Çini

Osmanlı Kaftanlarının Çinideki İhtişamı

  • #


Yazı: İrem GÜVEN

İSMEK “Çini” branşı zümre başkanı Levent Kum ve sekiz kursiyerinin 1,5 yıl süren özverili ve yoğun çalışması sonucu ortaya çıkan ve sultan kaftanlarının öne çıktığı 40 parça çini eser, “Sırlı Kaftanlar” adlı sergide sanatseverlerin beğenisine sunuldu. İSMEK Bağlarbaşı Türk İslam Sanatları İhtisas Merkezi’nin “Çini” branşı öğrencileri, bu yıl dikkat çekici bir çalışmaya imza attı. “Çini” branşı zümre başkanı Levent Kum ve sekiz öğrencisi, sultan kaftanları formundaki çini eserlerini sanatseverlerin beğenisine sundu. Aynı zamanda Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Geleneksel Türk Sanatları Bölümü’nde araştırma görevlisi olan Levent Kum ve ile öğrencilerinin bir yılı aşkın bir süredir üzerinde çalıştıkları, göz nuru döktükleri “Sırlı Kaftanlar” çini sergisi sanatseverlerden de tam not aldı. Levent Kum ile Taksim Atatürk Kitaplığı’nda düzenlenen serginin çıkış noktasını ve hazırlık aşamalarını konuştuk. Mimar Sinan Üniversitesi’nde ziyaret ettiğimiz Levent Kum’a, ilk olarak “sırlı kaftanlar” fikrinin nasıl ortaya çıktığını soruyoruz. “Kaftan formu, son zamanlarda çok sevilen ve çok kullanılan bir form. O nedenle biz de bu formda bir çalışma yapalım dedik. Bir kısmı özgün, bir kısmı da eski kaftanlardaki kompozisyonlardan uyarlama olsun istedik. Yani sergilediklerimiz arasında hem eski eserlerden esinlenerek yapılanlar var, hem özgün olanlar.” diye konuşan Kum, ayrıca ürünleri hazırlarken altın kullandıklarını da belirtiyor. Bir kısmında gerçek altın, bir kısmında da yaldız kullandıklarını öğreniyoruz.


Sırlı Kaftanlar Üç Kez Fırınlanmış

Sırlı kaftanlar denilince, akla ilk, Osmanlı sultanlarının savaşlarda içten giydikleri tılsımlı kaftanlar geliyor. Sergiledikleri çini kaftanların tılsımlı kaftan formunda olup olmadığını merak ediyoruz biz de. Levent Kum, merakımızı şu sözlerle gideriyor, “Sergiye ‘Sırlı Kaftanlar’ dedik çünkü hazırlanan ürünler sır altı çini tekniği ile yapıldı. Esasen biraz kelime oyunu da yok değil.” Yaklaşık iki hafta boyunca sanatseverlerin beğenisine sunulan sergideki “sırlı kaftanlar”, hayli titiz ve uzun bir çalışmanın göz alıcı meyveleri. Bakın sırlı mini kaftanlar, hangi aşamalardan geçip de sergideki yerlerini almış: 40 ila 50 santim yüksekliğindeki seramikten mini kaftanlara form verildikten sonra fırında ilk pişirme gerçekleşiyor. Buna, bisküvi pişirimi de deniyor. Birinci pişirimden sonra maharetli eller giriyor devreye ve fırından çıkıp soğuyan kaftanların üstüne dekor yapılıyor. Ardından dekorun üzeri sırla kaplanıyor ve yeniden fırına giriyor ürün. İkinci pişirmeden sonra, yani sırlı pişirimin ardından altın veya yaldız uygulanıyor ve daha düşük bir derecede son kez fırınlanıyor ürün. Yani toplam üç kez fırına girip çıkmış oluyor her bir parça. Her aşamada fırın derecesi farklı oluyor. Bisküvi pişiriminde 1100 derece civarında olması gerekiyor fırının ısısı. İkinci pişirim biraz daha düşük, 900-950 derece arasında oluyor. Üçüncü ve son pişirim ise 620-640 derece arasında yapılıyor. Levent Kum, “Sırlı Kaftanlar” sergisindeki eserlerin fırınlanma işlemlerinin Kütahya’da yapıldığını anlatıyor. Özel formlar oldukları için sırlamaların da Kütahya’da yapıldığını söyleyen Kum, altınlama işlemi için ise İSMEK bünyesindeki fırını kullandıklarını ifade ediyor. Altınlamanın çinide çok kullanılan bir yöntem olup olmadığını soruyoruz çini ustası Levent Kum’a. Esasında altının çinide çok sık kullanılan bir malzeme olmadığını söyleyen Kum, “Osmanlı’da özellikle 16. yüzyılda, çini sanatında altının kullanıldığını biliyoruz. Beylikler döneminde de vardı. Yazılarda, bir takım küçük alanlarda altın kullanılıyordu. Maddi olarak pahalı bir yöntem ancak, kalıcılığı çok uzun değil. Seramik kadar uzun dayanamayabiliyor. Çok iyi korunması lazım.” diyor. Çinide altının üzerine ayrı bir sır geçilmesinin gerekmediğini de ifade eden Kum, “Bir medyumla altın inceltilip sürülüyor, sonra fırınlama yapılıyor. O zaman sabitlenmiş oluyor altın. Yıpranmaması için el temasından mümkün olduğunca kaçınmak lazım. Yıpratıcı şeylerle silinmemesi gerekiyor.” diye konuşuyor.


Kaftanlar 1,5 Senenin Ürünü 

Sıraltı tekniği kullanılarak üretilen Sırlı Kaftanlar Çini Sergisi’nde toplam 40 parça eser var. Bunlardan 24’ü tabak ve çini pano, 16’sı da üç boyutlu kaftandı. İSMEK "Çini" branşı zümre başkanı Levent Kum, panolardan kiminin natüralist üslupta, kiminin hatayi üslupta, kiminin de Selçuklu kompozisyonlarından esinlenerek yapıldığını belirtiyor. Kum, sergide sırlı kaftanların ön plana çıktığını vurguluyor. Levent Kum’a, sergiye ne kadar sürede hazırlandıklarını soruyoruz. Fikir ortaya çıktıktan, sergi açılıncaya kadar geçen sürenin 1,5 yıl olduğunu söylüyor Kum. Özverili ve titiz bir çalışmanın sonunda ortaya çıkan 40 parça eserin sanatseverlerin beğenisine sunulduğu sergiyle ilgili güzel tepkiler aldıklarını belirten Kum, hatta birkaç parça eserin satıldığını da sözlerine ekliyor. Kaftanlardaki göz alıcı motifler çekiyor ilgimizi. Motif seçimi özenle yapılmış. Levent Kum, farklı üsluplarda çalıştıklarını belirterek kaftanları bir bir gösteriyor ve kullandıkları üslupları anlatıyor. Fatih Sultan Mehmet’in tören kaftanından alınan motif de var aralarında, II. Beyazıt’ın tören kaftanından, I. Ahmet’in çocukluk kaftanından uyarlanan da... Sergilenen kaftanlardan birinde Süleymaniye motifi dikkat çekiyor. Kaftanda, Süleymaniye Camii ve hemen yanı başındaki Mimar Sinan türbesi kompoze edilmiş. Osmanlı döneminde çok kullanılan ‘bahar dalı’ kompozisyonu, haliç işi bir kompozisyon ve Selçuklu motiflerinden uyarlanan bir başka kompozisyon da kaftanlardaki ilgi çekici çalışmalardı.


Çiniye Gönül Vermiş Yüreklerin Ortak Sesi

Taksim Atatürk Kitaplığı’nda açılan çini sergisi, Levent Kum ve İSMEK Bağlarbaşı Türk İslam Sanatları İhtisas Merkezi’ndeki sekiz öğrencisi ile birlikte gerçekleştirdikleri ilk çalışmaydı. Kum’un, sergi için el ele verdiği bu sekiz öğrenci arasında lise mezunu da var, üniversite mezunu da. Hekim de var, dışarıda çini hocalığı yapan da… Hepsinin tek bir ortak özelliği var, o da çini sanatına gönül vermiş olmaları… İSMEK Bağlarbaşı Türk İslam Sanatları İhtisas Merkezi’nde haftada bir gün ders görüyorlar ancak, çiniye olan tutkuları öylesine yoğun ki, bu sanatta daima ileri gitmek için haftada bir gün yetmeyeceğinin farkında hepsi. Sergide ön plana çıkan kaftanlardan her birinin çok sıkı bir çalışma sonucu iyimser bir tahminle ancak 10 günde tamamlanabildiği göz önüne alındığında çinin sanatının öyle pek ihmale gelen bir uğraş olmadığı açıkça görülüyor. Yolu İSMEK’le dört yıl önce kesişen Levent Kum, sergiye emek veren Hümeyra Demiral, Nuray Keklik, Nuran Turan, Sema Aras, Zeynep Ertürk, Eda Eksilmez, Zehra Mine Uğur ve Asuman Zengin için, “Bu güzel ekiple, iki senedir birlikteyiz.” diyor. Birlikte bir proje üzerinde çalışırken ortak bir frekans oluşturmanın önemine de vurgu yapıyor Kum. Yeri gelmişken İSMEK’teki eğitimleri, özellikle İhtisas Merkezi’ndeki eğitimleri nasıl değerlendirdiğini soruyoruz. İhtisas Merkezi’nin geleneksel sanatlarımız için hayli önemli ve verimli bir merkez olduğunu söyleyen Kum, “Buraya daha önceden çini ile uğraşan, en azından iki üç yıl bu sanatla ilgili temel eğitim bilgileri almış kişiler arasından sınavla öğrenci alıyoruz. Dolayısıyla temel eğitim aldıkları için çok çabuk yol alıyorlar. Bu nedenle, bu gibi projeler üretmek zor olmuyor.” diye konuşuyor. Söyleşimiz sürerken, Levent Kum ve ihtisas merkezi öğrencilerinin “Sırlı Kaftanlar Çini Sergisi”nden sonra Feshane’deki İSMEK Genel Sergisi için de ürün hazırladıklarını öğreniyoruz. Feshane’deki sergi için de hilyeler yaptıklarını ifade ediyor Kum. Çinide hilye formu deyince geçen yıl kaybettiğimiz ünlü çini sanatçısı Faik Kırımlı’yı rahmetle yâd eden Levent Kum, bu formu çini üzerinde ilk kez Kırımlı’nın kullandığını hatırlatıyor.


Çinideki Renkler Gönlünü Çelmiş

Öğrencileriyle sanat adına bir şeyler üretmenin mutluluğu gözlerinden okunun İSMEK “Çini” branşı zümre başkanı Levent Kum’a, çininin kendisi için ne ifade ettiğini soruyoruz son olarak. “Çini zahmetli, fakat bir o kadar da önemli bir sanat benim için. Çünkü yapılan işin sonunda kalıcı bir eser çıkıyor ortaya. Araştırmalarda yüzyıllar öncesinden kalan eserler ortaya çıkarılabiliyor. Bozulması zor olan bir malzeme seramik; kumaş gibi, deri gibi, kâğıt gibi değil.” diyen Kum’un hayatında çini, 1989 yılından bu yana var. Çiniden önce kalemişi, tezhip, minyatür gibi geleneksel sanatlarımızla uğraşan Kum, en son çinide karar kılmış. “Çiniye beni yönlendiren o capcanlı renklerin parlaklığı, laleler, güller, karanfiller… Çinin çok zengin bir süsleme programı var. Kalıcı olma özelliği bir de beni çeken. Tarihi çinilerde, geçmişe ait izleri yakalamak kolay... Sözgelimi ahşap için böyle bir şey söz konusu değil.” sözleriyle de neden çinide karar kıldığını anlatıyor. Çini sanatında geçmişle günümüzü de karşılaştırmadan geçemiyor Kum. “Eskiden hammaddenin elde edilmesi zordu, şimdi daha kolay. Ama bu kez de o zamanki kaliteyi yakalamak güçleşti. Bugün hâlâ bir Selçuklu, bir Osmanlı dönemindeki kalitede çini yapamıyoruz.” diyen Kum, “Eski sanatçılar kadar gönülden çalışmıyoruz herhalde. Gönlümüzü vererek çalışmıyoruz.” sözleriyle de bir anlamda öz eleştiride bulunuyor. “Üretim daha çok kazanca yönelik olduğu için mi?” diye soruyoruz Levent Kum’a, o da, “Genel olarak modern çağın insana getirdiği bir şey var herhalde. Hızlı tüketime hizmet etmek telaşı varken o zamanki iklimi yakalamak zor. Biz, bugün gelişmeye dönük değil, daha çok eskilerin yaptığını yakalamaya çalışıyoruz. Hâlbuki daima bir adım ileriye gitmek gerekiyor.” diye cevaplıyor sorumuzu. Biz de, Levent Kum ve onun gibi düşünenlerin çini sanatını daha ileriye götürmesi dileğimizi ifade ederek, ayrılıyoruz ustanın yanından.  

İSMEK El Sanatları Dergisi 14 İNDİR

Bu yazı 1318 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK