Tezhip

Yazı ve Tezhip Şaheseri Derviş Ali Kur’ân-ı Kerîm’i

  • #


Yrd. Doç. Dr. Hüseyin GÜNDÜZ**

Şeyh Hamdullah ekolünü canlandıran üstadlardan biri olan Derviş Ali, altmıştan fazla Kur’anı Kerîm, pek çok en’âm, evrâd ve kıt’a yazmıştır. “Şeyhi şâni” lakabıyla meşhur olan Derviş Ali’nin gerek yazısıyla gerekse tezhibiyle büyük özen ile hazırlanmış olan bir Kur’anı Kerîm’i vardır ki; yaygın bir düşüncenin ifadesi olan “Kur’anı Kerîm Hicaz’da indi, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı” ifadesini kanıtlamaktadır. İslâm dininin temel ilkelerini, Hz. Muhammed’e gönderilen ilahi buyrukları insanlara bildiren, onların her iki dünyadaki mutlulukları için gerekli kaideleri anlatan kutsal kitap Kur’anı Kerîm’i en iyi şekilde yazma ve süsleme konusunda Müslüman sanatçılar, yüzyıllar boyu âdeta birbirleriyle yarışmışlar ve bugün dünyanın hayranlıkla izlediği Kur’ân’ları hazırlamışlardır. Kur’anı Kerîm yalnızca öğretileriyle değil, aynı zamanda maddî görüntüsüyle de insanların ruhuna ve gözüne hitap eden mesajlar ve gizemler bütünüdür. Kutsal kitabı yazan hat sanatçılarının ruhu, sanki kutsal harflerden oluşan bir kaide ile örülmüştür. Müzehhipler âdeta kendilerinden geçermişçesine, ibadet edermişçesine, stilize edilmiş renkli ve altın motiflerle Allah’ın kelamını sarmışlar ve onu en güzel ciltlerle koruma altına almışlardır. Batılı sanatçıların resim, heykel gibi görsel sanatlarda ulaştıkları zirveye, Müslüman sanatçılar hüsni hat (güzel yazı) ve tezhip gibi dallarda ulaşmışlardır. Müslümanlar için Kur’ân hiç kuşkusuz “Allah’ın sözü”dür. Bu inanç, hattat ve müzehhipleri Kur’anı Kerim’i en güzel şekilde yazma ve süsleme yollarını aramaya yöneltmiştir. 14. yüzyıla dek yazılan Kur’ânlarda tek başına küfi, muhakkak, reyhânî sulus ve nesih gibi yazılar veya muhakkak reyhânî, muhakkak nesih ve muhakkaksulus nesih gibi ikili ya da üçlü yazı grupları ortaklaşa kullanılıyordu. Ama Kur’ânlar için Osmanlı beğenisine en uygun olan ve en çok tutulan hat nesihtir. Bu nedenle bazı Osmanlı kaynaklarında nesihten “hâdim ül Kur’ân” (Kur’ân’a hizmet eden) olarak söz edilir. Rahat okunması için güzel ve net yazılması gereken Kur’anı Kerîm’in süslenmesi doğrudan gerekli görülmemiştir. Ayrıca, metni herhangi bir şekilde etkileme kaygısından dolayı, tezyinat uzun süre kontrol altında tutulmuştur. Bu yüzden tezhip, hat sanatından daha yavaş gelişme göstermiştir.
Kur’ân zaman içinde tezhip sanatçısını davet edermişçesine birçok fırsatlar doğurmuş ve bu fırsatlar tezyinatın gelişmesinde temel etken olmuştur. VIII. IX. Yüzyıllarda âyet bitiminde kullanılan, bazen üzerinde âyet numaraları yazılı olan noktalar ve süre başları, altın ve zaman zaman lacivert ve kırmızımsı bir renkle süslenmiş olarak karşımıza çıkarlar. Küçük şemse görüntüsündeki bu noktalar, güneşin parlaklığını temsil eden altın ile boyanmıştır. Süre başlarında süre adı yazılıdır ve tezyinat başlangıçta geometrik formlar ihtiva eder. Aynı dönemlerde Kur’anları okurken durulacak veya secde edilecek ayetleri belirleyen ve bu ayetlerin hizasında bulunan kelimeler de şemse formlarında tezyin edilmiştir. Metnin başladığı ilk sayfalar olan, Fatiha ve Bakara sürelerini içeren “serlevhalar (başlıklar) ve “zahirîye” adı verilen tanıtım sayfaları müzehhiplerin bütün hünerlerini sergiledikleri bölümlerdir. Zahirîye sayfaları serlevhadan önce gelen, kimi zaman yazısız bırakılıp tamamı süslenen sayfalardır. Gerektiği zaman satır araları sırf altınla veya zengin motiflerle süslenmiştir ki bu tarz süslemeye “beyneş sütûr” (satırlar arası) adı verilir. Kutsal metni süslerken sanatçılar son derece cömert davranmışlar, ancak Kur’an’ı hazırlayanların isminin geçtiği sayfalarda oldukça mütevazı olmuşlardır. En erken örneklerine VIII.IX. Yüzyıllarda görmeye başladığımız Kur’anı Kerîm süslemeciliği, XIII.XİV. Yüzyıllardan itibaren büyük bir gelişme içerisine girmiştir. Kur’anı Kerîm yazı ve tezyinatı, hazırlandıkları dönemin sosyal ve ekonomik şartlarını, yazı ve tezyinat anlayış ve beğenilerini yansıtmışlardır. Osmanlı İmparatorluğu’nun en güçlü olduğu XV. yüzyıl sonu ve XVI. Yüzyılda hazırlanan ve bugün müze, kütüphane ve özel koleksiyonları süsleyen Kur’ânlar, izleyenlerde hayranlık uyandıracak, hatta şaşkınlık yaratacak güzellik ve zenginliktedir. İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde bulunan, 6662 envanter numaralı Sultan II. Bayezid için Şeyh Hamdullah tarafından yazılan ve Hasan bin Abdullah tarafından tezhiplenen, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi yy.999 envanter numaralı Ahmet Karahisarı tarafından 154647’de yazılan ve Topkapı Sarayı Müzesi Hırkai Saadet K 5.’de bulunan yine Karahisarı tarafından yazılmış Kur’anı Kerîmler, gerek yazı gerekse tezyinat ve cilt kapakları itibarıyla bu gerçeği gözler önüne sererler. Bunlar âdeta Allah’ın seçtiği, görevlendirdiği ve yönlendirdiği sihirli eller tarafından hazırlanmıştır. Birçok Kur’anı Kerîm’in tezyinatında karşımıza çıkan, XV. yüzyıl sonundan XVI. yüzyıl ortalarına değin etkin olmuş, stilize edilmiş rûmi, hatayı, bulut motiflerinin ve altın ile lacivertin muhteşem bir uyum içerisinde kullanıldığı üsluba ilaveten, XVI. Yüzyıl ortalarına doğru ilk kez müzehhip Karamemi tarafından tanıtılan, saray bahçelerinde yetiştirilen yarı stilize lâle, karanfil, gül, sümbül gibi çiçekler, bahar çiçekleriyle donatılmış ağaçlar, serviler Türk tezyinatına konu olmuştur. XV. yüzyıl ortalarından XVIİ. Yüzyıl sonlarına kadar süren döneme tezhip sanatı tarihinde “Klasik Dönem” adı verilir. XVIİ. Yüzyıl ortalarından itibaren Osmanlı tezhip sanatında Batı etkisi yavaş yavaş kendini göstermeye başlar. XVIII. Yüzyıl sonlarına kadar süren bu süreç içerisinde Türk tezhip sanatında natüralist çiçeklerin kullanıldığı üslup etkili olmuştur. XVIII. Yüzyıl sonlarına doğru başlayıp XIX. Yüzyıl sonlarına kadar süren çiçek sepetlerinin, uzun palmet ve kurdelaların ve natüralist çiçeklerin kullanılıp çok renkli uygulamaların yapıldığı tarza tezhip sanatında “Türk Rokokosu” adı verilir. Batılılaşma döneminde stilizasyon azalmış, bitkilerin doğadaki görünüşlerine daha yakın, bezemeden çok resim sanatı çerçevesine giren çiçek minyatürlerine ağırlık verilmiştir. Tezhip sanatındaki gerilemeye karşılık XVIII. Yüzyıl, çiçek resimlerinin en parlak devri olmuştur. Avrupa sanatının, bu dönemin çiçek ressamlığındaki etkileri inkâr edilemez. Süslemelerde XVIİ. Yüzyıldan itibaren Avrupa’da çiçek ressamlığının revaç bulmasına paralel bir gelişme dikkati çeker. XVIII. Yüzyıl, bütün Batı ülkelerinde kitap resmi olarak çiçeğin çok sevildiği bir dönem olmuş, gravürlü veya renkli çiçek resimli kitaplara çok rağbet edilmiştir. Bunun yanı sıra, kültürü yapılan ve sevilen çiçeklerin tasvir sanatına da aynı yoğunlukla yansıdığı dikkati çeker. XVIII. Yüzyılda lâle, XIX. Yüzyılda sümbül on plandadır. Rokoko bezemelerin sevilen çiçeği olan gülün Hz. Muhammed’in sembolü oluşu, en çok tasvir edilen çiçek olmasını teşvik etmiştir. Natüralist üslupla, XVI. Yüzyılda tanışmış olan Osmanlı sanatı, XVIII. Yüzyılda da renklerle boyanan çiçeklerin ve yaprakların yeni düzenlemeleriyle zenginleştirilmiştir. Bir zenginlik ve ihtişam üslubu olan Rokoko tarzında çok renkli motifler, düz ya da altın sürülmüş zeminde âdeta çiçek açmışlardır. Klasik tezhip sanatına hayranlık duymamak mümkün değildir. Ancak onu temel alıp, yüz yılı etkilemiş Rokoko tarzını sevmemek ve ihmal etmek de doğru olmaz. Müze, kütüphane ve özel koleksiyonlar, bu tarzda tezyin edilmiş nadide el yazmaları ile doludur. Bu eserlerden birisi de Şeyh Hamdullah ekolünü canlandıran üstadlardan biri olan “Büyük” Derviş Ali tarafından yazılmış olan Kur’anı Kerîm’dir. İstanbul’da dünyaya gelen Derviş Ali, Şeyh Hamdullah ekolünü canlandıran üstadlardan biridir. Bu sebeple “şeyhi şâni” lakabıyla meşhur olmuştur. Daha sonra gelen diğer iki Derviş Ali’den ayırmak için Büyük veya Birinci lakaplarıyla da tanınır. Yeniçeri Ağası Karahasanoğlu Hu şeyin Ağa’nın terbiyesinde yetişti. İlim tahsili yanında Hâlid b. İsmail Erzurûmî’den aklâmi sitteyi meskederek mezun oldu. Üstatların yazılarını tetkik ile onlardan istifade etmiş, pek çok talebe yetiştirmiştir. Okçuluk sporu ile de ilgilenmiştir. Derviş Ali, Hafız Osman(1052/164211101698), Agakapılı İsmail b. Ali (o. 1118/1706); Eyyûbî Mustafa b. Ömer (Suyolcuzâde) gibi hat tarihinde müstesna mevkiye sahip sanatkârlar yetiştirmiştir. Ayrıca Fazıl Ahmet Paşa (o. 1087/1676); Mehmed Kâtû (o. 1097/1685); Ali b. Mustafa (o. 1103/1691); Mustafa Nigâhî (o. 1104/1693); Mehmed Bahrî Paşa (o. 1112/1700); Ali (o. 1121/1709); Hüseyin Dilâver elCezâirî (o. 1125/1713); Mehmed Atâullah (o. 1129/1717); Mir Mehmed b. Hüseyin (o. 1132/1720); Mehmed b. Hüseyin (o. 1132/1720); Ebû Bekir b. Rüstem (o. 1135/1723); Mehmed b. Mehmed, Halil b. Süleyman, Tuhfe’de adı geçen talebeleri arasındadır. Altmıştan fazla Kur’anı Kerîm, pek çok en’âm, evrâd ve kit’a yazmıştır. Eserleri Sürâhî Mustafa adında bir müzehhip tarafından tezhip edilmiştir. Derviş Ali’nin müzelerde bulunan eserleri arasında: TİEM, 176, 401 numaralarda kayıtlı yazdığı Kur’anı Kerîmleri, 2431 numarada bir sulus nesih kit’asi, 2498, 2499 ve 2463 numaralarda murakka’i, Kahire Dârülkütübü’lMısrıyye, F. C., 1016 numarada kayıtlı aklâmi sitte murakka’i; A.B.D, ve Michigan Üniversitesi Kütüphanesi 438 nolu albüm içinde kit’asi zikredilebilir.
1084/1673 de vefat eden Derviş Ali, Topkapı haricindeki kabristana defnedildi. Özel bir koleksiyonda bulunan Kur’anı Kerîm’in cilt kapağı 15x22 cm. boyutlarındadır ve sırt kalınlığı 4 cm.’dir. Kahverengi keçi derisinden yapılmış on ve arka kapaklar ile mıkleb; bulut ve çiçek motiflerinden oluşan salbekli şemse ve köşebentler ile altın kullanılarak mülemma tarzda tezyin edilmiştir. Arka kapak ile mıklebi birleştiren sertab bolu munde, altın zeminli bir pafta üzerine, “Ona tertemiz (abdestli) olanlardan başkası dokunamaz (Vakıa 79)” ayeti yazılıdır. Kapak ve mıkleb içleri açık kahverengi deri üzerine rumî motiflerden oluşan şemse ile altın kullanılarak tezhiblenmiştir. Kur’anı Kerîm, nohudî renk aharlı kağıt üzerine siyah iş mürekkebi kullanılarak ince bir nesih hattıyla yazılmıştır. Fatiha ve Bakara sûrelerini içeren ilk iki sayfa, yedişer satır, diğer sayfalar ön, onbir ve onbeş satır olarak düzenlenmiş ve 3 mm. kalınlığında altın cetvel ile çerçevelenmiştir. Fatiha ve Bakara sûrelerini ihtiva eden serlevha; altın ve lacivert zemin üzerine klasik tarzda tezhiplenmiştir. Rûmî ve çiçek motiflerinin kullanıldığı süslemede altın bolca kullanılmıştır. Serlevha sayfasında satır araları altın ile bezelidir. Sayfa kenarlarındaki güller ve ortalarındaki altın zeminli paftaların içine beyaz mürekkep ile, sûre adlarının yazılı olduğu süre başları altın ve lacivert zemin üzerine çiçek motifleriyle klasik tarzda tezhiplenmiştir. Kur’anı Kerîm’i yazan hattatın imzası ketebe sayfasında daire bir form üzerine “Ketebehu edaful mahlûkıyn veturabu akdamül mesakiyn Derviş Ali hamiden lillahi teala ve musallıyen ala nebiyyihi muhammedin ve alihi ve şahbihi ecmeiynettayyibiyn ettahiriyn vesellim tesliymen kesiren kesıyra ila yivmil hasr vel karar, Sene 1072” olarak altın zemin üzerine beyaz mürekkeple yazılmıştır. Eserin yazılış tarihi 1072/1661’dir. İmzanın yazılı olduğu formun etrafı altın zemin üzerine renkli çiçek motifleriyle tezhiplenmiştir. Ancak Kur’anı Kerim’i tezhipleyen müzehhibin imzası bulunmamaktadır. Gerek yazısıyla gerekse tezhibiyle büyük bir özen ile hazırlanmış olan Kur’anı Kerîm, İslam dünyasında oldukça yaygın bir düşüncenin ifadesi olan “Kur’anı Kerîm Hicaz’da indi, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı” ifadesini kanıtlamaktadır. * Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Geleneksel Türk Sanatları Bölümü Hat Ana Sanat Dalı Öğretim Üyesi. KAYNAKÇA
  1. Acar, Şinasi, Türk Hat Sanatı, Araç Gereç ve Formlar, İstanbul 1999. 2. Serin, Prof. Dr. Muhittin, Hat Sanatı ve Meşhur Hattatlar, İstanbul,1999. 3. Taşkale, Doç. Dr. Faruk, “Türk Kitap Sanatında Gül Motifleri”, El Sanatları, 2006, İstanbul, S : 2, sh : 142147. 4. Taşkale, Doç. Dr. Faruk, “Kur’anı Kerîm’de Açan Çiçekler, M. Uğur Derman 65. Yaş Armağanı, 2000, İstanbul, sh. 537552.
 

İSMEK El Sanatları Dergisi 3 İNDİR

Bu yazı 1186 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK