Takı

“Tesbih Yapmak Şiir Yazmak Gibidir”

  • #


Röportaj: Mehmet GÜNDEM

Gönül yolculuğu gibi tesbih yolculuğu da tane, durak (nisane), pul, düğüm yuvası, imame, ara tane ve tepelikten oluşan bir süreçtir. Tesbihi gönülden sevmeyen tesbihe ustalık yapamaz. Bu iş tornacı işi değil, gönül yontma işidir. Ham kalanın işi de ham olur.

Tesbihe merakım sonunda beni tesbih ustalarına kadar götürdü. Son birkaç yıldır gittiğim her ilde onları aramaya başladım. Bu arada İstanbul’da da pek çok ustayla tanıştım, eserlerine hayranlık duydum.

Feyzullah Kalaycı o genç ustalardan birisi. Genç ve usta kelimelerini zihnimiz yan yana getirmeye ilk etapta dirense de, ustanın mahirce ortaya koyduğu estetik, duygu, zarafet ve titizlikle işlenen tesbihler bu müşkülü kolayca hallediyor.

Feyzullah Usta gönlünü tesbihe kaptıralı 13 yıl geride kalmış. Onun ilk ustası babası Mustafa Kalaycı da eski bir tesbih ustası. Yetmemiş, bu evden bir üçüncü tesbih ustası, İmdat Usta çıkmış. Baba ve oğullarıyla, üç ustaya sahip bir ev Kalaycıların hanesi.

Torna sesiyle geçirmişler çocukluk ve ilk gençlik dönemlerini. Birkaç iş denedikleri halde gönül teşbihte karar kılmış ve nihayetinde tornanın başına oturmuşlar.

Tesbihin onlarda çağrışımı çok başka olmuş, zanaattan öte sanata dönüşmüş.

Zümrüt, yakut, elmas, necef, firuzi, kristal, şahmaksut, zeberced, akık, yıldız taşı, kantaşı, altın, gümüş, fildişi, bağa, deve kemiği, inci, mercan, yuşru, sedef, kehribar, öd ağacı, pelesenk, abanoz, kuka, narçil, andiç, fiber, katerin… Ham maddesi ne olursa olsun her birine “bismillah” deyip el attıklarında, onu okşaya okşaya sabırla tane tane işlerken adeta kendi ruhlarına da şekil vermişler, incelik, nezaket, zerafet, rikkat, şefkat, gönül derinliği kazanmışlar.

Gönül yolculuğu gibi tesbih yolculuğu da tane, durak (nisane), pul, düğüm yuvası, imame, ara tane ve tepelikten oluşan bir süreçtir.

Tesbihi gönülden sevmeyen tesbihe ustalık yapamaz.

Bu iş tornacı işi değil, gönül yontma işidir.

Ham kalanın işi de ham olur.

Sanatçılık üstün meziyetler ister, çünkü onlar dıştaki küçük dünyanın eşyalarına şekil verirken, içteki büyük dünyanın derinliklerinde gezinmeyi bilirler.

Ben bu üçlüde, o meziyetleri olabildiğince gördüm. Onlar alemi hoş görüp, faniler arasında hiçliğe talip olmuşlar ve bir ipe dizilmiş tesbih taneleri gibi insanla, kainatla ve bütün varlık alemiyle ilintili-uyumlu duruyorlar.

Ve diğerlerinin adını saymak bir vefa borcu olsa gerek; Horozun Salih, Yamalı Halil, Arap Nuri, Tophaneli İsmet, Mevlanakapılı Mehmet, Beylerbeyli Galip… Elazığlı Yusuf Usta, İbrahim Özgen Usta, Yaşar Evci Usta, Erzurumlu Bünyemin Usta, Hüseyin Çelik Usta, Cem Bülbül Usta, İznikli Abdullah Öner Usta, Zekai Usta… Onlar tesbihin zikrine iştirak ediyorlar.

İyi bir tesbih koleksiyoncusu olan sevgili dostum Ali Demirel için daha önce yazdığım bir cümleyi yeri gelmişken burada da kullanma ihtiyacı hissediyorum; Hayatını bu kadar ince işlere ayarlamış, meziyet peşinde koşanların; kılıcı kesmez, hatları susmaz, ebruları solmaz, tesbihleri de küsmez…

Birinin hikayesi ötekileri de anlama imkanı da verir, diyerek Feyzullah Usta’nın tesbihle olan gönül yolculuğunu konuşalım dedik…

Ne zamandan beri tesbihle uğraşıyorsun, seni tesbihe çeken ne oldu?

1992 yılında başladım. Babam eski bir tesbih ustasıdır. Evde küçük bir atölyesi vardı. Ben, ağabeyim torna sesiyle ve tesbihlerin içinde büyüdük. O günlerde babamın, yaptığı tesbihleri çocuk gibi sevmesi ve seyretmesi beni çok etkiledi. Bendeki merak da oradan geliyor. Okuldan arta kalan zamanlarda babama çıraklık yapardım. Benim de tornada çektiğim tesbihleri saatlerce seyrettiğim ve günlerce yanımdan ayırmadığım zamanlar çok oldu. Gün geçtikçe işi daha çok sevmeye başladım ve kendimi bu mesleğin içinde buldum.


Tesbih ustalığı senin için bir anlamda aile mesleği, öyle mi?

Öyle sayılır. Babam Mustafa Kalaycı, Ağabeyim İmdat Kalaycı ve ben uğraşıyorum.

Bu işi ne zaman meslek olarak seçtin? Senin için tesbih zaman ve para ayıracak kadar önemli mi?

Başka bir iki meslek denedim, ama gönlüm tesbihi tanıdıktan sonra o yönde karar kıldı. 1996’da bu iş mesleğim dedim. Tesbihi tanıyınca bakışım değişti, onu bir maddi değer olarak hiç görmedim. Tesbih her durumda insana kazandırıyor. Bugün teşbihte maddi manevi zarar eden kimseyi görmedim. Tesbih başlı başına bir sektör haline geldi ama bizim için öncelikle bir sanattır.

Tesbih ustalığı için gereken sermaye nedir?

Bu işin sermayesi, tesbihe değer vermek ve eline aldığın malzemeyi küçük bir atölyede ustalıkla işlemektir. Tesbih ustalığının asıl sermayesi; gönül, göz ve el marifetidir.

Tesbihin sendeki karşılığı nedir?

Tesbihi ustam olan babamla tanıdım. Bu sanata fiilen girmeden evvel tesbih denince gözümün önüne kabadayıların en gözde aksesuarı iri taneli oltu tesbihleri gelirdi. Tesbihi tanıdıkça, babamın memur maaşıyla iki bin dolara tesbih satın aldığına şahit oldum. Bu meslekte ilk emeklemem bu tür bir ortamda oldu. Halktan insanlar olduğu gibi, sanat dünyası, iş adamları, bürokratlar, tanınmış siyasiler ve bilim adamlarının da tesbihe gösterdikleri büyük ilgiye şahit oldum 20 yıl içinde. Bunlar benim duygularımda derin izler bıraktı. Tesbihi bir aksesuar olarak görmemek gerekiyor, onu Rabbimizi tesbih ederken kullandığımız, manevi değeri çok yüksek bir ibadet aracı olarak görmeliyiz. Bana bırakılacak en büyük servet, babamın, annemin, yıllardır namazlarından sonra çektiği tesbihi olur. Ecdatta yaygın bir gelenek vardı, yaşlanan her insanda 99’lük bir kuka tesbih bulunurdu, o şahıs vefat edince cenaze masrafları o kuka tesbih satılarak karşılanırdı.

“TESBİH YAPMADAN DURAMAM”



Tesbih ustalığı bir iş mi, sanat mı? Toplumda nasıl algılanıyor?

Tesbih başlı başlına bir sanat, bir sektör. Ben bunu meslek edinmişim ve severek yapıyorum. Tesbihi tanımayan kişiler, zaman zaman soruyor “ne iş yapıyorsun, nasıl geçiniyorsun?” diye. “Tesbihçiyim” dediğimde, iç geçirenler oluyor, “Allah büyüktür geçinirsin” diyorlar. Bekar tesbihçi arkadaşlar mesleki yönden bu noktada zorlanıyor. Tesbihçi olacaklara “evlendikten sonra tesbihçi ol” mü diyorsun? Biraz öyle, yoksa kimse kız vermez onlara. Biz tesbih ustalarının bir görevi de, tesbihi anlatmak ve tanıtmak.

Meslekle hobi arasında çelişkide kaldığın oluyor mu?

İlk başladığım yıllarda oldu. Tornamdan uzak kaldığım zamanlarda, bu işin bende ne kadar çok bağımlılık yaptığını anlıyorum. Tornamın sesinin, tesbihin talaş kokusunun burnumda tuttuğunu hissediyorum.

Sen tescilli sanatkâr mısın? Sadece teşbihten mi geçiniyorsun?

Tek mesleğim tesbihçilik… Kültür ve Turizm Bakanlığı bana 2005’in başında tescilli sanatkar kimliği verdi.

Çıraklıktan ustalığa geçerken kimler elinden tuttu?

Başta babam olmak üzere, baba dostu ve çok büyük bir koleksiyona sahip Şaban Köşe ve işleme ustam Zekeriya Şenyurt.

Kimleri usta bilirsin? Hangi ustanın hangi tarzından etkilendin?

En çok koleksiyonerlerin tesbihlerini seyretmekten etkilendim. Tarz olarak rahmetli Elazığlı Yusuf Usta’nın tarzını zaman zaman örnek aldım. Onun tesbihlerindeki güzelliği günümüzde çok az tesbihçi yakalamıştır.

Şimdi sen kendi tarzını oluşturabildin mi?

Kendi tarzımın oluştuğuna inanıyorum. Her ustanın bir tarzı vardır ve teşbihten anlayan herkes, herhangi bir tesbihin kime ait olduğunu hemen çıkarır.

Çalışma tarzınız nedir? Tesbihçilere mi koleksiyonculara mı?

Genelde koleksiyonerlere çalışıyorum bunun yanında tesbihçilerle de çalışıyorum.

Tesbih dünyada nerelerde iyi yapılıyor, Türkiye bu işin neresinde?

Tesbihin Türkiye’de yapıldığı kadar güzel işçiliği olan başka ülke yok. Türkiye, tesbihin her zaman zirvesinde kalmayı başarmış. Mısır’da tesbih atölyelerini gezdim, çok tesbihçi var, ham madenin bol olduğu ülkelerden birisi fakat işçilikleri kötü. Suriye ve İran da Mısır gibi.

“EN GÜZEL MALZEME AFRİKA’DAN ÇIKAR”



Kimlere çalışıyorsun?

Bilal Sütçü, Ali Demirel, Kadir Şükrü Karateke, Fatih Basçı, A. Ragıp Öner, Ahmet Tığlı ve yurt dışından tesbihçi ve koleksiyonerlerle çalışıyorum.

Bir tesbihe en fazla ne kadar emek verdin?

Ham maddesine ve işçiliğine göre değişiyor. İki günde bir tesbih çıktığı gibi, bir ayda işlemeli bir takının çıktığı oluyor. Ham maddeyi nasıl temin ediyorsun? Ham maddeyi yurt dışından getiriyoruz. Tesbihin en zor kısımlarından birincisi diyebiliriz bu konuya. Mesela Türkiye’de oltu taşı, zeytin ağacı ve şimşir ağacı hariç, güzel bir tesbih malzemesi yok. Dünyada, yaşam şartları çok zor olan ülkelerden, örneğin Afrika gibi yerlerden ağırlıklı olarak temin ediyoruz ham maddeyi.

Malzeme bulmak için nerelere gittiniz?

Afrika ağırlıklı olmak üzere Uzak Doğu, Arap yarımadası, Rusya ve Baltık ülkelerine gitmek nasip oldu. Son 3 yıl içinde ağabeyimle beraber elliye yakın yurt dışı seyahati yaptık, sadece tesbih malzemesi bulmak için. Bunların içerisinde, belki hiçbir Türk’ün yakın tarihte adım atmadığı yerler de var. Bu malzemeler bazen devletten resmi izinle, bazen ihale ile alıyoruz, bazen de eski objeleri tesbihe çeviriyoruz.


Bir tesbih ustası için en zor olan nedir?

Pazarlık ve tamirat... En zor iş pazarlıktır. Zira sanat eserinde ‘at pazarlığı’ olmamalı. Sanatkarın aşkını, şevkini söndürücü bir taraz bu, işi öldürür. Biz yaptığımız ise değer biçmekte zorlanırız. İkinci zor bir konu da, başka bir ustanın yaptığı tesbihin tamiridir. Çünkü hem zaman alıyor hem de başkasının eserine müdahale ediyorsun. Yeni başlanmayan bir teşbihte his ve heyecan olmuyor. 33 veya 99’lik tesbih yapıyorsun. Benzer bir şeyin tekrarı gibi...

Sıkıldığın olmuyor mu?

Asla; her tesbihin gönlümde ayrı bir yeri var. İlk başladığım zamanlardaki kadar olmasa da hala rüyalarımı tesbih ve tesbih malzemeleri süslüyor. Her tesbihe başlamadan önce ayrı bir heyecan duyuyorum. Besmelesiz başladığım tesbih yoktur.

En beğendiğin koleksiyonlar kimler?

Rahmetli Aydın Bolak Bey’in koleksiyonu, Bilal Sütçü, Ali Demirel, Şaban Köşe ve Fatih Basçı Beylerin koleksiyonları çok güzel. Necip Sarıcı, Hüsamettin Özkan, Bedrettin Dalan, Başbakan Erdoğan’ın ve Sabancı ailesinin de hatırı sayılır zengin koleksiyonlarının olduğunu biliyorum. Bazı gizli koleksiyonerler de var elbette

.



Tesbih ustalığı teknolojik değişmelerden etkileniyor mu?

Elden tornaya geçiş… Eskiden el kemanesiyle yapılıyordu. Günümüzde elektrikli tornalarda yapılıyor. Gelişmemiş ülkelerde hala el kemanesiyle yapılıyor.

“TESBİH BAĞIMLILIK YAPIYOR”



Tesbih ustaları arasında paylaşım mı var, kıskançlık mı?

Kıskançlıktan ziyade meslek sırrı söylememe gibi bir durum var kimi tesbih ustalarında. Sanatta sır saklanmalı da, dost bildiğimiz kişilerin müşteri gibi yanımıza gelip ticari ve mesleki sırlarımızdan para kazandığına şahit olmak insanı biraz sarsıyor. Buna rağmen, tesbihçiler arasında çok güzel paylaşımın örneklerini de yaşıyoruz. Sürekli görüşüp fikir ve malzeme alışverişi yaptığımız tesbih ustaları da var.

Ne tür hammadde kullanıyorsun?

Kehribar, gergedan boynuzu, şu aygırı dişi, bağa, mors, balina dişi, fil dişi, mamut dişi, buffolo boynuzu, ren geyiği boynuzu, koç boynuzu, manda boynuzu, narçil, kuka, katalın, yılan ağacı, öd ağacı, pelesenk ağacı, abanoz ağacı, vengi ağacı, azube ağacı, gül ağacı, zeytin ağacı, şimşir ağacı.

Kendini hangi maddede daha başarılı buluyorsun?

Kehribar… Yeni modeller geliştirmek için ne yapıyorsun? Yeni model için, bazen düşüncede tasarlıyorum, bazen de tornamda bıçağın gideceği yöne göre hareket ediyorum. Yani bu şiir yazmak gibi kendiliğinden, bir anda içten gelen bir şey. Bu işte hedefin nedir? İlmin sonu olmadığı gibi sanatın da sonunun olmadığını düşünenlerdenim. Belki şu an sanatımın zirvelerini yaşıyorum, belki de ileriki yıllarda yaşayacağım. Bunu biraz da zamana ve koleksiyonerlere bırakmak gerekir.

Koleksiyona seninle başlayanlar var mı?

Bilal Sütçü, Fatih Basçı, Ahmet Tığlı, Kadir Burak Demirci. Bunlar koleksiyon sahipleri. Tesbihi tanımalarına vesile olduğum kişiler de vardır…

Senin koleksiyonun var mı?

Ufak da olsa var. Siparişte olsa yaptığım tesbihleri tutmak geliyor içimden ama olmuyor, bir şekilde elden uçup gidiyor. Senin önerdiğin malzemeler nedir? Kehribar(damla), gergedan boynuzu, şu aygırı dışı, sıkma kehribar, bağa.

Niçin damla kehribar?

Kehribar çok uzun yıllarda olgunlaşan cam reçinesidir. Guatr başta olmak üzere, sarılık, stres atma vb. birçok hastalığa iyi geldiği bilinir. Özellikle Batı ve Sovyet ülkelerinde, sağlığa faydasından 28 İki tesbih ustasının da babası Mustafa Usta. 29 dolayı çok insanın kullandığını görüyoruz. Bazı kişilerin bize gelip kehribar tozu aldığı oluyor, hastaların yiyeceklerine katmak için. Kehribarı çekerken elimize çok güzel bir koku akseder.

Tesbih bağımlılık yapıyor mu?

Bağımlılık yapıyor. Güzel bir tesbihe alışan bir insanın tesbihsiz durması veya sanatsal değeri olmayan sıradan bir tesbihi çekmesi çok zor olur. Yaptığın işi kimlere gösterip fikrini, eleştirisini, onayını alırsın? Çıraklık dönemimde oldu ama ustalıkta bir başkasından onay aldığım hiç olmadı.

Kimlerde senin tesbihin var?

14 yıldır tesbih yapıyorum. Bildiklerimin dışında bilmediğim koleksiyonerlerde de tesbihimin olduğunu düşünüyorum, çünkü karşılaştığım çok oldu. Çok tesbih yaptım, ama koleksiyonluk diyebileceğimin sayısı iki binin üzerindedir. Teşbihte talep hangi kesimden, nerelerden geliyor? Yurt içi ve yurt dışında koleksiyoner ve satıcılardan geliyor, ağırlıklı olarak Araplar tesbihi daha çok seviyor.

Yıllar önce yaptığın bir tesbihle şimdi karşılaşınca ne hissediyorsun?

İlk önce yaptığım ani tekrar yaşıyorum. Çok yer değiştirdim. Hangi yerde yapmışım, hangi zor zamanım da yapmışım… Sanatçının yaşadığı en güzel duygu da bu olsa gerek. Tesbihin bakımı nasıl olmalı? Kehribar hariç hiçbir malzeme güneşi sevmiyor. Bu sebepten Araplar çok kehribarı seviyor. Güneş ışığı özellikle imamelerde eğilme-bükülmeye ve tanelerde çatlamaya sebep oluyor. Şu, ıslak el, ter tesbihin parlaklığını yok ediyor. Hayvansal ürünlerden ve ahşaptan yapılan tesbihlere güvelenme ihtimaline karşı naftalin konması çok iyi olur.


“ÇIRAĞIM UKRAYNALI BİR GENÇ”



Teşbihte de sahtecilik, imitasyon var mı?

Hemen hemen tüm malzemelerin imitasyonu oluyor. Özellikle piyasada sahte bağa, sahte kehribar bol miktarda satılıyor. En azından bize teyit için gelen tesbihlerden anlıyoruz. İnternette de satılıyor. Alan kişiler sahte olduğunu anlamıyor. Sahte tesbih aldığını anlamayıp tesbih çok güzelmiş diye internette yorum da yapıyorlar.

Sahte tesbihi hemen tanır mısın?

Kehribar ve bağa hariç tüm tesbihlerin imitasyonu zor. Kehribar ve bağa bazen tornaya takmadan anlaşılmayacak kadar gerçeğe yakınları var. Onları gerektiğinde işleme sokarak, diğerlerini de çıplak gözle sahte olup olmadığını tanırım.

Bu sektör nasıl gündeme geliyor, sergiler oluyor mu?

Sergiler zaman zaman oluyor. Biz de iştirak ediyoruz. Kültür ve Turizm Bakanlığı bu noktada sanata ve sanatkara değer veriyor. Gerek uluslararası fuarlarda Türk el sanatları standı düzenliyor, gerek kendi bünyesinde geleneksel el sanatları fuarı düzenliyor, biz de katılıyoruz.

Tesbihçilik geleneksel el sanatları kategorisinde mi değerlendiriliyor?

Evet…

Tesbih koleksiyonculuğu lükse mi giriyor?

Bu göreceli bir durum. Kişiye göre değişir. Tesbih koleksiyonculuğunun sermayesinde, tesbihi sevmekle birlikte maddi güç de devreye girer. 100 dolara da tesbih vardır, 10.000 dolara da. Kimi tesbihlerin de maddi değerinden çok manevi değeri önemlidir. Ecdattan kalma tesbihlere paha biçilmez. Manevi büyüklerin çektiği tesbihler de büyük değerdedir. Osmanlı’dan kalma olur, çok saygı duyduğun bir büyüğünden olabilir. Maddi boyutta tesbihe büyük para yatıranlar da oluyor, tesbih müzayedeleri yapılıyor, çok yüksek rakamlara tesbihler satılıyor. Sen bir yıldır Ukrayna’da yaşıyorsun. Yaptığın iş tesbihçilik.

Ukraynalılar bu işe nasıl bakıyorlar?

Evet, bir yıldır Ukrayna’dayım. Oranın insanı benim bir tesbihle günlerce uğraştığımı görünce çok şaşırıyorlar. Meraklılar. Sanat değeri olmasa da hemen hemen herkesin arabasında bir tesbih var. Benim şimdi bir çırağım var Ukrayna’da, adı Maksim. O da çok meraklı bu işe. İşin felsefesini çoktan kaptı.

İSMEK El Sanatları Dergisi 3 İNDİR

Bu yazı 2187 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK