Tezhip

Anadolu’nun Eşsiz Bezemeleri Tezhip Sanatçılarıyla Yeniden Hayat Buldu

  • #


Yazı: Semiramis DOĞAN

Tarih boyunca çeşitli uygarlıklara sahne olan Anadolu topraklarındaki mimari yapılardan bazıları, müzehhibe Dr. Hatice Aksu’nun küratörlüğünü yaptığı sergide ve tamamı İSMEK tezhip usta ögreticilerinin eserlerinden oluşan yeniden hayat buldu. Yüzlerce yıllık geçmişe sahip, her biri birer tarih hazinesi olan cami, medrese, türbe, çeşme ve mezar taşlarındaki süslemeler, “26 Eser 26 Metin, Göz Nuru Gönül Aydınlığı” adlı sergi için tezhip sanatının ustaları tarafından kâğıda nakşedildi.

İnsanlık tarihinin ta en başından bu yana var olan mabetler, bulundukları toplumlardaki inanç sistemini ve kültürünü yansıtan birer örnek oluşturur. Yüzyıllardır sayısız medeniyete beşiklik etmiş Anadolu topraklarının üzerinde yükselen İslam mabetleri, camilerimiz ve medreselerimiz de bu topraklarda hâkim olan inancın hüviyetidir. Üsküdar Mihrimah Sultan Camii, Fatih Camii, Divriği Ulu Camii, Erzurum Çifte Minareli Medrese, Kılıç Ali Paşa Camii ve daha pek çoğu…


İnananların toplu halde yahut tek başlarına Allah’ın huzuruna vardıkları, ibadet ettikleri, ellerini açıp yakardıkları yerlerdir bu mekânlar. Her biri bir tarih hazinesi olan bu yapılar, bezemeleri ile Anadolu kültürünün alametifarikalarıdır. Mimaride bezeme geleneği elbette yalnızca cami ve medreselerle sınırlı kalmamıştır. Çeşmeler, türbeler ve mezar taşları da estetik anlayıştan mahrum bırakılmamıştır.

Anadolu’daki  pek çok cami, medrese ve çeşmelerdeki bezemeler, müzehhibe Dr. Hatice Aksu’nun küratörlüğünde düzenlenen bir sergiye konu oldu. Tezhip sanatının usta isimleri, “26 Eser 26 Metin, Göz Nuru Gönül Aydınlığı” adlı sergi için, her biri birer tarih hazinesi olan cami, medrese, türbe, çeşme ve mezar taşlarındaki süslemeleri yeniden yorumladı.

Serginin adıyla müsenna 26 müzehhibe, aralarında Kılıç Ali Paşa Camii, Divriği Ulu Camii Darüşşifası, Sokollu Mehmet Paşa Camii, Rüstempaşa Camii, Sivas Gök Medrese, Hürrem Sultan Türbesi, Erzurum Çifte Minareli Medrese, Ahlat Mezar Taşları’nın da bulunduğu 26 mimari yapıdaki süslemeleri kâğıda nakşetti. Sergiyle ilgili bir de katalog yayınlandı. Kataloğun girişinde, serginin küratörü olan müzehhibe Dr. Hatice Aksu’nun, geleneksel sanatlarımızın Osmanlı döneminde kaydettiği yükselişe ve nakkaşhane geleneğine ve tezhip sanatına değindiği sunuş yazısı yer alıyor.


Divriği Ulu Camii’nin Kapıları Sonsuza Açılıyor

Sergi kataloğunda 25’i kadın olmak üzere 26 tezhip sanatçısının imzası var. Müberra Akçay, Meral Cantürk, Meltem Cantürk, İlkay Büyükdede Uçkun, Hülya Dönmez, Handan General, Hacer Sönmez, Gülsüm Çilek, Feyza Yıldırım, Fatma Aydoğan, Emine Sağman Şirvan, Emine Nurhan Akın, Elif Öztürk, Büşra Keleş, Deniz Gelişli, Berna Karabulut, Aysun Mert, Nezahat Savaş, Nurdanur Ünal, Senem Tüfekçi, Serap Bostancı, Sibel Ak, Songül Sümen Ak, Yonca Bacak Eracar, Yavuz Albayrak ve Zühre Vatansever’den oluşan 26 ismin, bezemelerini yeniden yorumladığı mimari eserler hakkında kaleme aldıkları metinler de yer alıyor.

Müzehhibe Emine Sağman Şirvan’ın Divriği Ulu Camii Darüşşifası’nı anlattığı yazı bunlardan biri. Mimarisinde kullanılan motifleri tezhip sanatıyla yorumlayan Şirvan yazıda, Divriği Ulu Camii Şifahanesi’nin, Anadolu’daki en eski ve en bozulmamış darüşşifa olduğunu belirtiyor.

Divriği Ulu Camii Şifahanesi, 18. yüzyılda medrese haline getirildiği için Şifahiye Medresesi olarak da anılıyor. Mimarisindeki üç boyutlu geometrik stiller ve bitki bezemeleri, bu yapının en dikkat çekici özelliği.

Kapı ve duvarlara işlenen bütün motifler asimetriktir. Bezemeyi gerçekleştiren ustanın, tekrardan kaçındığı ve hiçbir motifte bir diğerine bağlı kalmadığı göze çarpıyor. Her biri farklı motiflerle bezeli olan ve çok ince detaylarla süslendiği görülen cami kapılarında üçgen, kare, dikdörtgen, prizmatik taşların iç içe geçmiş görüntüsü hayranlık uyandıracak bir güzellik sergiliyor. Taşların iç içe geçmiş oluşu, Divriği Camii’nin kapılarındaki işlemeleri, bilinen taş işlemelerinden ayıran en belirgin özellik.


Emine Sağman Şirvan’ın, Divriği Ulu Camii’ni konu alan çalışmasında, şifahane kapısı ortadan bölünüp, zıt yönlere açılmış. Eserde, gök ve yer ehli hatırlatılmış ve onların konuşmalarını anlatan bir beyite yer verilmiş. Sezai Gülşeni’nin beyiti şöyledir: Yere teşrifin haber verdikte ey Al-i cenâb/ Dedi hasretle felek ya leyteni küntü türab.

Şirvan’ın göz nuru döktüğü eserin orta kısmındaki bu beyitin çevrelediği etrafı motiflerle bezeli altı köşeli yıldızın içinde Muhammed (S.A.V.) yazısı dikkat çekiyor. Levhanın üst bölümde gökyüzünde yıldızları, gezegenleri hatırlatan motifler kullanılmıştır. Bu motifler cami içinden alınmış ahşap üstüne işlenmiş desenlerdir. Aşağı kısımda ise Hz. Peygamberi öven şu kutsi hadise yer verilmiş: Sen olmasaydın, sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım. Bu yazının etrafı şifahane kapısı üstündeki desenlerle süslenmiş. Levhanın bütününde Divriği desenleri tanıtılırken, bir yandan da Peygamberimiz övülmek istenmiş. Levhanın boş kalan zemin kısmı, Divriği desenleri kullanılarak kompozisyon oluşturulmuş ve bir bütünlük sağlanmış.


Tarihi Yapılardaki Motifler Geleceğe Taşınıyor

Tarihi yapılarda yer alan motiflerin geleceğe taşınmasına vesile olma gayesiyle gerçekleştirilen “26 Eser 26 Metin” çalışmasında emeği geçenlerden biri de müzehhibe Emine Nurhan Akın. Akın, büyük bir emek verilerek yürütülen çalışmaya Kılıç Ali Paşa Külliyesi’ndeki motiflerden yola çıkarak hazırladığı levha ve cami hakkındaki yazısıyla eşlik ediyor. Emine Nurhan Akın’a esin kaynağı olan külliye, Kaptan-ı Derya Kılıç Ali Paşa tarafından Mimar Sinan’a yaptırılmış. 1581 yılında Tophane Meydanı’nda inşa edilen ve cami, türbe, medrese, sebil ve hamamdan müteşekkil Kılıç Ali Paşa Külliyesi, denizin doldurulması suretiyle elde edilen zemine oturtulmuş. Külliye, 430 yıllık geçmişiyle, dünya kültür mirasının en önemli eserlerinden biri. Mimar Sinan, Kılıç Ali Paşa Külliyesi için, “Deryalar kudursa ve azgın dalgalar kubbenin tepesinden aşsa, yine bu mabet kıyamete dek Allah’ın izniyle ayakta kalacak!” demiş.


Tezhip sanatçısı Emine Nurhan Akın, Kılıç Ali Paşa Camii’nde hat sanatıyla yazılı olan Allah’ın “Ya Hannan Ya Mennan” isimlerini, güneş olarak nakşetmiş. Caminin gökkuşağı altında gölgelendiği çalışmada, gökkuşağı zeminine motifler yerleştirilmiş ve çinilerdeki rumi desenler ile levhaya kenar geçilmiş.

Üsküdar’da bütün zaraferiyle İstanbul Boğazı’nı seyreden Mihrimah Sultan Camii de, “26 Eser 26 Metin” sergisine konu oldu. Tezhip sanatçısı İlkay Büyükdede Uçkun’un sergi kataloğu için kaleme aldığı yazıda caminin mimari özelliklerine değinilmiş. Kanuni Sultan Süleyman’ın Hürrem Sultan’dan olma kızı Mihrimah Sultan için Mimar Sinan’a yaptırılan yapının inşasına 1542’de başlanmış, 1548 yılında tamamlanmış. Cami, medrese, sıbyan mektebi, hamam, tabhâne, imaret ve handan müteşekkil bir külliye olarak inşa edilen yapıdan sadece cami, medrese ve sıbyan mektebi üçlüsü günümüze dek gelebilmiş. Eteğiy le oturan bir kadını andıran yapısıyla Üsküdar İskelesi’ne kurulan Mihrimah Sultan Camii’nin simetriği olarak bir cami de Edirnekapı’da yine Mimar Sinan’a yaptırılmış. Bu iki cami de güneşin doğuş ve batış yerleri tespit edilerek konumlandırılmış. Gün ve gecenin eşit olduğu Mihrimah Sultan’ın doğum günü olan 21 Mart’ta ve 23 Eylül'de cami eşsiz bir manzaraya şahit oluyor. Güneş, Edirnekapı’daki caminin minaresi ardından kıpkırmızı bir tepsi gibi batarken, Üsküdar’daki caminin ardından da ay doğar. Bu simetrik yapıların, Mihrimah Sultan’ın, ayrı ayrı güneş ve ay manasına gelen ismine atıfla yaptırıldığı rivayet ediliyor. İlkay Büyükdede Uçkun, sergide yer alan eserinde Mihrimah Sultan’ın doğum günü olan 21 Mart’taki gün gece eşitliğine atfen, yılın 12 ayını temsilen 12 gen içerisine, mimari yapının iç bezemelerindeki rumi motifleri birebir kullanmış. Uçkun, bu çalışmasında ay ve güneşi temsil eden motifi tasarlayarak tezyin etmiş. Uçkun, eserinin tam orta bölümünde ay ve güneşi temsil eden bir motif tasarlayıp, tezyin etmiş. Ortasında ise hat çalışması Fuat Başer tarafından yapılan, Yasin Suresi’ndeki ay ve güneşle alakalı bölüme yer verilmiş.


Ayrı Yüzyıllarda Aynı Gönül Zenginliği

Müzehhibe Handan General de sergiye Sivas Gök Medrese’den esinlenerek meydana getirdiği eserle katıldı. Tezhip sanatçısı General’in çalışmasına konu olan Gök Medrese, 1271 yılında Selçuklu Veziri Sahip Ata Fahrettin Ali tarafından yaptırılmış. Selçulu medreselerinden günümüze iyi durumda gelebilmiş bir yapı olan Gök Medrese’nin mimarı Konyalı Kaluyan’dır. Dikdörtgen bir plan üzerine inşa edilen medresenin 14 odası ve 1 mescidi bulunuyor.

Giriş kısmının üzeri dört kollu yıldız şeklinde bir tonoz örtülmüştür. Gök Medrese’nin mermer portalı Erzurum Çifte Minareli Medrese’ye benzer şekilde iki yanına kabartma bezemeli kuleler üzerine yükselen iki minare ilave edilmiştir. Portalın üst kısmında “Kılıçarslan’ın oğlu Gıyaseddin Keyhüsrev’in saltanat günlerinde imar edildi” yazılı bir kitabe bulunuyor.

Göz kamaştırıcı çini süslemeleri dolayısıyla Gök Medrese adını alan yapı, zengin süslemeleriyle dönemin en önemli yapıları arasında yer alıyor. Kapı kemerinin iki yanına 12 hayvan başı yerleştirilmiş. İri yıldız motifleri, hayat ağacı ve kuş motifleri, bitkisel motifler arasında dikkat çekiyor. Müzehhibe Handan General, sergi için yaptığı çalışmada yapının taş işçiliğinden oldukça etkilenmiş. Anadolu insanının kültürü ve yaşam tarzının, gönül zenginliğinin bir yansıması olan motiflerini murakkasına aktarmak istemiş. Sanatçı, katalogdaki metninde, “Tezhip sanatının bu yüzyıldaki icracı sanatkârı olarak, Gök Medrese taç kapısına desen tasarlayan, taş işçiliğini uygulayan sanatkârlar ile ayrı yüzyıllarda fakat aynı gönül zenginliğinde buluşmanın mutluluğunu yaşıyorum.” diyor.


“26 Eser 26 Metin” adlı sergi için müzehhibe Meral Cantürk de Fatih Sultan Mehmet’in kılıcındaki süslemeleri murakkaya aktarmış. Katalog metninde, çağ açıp çağ kapayan Sultan Fatih’in kılıcının özelliklerine değinmiş Cantürk. Yedi cihana hükmeden Osmanlı İmparatorluğu’nun yedinci padişahı olan Sultan Mehmet’in savaşlarda kullandığı kılıcı, çelik, som (balık dişi), demir ve altından mamul. Müzehhibe Meral Cantürk’ün, bezemelerini kâğıda aktardığı 125 cm boyundaki ve 8 kg ağırlığındaki kılıcın üzerinde, ustasının yazdığı şu dua yer alıyor:

“Bismillahirrahmanirrahim. Hak dinin bağlarını parıltılı ve açık harfli ayetlerle ve keskin ve parlak kılıçlarla güçlendiren yüce Allah’a hamd olsun. Salat ve selam, en güzel fasih sözlerle vasfedilen Hazret-i Muhammed ve ehli beytine olsun. Allahı’m! Dinin erkanlarını yüceltmek için mücadele eden gazi ve mücahitlerin sultanı, cihat için çekilen keskin kılıç olan Sultan Murad Han’ın oğlu Mehmed Han’a güç kuvvet ver ve kılıcının kınını şeriat düşmanlarının boynunda, kaleminin mürekkebini de alemlerin rabbinin inayetinde eyle. O, Sultan Osman Han’ın oğlu Orhan Han’ın oğlu Murat Han’ın oğlu Bayezid Han’ın oğlu Mehmed Han’dır. Allah onların mezarlarının toprağını, gazilerin kılıçlarından akan saf su ile sulasın ve kılıçların gölgesi altında olan cenneti de mekanları eylesin, amin ya rabbelalemin.”


Erzurum’un Simgesine Tezhip Yorumu

Adını taç kapısı üzerindeki iki minaresinden alan Çifte Minareli Medrese’nin süslemeleri de Dr. Hatice Aksu’nun küratörlüğünü üstlendiği sergi için tezhibe uyarlandı. Tezhip sanatçısı Müberra Akçay da, sergi kataloğu için, süslemelerini murakkaya aktardığı bu tarihi yapının mimari özelliklerini, önemini anlatan bir metin kaleme almış.

Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın kızı Hüdâvent Hatun tarafından 1253 yılında yaptırılmış olan bu tarihi yapı, Anadolu’nun en büyük sanat şaheserlerinden biri olarak görülüyor. Hüdâvent Hatun’dan dolayı “Hatuniye Medresesi” olarak da adlandırılır. Kümbeti Erzurum’da bulunan kümbetlerin en büyüğü. Her biri 26 metre yüksekliğindeki rengarenk çinilerle süslü çift minare, bu tarihi esere ismini vermiş. Dört eyvanlı yapı, Anadolu’daki ilk çifte minaleri portala sahip. Portal (taç kapı), minarelerin tabanına kadar yükselen muhteşem bir dikdörtgenden ibaret olup, üsluplaşmış süsleme şeritleriyle bezenmiş.

“26 Eser 26 Metin” sergisine Erzurum Çifte Minareli Medrese çalışmasıyla katılan müzehhibe Müberra Akçay, eserinde medresenin taç kapısının minyatürüne yer vermiş. Eserde, bir duvardan sonuna kadar açılmış iki kanatlı kapının ardından görünen Çifte Minareli Medrese ve Erzurum’un genel bir görünüşü minyatür tekniği ile tasvir edilmiş. Akçay’ın çalışmasında, üç farklı perspektif aynı anda verilmiş. İlk perspektifte, ardına kadar açılmış kapılardan şehre ve medreseye ileri doğru genel bir bakış açısı bulunuyor.


İkincisi ise medresenin ön cephesinde, taçkapının önünde aşağıdan yukarı doğrudur. Diğer perspektif ise taçkapıdaki iki minarenin arasında durup, yukarıdan aşağıya doğru medresenin iç avlusunun görünümüdür.

Akçay’ın tasarladığı iki kanatlı kapı ve yer zemininde süsleme olarak Medrese’nin taç kapısı ve sütunlarında bulunan taş kabartmalar, geometrik, bitkisel ve rumi formunda motifler kullanılmış. Kapının alnına kitabe olarak Hattat Fuat Başar’ın sülüs hattı ile Besmele ve Tevbe Suresi’nin 18. ayetinin bir kısmına yer verilmiş. (Bismillahirrahmanirrahim. Allah’ın mescitlerini ancak O’na ve ahiret gününe iman edenler imar ederler.) Ayrıca medresenin çevresi, üç kümbetler ve Erzurum’dan bir kare minyatür tekniği ile resmedilmiş.

Yukarıda bir kısmının ismine ve çalışmalarını zikredebildiğimiz 26 tezhip sanatçısının elinden çıkan birbirinden güzel çalışmalar, her biri Anadolu’nun tarihi dokusunun ayrılmaz birer yapı taşı olan o mimari eserlerdeki motifleri gelecek kuşaklara taşıyacak birer meşale niteliğinde.

İSMEK El Sanatları Dergisi 18 İNDİR

Bu yazı 1309 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK