Ahşap Oyma

Ahşap Yontu Sanatında Çağdaş Yorumlar

  • #


Yazı: Yusuf ILGIN

Türk ahşap yontu sanatını Türkiye’de akademik seviyede yaşatma mücadelesi veren birkaç kişiden biri olan Devrim Erakalın, “miyadini” doldurduğu için kaybolan kimi geleneksel sanatların aksine ahşabın hala yaşam alanlarında etkinliğini sürdürdüğünü, yok olmaması gerektiğini söylüyor. Sanatçı, çalışmalarına kendine özgü ritimlerle farklı bir boyut kazandırarak gelenekselden kopmadan çağdaş yorumlar katıyor.

Eskişehir Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi Güzel Sanatlar Bölümü’nde çalışmalarını sürdüren ahşap oyma sanatçısı Devrim Erakalın, Türk sinemasının ünlü yönetmenlerinden Ülkü Erakalın’ın oğlu. Çocukluğundan bu yana sanata ve “doğanın cömert eli” dediği ahşaba aşık olan sanatçı, ahşap yontu tekniği ile daha çok yaşam alanlarının donatı elemanlarına can veriyor. Erakalın’ın çalışmalarında armalar, tuğralar, lambalıklar, panolar, aynalar, kaligrafik form ve detaylar yer alıyor. “Eğer ahşapla berabersem keyif iskarpelanın (yontu bıçağının) ucundadır. Gelenekselimizde motiflerden damgalara kadar, ucu açık olan pek çok birikim bulunuyor. Hepsi yeniden yorumlamaya, geliştirmeye, dönüştürmeye müsait. Osmanlı harfleri örneğin. Onlar başlı başına grafik harikalarıdır. Hele üç boyutlu canlandırmaları, benzersiz form kaynağı.” şeklinde konuşan sanatçı, “Uzayda bir varlık olma iddiamı o harfleri iskarpelamla kaidelere oturtmak kanıtladı.” diyerek yıllarını verdiği sanatına iddialı bir anlam katıyor…

Ahşap yontu sanatını akademik platformda başarıyla temsil eden, çalışmaları yurt içinde ve yurt dışında ilgiyle izlenen değerli sanatçımız Devrim Erakalın Beyefendi ile gerçekleştirdiğimiz keyifli söyleşimizi ilgiyle okuyacağınızı ümit ediyoruz…

Öncelikle bize biraz kendinizden bahseder misiniz Devrim Bey?

1961 İstanbul doğumluyum. Dedem, babaannem ve babamın sanat genlerini taşıyarak, ruhumda hissederek yaşadım gençlik yıllarımı. İlköğretim ve lise öğrenimimi İstanbul’da tamamladım. Şu anda Türkiye’nin bence en güzel kenti olan Eskişehir’deyim…

Neden ahşap yontu sanatı desem…?

Ahşap yani ağaç, eski inançlarımızda bile kutsal sayılmış çok sıcak bir malzemedir. Hem direnir, hem de ustalaşmış emeğe iyi cevap verir. Kendini ifade etmede, insana yakın bir örgüsü vardır... O yüzden severim ben ahşabın insan ruhuna işleyen bu dokusunu…


Ne zaman ve nasıl başladınız bu sanata?

Çocukluğum İstanbul’da geçti. İstanbul tüm sanatların yanı sıra, ahşabın da kalbidir. Daha doğrusu kalbiydi, şimdi piyasanın durumu nasıl bilemiyorum. Usta-çırak ilişkisi içerisinde öğrendim ben bu sanatı ve kendi imkânlarımla da sürekli geliştirdim. Şimdilerde Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı olan eski rektörümüz Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’in özel ilgisi üzerine Eskişehir’e geldim. Yeri gelmişken belirtmeliyim ki; şu andaki başarımın mimari Sn. Prof. Dr. Yılmaz Büyükerşen’dir. 1989 yılında Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde göreve başladım. Güzel Sanatlar Fakültesi’ndeki hoca arkadaşlarımın desteği, Türk ahşap yontudaki sıra dışı olarak nitelendirdikleri işçiliğim ile zanaatın üstündeki çizgiyi yakalayabileceğimi hissettirdi bana. Ahşap yontunun sadece rölyef ve heykel olmadığını, gelenekselinden çağdaşa çok verimli bir birikim oluşturduğunu, bunu daha üst bir estetik iletişim diline dönüştürebileceğimi, hocalarımdan feyiz alarak anlayıp, geliştirdim…

Geleneksel Türk Ahşap Yontu Sanatı’nın tarihçesi hakkında biraz bilgi verir misiniz?

Türk Ahşap Yontu Sanatı altın çağını Osmanlılar döneminde yaşamıştır. Osmanlı padişahları, Avrupa ve diğer İslam saraylarında olduğu gibi, şair, müzisyen ve bilginleri çevresinde toplamışlar, bunun yanı sıra, mimar ve her türlü süsleme sanatları ile ilgili sanatçıyı da saraya bağlı, maaşlı olarak çalıştırmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu’nun yönetildiği yer olan Topkapı Sarayı sanatsal faaliyetlerin de kaynağı olmuştur. Fatih Sultan Mehmet, II. Beyazıt ve Yavuz Sultan Selim’in saltanat yıllarında tam anlamıyla varlık gösterdiği ve anlaşılır bir örgütlenmeyle faaliyetlerini sürdürdüğü belgelerle kanıtlanmaktadır. Kanuni Sultan Süleyman’ın saltanatının başlangıcında sayıları 598 olan süsleme ustaları, 1566 yılında 636 kişiye ulaşmıştır. O dönemlerde genellikle cami ve saray süslemeleri yoğun olarak çalışıldığından, mobilya ve iç dekorasyon ikinci planda kalmıştır. Son dönem Osmanlısında ise mobilya çalışmalarına ağırlık verilmiştir.

Bu sanatı Türkiye’de akademik seviyede yaşatma mücadelesi veren sayılı kişilerden birisiniz. Sanatın akademik yönüne değinirsek…

Kendimi bu soru karşısında onurlu ve mutlu hissettim teşekkür ederim. Gelenekseli öğrenmek isteyen gençlerle ömrüm olduğu müddetçe deneyimlerimi paylaşmaya devam edeceğim… Birkaç üniversitede ahşap yontu dersinin verildiğini biliyorum. Onlar da sanırım mobilya ve iç dekorasyonda üretim yapıyorlar. Geleneksel anlamda usta öğretici yetişmediğinden, eğitim alanlarında ahşabın soluğunu hissedemiyoruz. Bunun hüznünü yaşadığımı söyleyebilirim. Geleneksel bölüm başkanlarının yontu sanatına ilgisizliği şu andaki durumumuzu kısaca özetlemektedir.

Pek çok geleneksel sanatımız gibi ahşap yontu da yavaş yavaş ölüyor diyebilir miyiz?

Sabır ve emek isteyen zor bir iştir geleneksel ahşap yontu. Evet, diğer geleneksel üretim alanları gibi, yavaş yavaş bitiyor diyebiliriz. Teknoloji ve malzeme gelişiminin el sanatlarını öldürmesi kaçınılmaz boyutlara ulaştı. Bu sanatı yaygınlaştırmak için kursların devamlılığı sağlanmalı ve iyi ustalar yetiştirilmeli diye düşünüyorum.

Şu ana kadar kaç sergi açtınız Devrim Bey? Yurt dışında da faaliyetleriniz var sanırım…

Şu ana kadar 25 sergiye imza attım. Yurt içindekileri de seviyorum ancak yurt dışındaki sergilerimin duyguları daha farklı. Oradaki insanların damaklarında gelenekselimizde saklı o eşsiz lezzeti bırakmak çok güzel... Şu anda yeni sergi çalışmam var; Avusturya’da özel bir galeride olacak…

Ahşap doğanın içinden bir malzeme. Onunla haşir neşir olmak rahatlatıcı olsa gerek, bu sanatın hissiyatından da bahseder misiniz?

Ahşap aslında diğer yontu malzemeleri arasında hem zor hem de kolaydır. Eğer ahşabın formülünü çözmüş, onunla bütünleşmiş ve ona gerekli saygiyi, sevgiyi gösteriyor iseniz, kendisini size teslim eder. Ona şekil vermek sizin elinizdedir. Bizde “adamın suyuna git” diye bir deyim vardır. Bu aslında ahşapla uğraşanların deyimidir. Ahşapta “su” vardır. Yani, yönü doğru istikamette yontulursa size inanılmaz keyif verecektir. Ve doğru iskarpelayı doğru yönde vurursanız öyle güzel ritimlerle karşılaşırsınız ki... Doyamazsınız...  


“Bu sanatı öğrenmek istiyorum” diyen bir kimsenin başarılı çalışmalar yapabilmesi için en az ne kadar zaman geçmesi gerekir?

Bence hayatta başarının sırrı inat ve sabırdır, zor olan hiçbir şey yoktur. Kafaya koymak, öğrenmeyi kısaltır. Aşırı çaba ve emek verilmeyen hiçbir yeni, farklı oluş yoktur. Önemli olan “yapacağına”, insanın kendisinin inanmasıdır. İskarpelanın, ahşap üzerinde ilerlemesi, en yumuşağından sertine kadar çok çeşitli el basıncına, göz ve beynin uyumlu gücüne, ahşabın direnç içeren basıncının hissedilmesine ulaşmak, ahşabı yaşayabilmekle ve bunu istemekle mümkündür.

İsterseniz biraz da eserlerinizin yapım aşamalarından konuşalım…

Bir işe başlama sürecini, sipariş ve sergi çalışması olarak ikiye ayırırım. Sergi içinse her şeyiyle bana aittir, benimdir. Boyutuyla, derinliğiyle, rengiyle... Siparişse bu konuda daha rahatımdır. Çünkü bana notalar verilmiştir. Bana kalan o notaları armoniye dönüştürmektir. Ve ben eminsem, o besteyi tamamladığıma inandıysam dinleyiciye sunarım. En küçük boyuttaki işimde bile ahşapla beraber olmanın o duygu yoğunluğunu yaşarım. Çalışma bir aşk ise, üretilenle zihinsel bir empati kurulmuşsa, ürün kendi süresini belirlemektedir zaten...

Son olarak eklemek istediğiniz bir şeyler varsa…

Her insanın el becerisi olduğuna inanırım. Bu beceriyi açığa çıkarıp hayata geçirme, kişinin kendi elindedir. Ürün, deyim yerindeyse “hakkini vererek” yapılmışsa, her mekanda ve çevrede değerini bulur. Bunu düstur edinenler için önemli olan deneme yanılma yönteminden bıkmamaları ve imkânları varsa yapmak istedikleri çalışmaları en iyi yapanlardan öğrenmeleridir. Hiçbir insan başladığı ilk çalışmasında başaramamıştır. İnat ve sabır, insanın başarı anahtarını ele geçirmesi demektir… Sayın Devrim Erakalin Beyefendi’ye, biz sanat dostlarını ahşabın büyülü dünyasında çıkardığı anlam dolu gezinti için çok teşekkür ediyoruz. Temennimiz böyle değerli sanatçıların geleceğin sanatkârlarını yetiştirmesi ve geleneksel sanatlarımızın kuşaktan kuşağa aktarılmasıdır…  

İSMEK El Sanatları Dergisi 3 İNDİR

Bu yazı 1183 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK