Seramik

Seramiğin Evrensel Ustası Sıtkı Olçar

  • #


Yazı: Yılmaz UYAR

“Sıtkı”… Seramiğe atılan bu imza, peşinden birçok koleksiyoner sürüklüyor. Onu, yaşayan Kütahya seramikçileri arasında hep kendini yenileyen, sanatçı tavrını önde tutan biri olarak tanıyoruz. Bugüne kadar dünyanın bir çok yerinde sergi açma imkanı bulan ender sanatçılardandır. Paris, New York, Tokyo, Viyana, Madrid, Londra gibi birçok şehirde özel sergileri olmuş, eserleri koleksiyonerler tarafından kapışılmıştır. O, Türkiye’nin ünü yurt dışına taşmış seramik sanatçısı Sıtkı Usta’dır. “Sıtkı Olcar’ın bu kadar ünlü olmasının sebebi nedir?” dersek, onun sıcak kişiliğini, diğer özelliklerinin önüne koymak gerekir. Hemen arkadaş olmayı beceren, hep olumlu, candan, hoşgörülü ve güler yüzlü oluşu insanı kendine bağlayıverir. Yöresel tavırlarını bilinçli olarak önde tutması daha da kolay sevilmesine vesile olur. “Sıtkı” imzası bir değerdir. Onun seramiği, imzası ile sanat eseri düzeyine yükselir. Peki o imza bu güne nasıl geldi? Şimdi ona bakalım. 1948’de Kütahya’da doğdu. Zaman zaman espri olarak sergi davetiyelerine imza yerine parmak basarak okuma yazma bilmediği izlenimi bırakmaya çalıştığı olduysa da lise mezunudur. 1973 yılında “Osmanlı Çini” adını verdiği atölyesini kurdu. 1980’den itibaren eski İznik motiflerini uygulayan diğer çini atölyelerinin arasında dikkati çekerek öne çıkmaya başladı. Bir türlü ulaşılamayan İznik kırmızısı peşinde çaba harcadıysa da, gerçek ününü desenlerindeki isabet ve dost kişiliği ile sağladı.
Gerek sanat dünyası gerekse toplumun önde gelen isimleri ile kurduğu dostlukların seramik üreten atölye konumundan sanatçı düzeyine yükselmesinde önemli rolü oldu. Sanat ve fikir dünyasının eleştirilerini önemseyip fikirlerini uygulama konusunda çabuk ve akıllı davranması ile hep gündemde kalmayı başardı. Taklit eden değil, taklit edilen olmayı hedefledi. Böylece yenilikler peşinde koşan, hemen her yıl özgün, farklı eserlerle sevenlerinin (ya da müşterilerinin) karşısına çıkan bir sanatçı oldu. Bugün Asya, Avrupa, Amerika ve Avustralya kıtalarının birçok şehrinde sergiler açmış, konferanslar vermiş bir seramik sanatçısıdır Sıtkı Usta’mız. Bu ülkelerde onun her dönemine ait eserler den bulundurmak isteyen onlarca koleksiyoneri var. Usta’nın Kütahya’daki seramik fırınında bazı ressam ve diğer sanat kollarından ünlülerin çalıştığı da olmuştur. Kütahya biraz da Sıtkı Usta sayesinde daha merkezi bir yer haline geldi desek, yalan olmaz. Gazeteci Hıncal Uluç ona “Kütahya’nın Muhtarı” diyor. Şehirle ilgili çeşitli aktivitelerde onun adı geçiyor. Çip, traktör yarışlarından tutun uçurtma şenliklerine, Frig vadisi yürüyüşlerine kadar yapılan birçok kültürel ve iç turizmi geliştiren gösterilerde ustanın parmağı ve öncülüğü var. Ne yapıyor ediyor, gündemde kalmayı beceriyor. Beceriyor derken, sakin bir zorlama olduğu düşünülmesin. Her olan eşyanın tabiatı halinde kendiliğinden akarak oluşuyor. Sıtkı Usta’nın bu olumlu enerjisi bir şekilde ürettiklerine de geçiyor. Bunu mamullerine bakarken fark ediyorsunuz. Bir başka tat var eserlerinde. İmzasını görmeseniz de onlar kendilerine has özellikleri ile, “Ben Sıtkı Usta’nın atölyesindenim” diye sesleniyorlar.

Gizli Bir Neşe Var Bu Seramiklerde

... Sıtkı Olcar’ı yakından tanıyanlar eserlerine akan bu neşenin kaynağı ile karşılaşırlar. Evet onun hoşgörülü ve hep neşeli tavrından geçmiştir eserlerine bu tat... Ve dünyanın birçok yerinde tanınmakta, bilinip aranmakta olmalarını biraz da buna borçludurlar. Hamurundan, -çamurundan- başlar; -birçok aşama ile- çizilir, boyanır, pişirilir, sırlanır, yeniden pişirilir seramik... Her safhası ayrı özen ister... Birinden diğerine, sınıf geçen öğrenciler gibi üst aşamaların mensubu olarak son fırından çıkarlar... Birçok fire verilir her safhada... Bazen en sonunda da koca bir fırının tamamından vazgeçmek zorunda kalınır... Gerçek bir azim ve sebat gerektirir... Hem cesur hem teslimiyetçi, hem neşeli, hem kaderci, hem sürükleyici bir yürek ister fırının yanında çinicilik... İşte bu yüreğin sahibidir: Sıtkı Olcar. Bütün bunların ötesinde onu Sıtkı Usta yapan yani araştırmacı, yenilikçi ve en çok da insanla, doğayla dost yanıdır. Kendiyle bu kadar barışık ve hiç zorlanmadan iyiyi, güzeli, gelenekten yeniyi çıkarmayı, yaratmayı rahatça becerebilen bir hoş kişiliktir. Onunla üç dakika bir arada kalan en az yirmi yıldır tanıştığı dostuymuş gibi kabul eder.
Geleneksel çini sanatımızda çiniler üretildikleri şehirle, yöreyle isimlendirilmişler: İznik, Kütahya, Çanakkale gibi. Yüzyıllara göre bu isimler birbirleriyle alternatifli olarak önem kazanmışlardır. 16. yy. İznik, 18-19. yy. Kütahya, 19-20. yy. Çanakkale gibi. Ancak günümüzdeki üretimler yörelere bağımlı olmuyor. Bugün Kütahya önemli bir seramik merkezi olmasına karşın, üretilen seramiklerin kişiliği sorgulanırsa, Kütahya’dan çok İznik arayışları ortaya çıkar. Bu yüzden ülkemizde Kütahya, Bursa, İznik veya İstanbul, nerede yapılırsa yapılsın; artık firma ya da usta isimleri öne çıkmakta... Üretimler bu isimlerle anılmakta... Sıtkı Usta, Kütahyalı bir seramikçi olmasına rağmen adı ile daha çok tanınmaktadır... Onun yaptıkları da “Sıtkı Usta’nın” denilerek tanımlanır... Sıtkı Usta günümüzün ünlü seramikçilerindendir demek yeterli bir tarif olmaz... Çünkü o kendine has özgün bir kişiliktir. Geleneksel çini sanatının geçmişteki başarısını yakalamak ya da tıpkısını yapmak için yapılan genel çalışmalar ve başarılar takdire şayandır. Diğerleri gibi o da bu amaçla yola çıkmıştır... Ama bugünkü başarısını, geçmişi aynen ya da onlara çok yakın çizgide taklit edebilmesine borçlu değildir. Bu konuda ondan daha başarılı olanlar vardır... Ancak Sıtkı Usta’nın üretimleri, geçmişteki benzerlerine yaklaştıkları için değil, dengeli-seviyeli ve kişilikli özellikleri nedeniyle tercih edilmektedir. Sıtkı Usta’nın yaptıkları hediyelik eşya sınıfında değil, koleksiyonluk eser sınıfında değerlendirilmektedir. Zaten bugün dünyanın çeşitli ülkelerinde onun hayranları hızla çoğalmaktadır. Bugüne kadar dünyanın bir çok yerinde sergi açma imkanı bulan ender sanatçılardandır. Paris, New York, Tokyo, Viyana, Madrid, Londra gibi birçok şehirde özel sergileri olmuş, eserleri koleksiyonerler tarafından kapışılmıştır. Usta’nın çinilerini geleneksel çini sanatımız içerisinde nereye koyabiliriz sorusuna en kısa şekilde cevap vermek gerekirse şöyle diyebiliriz: Sıtkı Usta’yla birlikte seramikler yöresellikten çok kişisellik kazanmış ve bu kişisellikle yeni ufuklar aramaya başlamıştır. O kimi zaman Çanakkale, kimi zaman İznik veya Eski Kütahya taklitleridir... Amaç belki başlangıçta taklitti. Ancak beğenilen, yani taklidin başarısından çok, eserin Sıtkı Usta’ya ait olduğunu belirleyen tarz oluştu. Buna “geleneğin 20. yy’deki yorumu” diyebiliriz. Ne gelenekten vazgeçer, ne de yeni arayışlardan Usta. Gelenekten kopmadan tarihten yararlanma arzusu, hemen bütün üretimlerinde kendini gösterir. Ancak ulaştığı hiç bir noktada durmaz. Hep yeni arayışlarla, yeniliklerle sürdürür üretimlerini... Bu arayışlara “yorum” adını verirseniz: “Geleneğin yorumu”; “güzeli arama” derseniz: “sanatçının yorumu” olarak isimlendirebilirsiniz. Sıtkı Usta’nın bazen motif, bazen form, bazense kavramdan yola çıkarak oluşturduğu koleksiyon serileri oldu. Başlıcaları İznikler, Kütahya tabakları, Yelkenliler, Cintemaniler, Hatayiler, Rumiler, Balıklar, Kaplumbağalar, Kediler, Kuşlar, Atlar, Sefer Taşları, Lazimlıklar, Çanakkale Evleri, Piri Reisler, Bizans Mozaikleri, Ayasofya Mozaikleri gibi seriler oldu. Bakalım önümüzdeki yıllarda ne sürprizlerle karşımıza çıkacak. Onu tanıyanlar artık böyle bir beklenti içindeler. Bizi buna alıştırdı. Bizans Mozaikleri için şöyle diyordu: “Şimdi dünya değişti ne Romalı var, ne Bizanslı… Ne de yerlere serilmiş halılar gibi duran mozaikler. Yakında sular altında kalacak olan Zeugma. Bunların hepsinden etkilenerek ve onlara dikkat çekmek için şimdiye kadar hiçbir seramikçinin yapmadığı bir çalışmaya girdim. Her biri ünik bir seri imalat yaptım. Ortaya çıkanlar düşündüğümden de başarılı oldu. 1998’de Bologna’da açtığım sergide koleksiyonerler tarafından kapışıldı..” Her zaman şaşırtıcı konular bulup her zaman yeni ve özgün olmayı başaran Usta Piri Reis haritalarını seramiğe uygulamasını ise şöyle anlatıyordu: “Frig vadisinde kamp yapıyorduk. Füreya Koral’ın bana verdiği türkuvazlı fincandan kahvemi yudumlarken düşüncelerim ve gönlüm engin denizlere daldı. Denizler haritaları, haritalar Piri Reis’i çağrıştırdı. Bir zamanlar Piri Reis nasıl gezmişse gemilerle benim de çanak, çömleklerim neden gezmesin dedim, çalışmaya başladım.” Bugün Sadberk Hanım Müzesi’nin girişinde Suna ve İnan Kıraç Vakfı Antalya Müzesi Kataloğu’nun giriş bölümlerinde hep Sıtkı Usta’nın eserleri yer alır. O önce Kütahya’nın sonra Türkiye’nin ve sonuçta Dünya’nın Sıtkı Usta’sıdır.  

İSMEK El Sanatları Dergisi 3 İNDİR

Bu yazı 1002 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK