Makale

İnsanlığa Bahşedilmiş Ortak Dilin Adı: “Sanat”

  • #


Yazı: Yasemin ABAY

Osmanlı medeniyetinin unutulmaya yüz tutan, yazılı kaynaklarda bile yeterince yer almayan 33 kadim sanatı gün yüzüne çıktı. Bakırların ve süslemeli ibriklerin yerini plastiklerin, gölge oyunu Karagöz’ün yerini bilgisayar oyunlarının almasıyla yapılışı bile unutulan sanatlar Prof. Dr. Mehmet Zeki Kuşoğlu’nun kalemiyle yeniden canlandı. Sanatı “İnsanlığa bahşedilmiş ortak dilin adı” olarak tanımlayan ve güzel olanın sanattan anlayan biri tarafından dünyanın neresinde olursa olsun kıymet bulacağını söyleyen Kuşoğlu, yıllarca eskicileri dolaşarak değeri anlaşılamadan atılan eşyaları toplamış. Sanatçılık ve akademisyenlik yönüyle bu eserleri yorumlayan ve bunlara kendi yaptıklarını da ekleyen sanatçı sahip çıkılmayan değerlerin yok olmaması için mücadele etmeye devam ediyor.

Bir sanatçı düşünün ki üzerine konuştuğu birçok sanatı icra edebilsin. Kıymeti anlaşılamayan eserleri toplayıp gün yüzüne çıkarsın. Bir de bu sanatların hiçbir yerde yazılmayan bilgilerini bir kitapta toplayıp ölümsüzleştirsin. Tüm bu anlatılanları yapmak Prof. Dr. Mehmet Zeki Kuşoğlu’na nasip olmuş. Kültür hayatımızın kuytularında kaybolan sanat dallarını ‘Osmanlı Medeniyetinde 33 Kadim Sanat’ adlı kitapta toplayan akademisyen, çalışmalarına önce çocukluğunda tezgâhları arasında dolaştığı ve gençliğinde bizzat icrâ ettiği sanatları yazmakla başlamış. Kuşoğlu, sanatlarla ilgili inceleme yaparken haklarında çok şey yazılmamış, az yazılmış ya da yanlış yazılmış olan dalları seçmiş. Kitaptan bazı sanat başlıkları şöyle; Sedefkârlık, tezhipçilik, kaşıkçılık, lülecilik, kilimcilik, buhurdanlar, kemer ve tokalar, kuşaklar ve şallar, aynalar, tuğralar, bâzubendler, mıhlamalar...
Prof. Dr. Zeki Kuşoğlu, yıllarca bugünün antikacılarını, dünün hurdacılarını teker teker gezip Osmanlı eserlerinin izini sürmüş. İleride kurmayı düşündüğü müzeyi hayal ederek topladığı eşyalardan sadece mutfakla ilgili olanlarının sayısı iki bine yakın. Birkaç müzeyi dolduracak sayıda eser gören Kuşoğlu; eksik, kırık ve tek olan parçaları sanatımıza yeniden kazandırıp birçoğuna makalelerinde yer vermiş. Kuşoğlu kitabın serüvenini de şöyle anlatıyor;

"Taş taş üstüne koyarcasına o hurdacı dükkânı senin, bu gümüşçü, bu bakırcı, şu sedefkâr, o han benim diye yaza çize yıllarımı geçirdim. Bu araştırmalarım sonunda mübalağasız üç dört müzeyi dolduracak sayıda eser gördüm, elime aldım, okşadım, sevdim. Çok güzellerine gücüm yetmedi ama eksik, kırık ve tek olanlarını alıp tamir ederek sanatımıza yeniden kazandırdım ve onları makalelerimde malzeme olarak kullandım."
Kuşoğlu, bu makaleleri ve araştırmaları geçtiğimiz günlerde ‘Osmanlı Medeniyetinde 33 Kadim Sanat’ adlı kitapta bir araya getirdi. “Yapamadığım sanatı yazmam” sözüyle yola koyulan Prof. Dr. Zeki Kuşoğlu, kitaptaki her sanatı bilfiil icra etmiş biri olarak tecrübelerini okurla paylaşıyor. Kuşoğlu`nun ‘Dünkü Sanatımız Kültürümüz’ adlı kitabının zengin görsel malzemeyle yenilenmiş hali olan ‘Osmanlı Medeniyetinde 33 Kadim Sanat’ta, şiirler, hikâyeler, sanatın incelikleri, hatıralar da yer alıyor.  Kapı tokmakları ne anlam ifade ediyor, ibrikleri kim, nasıl kullanıyor, mezar taşlarına hat sanatı işleme geleneği nereden geliyor gibi sorulara cevap aranıyor. Gölge oyunu Karagöz'ü anlatırken kendi yaptığı figürlere de kitapta yer veren yazarın yıllardır biriktirdiği malzemeler, sanat tarihi ile ilgilenen veya el yapımı ürünlere merakı olan okurlar için bir hazineye dönüşüyor. Kitapta sadece Kuşoğlu’nun topladığı eserler yok; özel koleksiyonlardan da, sanatçının kendi koleksiyonundan da Topkapı Sarayı’ndan da eserler var.

Eserleri Müze Kurmak İçin Topladım

Eserleri toplamaktaki amacının müze kurmak olduğunu anlatan Prof. Dr. Kuşoğlu, “Eserlerin çoğu yurt dışına kaçırılıyor, eritiliyor. Meraklıları eserleri topluyor ve toplumun hizmetine sunulamıyor. Ben belki devletin de teşvikiyle bir müze kurabilirim diye tüm yüklerine rağmen bu eserleri topladım.” diyor. Sadece topladığı mutfak eşyalarının sayısının iki bine yaklaştığını anlatan sanatçı “Bugün Türk mutfağının ne kadar önemli olduğunu herkes biliyorsa da hangi yemek hangi kaplarda pişirilir ve sunulur kimse bilmiyor. Çünkü o kaplar yok. Ya naylonla ya porselenle değiştirdik. O medeniyeti yok ettik neticede. Altınına gümüşüne tema edilip eritilmesin diye zorluklara katlanarak bunları topladım.” diyerek müze kurmanın önemine değiniyor. Osmanlı bakırlarını toplayıp Amerika’da azınlık müzesi kurma gayretinde olanların varlığından bahseden Kuşoğlu “Bir millet önce kendini bilmek için kendi sanatlarına ilgi göstermelidir. Ama biz işin edebiyat yanındayız uygulama yanında yoğuz.” diyerek gelinen noktayı hatırlatıyor. “Düne kadar fakirdik eskileri kullanıyorduk artık zenginleştik galiba.” diye konuşan Kuşoğlu telkâri gibi savat gibi bazı sanatların turistik olarak yapılmaya devam ettiğini ve sanat olarak değil daha çok bir zanaat olarak icra edildiğini söylüyor. Hazırcılıktan dolayı kendi ülkemizdeki eserleri kaliteli yapmadığımız gibi Batı’nın veya Uzak Doğu’nun eşyalarının pazarlarımızı doldurduğunu anlatan sanatçı buna sebep olarak tarihimizi ve kültürümüzü bilmememizi gösterirken kitap yazmasının nedenine geliyor ve şöyle konuşuyor “Ben insanlar bilgi sahibi olursa bir ölçüde bu eşyaları muhafaza eder diye düşünerek yazıyorum bütün bu kitapları.”


Eser Benimle Konuşur ve Nasıl Yapıldığını Anlatır

Yapım teknikleri ve yapıma temel olan Türk sanatı felsefesini ortaya koyan kitap, 33 farklı dalda ele alınan sanatların tarihi serüvenini, ustalarının isimleri ve çalışma şekillerini, bu sanatların günümüzdeki izlerini barındırıyor. Sanatlar tek tek kategorize edilmiş. Kuşoğlu, kitapta sanatlara yer verirken sanat tarihimizde yazılıp yazımlamadığına ya da yanlış bilgilerle anlatılıp anlatılmadığına bakarak karar vermiş. Sanatçı “Zaten doğrusu yeterince varsa o konuda yazmam. Mesela ben bu kitabın içine hat sanatını koymadım. Tezhibi de koymadım. Onun aks-ül amellerini koydum. Ama sedefi koydum mesela, sedefte hat ya da tezhip mutlaka vardır.” diyor. Kelime anlamından tarihine, özellikle Osmanlı’da nasıl yapıldığına, teknik bilgiler de içine olaylar ve hikâyeler katılarak anlatılıp pek çok bilgi bir araya getirilmiş. Sanatçının daha önce yayınlanmış ve yayınlanmamış makalelerini barındıran kitabın gerisinde 40 yıl gibi bir zaman var. Kitap bu zaman içinde tespit ederek, örnek numune eserler toplayarak ve onları bir araya getirerek yazılmış. Onca yıl toplanan eserleri eskicilerde tanıyıp kıymetlerini tespit eden Kuşoğlu’na bunun sırrını soruyoruz. Sanatçı kendine özgü yöntemini şöyle anlatıyor; “Ben sanat tarihçileri gibi bir yol tutmam, eserin kendisini okurum. Eseri elime aldığımda benimle konuşur. Ben şöyle yapıldım, böyle yapıldım, ben şuyum, ben buyum diye konuşur. Neden benle konuşur çünkü ben bu sanatları çocukluğumda görmüş bir insanım ve elime aldığım zaman onları da yaparım. Sanatçı neler düşünmüş? Modeli nedir? Maksadıyla örtüşüyor mu örtüşmüyor mu? O yüzyılın ölçülerini taşıyor mu taşımıyor mu? Zaten eser ben şu yüzyıllar arasında yapılmışım diyor. Kitabın kapağındaki kemer tokasına baktığım zaman diyor ki ben İstanbul işiyim. Bunu ben rahatlıkla anlıyorum, çünkü bugüne kadar çok sayıda İstanbul işi gördüm. Yani parayı da gördüğümüz zaman bakarız hangi dönem olduğuna hangi millete ait olduğuna, hangi malzemenden yapıldığına bakarız. Taklitleri de olabilir. Onu da rahatlıkla anlayabilirsiniz.”


Ben Kendi Başına Mücadele Eden Bir Deli Adamım

Konu kadim sanatlar olunca sanatçının günümüzde icra edilen sanatlarla ilgili fikrini merak ediyoruz. Kuşoğlu öncelikle insanların artık daha aceleci olduğunu ve eski olanın hiçbir kıymetinin kalmadığını belirtiyor. Sanatçıya göre, tabaklar eskiyor yerini moda olan diğerlerine bırakıyor, büyüklerden kalan eşyaların yüzüne bakan olmuyor, hatta büyüklerin evindeki eski eşyalar bile yeni nesil tarafından değiştiriliyor. Kuşoğlu bunun sebebini insanların sanat için “Olmasa da olur ne lüzum var” diye düşünmesine bağlıyor. Hatta bugün en üst makamlarda bulunan insanların bile sanatla pek fazla ilgilenmediğini anlatıyor ve en azından miniklere ortaokulda, ilkokulda sanat eğitimi verilmesini öneriyor. “Eğer insanlar bugüne kadar sanatımızın değerini anlamış olsalardı, o manadan geçmiş olsalardı dünyanın çeşitli müzelerini dolduran eserler buradan kaçırılıp oraya götürülmezdi. Burada zenginlerimiz tarafından açılan müzelerimiz olurdu. Ve bütün dünya sanatseverleri ve araştırmacıları da benim ülkeme gelip bu araştırmaları yapardı. Bu yoksunluktan dolayıdır ki sanat bugün gündemimizde bile değil.” diye konuşan Kuşoğlu sanat eğitimlerinin insanları sanatkâr yapmanın ötesinde öncelikle sanatı anlar ve onu sever yapması gerektiğinin altını çiziyor. O zaman insanların sanat eserinden anlayıp mutfaklarına kadar sanatı taşıyacaklarını söyleyen sanatçı, sanatın zanaat boyutundan çıkarak, eserin ve ya sanat dalının ne olduğu ne olmadığı, medeniyet tarihindeki yeri, kültür tarihindeki yeri, edebiyattaki yeri gibi pek çok özelliğinin öğrenilerek yapılabileceğini belirtiyor. Buna örnek olarak, bir insanın sadece ebruyu teknik olarak yapar olmakla değil; bunun köklerini, diğer sanatlarla ilgisini yani özünü kavrayarak yaptığı takdirde sanat yapmış olabileceğini aktarıyor ve ekliyor “Bu konunun hocaları yetişmiş midir diye sorarsanız onda da tereddütlerim var. Ben kendi başına mücadeleden bir deli adamım.”. Sanatçı eskicilere yolunun düştüğü bir gün karşılaştığı bir olayı da şöyle anlatıyor; “Bir tarafı içine çökmüş, bir parçası kopmuş, kapkara bir şey buldum. Elimle biraz temizleyince bunun bir ibrik olduğunu anladım. Daha sonra başka bir hurdacıda yine kapkara olmuş bir leğen gördüm, leğenle takım olduklarını anladım. Satın aldım ve buraya nasıl gelmiş olabileceklerini araştırdım. Siirt’ten geldiklerini anladım, bir caminin aleminin armudiyesi imiş yeni alem konulunca atılmış ve hurdacılara satılmışlar. Şimdi onları saklıyorum.”


Medeniyet Ölmez, Ölmeyen Şey Hortlamaz

Kuşoğlu yılarca sanatla ilgilenmiş biri olarak sanata dair düşüncelerdeki çarpıklıklarla da sıkça karşılaşmış. Hatta bir gün kendisine Osmanlı’yı hortlatıyorsun diyen bile olmuş. Sanatçının bu eleştiriye cevabı medeniyet ile siyasetin karıştırıldığını anlatır nitelikteki şu sözler olmuş, “Medeniyetler ölmez, ölmeyen şey hortlamaz”. Sanatçı herkesin Osmanlı’ya bir şey kattığını, Osmanlı’dan bir şey aldığını ve bir sanatı kim yaparsa yapsın hâkim unsur olan devletin zevkleriyle ilgili bir döngü olduğunu belirtiyor. “İster Acem yapısın, ister Ermeni, ister Süryani ister Arap. Yani Osmanlı’nın ve Selçuklu’nun dairesi içinde bulunanların yapmış oldukları yemekler, sanatlar vs. tamamen bu coğrafyanın yoğrulmuş halidir. Bu sanatın adına o dönemde Selçuklu, daha sonra Osmanlı sanatı diyoruz. Burada ustanın milliyeti önemli değil.” şeklinde konuşan Kuşoğlu buhurdanlar için kitapta “milletlerin orak mirası” dediğini söylerken Rumu’nun da Ermeni’sinin de Süryani’sinin de Müslüman’ının da buhurdanı hep aynı amaçla kullandıklarına vurgu yapıyor. Bugün İran’da yapılan sanata da İran sanatı denildiğini,  Hindistan’dakine Hindistan sanatı denildiğini aktaran sanatçı, “Hindistan’da bir Türk’ün yaptığı sanat da olsa o Hint sanatıdır. O kültüre hizmet ediyor.” diye ekliyor.


Prof. Dr. M. Zeki Kuşoğlu Kimdir?

1943 yılında Gaziantep'te dünyaya gelen Prof. Dr. Zeki Kuşoğlu sanata küçük yaşta ilgi duymaya başlamış. 1949 yılında ailesiyle birlikte İstanbul'a yerleşmiş. 1964'te Devlet Tatbikî Güzel Sanatlar Yüksek Okulu'na (Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Tasarımı), sonra Millî Eğitim Bakanlığı bursunu kazanarak grafik tasarımı için Almanya'ya gitmiş. 1965-1969 yılları arasında Hessen eyaleti Kassel Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde yüksek lisans yapmış. Almanya yıllarında Avrupa müze ve kütüphanelerinde yaptığı gözlem ve incelemelerinde Türk, İslâm ve Doğu sanatlarına ayrı bir ilgi duyan Kuşoğlu’nun, 1970 yılında yurda döndüğünde en büyük arzusu Selçuklu ve Osmanlı sanatlarını incelemek olmuş. Dönemin hayatta kalmış bütün sanatkârlarıyla ilgi kurmuş ve böylece pratiğin yanı sıra teorisini de ilerletmiş. Özellikle ahşap, taş ve maden sanatlarıyla ilgilenmiş ve onların çağdaş yorumlarıyla yurt içi ve yurt dışında yetmişe yakın kişisel ve karma sergiler (ABD, Almanya, Fransa, Hollanda, Birleşik Arap Emirlikleri, Mısır, vb.) açmış. Sayıları iki yüzü bulan çeşitli makaleler yayımlamış. Sanatçı uluslararası ve ulusal kongrelerde yüzü aşkın konferans verip, tebliğ sunmuştur.

İSMEK El Sanatları Dergisi 11 İNDİR

Bu yazı 676 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK