Kitabe

Gelibolu Mevlevihanesi’nde Hulûsi Efendi ve Ali Haydar Bey’in Bilinmeyen Kitâbeleri

  • #


Yazı: A. Sabri Mandıracı  Fotoğraflar: Özcan Çıkmaz

On büyük Mevlevi tekkesi içinde hem en geniş arazi ve hem de en haşmetli semahaneye sahip olan büyük ve önemli mevlevihane olan Gelibolu Mevlevihanesi, yüksek sanat kıymeti içeren kitabelerin bir arada olduğu İstanbul dışındaki tek mevlevihane. Buradaki kitabelerde, Hulûsi Efendi ve Ali Haydar Bey gibi önemli hattatların imzası göze çarpmaktadır.

Binaların inşasına veya bazen de tamirine dair yaptıranı ve yapıldığı tarihi bildiren ve çoğunlukla mermer, taş, ahşap, çini, maden gibi maddeler üzerine oymak veya kabartmak suretiyle işlenmiş yazılara “kitabe” denilmektedir. Kitabelere hem tarihi, hem de estetik açıdan yaklaşılabilir. Kitabeler, ait olduğu eserler hakkında verdiği bilgiler çerçevesinde epigrafi (yazıt bilim) tarafından incelenir. Türk sanatında kitabeler umumiyetle kûfi, celi sülüs ve celi talik hatlarında yazılmış olup, eserin ve yaptıranın önemine göre devrin en mühim hattatlarınca kaleme alınmışlardır. Bayezit Camii’nin kitabesinin Şeyh Hamdullah, Süleymaniye Camii’nin Hasan Çelebi, Nusretiye Camii’nin kitabesinin ise Yesarizade Mustafa İzzet Efendi tarafından yazılmış olması buna örnektir. Bütün bu özellikleriyle kitabeler verdiği bilgilerle ve yapının estetiğini tamamlayan dekoratif bir unsur olmasıyla önem taşıyan bir mimari elemandır.1
Bu yazımızda, konumuz olan Gelibolu Mevlevihanesi (resim 1) kitabeleri ve içindeki yazılardan, tarihi ve edebi muhtevalarını dışarıda bırakarak, Türk hat sanatındaki önemleri bakımından ele alacağız. Zira bu konuyu ve Gelibolu’da Mevleviliği anlatan ayrıntılı ve faydalı bir eser yayımlandı.2

Gelibolu Mevlevihanesi’nde, talik yazıda son devrin büyük üstatlarından Hulûsi Efendi’nin üç kitabesi ile Ali Haydar Bey’in bir kitabesi yer almakta olup; üçü celi talik, biri de celi sülüs hatla yazılmışlardır. Ayrıca imzası olmamakla birlikte Yesarizade’nin olduğunu tahmin ettiğimiz celi talik bir kitabeden de bahsedeceğiz.

Kaynaklara göre; Gelibolu Mevlevihanesi (fotoğraf 1), 10 Mevlevi âsitanesi3 (büyük Mevlevi tekkesi) içinde hem en geniş arazi ve hem de en haşmetli semahaneye sahip olan büyük ve önemli bir mevlevihanedir.4

Mevlevihane’nin kuruluşu ve tarihi ile ilgili olarak bilinenler kısaca şöyle özetlenebilir: Mevlevihanenin inşası 17. yüzyıl başına tarihleniyor. Dergâhın bânisi Ağazade Mehmet Dede, babası yeniçeri ağası olduğu için bu isimle tanınmış ve Mevlevi kültürü içinde Ağazade istivâ makamına ermiş az sayıda kişiden biri olarak bilinmekte. İstivâ makamı ise, tam bir olgunluğa ulaşmak olarak özetlenebilir.5 Mevlevihane ve Ağazade’nin ilginç bir de öyküsü var: Dönemin Kapudân-ı Deryası Ohrili Hüseyin Paşa, bir seferden dönerken Amirallik karargâhı olan Gelibolu’ya uğramış, ancak hava muhalefeti nedeniyle kentten ayrılamamış. Hava düzelip de denize açıldığı zaman birdenbire fırtına patlamış ve geri dönmek zorunda kalmış. Bu durum birkaç kez tekrarlanınca Hüseyin Paşa; “Gidişimize mani bir hal var. Bir gönül ehlinin rızası yok ayrılışımıza. Kim olsa gerek? Araştırın.” dediğinde bu kişinin Ağazade olduğuna hükmedilerek Paşa ondan izin ve dua talep ettiğinde Ağazade Mehmet Dede: “İnşallah hayırlısıyla varır, bir de güzel haber alırsınız.” demiş ve Ohrili, İstanbul’a vardığında sadrazamlığa getirildiğini öğrenmiş. Bu keramet üzerine Mehmet Dede’ye intisap etmiş ve bugün yerinde saraylar yükselen (Çırağan) Beşiktaş Mevlevihanesi’ni inşa ettirmiş.
Gelibolu Mevlevihanesi’ne Sultan II. Mahmut’un Hammamizade İsmail Dede ile birlikte iki kez giderek ayine katıldıklarını Sadettin Nüzhet Ergun’un Türk Musikîsi antolojisinden öğreniyoruz. Bu da gösteriyor ki Gelibolu Mevlevihanesi’nin prestiji o dönemlerde oldukça yüksektir. Zaten açıklayacağımız kitabelerdeki sanat kıymeti,  bu prestijin korunmasına yönelik olup, tanıtacağımız yazılardan biri hariç hepsi devrinin büyük hattatlarınca yazılmıştır.

Mevlevihane ana binasında yer alan üç kitabenin tamamı Hulûsi Efendi tarafından yazılmıştır. Bilindiği gibi Hulûsi Efendi (resim 2) daha çok talik hattında ün kazanmakla birlikte, sülüs-nesih yazılarda da icazet sahibi usta bir hattattır. Ancak bu yazılarda, talikte olduğu kadar çok eser vermemiştir. Üstadın pek çok levha, kıt’a ve hilyesi olmasına rağmen taşa oyulmuş yazısı yok denecek kadar az olduğundan (sadece Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi kitabesi ve Kâğıthane yolunda bir çeşme)6 tanıtacağımız kitabeler önem kazanmaktadır. Taşa oyulmuş yazılarının az olmasını Hulûsi Efendi’nin imparatorluğun zevaline (çöküşüne) denk gelen, sanat ikbalinin talihsizliğine bağlamak mümkündür.7 Kitabeler dönemlerinin imar ve sanat faaliyetlerinin somut işaretleridir.
Sözgelimi Sultan II. Mahmut döneminin büyük hattatı Yesarizâde Mustafa İzzet Efendi (Ölm. 1849), bu inkılâpçı padişahın imar faaliyetleri nedeniyle merhum Necmettin Okyay’ın ifadesiyle “Dünyayı yazıyla doldurmuştu.”9  Şüphe yok ki üstad Hulûsi o devirde yaşasa Yesarizade’den geri kalmayacak bir büyük sanatkâr idi.

Tanıtacağımız kitabelerden ilki Gelibolu Mevlevihanesi içindeki mermer mihrap üzerinde yer alan “küllema dehale..” ayetinin yazılı olduğu (Âl-i İmran Suresi 3/37) kitabedir (Fotoğraf 2). Mihrabın yüksekliği yaklaşık sekiz metre yüksekliğindedir. Kitabe Celi sülüs hatla yazılmış olup 2,30x0,70 m. ölçülerindedir ve Hulûsi Efendi imzalıdır. Yazının II. Abdülhamit tarafından yaptırılan H.1317 (1899-1900) tarihli tamirat esnasında yazıldığı anlaşılmaktadır. Mermer üzerine oyulan ve döneminde yeşil zemin üzerine altın varakla kaplanan yazı, son restorasyonda bronz yaldızla özensiz bir şekilde elden geçirilmiş (fotoğraf 3) ve hattın hususiyetleri de bozulmuştur.

İkinci kitabe mevlevihanenin semahane giriş kitabesidir (fotoğraf 4). Gelibolu Mevlevihanesi’nin türbe ve semahaneye zeminden birer kapı, ziyaretçilere ait mahfele merdivenlerle çıkılan iki kapı olmak üzere toplam dört kapısı vardır. Zeminde yer alan semahane ve türbe kapıları üzerinde de kitabeler olup, bunlar celi talik hatla Hulûsi Efendi tarafından yazılmışlardır.
Hulûsi Efendi’nin imzasının bulunduğu kitabenin (fotoğraf 5) metni bizzat Burhaneddin Dede tarafından kaleme alınmıştır. Semahane girişi üzerindeki bu mermer kitabenin ölçüleri 1.95x0.65 m. olup, okunuşu ise şöyledir:

Eazze-i ricâl-i evliyâullahtan kutb’ül ârifin Ağazâde Mehmet Dede Efendi hazretleri tarafından binâ ve âhiren vâlid-i mâcid hazret-i şehriyâri Abdülmecid Hân-ı Gâzî  Hazretlerinin inâyet ve icâzetiyle Hacı Hüsameddin Dede Efendi İbn Ali İzzet Dede İbn Hüseyin Dede İbn Mustafa Dede’nin sa’yiyle tahkîm ve tevsî ve Mustafa Dâniş Dede  Efendi İbn Hacı Hüsameddin Dede dahi müceddeden inşâsına mübâşeret ve avn-i Hakkla sâye-i müberrât vâye-i hazret-i Gâzî Abdülhamit Han-ı Sanide hala Post-nişin bulunan Burhaneddin Dede Efendi İbn Mustafa Dâniş Dede’nin gayretiyle bin üç yüz on yedi senesinde hüsn-i hitam bulmuştur. Der nezd-i Hudâ bâkî bâd. Ketebehu Hulûsî gufira lehu.

Üçüncü kitabe ise türbe girişi üzerinde yer alan ve 6 numaralı fotoğrafta yer alan kitabe olup, burada gömülü olan ve mevlevihanenin bânisi Ağazâde Mehmet Dede’yi öven kitabedir. Esasen yukarıdaki satırlarda kendisinden bahsedilen Ağazâde Mehmet Dede’nin mahviyyetkârlığı (hiçlik duygusu) ile kendisi de bir Mevlevi olan Hulûsi Efendi’nin tevazuu10 ve dervişâne hali11 arasındaki benzerlik ve bu yazıların onca zamandır hiç bilinip duyulmadan vatanın bu köşesinde, bu şehitler diyarında böyle sessiz sedasız duruşları, sanki bu iki büyük insanın bilinmek istemeyiş, gaybiyyet (kaybolma) hislerinin ahengine bir tecellidir. Zira bu yazıları ve Ali Haydar Bey’in kitabesini ilk defa 1998 tarihinde, on iki yıl önce gördüğümde hemen bir makale ile duyurmak istemiş, fakat bir türlü yazamamıştım. Ancak aziz hocam Prof. Dr. Ali Alparslan’a, konuyu açtığımda ilgilenmiş ve o sırada kaleme aldığı ‘Osmanlı Hat Sanatı Tarihi’nde bu yazılardan ilk defa bahsetmişti.12 Yazmaya niyetlendiğim makaleyle ilgili filmler birkaç defa yandı, yeniden çekildi, kayboldu, bir görünmez bir el hep tehir etti. Bu arada hocam rahmetli oldu, makaleyi göremedi. Mevlevihaneyle ilgili olarak önemli yayınlar yapıldı ve yazılardan da ilk kez değil ama etraflıca bahsedildi.13  Türbe kapısındaki kitabenin ölçüleri 1.15x0.76 m. olup; okunuşu şöyledir:

Ne devlettir tarîk-i mevlevîye müntesip olmak

Eder kesb-i temeyyüz sâliki dünya ve ukbâda

Ulu’l ebsâra olmaz Vasfiyâ bundan büyük burhan

Matâf-ı kudsiyândır türbe-i pâk-i Ağazâde

Mevlevihane kubbesi içinde kuşak yazısı olarak yer alan ve Hz. Mevlana’ya ait sema gazeli olarak bilinen yazılar ise (fotoğraf 7) bugün son derece tahrif edilmiş durumdadır. Kanaatimce Hulûsi Efendi’nin kitabeleri yazdığı tarihten sonra 1908 yılındaki tamirat esnasında yazılan veya tamir edilen bu kuşak yazıları o tarihlerde de sanat kıymeti taşımaktan uzaktı.
Zira batıdaki avlu taç kapısının iç yüzünde yer alan ve dergâhın, âşıkların ikinci kâbesi haline geldiğini söyleyen kitabe, bu onarım sırasında yazı ve sanat endişesinin önceki onarımlara göre zayıfladığına, hatta kalktığına delildir. II. Meşrutiyet’in ilan edildiği tarihe ait (10 Temmuz 1324/23 Temmuz 1908) kitabe (fotoğraf 8) Gelibolu Mevlevihanesi’nin büyük hattatlarca yazılan sanatlı yazılar devrinin bitişini haber verir gibidir. Burada kuşak yazılarına ilişkin bir değerlendirmemi de aktarmak istiyorum: Mevlevihanenin içinde, kubbede kuşak yazısı şeklinde yer alan sema gazelinin halihazırdaki bozulmuş şeklini son restorasyona bağlamak kanaatimce doğru değildir.14  Zira 1998 tarihinde restorasyon henüz devam ederken de kuşak yazıları şimdiki haline yakın derecede bozulmuş ve sanat kıymetini tamamen kaybetmiş haldeydi. Belki son restorasyon bunu bir derece daha bozmuştur denilebilir. Sanıyorum ki kuşak yazıları da 1908 tarihli restorasyonda elden geçirildi veya yeniden yazıldı. Zira aynı tarihli batı kapısı iç yüzünde yer alan ve sanat kaygısından uzak bir el tarafından yazılan kitabeyle bu kuşak yazıları büyük bir benzerlik göstermektedir. 1994-2005 restorasyonunun konumuz (fotoğraf 9) açısından en büyük eksikliği ise kitabelerdeki bu değerli yazıların hiçbirinin bakımlarının yapılmayışı ve varaklanmayışıdır.
Sema gazelinin Yenikapı Mevlevihanesi içinde yer aldığı ve aynı akıbetin oradaki yazıların da başına geldiğini biliyoruz.15

Tanıtacağımız dördüncü kitabe (fotoğraf 10), batıdaki taç kapının dış yüzündeki kitabedir ve ölçüleri 1.93x0.76 metredir. 19. yüzyılın büyük hattatı Ali Haydar Bey’e ait olan bu kitabeden de şimdiye kadar ayrıntılı bir şekilde bahsedilmemiştir. Kitabe yedi satır üzerine on üç beyitten oluşmaktadır. 1267 (1850-1851) yılındaki tamiratı anlatmaktadır. Kitabenin üzerine oturtulduğu demir kasnak zamanla paslanarak genişlediğinden mermeri orta kenarından patlatmış vaziyettedir. Tanıtmaya çalıştığımız kitabeler içinde en harap halde bulunan kitabe bu kitabedir.  Ali Haydar Bey’in Dolmabahçe rıhtımındaki kitabesinin16 başına gelen, ne yazık ki bu kitabenin de başına gelmekte olup, yazı, kazındığı mermerin ufalanarak dökülmesi nedeniyle harap olmak üzeredir.
Beşinci kitabe Mevlevihane’nin doğu yönünde yer alan taç kapı üzerindeki kitabedir (fotoğraf 11) ve sanat kıymeti oldukça yüksektir. Ölçüleri 2.30x0.75 m. olan ve üzerinde imza olmayan bu kitabenin tarihi 1256 (1840-1841)’dır. Ortasında güneş ışınlı tuğra bulunan; ancak daha sonra tuğrası kazınarak tahrip edilen bu kitabenin hattatı tahminimizce Yesarizade Mustafa İzzet Efendi’dir. Gerek tarih, gerekse yazının hususiyetleri bu hattın o dönemde ancak kendisi tarafından yazılabileceğini düşündürmektedir. Kitabenin okunuşu şöyledir:

Şâh-ı âlem Hazret-i Abdülmecid Hân’ın hemân/ Oldu zâhir def’aten âsârı kim bî iştibâh

Kıldı ezcümle Gelibolu’da bu cilvegehi/ Mahz-ı lutfiyle binâ ol dâver-i encüm sipâh

Pek harâb olmuş idi el-hak dil-i uşşâk-veş/ Emr idüp imâr ve inşâsın şeh-i âlem penâh

Yaptırıp bu dergeh-i âzâdeyi lûtfeyleyip/ Eyledi âzâde gamdan bizleri ol padişah

Rûşenâ kılsın serây-ı kalbini her dem Hudâ/ Yapdığiyçün hâne-i uşşâkı zıll-i İlâh

İki mısrâdan çıkıp Azmî birer tarih-i tam/ Etsin erbâb-ı hüner bir bir hesab-ı sâl ü mâh

Yaptırıp Abdülmecid Han sâlikâna cây-ı gâh/ Ehl-i vecde oldu bir cây-ı safâ bu hânkâh  (1256)

Bugün ayakta olmayan minareli mescit, derviş hücreleri, selamlık ve harem dairesiyle ayrılan bölümün girişi üzerindeki bu taç kapı üzerindeki kitabenin, sanırız Mevlevihane binasında olduğu gibi başka bir kitabeyle daha devamı vardı ve imza belki de orada yer alıyordu. Yukarıda açıkladığımız gibi Hulûsi Efendi’nin iki kitabesinden sadece birinde imza yer almaktadır. Ancak ikisinde de tarih mevcut olduğundan onun eserleri olduğunu söyleyebilmekteyiz. Muhtemelen Yesarizade de aynı yere birden fazla yazı yazmış ve sadece birine imza atmıştı. 12 numaralı fotoğrafta detayı görülen fevkalade güzel yazının imzasız oluşu bizce bu şekilde yorumlanabilir.

Tanıtmaya çalıştığımız ve Gelibolu Mevlevihanesi’nde (1908 tarihli olanı hariç) yer alan beş adet kitabe Türk hat sanatının en büyük hattatlarına aittir. Taç kapılar üzerinde yer alan mermer alınlıklar bugün mevcut olmadığından dolayı taç kapıların içine yağmur ve kar suları girmekte ve aşağıya doğru sızarak duvarı tahrip etmektedir. Yesarizade’nin ve Ali Haydar Bey’in kitabelerinin yerleştirildiği duvardaki demir aksam, bu tahribatın neticesi olarak paslanarak kitabelere de zarar vermeye başlamıştır.  Özellikle Ali Haydar Bey’in yazdığı kitabenin bir bölümü çatlamış ve bu çatlak neredeyse kırılarak düşmek üzeredir. Kitabenin içine yerleştirildiği demirde meydana gelen yoğun paslanma nedeniyle, korkarız ki, yeni çatlak ve kırılmalar oluşacaktır. Kitabeler olumsuz hava şartlarının yarattığı tahribattan bugüne kadar fazlasıyla etkilenmişlerdir ve bu nedenle acilen müdahale edilmeyi beklemektedirler. Tarihsel önemlerinin yanı sıra sanat kıymetleri de göz önüne alınarak korunmalı, temizlenmeli ve varaklanarak sanat meraklıların ilgisine sunulmalıdır. Zira bu ölçüde yüksek sanat kıymeti içeren kitabelerin bir mekânda ve hep bir arada olduğu bir örneğe -İstanbul dışında- sadece burada, Gelibolu Mevlevihanesi'nde tesadüf edilmektedir. Bu açıdan bakıldığında eserlerin önemi daha iyi anlaşılmaktadır.


DİPNOTLAR 1) Ali Alparslan, “Kitabe” , TDV İslam Ansiklopedisi, Ankara, 2002, Cilt:20, s70. 2) Gülgûn Erişen Yazıcı, Gelibolu Mevlevihânesi ve Gelibolu’da Mevlevilik, Çanakkale, 2009 3)Abdülbaki Gölpınarlı, Mevlana’dan Sonra Mevlevilik, İstanbul, 1983, s. 334 4) Barihuda Tanrıkorur, Gelibolu Mevlevihanesi, İslâm Ansiklopedisi, C: 14, s. 6 5) Abdülbaki Gölpınarlı, a.g.e., s. 314 6) M. Uğur Derman, Kubbealtı Mecmuası, Yıl: 9, Sayı: 1, s. 53 7) M. Uğur Derman, Lale Mecmuası, Sayı: 7, s. 20 8) Hulûsi Efendi’nin A.Sabri MANDIRACI tarafından yapılmış yağlıboya portresi. 9) Ali Alparslan, Ünlü Türk Hattatları, Ankara 1992, s. 124 10)   Sn. Uğur Derman’ın merhum F. Ş. İnan’dan naklen bahsettiği o muhteşem kıssa buna delildir.  Bkz. M. Uğur Derman, Kubbealtı Mecmuası, Yıl: 9, Sayı: 1, s. 32   Büyük âlim merhum Abdülbaki Gölpınarlı da Hulûsi Efendi’nin tevazuunu şöyle nakletmektedir: “Mevlana’nın “Bâzâ bâzâ...” rubaisini rahmetli hattat ve eşsiz talik yazarı Hulûsi’ye yazmasını rica etmiştim. Sonradan Mesnevi-hân olduğunu öğrendiğim bu zât-ı şerif –bilmez gibi- rubainin mealini sormuş, fakıyri de söyletmişti. Tasavvuftan Dilimize Geçen Deyimler ve Atasözleri, İstanbul, 1977, s. 37. 12) Prof. Dr. Ali Alparslan, Osmanlı Hat Sanatı Tarihi, İstanbul, 1999, s. 182, 178 13) Gülgûn Erişen Yazıcı, yukarıda adı geçen çalışmasının 85. sayfasında bu yazılardan hat tarihlerinde bahsedilmediğini belirtmektedir. Oysaki merhum Prof. Dr. Ali Alparslan hocamız Osmanlı Hat Sanatı Tarihi adlı eserinde bu yazılardan bahsetmişti. Bkz. Osmanlı Hat Sanatı Tarihi, s. 182, 178 14) Orhan Altuğ, Çanakkale İli Değerleri Sempozyumları Bildirileri 25-31 Ağustos 2008, Çanakkale, s.167-189 15) M. Uğur Derman, Lale Mecmuası, Sayı: 7, s. 20 16) M. Uğur Derman, Lale Mecmuası, Sayı: /, s. 20

İSMEK El Sanatları Dergisi 11 İNDİR

Bu yazı 1031 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK