Ağaç İşçiliği

Geleceğin Antikaları Kabara Sandıklar

  • #


Yazı: Belma OĞUZ

Gelinlik hatırasıdır nice ak saçlı ninenin, annenin; evin bir köşesinde duran, kilitleri küf tutmuş o sandıklar… Şimdilerde ise bir iç çekiştir belki geçmiş zamanlara… Yitip gitmekte olan değerlerimize sahip çıkmak boynumuzun borcu diye düşünen Çelebi çifti, 10 yıldır el yapımı, Osmanlı motifli ancak özgün tasarımlı sandıklar dizayn ediyor ve geleceğin antikalarını üretiyoruz diyorlar; “Kabara Sandık” adıyla…

Hale ve Feridun Çelebi çifti, 10 yıl önce, satın aldıkları eski bir sandıktan etkilenerek bu işe gönül vermiş iki güzel insan… Üsküdar Mobilyacılar Çarşısı’ndaki şirin atölyelerinde içten bir “hoş geldiniz” ile konuk ediyorlar bizi. Çeşit çeşit boylarda ve motiflerde, sıra sıra dizilmiş, mis gibi cam kokulu sandıkların yanı başında başlıyor sohbetimiz. “Plastik doğrama ve panjur işleri ile uğraşıyorduk daha önce. 1997 yılında Şile’deki yazlığımızda hobi olarak başladık aslında, ürettikçe daha çok sevdik, araştırdıkça yapan ustaların kalmadığını, yitip gittiğini öğrendik ve daha sıkı sarıldık bu işe. Bu atölyeyi tuttuk ardından, bıraktık işimizi gücümüzü ve bıkmadan, yılmadan, usanmadan çalıştık, ürettik.” diyor Hale Hanım. Türkiye’nin dört bir yanını dolaşan çift, bu el yapımı sandıkların sadece Kerkük’te yaşayan yaşlı bir usta tarafından yapıldığı bilgisine ulaşabilmiş. “Oysaki eskiden böyle miydi?” diyor Feridun Bey ve anlatmaya başlıyor; “Özellikle Osmanlı döneminde çok önemsenirmiş sandıkçılık ve istisnasız her yerde yapılırmış bu sanat, bir yöreye özgü değilmiş kesinlikle. Ancak gitmediğimiz, gezmediğimiz yer kalmadı, yapan hiç kimseyi bulamadık. Sadece yıllar öncesinden kalma, ana baba yadigârı sandıklarla karşılaştık hep. Tamir eden kimseyi bile bulamadık.” Eşi giriyor söze usulca; “Etrafımızda gördüğümüz her şey ithal, her şey makine ürünü, her şey o kadar doğasından, öz kültürümüzden uzaklaştı ki, bu yozlaşma beni çok üzüyor. Artık kızlarımız, ithal Uzakdoğu sandıklarıyla gelin oluyorlar ya da sandık bile yok artık çeyizlerde... Oysaki eskiden köylerde delikanlılar çalışıp, çok para kazanacağım, sana aynalı sandık alacağım derlermiş yavuklularına. Ne kadar naif bir söylem öyle değil mi?”

Sandıkların adına takılıyor aklımız ve “Neden Kabara Sandık?” diyoruz. Meğer kabara, başı kabartılmış çivi anlamına gelirmiş. “Tüm sandıklarda kabara kullanılır o yüzden bu adı seçtik. Aynalı sandıklar, Osmanlı sandıkları, Kabaralı sandıklar hepsi bizim adımız, bizim üretimimiz.10 yılda 1000’i aşkın sandık üretmişizdir herhalde, saymadık ama…” diyor Hale Hanım biraz mahcup, gülümseyerek…

“Bir Elmanın İki Yarısı Gibiyiz”

Bir sandık nasıl ortaya çıkar anlatmasını istiyoruz Feridun Bey’den. Yavaş yavaş, açık ve anlaşılır bir şekilde anlatmaya başlıyor usta; “Sandık yapmaya başlarken ilk işlem ağacın kurutulmasıdır. Genellikle kullanılan ağaçlar cam ağaçlarıdır. Çünkü yapılan desenler iyi görülür, uzun yıllar yaşar ve böceklenmez. Nem oranı yüzde 16 ile yüzde 20 civarında olmalıdır yoksa dayanıklı ve sağlıklı bir sandık olmaz. Ardından imalat aşaması gelir. Kesim, zımparalama, yapıştırma, çakma gibi… Şu bazlı boya ile boyama yapılır sonra. Ve üst işlemler için saç, teneke, bakır gibi metaller işlenir ve çakılır. Sandıkların yapımında dövme ve kakma yöntemlerini kullanırız. Üzerindeki süslemelere göre sarı, oksitli, gümüş ve bakır işlemeli sandıklarımız vardır. Küçük bir detay ama önemlidir; cila yaparken asla kompresör kullanmayız, fırça ile gerçekleştiririz bu işlemi.” “Anlatırken sanki çok basit gibi duruyor. Oysa sandıkların yapım aşaması oldukça zorlu ve zahmetli bir süreçtir.” diye giriyor konuya Hale Hanım, “Pek çok kez metallerden ellerim kesildi, eşimde çeşitli sağlık problemleri, sakatlıkları yaşadı.” diye de ekliyor…

“Peki, sandıkları yaparken bir iş bölümünüz var mı?” diye bir soru takılıyor aklımıza, soruyoruz ve cevabı hemen geliyor Hale Hanım’dan; “Ustamız olmadı bizim, kendi çabalarımızla bir şeylere başladık ve geliştirdik zamanla. Eşim teknik okul mezunu ve doğrama ustası o yüzden hiç zorlanmadık. Bende tasarım yapmayı, yeni bir şeyler üretmeyi çok sevmişimdir zaten. El sanatlarına ilgim çok fazla. Motif tasarımları ve çizimleri bana aittir, kesme dövme işlemlerini de ben yaparım, düzenlemeler ise eşime ait. Biz kelimenin tam anlamıyla bir elmanın iki yarısıyız…”


“10 Yıldan Fazla Askerlik Yapılmaz”

Karanfiller, laleler, peri bacaları gibi çeşit çeşit figürleri kullanarak, geleneksel motifleri modernize eden Hale Hanım, ürettikleri hiçbir sandığın bir eşi daha olmadığını belirtiyor. Sandığın yanı sıra kavukluklar, aynalar, raflar ve konsollar da ürettiklerini söyleyen çift, “Biz, geleceğin antikalarını üretiyoruz.” diyorlar. Ardından Hale Hanım biraz komik, biraz gurur verici bir anılarını anlatıyor konuyla ilgili olarak; “Bir keresinde yurt dışında yaşayan bir müşterimiz, bizden aldığı Osmanlı sandığını ülkesine götürürken gümrükte ‘Bu sandık tarihi eserdir’ diye sorun yaşamıştı ve bizden sandığın yeni üretim olduğuna dair fatura bilgisi istemişlerdi… Çok gülmüştük ve aynı zamanda da memnun olmuştuk elbette ki…”

“Bu Osmanlı sandıklarının üretimini sadece bizim yaptığımız artık aşikâr. Basında o kadar çok yer aldık ki, sürekli ‘tek biziz’ dedik. Bir kişi de çıksın ve ‘Ben de yapıyorum’ desin diye bekledik ama olmadı. Şimdi bu eserleri kayıt altına aldırmaya çalışıyoruz. Eserlerimiz üniversitelerde tez konusu bile oldu. Bu yıl bir de sergi açtık, ‘Osmanlı Sandıkları’ adında. Sergimiz çok ilgi gördü.” şeklinde konuşuyor Feridun Bey. Ardından Hale Hanım alıyor sözü; “Basın en büyük desteğimiz bizim. Kültür Bakanlığı’yla da defalarca görüşmelerimiz oldu ancak bir sonuca ulaşamadık. Hâlbuki bakanlığın koruma altına aldığı 150 sanattan biri bu...”

Çırak yetiştirmeyi çok isteyen Hale Hanım, bu sanatın yaşatılması ve gelecek nesillere aktarılması gerektiği konusunda çok duyarlı ve ısrarlı. Ancak hiçbir destek olmaması onları çok üzüyor. “Neyse ki ek gelirimiz var, yoksa ürettiğimiz sandıklardan elle tutulur hiçbir şey kazanmıyoruz. Sadece kendi masrafını çıkarsa yeter atölyemiz ancak destek olmayınca çok zor ilerliyor işler… Her kesime ulaşabilmek için fiyatları da minimum tuttuk. 20 YTL ile 350 YTL arasında değişiyor sandıklarımız.” diyen Hale Hanım, basın sayesinde yurt dışından çok büyük bir ilgi olduğundan bahsediyor sandıklara.

Türk Amerikan İşadamları Derneği’ne kayıtlı bir işadamından bile teklif geldiğini belirten Hale Hanım, “Ancak ABD’de üretim yapmamızı istediği için kabul etmedik.” diyor. “Neden ki?” diyoruz hiç düşünmeden. “Olur mu” diyor ve ekliyor: “Bu bize ait bir sanat. Buradan bütün dünyaya yollanması lazım, amacımıza ters düştüğü için bu teklifi kabul etmedik.” “Haklısınız” diyoruz… Peki başka hangi ülkelerden teklifler var diye merak ediyoruz, sayıyor Feridun Bey; “ABD, Kanada, İngiltere, Almanya, Belçika, Hollanda, Yunanistan, Moldova, Arnavutluk, Fransa gibi pek çok ülkeye sandık yolladık. ‘Kabara Sandık’ adıyla yani Türkçe etiketle gönderdik. Bu da bizim gururumuzdur. Hatta yurt dışı için kolaylık olsun diye özel üretimler gerçekleştirdik, sandıkları iç içe koyulacak biçimde dizayn edip yedi sandığı iki sandık içinde gönderdik.” “Ancak özellikle yurt dışından sipariş verenler çok fazla sayıda sandık talep ediyorlar ama bunun için daha büyük bir atölye ve çok sayıda çalışan gerekli” şeklinde dertlerini dile getiren çift, “Bize yer gösterilsin, çalışanlarımız için destek verilsin, gerisi gelecektir zaten. O kadar çok çabaladık ki ancak olmadı, hiçbir yerden destek bulamıyoruz. Küstük artık, bittik, en fazla 2 sene veriyoruz, böyle giderse kapatacağız atölyemizi…” diyorlar ve “10 yıldır bu sanatın bekçiliğini, askerliğini yapıyoruz ancak ‘10 yıldan fazla askerlik yapılmaz’ diyoruz artık…” diye hüzünlü, kızgın ve kırgın bir biçimde sözlerini noktalıyorlar…

İSMEK El Sanatları Dergisi 3 İNDİR

Bu yazı 1003 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK