Giyim

Bitlis’in Yöresel Ayakkabısı Harik

  • #


Yazı: Oğuzhan AYDIN

600 yıllık bir mazı… Bu mazının kahramanlarını, ait oldukları Bitlis toprağının sırtlarında binbir eza ve cefa ile taşıyan harik, şimdi bu geleneksel sanatı yaşatmaya çalışan iki gencecik ustanın becerikli ellerinde taşınıyor bilinmedik zamanlara… Sadece iki kişi kaldık diyor Serkan Kurtulgu ve ekliyor; “Malzemeler pahalı, öğrenmek zor ama direniyoruz, bu sanat yaşamalı…”

Bitlis’in en önemli el sanatlarından olan yöresel ayakkabı yapımı harikçilik, çoğu sanat dalında olduğu gibi yaşlı ustalar tarafından değil, yirmili yaşlarında iki gencecik insanın çabalarıyla ayakta tutulmaya çalışılıyor. Röportajımızı gerçekleştirdiğimiz Serkan Kurtulgu ve ne yazık ki konuşma fırsatı bulamadığımız Haydar Yılmaz, 9 yıl önce İl Kültür Müdürlüğü’nün açtığı kurslara katılmışlar. O dönemde onların dışında on kişi daha bu kurslarda harikçilik eğitimi almış. Ancak şimdi Bitlis’te bu sanatı icra eden sadece iki kişi kalmış… O da İl Kültür Müdürlüğü olarak faaliyet gösteren İhlasiye Medresesi’nin bahçesinde, müdürlüğün sanata destek sağlamak amacıyla verdiği küçük atölyede, zor zahmet…

Kültür Müdürlüğü’nün her yıl bu kursları düzenlediğini ancak gençlerin talep göstermediğini belirten harik ustası Serkan Kurtulgu, “Bitlis’te işsizlik diz boyu. Ancak gençler bir sanat sahibi olayım demiyor.

Bir lokanta ya da kahvede, günübirlik işlerde çalışmayı tercih ediyorlar. Evet zor bir sanat, malzemesi de pahalı ama cefa olmadan sefa olmuyor.” diyor ve önemli bir noktaya dikkat çekiyor: “Tanıtımını doğru dürüst yapamamamıza rağmen bazen öyle bir sipariş birikiyor ki sabahlara kadar çalışıyoruz… Şu anda bu sanatı dünyayla buluşturmak gayesiyle internet ortamına taşımak için çalışmalarımız devam ediyor…”

Hariklerin eski devirlerde Bitlis’in yanı sıra Van, Muş, Siirt gibi illerde de giyildiğini söyleyen Kurtulgu, şimdilerde çoğu kişinin hatta Bitlislilerin bile bu sanattan haberdar olmadığından yakınıyor. “Sadece bazı yaşlı amcalar var ki, hariğin yaşlı bedenlerine faydalarını bildiklerinden ayaklarına başka ayakkabı kesinlikle giymiyorlar.” diyor.

Merakla soruyoruz bu yöresel ayakkabının faydalarını. Romatizmal hastalıklara iyi geldiğini, ayaklardaki ağrıları aldığını, terletmediğini, kökü ve mantar oluşumunu engellediğini öğrenince daha bir dikkatli bakıyoruz hariklere ve “Zaten eskiler ne eylerse güzel eyler.” deyip, günümüz yaşamındaki sağlıksız her şey için derin bir iç geçiriyoruz…
Özenle ve merakla incelediğimiz hariklerin malzemelerini soruyoruz. “Keçi kılı, keçi kılı ipi, kendir-kenevir, köyün yünü, çuvaldız, biz, makas ve orlon” diyor ustamız. Keçi kılı, keçi kılı ipinin pahalı olduğunu söylüyor. Kenevirin ise zaten devlet kontrolünde yetiştirildiğinden bahsediyor.

Malzemelerini incelerken elbette ki yapılışını merak ediyoruz ve tüm sorularımıza yöresel şivesiyle güzel cevaplar vererek sabırla anlatmaya başlıyor: “İlk önce keçi kılını açıp, tozu pisliği alır, tahta kalıpların içine yerleştiririz. Sıcak şu ve sabun yardımıyla ovarak kalıp haline getirir ve kurutmaya bırakırız. Kuruduktan sonra bezlendirme işlemini uygularız. Ancak bu Mutki’de olur sadece, kalıbın dağılmaması için. Hizan da ise dağılmaması için keçi kılının üzerine orlonla dikiş yapılır.” Hizan ve Mutki nedir diye araya giriyoruz aşamaları anlatırken ustamız, “Hizan tipi yazın, Mutki tipi de kışın giyilir.” diyor ve “Eee ne demek bunlar?” diye kafamızda soru işaretleri oluşurken, Hizan ve Mutki’nin Bitlis’in ilçeleri olduğunu öğrenmemiz uzun sürmüyor. Farklarını ise şöyle anlatıyor Kurtulgu; “Hizan tipinde direkt olarak keçi kılının üzerine dikim yaparız ve üstünü koyun yünü ipinden hazırlarız. Mutki tiplemesinde ise sadece üst taraf keçi kili ipinden yapılır. Keçi kılının bir özelliği de şu alınca şişerek içeri şu geçirmemesidir…” Sonra yapım işlemlerine kaldığı yerden devam ediyor: “Bezlendirme işleminden sonra ipi eklerine ayırıyoruz.” Küçük sapana benzer bir el aletini işaret ediyor ve devam ediyor: “Taşı adı verilen bu aletle birleştiriyoruz ipleri çevirerek. Her çift için ortalama 20 ip gerekiyor. İpleri hazırlanmış olan kalıplara çuvaldızla dikiyoruz. Üst yapımına geliyor sıra.” Bu aşamada devreye kadınların girdiğinden bahsederken, kadın eli değmeden hiçbir şeyin güzelleşemeyeceğini itinayla ekliyoruz ve konuşmasını sürdürüyor ustamız: “Örgüden geldikten sonra “ilinti” ile tutturulup, kendirle üst dikimi yapılıyor. Bağlar ise saç örgüsü şeklinde orlondan hazırlanıyor, uçlarına püskül yapılıyor ve üst kısma dikiliyor. Böylece harik tamamlanıyor…”

Küçüklü büyüklü, yazın giyileni kışın giyileni ile çeşit çeşit, sağlıklı ve güzel harikleri bu meşakkatli yapım süreçlerini dinledikten sonra itina ile inceliyoruz. Ve bu sanatın ne kadar sürede öğrenilebileceğini ve yapılabildiğini merak ediyoruz. “Eğer gerçekten emek verilirse 3 ayda öğrenilir. Zahmetli bir sanat olduğundan insanlar hemen yılıyorlar. Ben ilk ayakkabımı 1 ayda bitirdim. Büyük bir harik normalde üç günde bitirilir. Ancak biz iki kişi çalıştığımız için seri üretiyoruz, iki günde tamamlıyoruz.” diyor. “Peki ya fiyatları?” diyoruz merakla. 5 YTL ile 50 YTL arasında değişiyor derken ustamız, bu kadar emeğe bu fiyat gerçekten çok az demeden geçemiyoruz…

İSMEK El Sanatları Dergisi 3 İNDİR

Bu yazı 1268 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK