İşlemeciliği Programı’nda dersler veriyor. Tabir yerindeyse hem alaylı hem de mektepli olarak bu işe devam ediyor. Şu anda Afyon’da ikamet eden kız kardeşi Selcen Eroğlu Evrenkaya ise seramik mühendisi… O da atölye üretimine katkı sağlıyor…   Eroğlu Ailesi’ni kısaca tanıdıktan sonra Papa’ya hediye olarak sundukları enfes çiniyi soruyoruz heyecanla… İznik Çini Atölyesi’nin şu anda hayatta olmayan kurucusu Eşref Eroğlu’nun yıllar önce yaptığı bir konuşmaya değiniyor hemen Aslıhan Hanım. Yıllar önce bir televizyon programında yayınlanan röportajında İznik’teki sanat anlayışını şu sözlerle ifade etmişti babam diyor: “Atalarımız İznik’i ilim kültür ve sanat merkezi yapmak suretiyle evvela kendinden önce Bizans kültürünü yakalamış ve geçmişlerdir. Ayrıca bugün dünyanın konsensüs diye çığlıklar attığı bir dönemde bunu arayanlar İznik çinisinde bu konsensüsü bulabilirler. Çünkü İznik’i fethedenler kendilerinden evvelki Nikya mozaiklerini yapanlarla kaynaşmışlar ve yüzyıllar boyunca dünyaya olumlu mesajlar vermişlerdir. O günkü Anadolu’da yaratılanı yaratandan dolayı hoş görmek her millete ayni gözle bakmak, dil, din ve irk farkı gözetmeksin her şeyi kucaklamak, sevmek… Mevcut düşünce yapısı ile İznik çinisinde işlenen motiflerin de bize, günümüze verdiği mesaj da budur...”   Eşref Eroğlu’nun çizdiği bu bakış ve sanat anlayışı ile atölyelerinin temellerinin atıldığını söyleyen Eroğlu Ailesi, Papa’ya verilen hediyenin kendilerine kısmet olmasının manevi yönden tesadüf olmadığını düşünüyorlar elbette ki…


1 Karo İçin 3 Ayda 21 İşlem Uygulanıyor

Başladıkları günden bu yana çalışmalarını geleneksel yöntemle sürdüren Eroğlu Ailesi’nin, tek tek tahta kalıplarda elle şekillendirilen hamurun astarı, boyası, sırrı ile kendi atölyelerinde üretilen çinileri, nefes alıp veren bir özelliğe sahip... Bir karonun hayata geçmesi için üç aylık zaman içinde 21 kez işleme tabi tutulduğunu söylüyor Aslıhan Hanım. Bu işlemlerin ayrıntılarını anlatmasını istiyoruz kendisinden. “Geleneksel yöntemle üretim yapmaktayız. İznik civarından topladığımız kvartz taşlarını odunlu fırının cehennemlik dediğimiz kısmında yakıyoruz. Daha sonra eski tip taş değirmenlerde öğütüyoruz. Öğütülmüş diğer hammaddelerle birlikte kvartzi hazırladığımız tertibe göre yoğurup, hamur haline getiriyoruz. Tahta kalıplarda elle presliyoruz. Doğal ortamda kuruttuktan sonra çininin göz akı beyazı rengini veren bir astarla üst yüzeyini kaplıyoruz ve tekrar kurutuyoruz. Kuruduktan sonra 900 derecede kuru gürgen odunuyla yanan klasik ölçülerde yapılmış olan fırınımızda pişiriyoruz. Fırını bir gün önceden akşamüstü yakıp, at kapağını kapatıp tütsülüyoruz.   Ertesi gün sabah ezanında alt kapağı açıp, yakma işlemine başlayıp, yaklaşık on saat süre ile devam ediyoruz. Yanan en son odunları da fırını alt kısmına ittikten sonra kapağı kapatıyoruz. Fırını üst kısmında sıcaklık 900 dereceyi bulurken alt kısmında 1000 dereceyi geçiyor. Fırın üç gün süreyle soğuyor. Fırın soğuduktan sonra çıkan bisküvilerin yüzeyi zımparalanıyor. Üzerine uygulanacak desenler aydınger kâğıdına boncuk iğnesi ile deliniyor. Genellikle klasik desenler ve klasik ve modern tarzda üretilmiş yeni tasarımlar uygulanıyor. Aydınger kâğıdı bisküvinin üzerine konup, kömür tozu ile desen bisküvinin üzerine geçiriliyor. Boyalarımızı maden oksitlerinden, özellikle kırmızı rengi İznik toprağından elde ediyoruz. Kömür tozu ile geçirilen motifler siyah boya ve samur fırça ile tahrirleniyor. Tahrirleme işlemi bittikten sonra içlerini boyuyoruz. Boyalar kuruduktan sonra bisküvini yüzeyini kendi hazırladığımız kurşunlu bir sır ile sırlayıp kuruttuktan sonra tekrar 900 derecede fırınlıyoruz. Fırından çıktıktan sonra en son şeklini alıyor.” şeklinde özetliyor bize yapılan işlemleri. O kadar zahmetli bir iş ki, “siz anlatırken biz yorulduk” diyoruz…   Papa’ya armağan edilen çininin de bu işlemlerden geçirilerek meydana geldiğini söyleyen Aslıhan Hanım, eserin sır altı tekniğiyle oluşturulduğunu söylüyor. Türk Hat Sanati’nda kullanılan hayvan figürü şeklinde tasarlanmış besmele işlemeli yazılardan birini çiniye uyguladıklarını ifade eden genç sanatçı, bu figürün 1995 yılında Kültür Bakanlığı tarafından Yunus Emre Sevgi Yılı dolayısıyla kullanıldığını da ekliyor…


Dünyaya Yayılan Çinilerin Mütevazi Sahipleri

Eroğlu Ailesi, daha önce de birçok ülkenin Cumhurbaşkanı, başbakanı ve bürokratı için eserler üretmiş, yurt içi ve dışında pek çok mimari yapı ve özel koleksiyonlarda çalışmaları sergilenmiş. İlk ihracatlarını ise 1989 yılında Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde tarihi bir sarayın Şeref Salonu’nu 21 pano ile süsleyerek gerçekleştirmiş... Kuruluşundan itibaren birçok sergi fuar ve festivallere katılan Atölye’de yerli yabancı birçok devlet televizyonu ve özel kanallar atölyemizde belgesel çekimi yapmış. Japon NHK Devlet Televizyonu, Alman ARD Devlet Televizyonu, Finlandiya Devlet Televizyonu gibi... Ayrıca aile boyu sanatkâr olan Eroğlu Ailesi’nin ürettikleri eserler, Macaristan Gülbaba Türbesi, İngiltere müzeleri, Japon İslam Eserleri Müzesi, Gülbenkian Müzesi gibi birçok müzede de yerini almış…   Eşref Eroğlu Ailesi, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da geleneksel yapıdan taviz vermeden, özlemlerini, tarihimizi yansıtmayı hedefliyor. Ve istek olduğu takdirde protokol için eserler üretmekten de gurur duyacaklarını da ekliyor…    

İSMEK El Sanatları Dergisi 3 İNDİR

Bu yazı 870 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK