Makale

Mantığın Küçük Kızkardeşi Estetik

  • #


Yazı: Aynur CAN*

‘Mantığın küçük kız kardeşi’ olarak betimlenen estetik bilimi, zihni bilginin yetkinliğini hedefleyen mantığa benzer biçimde duyulur/duygusal bilginin yetkinliğine ulaşmak amacındadır. Estetik bilginin yetkinliği kendi özgün kavramı ile güzellik olarak ifade edilmektedir.

Güzel ve güzellik, insan varlığı ile var olmuş bir olgudur. İnsanın ve insanlığın üzerine yakıştırılan, adeta hediye edilen güzellik sevgisini, kalp, göstermeden aldığınca doldurmuş; vicdan, merhametinin içinde saklamış ve akıl onu görmezden gelmeyi başaramamıştır. İnsan serüveninin hep popüler olmayı başarmış aslı kahramanı, türlü diller, biçimler ve veçhelerden görünür dünyaya, gizlilik perdesini aralayarak katılmaktadır. Bu yazı ile, görünür dünyadan yol alarak üretilen güzel kavramı ve modern estetik kuramından genel hatları ile bahsedilmesi amaçlanmaktadır.

Yaşamı güzel gösteren, güzelleştiren yaşayarak/yaşanarak var olan bu sürecin, uzun yaşam deneyimini felsefi tartışma zeminine taşıması ve insan düşüncesine misafir olması, Antik Yunan medeniyeti ile hatırlanmaktadır. Talebe olma bağı ile birbirlerine tutunarak ilerleyen felsefi derinlik, Sokrates, Eflatun ve Aristo’nun düşünsel dünyasından yol alarak bugüne uzanır. Grek estetiğinin temellerini oluşturan ve farklı bakış açılarıyla betimlenen güzel ve güzellik üzerine düşünme egzersizi, meraktan beslenen bir soru ile perdeyi acar. ‘Güzel nedir?’ ile şüphe simgeleştirilir ve diyalog yöntemli tartışma başlatılır. İdealar dünyasından olduğu kadar, bizatihi yaşamın içinden, onu heyecanla çekme çabası ile varlık kazanan diyaloglar, ‘Güzel güçtür!’ yargısı ile kendini bugüne taşır. İdealist ve realist çizginin filozofları tarafından ilmik ilmik işlenerek, emek emek çekilerek gelinen bir zaman sonra, XVİİİ. yüzyılın ilk yarısında bilim dünyası körpecik bir kavramla tanıştırılır. Frankfurt Okulu’nda derinden etkilendiği felsefe dersleri ile Wolff’un talebesi olarak yetişen Baumgarten, 1735 yılında tamamladığı ‘Şiir Üzerine Bazı Felsefi Düşünceler’ adli doktora tezinde, estetik sözcüğünü özel bir bilimin adı olarak kullanmıştır. Wolff, doğruyu düşünmenin yollarını ve kurallarını araştırdığı Logica’sı ve doğruyu istemenin yolları ve kurallarını belirlediği Ethica’sı ile talebesinin zihnini olduğu kadar önünü de açmıştı. “Doğru hissetmenin yolları ve kuralları olabilir mi?” sorusu ile hesaplaşan Baumgarten, on beş yıllık çaba ve birikiminin ardından, ölümünden dört yıl önce 1750-1758 yılları arasında kaleme aldığı ve ‘Aesthetica’ adını verdiği kitabı içinde estetik bilimini temellendirmiştir. Böylece batı geleneğinin Antik Yunan ile başlayan kategorizasyonuna paralel, ilk sistemleştirme ve başlı başına ele alınma ile duyusal yani duyu ve duygularla kavranan bilgi olarak estetik, bir felsefe disiplini olarak varlık kazanmıştır.

Estetik, özgür sanatlar teorisi, aşağı bilgi teorisi, güzel üzerine düşünme sanatı ve akla benzer bir yeti bilimi olarak adlandırılabilmektedir. Oldukça göreceli bilgiler içeren bu betimlemeyi objektifleştiren temel belirleyici unsur, onun duyusal bilgiye dayandırılmasıdır. Baumgarten duyusal (sensitive) kavramını ‘aşağı bilgi yetişinin ortaya koyduğu tasavvurlar’, ‘açık ve seçik şeylerin ötesinde tasavvurlar bütünü’ olarak açıklamaktadır. Zihni bilginin ölçüsü açık seçik olması, ödevi ise açık seçik tasavvurların ilgi ve bağlılığını ve onların doğruluğunu araştırmasıdır. Açık seçik olmayan duygusal tasavvurları araştıran estetik, duyusal bilginin mantığı olarak düşünülmektedir. Kurucusu tarafından ‘mantığın küçük kız kardeşi’ olarak betimlenen estetik bilimi, zihni bilginin yetkinliğini hedefleyen mantığa benzer biçimde duyulur/duygusal bilginin yetkinliğine ulaşmak amacındadır. Estetik bilginin yetkinliği kendi özgün kavramı ile güzellik olarak ifade edilmektedir. Böylece güzellik, duyu bilgisinin yetkinliğidir. Grekçe duyum ve duyulur algı anlamına gelen ‘asitleşiş’ ya da duyu ile algılamak anlamında ‘aisthanesthai’ kelimesi kökeninden iz süren, bu yeni felsefe bilimi, geniş bir alanı kaplayan, duyusallık alanı içinde oluşan, güzellik fenomeni ile ilgilenmektedir.

Adeta bir bilmece özelliğine sahip olan estetik fenomeni, dört temel yapı elemanının ontik bütünlüğünde vücut bulmaktadır. Estetik özne, estetik nesne, estetik değer ve estetik yargı bu varlığın zorunlu ve organik parçalarıdır. Tarihsel süreçte nesne üzerine düşünme ve estetik nesne araştırmaları, özne araştırmalarından daha erkendir. Öznenin önemi mutlaklaştırıldığında tamamen psikolojist, monist ve sübjektivist bir estetik anlayışa ulaşılması sonucu doğmaktadır. Nesneden hareket eden estetik ise, bir sanat felsefesi ve bir sanat ontolojisi gibi objektivist olmaktadır.


Estetik Haz Süreci

İnsan, sadece çevresindeki nesneleri kavramaz; iç gözlem yolu ile kendi varlığını da kavramaktadır. Söz konusu kavrama olayında, kavrayan bilinç varlığına ya da ben’e özne, kavranan varlığa da nesne denilmektedir. Kavrama süreci estetik alanına taşındığında, estetik nesne ile arasındaki etkinlik sürecine, estetik haz denilmektedir. Estetik haz veya estetik tavrı açıklamayı kolay kılması açısından, nesneye yönelik geliştirilen tavırlardan bahsetmek ihtiyacı hissedilmektedir. Bu bakış açıları;

– Bilgisel tavır

– Pratik-ekonomik tavır

– Estetik tavır olarak sıralanmaktadır.

Geleneksel bir el sanatı ürününe, bilgi ve doğru bilgiler edinmek amacıyla bakılırsa, bilgisel tavır içine girilmiştir. Pratik ya da ekonomik fayda sağlamak amacı içinde oluş, pragmatist tavra bir örnektir. Söz konusu nesneye bakıştaki öncelik, anlatılan yaklaşım ve hedeflerden arınmış, salt hoşlanmak ve haz almak ise veya nesne sadece seyretmek için seyrediliyorsa, estetik bir tavır alınmış demektir. Bu anlamda estetik tavrın amacı, kendine dönük ya da kendinden ibarettir.

Estetik haz, insanın kişiliğinin bütünlüğüne yönelmektedir. Böylece insanı, içinde bulunduğu geçici kuşku ve kaygılardan (vehim, vesvese, telaş vb.) uzaklaştırmakta ve onun ruhunun arınmasına vesile olmaktadır. Estetik haz sürecinin sonunda insan kendini evrenselleşmiş, sonsuz mutluluğa ermiş bir varlık olarak duyumsamaktadır. Duyusal haz ile estetik hazzı birbirine karıştırmamak lâzımdır. Duyusal haz, acı hissinin tezadı olarak her zaman olumlu olanı göstermekte olup, insanın içinde bulunduğu ruh durumuna göre, onun menfaat ve ilgilerine bağlı olarak gelişmektedir. Estetik haz ise, her zaman acının tezadı olmayabilir ki zaman zaman acı hissi ile örtüşebilmektedir. Batı dünyasında trajedi, Doğu dünyasında tasavvuf, duyusal acının ruhtaki iz düşümlerini estetik hazza dönüştürmektedir. Estetik haz sürecinin yaşanmasında insan vücudunun görme ve işitme duyumları öncelikli ve ayrıcalıklı bir yere sahiptir. İnsanın düşünsel-bilgisel oluşunda en çok payı alan, entelektüel duyular da denilen görme ve işitme duyumları, bedenin maddeselliği ile bağlarının zayıf olmasından ötürü güçlü bir etki bırakmaktadırlar. Görülen veya gözsüz görülen hayaller ve rüyalar, çağrışım yollu hatırlanılan, unutulmayan melodi ve tınılar, ideal ve reel dünyada kol gezerken bir sanatkâr eliyle, diliyle ve gönlüyle basit bir nesnede bicim alarak, zamanı ve mekânı donuklaştıran bir etki ile insanı kalıcılık/zamansızlık mertebesine eriştirebilirler. Estetik nesne üslup bakımından romantik, realist, ideolojik, idealist vb. farklı yaklaşımları sergileyebilirse de, estetik tavrın özü ve niteliği aynıdır. O hayal ve kurgu ile belirlenmektedir. Estetik tavır hayale dayalı kurgusal bir fenomen olmakla birlikte, aynı zamanda düşünsel ve duygusal karmaşalık içermektedir. Örneğin Şuara Sûresi’nin 88. ve 89. ayetlerinin Çelî Sulus hattıyla yazıldığı bir levha, estetik bir nesneden önce bir bilgi nesnesi olarak kavrama gayreti ile özneyi estetik hazza eriştirebilir. Estetik nesne karşısında alınan tavır, sübjektif ve bireyseldir. Öznenin duygu dünyasından esinlenerek yeni anlamlar kazanarak maddesellikten kurtulan nesneye adeta üflenen, duygusal-ruhsal akış, bireysellikte derinleşip çoğaldıkça, toplumsal var oluşta yerini alır. Kendine özgülüğü olan bu ruhsal durum, belli bir uyarıcının duygusal bir tepkisi olmayıp, belli bir değere dayalı olarak doğan ve ruhun bütün güçlerini uyumda birleştiren bir hâl değişimidir. Özne bu vesile ile insanlığını hatırlar ve sonsuz mutluluktan ihtiyacı olan hazzı, alabildiğince içine çeker.


Estetik Hazzın Kavranması Süreci

Estetik haz süreci analiz edildiğinde, onun çok tabakalı, farklılıklardan müteşekkil, iki ayrı yapıdan oluştuğu; ancak, sözü edilen yapıların ontolojik bir bütünlük içinde, aynı anda ve kendiliğinden algılandığı ve kavrandığı görülmektedir. Bu süreç, birinci algılama ve ikinci algılama veya on yapı (reel varlık alanı) ve arka yapı (irreel varlık alanı) kavramları ile açıklanmaktadır. On yapı; açık olarak bilinen, bağımsız ve ontik bakımdan kendi başına var olandır. Arka yapı ise, bağımsız olmayan, asıl içerik veya özdür. On yapının ya da görünen formun algılanma sürecinde, duyuların algısı ile nesneler öznenin bilincine konu olurken; görünmeyen arka yapının algılanma süreci, özne tarafından oluşturulan/yaşanan anlamlar kümesinin, nesneye yüklenmesi ile gerçekleşir. Estetik nesne bu sübjektif karakter içinde doğal bağlılık ve ilişkilerden kurtulup, irreel varlık dünyasına doğru uzanmaktadır. Nesnede bu değişiklikler oluşurken, özne de dışsal reel bağlılıklardan kopar ve nesne ile bütünleşmek ister. Böylece özne ile nesne arasında bir duygusallık bağı oluşur.

Estetik haz, her iki yapının bütünlüğü ile oluşan ve bütün estetik süreç boyunca estetik yaşantıya katılan, farklılıkları içinde barındıran bir duygudur. Hartman ve İngarden tarafından geliştirilen bu model analizi, varlık alanı ile nesne alanını karşılaştırmakla başlar. Nesne, varlık alanının içinde, bu alanın küçük ama gittikçe büyüyen bir kısmını oluşturmaktadır. Estetik nesne, doğadan ya da herhangi bir doğa manzarasından veya nesnesinden, içinde taşıdığı anlam ve ifade bakımından ayrılır. Görünür alanda izlenen on yapının üzerinde yükselen, görünmeyen ama hissedilen/yaşanan arka yapıdan meydana gelen, çok tabakalı bir bütündür. Ancak bu iki yapı öylesine iç içe geçmiştir ki tek bir nesne gibi görünmektedir. Estetik kavrama süreci ile estetik nesne, bir bütün olarak okunur, anlaşılır ve ondan lezzet alınır. On yapı ve arka yapı bir uyumda buluşuyorlarsa da nitelik itibariyle bir arada ikilem oluşturmaktadırlar. On yapıda gerçeklik, arka yapıda gerçekleşmesi arzu edilen temsil edilmektedir. Arka yapı kendi içinde, yalın olarak ve derinlemesine doğru tabakalamaktadır. İçerdiği çeşitliliklerle arka yapı tabakaları ön yapıdan ne kadar uzaklaşırsa, estetik nesne o denli zenginleşir.

Estetik özne, estetik nesne ile karşı karşıya kaldığında, öznenin algısı ile nesneyi gerçekleştirenin dünyasına karışır. On yapıda reel duyusal varlıkla selamlaşma sonrası, bu yapıda görünüşe ulaşmış arka yapı tabakalarına önden arkaya doğru geçilir. Bu süreç nesneyi gerçekleştiren sanatkârda arkadan öne, seyredende önden arkaya doğru yol almaktadır. Böylece estetik nesne, seyredende bir hayal ve kurgu etrafında şekillenir ve sürekli olarak dönüşmektedir. Bu sürekli dönüşüm serüveni, sonsuza kadar ya da nesne var olduğu ve insana açıldığı sürece devam edecektir.


Nesneyi Güzel Kılan Kriterler Üzerine

‘Zevkler ve renkler tartışılmaz’ kabulü ile söylenegelen ve pekiştirilen, nesneye yönelik tavrın, sübjektif ve bireysel oluşuna karşılık, Kant tarafından ‘zevkler ve beğeniler tartışılır ve tartışılmalıdır’ uyarısı ile güzele ve güzelliğe sınırlandırılmış bir alandan bakılması gündeme getirilmiştir. XVİİİ. yüzyılın son çeyreğine tarihlenen ve estetik alanında iddialı savları içeren ‘Saf Aklın Eleştirisi’ kitabında Kant, duyu ve duyguları ahlaki yargılardan azat etmektedir. Doğu’da ve Batı’da tarım ve ticaret ekonomisi ile hayat bulan toplumsal yaşamın organik, bütüncül bakış açısında, parçalanma Kant tarafından yüksek sesli dile getirilmektedir. Böylece eski medeniyetlerin bir özdeşlik ilişkisi ile düşünmeye ve yaşamaya alıştığı formül masaya yatırılır. İyi ve faydalı ile hep yan yana durmaya alışık, hatta bir özdeşlik ilişkisi içindeki güzel kavramı diğerlerinden parçalanarak ışıklı dünyaya takdim edilir.

Herhangi bir nesnenin üretilmesinde sağlamlık ölçüsünde başvurulan iyi kavramının, fayda ve güzel kavramı ile süregelen can kardeşliğine, Kant, ‘Siz kardeş olamazsınız, çünkü hiç birbirinize benzemiyorsunuz’ gerekçesi ile karşı çıkmakta ve güzel kavramına, ‘Siz şöyle önden buyurunuz’ diyerek onu hayatın içinden sanat galerileri, kültür merkezleri ve fuar ve sergi salonlarına yönlendirmektedir. Tabi bu sadece Kant’ın akla yönelik eleştirisi ve onun sihirli kaleminin eseri değildir. Toplumsal var oluş serüveninin bir hâl tercümesidir. Nitekim zanaat kavramının içinden sanat, koparak toplumdan ayrılır ve sinirli sayıdaki doğuştan kabiliyetli insana özgü bir uğraş biçimine dönüşür.

İdealistler güzelin öz veya içerikle ilgili olduğu anlayışını savunurken, realist çizgi görünür alandaki biçimi ihmal etmemeyi önermiştir. Böylece zaman içinde, estetik bilimi çerçevesinde, güzel ve güzelliğin niteliklerinin okunabileceği, kriterler ortaya konmuştur. Güzel ve güzellik atfedilen nesnenin özellikleri içsel/içeriksel ve dışsal/biçimsel özellikler olarak ikiye ayrılmaktadır. Bunlardan dışsal nitelikler orantı ve simetri, ahenk (uyum), çoklukta birlik ve ekonomi ilkesi olarak belirlenmiştir. İçsel nitelikler ide, tur ve tipe uygunluk, yetkinlik, canlılık ve anlatım (ifade) unsurları ile temsil edilmektedir. Estetik nesne bakış açısından ve örnekler eşliğinde açıklama bulacak bu unsurların, başka bir yazının konusu olabileceği düşünülmektedir.

İçinde yaşadığımız yüzyıl, sanayi devriminin ve hızına yetişemediğimiz teknolojik yeniliklerin bedelini, kavrama ve bununla yüzleşerek kendimize sosyal alanda yeni uğraşlar bulma ve sürdürebilme sorumluluğunu bireysel olarak üzerimize, kurumsal düzeyde ağırlıklı olarak yerel otoriteye yüklemektedir. Bir taraftan ekonomik istikrarsızlıkla gelen işsizlik artışı, diğer yandan teknolojinin sunduğu boş zamanı değerlendirme biçimleri, kentli olma bilinci ve statü arayışı ile İSMEK uygulamaları, tabandan gelen yüksek bir taleple, kent kültüründe yerini almaktadır. Batıdan ithal edilen hobi kavramının içi, toplumun yeni ve öncelikli ihtiyaçları göz önünde tutularak doldurulmaktadır. Tüm bunlar, yaşadığımız topraklardaki var oluş serüvenimizi keşfetme fırsatı, geleceğin koşullarına hazırlanmak öngörüsü ve bugünü değeriyle yaşamak güzelliğini beraberinde getirmektedir.

* Marmara Ünv. Sos. Bilimler Meslek Yüksek Okulu Öğretim Üyesi, Yrd. Doç.

İSMEK El Sanatları Dergisi 3 İNDİR

Bu yazı 519 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK