Atölyeler

“El”imizdeki Sanat; Osmanlı Misk Sabunları

  • #


Yazı: Kezban KARAKAŞ

Oteller, büyük mağazalar, ofisler gibi pek çok mekânda karşılaştığımız mis sabunları, dekorasyon amaçlı kullanımıyla birlikte hoş kokusuyla da farklı bir atmosfer yaratıyor. Bu sabunların farkı ise meyve şeklinde olması ve şekillendirilen meyvenin kokusunu taşıması.

Mis sabunlarının yenilik olarak hayatımız girdiği düşünülse de aslında yüzlerce yıllık bir geçmişi var. Osmanlı döneminde mis sabunu üretimi, bir sanayi kolu olan ‘sunuculukla başlamış. Sabunhane adı verilen imalathanelerde kullanıma yönelik birçok sabun türünün yanı sıra mis sabunları da üretiliyormuş. Üretim aşamasında mis sabunlarını diğer sabunlardan ayıran özellik, tamamen elde şekil verilmesiymiş. Hoş kokulu bu sabunlar zamanla saray eşrafı hanımlarının, kızlarının odalarını bezeyen özel bir süs eşyası halini almış. Sabun, saflığı, temizliği temsil ettiğinden kız çeyizlerine de mutlaka mis sabunu konurmuş. Cariyelerin, sandıklarına sinen kokusuna hayran kaldıkları bu sabunlar, padişahların dışarıdan gelen özel misafirlerine sundukları hediyelerin başında gelir olmuş. Rağbet arttıkça mis sabunlarının yapımı da Kudüs’e değin uzanmış.

Edirne’de Devam Eden Mis Sabunculuğu

Yüzyıllar önce Edirne’de başlayan mis sabununun hikâyesi, günümüze gelindiğinde, Edirne halkının çabaları sonucu yine bu şehirde devam ediyor. Valilik ve belediyenin sağladığı mis sunuculuğu eğitimleri sayesinde Edirneliler, kendilerine miras kalan bu sanatı yaşatıyorlar.

Meyve şekilli, enfes kokulu bu sabunlarla ilgili bilgi alabilmek için Edirne’de çalışmalarını sürdüren Sultan Mis Sabunları Atölyesi sahibi Gökhan Kelleci ile görüşüyoruz. Üç yıllık geçmişi olan atölyesinde çalışanlarıyla mis sabunları üreten Gökhan Bey, atölye fikrinin mimari olarak kız kardeşi ve ortağı Bahar Kelleci’yi gösteriyor. Bahar Hanım, Edirne Valiliği’nin verdiği mis sabunu eğitimleriyle bu sanat üzerine profesyonel anlamda kendini geliştirir. Bir süre mis sabunu eğitmeni olarak görev yapar. Daha sonra, kardeşi Gökhan Bey’in de desteğini alarak, kendilerine “Osmanlı misk sabunlarını, Türkiye’ye ve dünyaya tanıtmak” gibi büyük bir hedef belirlerler. İki kardeş, zaman içinde bu projeye birkaç Edirneli ev hanımının da dahil ederek yollarına devam ederler.

“Heykel Sanatçısı İçin Çamur Neyse Bizim İçin de Sabun O…”

Mis sabunu ustası Bahar Hanım’dan bu konu hakkında bilgi vermesini istiyoruz. Usta, “Öncelikle mis sabununun temizlik amaçlı bir sabun olmadığını belirtmek isterim.” diyor. “Bu bir sabunsa neden sabun olarak kullanılmıyor?” sorusuna, “Bir heykel sanatçısı için çamur neyse sabun da bizim için odur. Mis sabunları sadece hoş bir görüntü oluşturmakla kalmıyor, etrafa görüntülerine eşlik eder hoşlukta kokular yayıyor. Mis sabununun olduğu mekânı temizliğe eşdeğer, pozitif bir enerji sarıyor.”  şeklinde cevap veriyor. İnsanın zihnini karıştıracak derecede meyveye benzemesinin sebebi olarak da yaptıkları ürünün, mesela kayısı şekilli sabunun kayısı kokulu olmasına bağlıyor. “Haliyle zihnimiz onu meyve olarak algılıyor.” derken ‘her an birini yiyebilirim’ bakışlarımızı da yakalıyor herhalde…
Gökhan Bey, tamamen elde yapılan mis sabunlarında kullandıkları meyve figürlerini “Hemen hemen tüm meyveler mevcut.” şeklinde ifade ediyor. “Osmanlı meyve figürleriyle kendimizi sınırlamak istemedik. Çiçek formunda ve sebze şeklinde çalışmalarımız da var.” diye ekliyor. Masa üzerindeki sepette duran biber, patlıcan, kabak gibi sebzelerin yanı sıra ceviz ve mantar şekilleri de hayret uyandıracak derecede gerçekçi.

“Yapımında En Önemli Unsur; Hayal Gücü…”

Mis sabunlarının nasıl yap ildiği hususunda okurlarımızın merakını gidermek için sözü, bu işin ustası Bahar Hanım’a birikiyoruz; “Mis sabunu üretiminde kullanılan malzemeler sabun, esans, gıda boyası, su, tel, fırça ve rendedir. Bir hafta süren yapım aşamasıysa şöyle; sabun kalıp halinde olduğundan önce rendeliyorum daha sonra rendelediğim sabuna bir miktar su döküyorum. Bir süre bekledikten sonra sabunu yoğuruyorum ve homojen bir kıvama getiriyorum. Yapacağım ürüne göre bir parça sabunu alıyorum, elimle şekli veriyorum. Burada en önemli unsur yapan kişinin hayal gücü. Daha sonra kurumaya bırakıyorum. Kuruttuğum yerdeki isi ve havalandırma şartlarına göre 3 - 4 gün içinde sabun kuruyor. Kururken nemi dışına attığı için yüzeyi bozuluyor, gerekli düzeltmeleri yapıyorum. Bu aşamadan sonra sabunu 10 cm. uzunluğunda ince bir bir tel yardımıyla aşıyorum. Tellemedeki amacım boyama ve cilalama aşamasında sabunun hiçbir yere temas etmemesi, boyasının bozulmaması. Boyama işlemi bitince, bir gün daha bekletiyorum. Boyası kuruyan sabunu sıvı hale getirdiğim sabun cilasına daldırdıktan sonra tekrar aşıyorum ve bir gün daha bekletiyorum. Bu işlem de bittiğinde teli çıkarıyorum, fırçayla son rötuşları yaparak mis sabunu yapımını nihayete erdiriyorum.”

“Bu Sanatı Unutturmamak Bizim Elimizde!”

Atölyenin işletme görevini üstlenen Gökhan Bey, mis sabunu üretiminin Edirne’nin en önemli ticari kaynaklarından biri olduğuna işaret ediyor. Diğer el sanatları gibi Osmanlı misk sabunlarını da unutturmamanın yolu olarak bu ürünlerin pazarlanması gerekliliğini savunuyor. “Yaşadığımız bu zaman da üretilen her ürünün ticari ederi olmak zorunda. Aksi takdirde unutulup gitmesi kaçınılmaz. Bu tüm el sanatları için geçerli.” şeklinde düşüncelerini ifade ediyor.

Gökhan Bey, mis sabunlarına Türkiye’nin birçok bölgesinden talep olduğunu, Almanya, Belçika gibi ülkelerden aldıkları siparişlerle Osmanlı misk sabunlarını yurt dışına da gönderdiklerini söylüyor. Atölye çalışanları ise hem böyle bir kültür hizmetinde bulunmaktan, hem de sanatla iç içe çalışmaktan büyük bir zevk aldıklarını belirtiyorlar…

İSMEK El Sanatları Dergisi 3 İNDİR

Bu yazı 1030 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK