Resim

Üsküdarlı  Ressam Hoca  Ali Rıza

  • #


Yazı: Doç. Dr. Süleyman KIZILTOPRAK*

Türk Resim Sanatı’nda “Üsküdarlı Hoca Ali Rıza” adıyla tanınan “Ressam Ali Rıza Bey”, Asker ressamlar kuşağının en etkili ve sevilen  temsilcilerinden  biridir. Ülkemizde peyzaj/manzara geleneğinin oluşmasında önemli hizmetleri bulunan sanatçı, kendi ekolünü oluşturmuş ressamlarımızdandır. Öğrencileriyle içtenlik ve sevgiyle uğraştığı için “Hoca” lakabı adının başında sürekli olarak yer almıştır.

Türk Resim Sanatı’nda “Üsküdarlı Hoca Ali Rıza” adıyla tanınan “Ressam Ali Rıza Bey”, Asker ressamlar kuşağının en etkili ve sevilen  temsilcilerinden  biridir. Ülkemizde peyzaj/manzara geleneğinin oluşmasında önemli hizmetleri bulunan sanatçı, kendi ekolünü oluşturmuş ressamlarımızdandır. Öğrencileriyle içtenlik ve sevgiyle uğraştığı için “Hoca” lakabı, adının başında sürekli olarak yer almıştır.
Hoca Ali Rıza, Osmanlı döneminden Cumhuriyete kadar siyasi ve sosyo-kültürel alanlarda pek çok değişime tanıklık eden bir kuşağın temsilcisidir. Sultan Abdülmecid (1839-1861) döneminin son yıllarında (1858) Üsküdar’ın Ahmediye Mahallesi'nde dünyaya geldi.  20 Mart 1930’da Üsküdar’ın Ayazma Mahallesi’nde yaşadığı evde vefat etti. Üsküdar’da Karacaahmet Mezarlığı’na defnedildi.

Hoca Ali Rıza, dünyaya sanat yeteneğiyle gelmiş;  babasının hat sanatına olan ilgisi, kendisinde resim yeteneği biçiminde gelişmiştir. Sanatçı, yetmiş iki yıllık yaşamı boyunca binlerce görüntüyü kendi elleriyle hazırladığı cep defterlerine, kâğıda ve tuvale aktardı.

1327’de [1911/1912] emekli olduktan sonra,  resim sanatında en verimli  çalışmalarını yapma imkanı buldu. Emeklilik sonrasında resim çalışmalarıyla birlikte  İnâs Sanayii Nefise Mektebi; Çamlıca’da İnâs Sultanisi, Üsküdar Kız Sanayii Mektebi, Sultanahmet Ameli Hayat Okulu gibi farklı okullarda resim öğretmenliği yaptı.

Hoca Ali Rıza Bey, özel görevlerinin dışında sanat yaşamının tümünü, Türk Sanatı’nda batılılaşma hareketlerinin merkezi konumunda bulunan, İstanbul’da geçirdi. Sultan Abdülmecid (1839- 1861) ve Sultan Abdülaziz (1861- 1876) dönemlerinin batılılaşma zemini üzerinde gelişen sanat ortamını tanıdı. Sultan II. Abdülhamid (1876–1909) döneminde yoğun pentür/resim çalışmalarını sürdürdü. Bu dönemler, batı tarzı resim sanatının gelişimi bakımından ilginçtir.
1851 sonrasında resim derslerinin resmi ve özel Türk mekteplerine kabul edilmiş olması; İstanbul’un sanat ortamında Avrupalı, levanten, yerli gayrimüslim ve asker ressamların yer alması, Sanayi-i Nefise Mektebi açılmadan önce resim derslerinin asker ressamlar tarafından verilmesi vb. etkenler sonucu; XIX. yüzyıldan itibaren Osmanlı’da, geleneksel biçimlerin yerini peyzaj/ manzara resmi almıştır.

Sanatsal üretkenliği ve üslubuyla çağdaşlarından ayrılan Hoca Ali Rıza, resim sanatında pek çok teknik uygulamış olduğu halde, en fazla tercih ettiği ve en fazla üretken olduğu teknikler karakalem desen ve yağlıboya peyzaj/manzara resim çalışmalarıdır. Sanatçı, krokilerinde, tasarım çalışmalarında, figür ve portrelerinde, natürmortlarında, peyzaj ve enteriyör/ içmekan  çalışmalarında, deseni ön planda tutmuş ve karakalem tekniğinde çok başarılı olmuştur. Bu tekniği bazen çizgisel, bazen de ışık-gölge uygulamaları şeklindedir. Çizgisel çalışmalarında objeleri birkaç çizgiyle ifade edebilir; çizgisi rahat, akıcı güçlü ve soyuttur.

Eserlerini resmetmede malzeme olarak  en fazla kâğıt kullanmıştır.  Küçük boyutlu artık kâğıtlardan cep defterleri hazırlayıp kullandı. Büyük boyutlu düz ya da dokulu kâğıtları ise genellikle karakalem ve suluboya tekniğindeki çalışmalarında kullandı. Kâğıt üzerine karakalem dışında füzen, çini mürekkebi, pastel, guaj, yağlıboya ve kuru boyayla da çalışmalar yapmıştır.

Yağlıboyalarının bir kısmını poşad çalışması şeklinde ufak boyutlu mukavva ve karton üzerine uygulamıştır. Ayrıca ahşap, duralit ve tuval üzerine de bu tekniği uygulamıştır. Bu çalışmalarında genel olarak boyayı ince tabakalar halinde kullanmış; temiz ve parlak renklerin arasında ışık ve gölge oyunlarına yer vermiştir. Ayrıca sanatçı, suluboya çalışmalarında da oldukça başarılıdır. Renklerin şeffaflığı ve gölgelerin içinde  renklilik duygusunun sezilmesi, bu yetkinliğin sonucudur. Daha çok askeri ve sivil okullar için hazırladığı taş baskı model çalışmalarında ise taşbaskı tekniğini kullanan sanatçı; ön hazırlık olarak desen çalışır ve sonra uygulamaya geçerdi.
Hoca Ali Rıza’nın natürmortlarında, misafirliğe gittiği evlerde ve bu evlerin bahçelerinde ikram edilmek üzere sunulan dalından henüz koparılmış taze bir elma, bir çilek tabağı, bir salkım üzüm ya da mutfağın köşesindeki tencere, kuruyemiş ve benzeri öğeler sıkça görülmektedir. Enteriyör çalışmalarında ise çoğunlukla kahvehanelerden kesitler yer alır. Bu çalışmalarında kahve ocağı, cezve, fincan gibi, çok sayıda obje çizimiyle karşılaşılmaktadır. Ayrıca enteriyör çalışmalarında kendi evinden, ya da dostlarının evlerinden çeşitli  görünümlerle karşılaşmak mümkündür.

Hoca Ali Rıza, portre çalışmaları da yapmıştır. Ressam dostlarının, asker arkadaşlarının, aile bireylerinin, farklı sosyal sınıflara mensup kişilerin porte çizimleri bir hayli yoğundur. Bu çalışmalarının arasında çocuk ve hayvan figürleri de görülebilmektedir.

Hoca Ali Rıza, tasarım çalışmalarıyla da ilgilenmiştir. Bu konuda askeri elbise modelleri, porselen tasarımları, tezhip motifleri, hat yazısıyla bazı terkipler, arma, amblem, afiş tasarımı ve mobilya tasarımı çalışmaları yapmıştır.

Çalışmalarını genellikle doğada gerçekleştiren Hoca Ali Rıza, hocası Süleyman Seyyid Bey gibi, Çamlıca tepelerine ya da Üsküdar’ın keşfedilmemiş ıssız köşelerine yönelir, bu çalışmalarında resim gereçlerinin ve acil ihtiyaç duyulabilecek malzemelerin bulunduğu kırkanbar adlı ünlü çantasını mutlaka yanında bulundururdu. Çalışmalarında zaman zaman romantik ve gizemli yaklaşımıyla dikkat çeken sanatçının peyzajlarında yelkenli, bulut, kayalık vb. öğelerle bazen ekspresif tavırlar görmek de mümkündür. Hoca Ali Rıza, İstanbul'un doğal güzelliklerini resmeden bir doğa ressamı olduğu kadar; tarihi öneme sahip eserleri de resmederek belgelemiş ve bu çalışmalarına tarih düşerek, kısa notlar eklemeyi ihmal etmemiştir. Eserlerinde eski İstanbul sokaklarının ıssızlığı; tarihe direnen evlerin hüzünlü yalnızlığı, dönemin şehir yaşantısı sıkça görülür. Ayrıca Üsküdar’dan Boğaz kıyılarına kadar İstanbul’un pek çok köşesini resmetmiş; resmî görevleri nedeniyle gittiği Karamürsel, Değirmendere, Söğüt, Bilecik-Bozüyük, Eskişehir, Bursa, Edirne gibi şehirlere ait izlenimlerini de kağıt ve tuvale aktarmıştır.
Eserlerinde; çeşmeler, sebiller, mezarlıklar, türbeler, camiiler, yalılar, konaklar, Boğaziçi’nin fıstık çamları, deniz kıyısı kahvehaneleri, sokak aralarında şerbetçiler, seyyar yoğurtçular,  mektep çocukları  yer alır. Sanatçı, “Mesleğim peyzaj ressamlığı olup yegâne zevk ve hissiyatım memleketimin tatlı semaları altında zümrüdin menazırına serpilmiş yerli ve millî  bir lisanı hayat söyliyen Osmanlı âşiyanlarını, mahallelerini, manzaralarını, meşcerelerini asârı aliye ve tarihiyelerini öldürmemektir." diyerek sanat anlayışını yansıtır.

Yapıtlarında genel olarak, sahil, deniz, deniz ve kayalık, ağaç ve kayalık, kıyı ve orman, dere, köprü, çeşme, dinî mekân, harabe, mezarlık, mehtap ve yol gibi temaların yoğunlukla ön plana çıktığı görülmektedir. Peyzajlarının bir kısmı hayaldendir. Özellikle sahil kahvehanelerini gösteren çalışmalarının birçoğu hayalidir.

Hoca Ali Rıza Bey’in yaşadığı yıllar Türk resim sanatının yeni doğduğu yıllardır. Devrindeki bir çok sanatçı Batı etkisinde kalarak resim yapıyor olmasına rağmen, Hoca Ali Rıza Bey’in hiçbir etki altında kalmadan bir ekol meydana getirmesi dikkate değerdir . Onun Türk resmine millî  bir ruh verebilmesi, büyük bir sanatçıda aranan olağanüstü bir gücün delilidir. Dün olduğu gibi bugün de çeşitli ekol ve akımlara rağmen bir Fransız, Alman, İspanyol ve İtalyan resmi vardır. Millî  ruhunu ve benliğini kaybetmemiş milletler, sanat alanına bu yönlerini mutlaka yansıtmışlardır. Bu müzikte, mimaride ve edebiyatta olduğu gibi resimde de vardır. Bizde resim Hoca Ali Rıza Beyle böyle bir millî  ruha kavuşmuş ve bu ulu sanatçıyı takip eden sanatçılar ortaya çıkmıştır .
Kendisini yakından tanıyan sanatçılar Hoca Ali Rıza’nın kişiliği ve sanatçılığı üzerinde çok kıymetli tespitler yapmışlardır. Nurullah Berk: “O ilhamını vatan sevgisinden alırdı.”, Süheyl Ünver: “Hoca Ali Rıza başlı başına bir tarihtir. Ona Türk sanatında bir bahis ayırmak gerekir.” Mehmet Ali Laga: “Hoca Ali Rıza Türk sanat tarihinde bugüne kadar eşine rastlanmayan bir değerdir.” Nazmi Ziya Güran: “Rıza Bey dünyanın ve Türk’ün malıdır” . M. Uğur Derman, Hoca Ali Rıza’ya millî  ressamımız demektedir. Bunu da şöyle açıklıyor: “Millî sıfatının kullanılmasında çok hasis davranılması gerektiğine inananlardanım. Ancak, Ali Rıza Bey gibi, bütün hayatı boyunca, Türk yaşayışını, Türk evlerini, sokaklarını, mezarlıklarını; namazgahlarıyla, çeşmesiyle Türk şehir ve köylerini, kısacası bizden olan her şeyi millî  duygularla resmeden, Avrupalı veya yerli başka ressamların tesiri altında kalmayan, örnek ahlak sahibi bir Türk ressamına millî  denilmesi, şüphesiz bir hakkın teslimi olacaktır”.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Resim ve Heykel Müzesi arşivinde bulunan defterler Hoca Ali Rıza’nın resimlerinin ve desen çalışmalarının kayda değer bir kısmını ihtiva etmektedir. Burada Hoca Ali Rıza’ya ait 18 adet defter bulunmaktadır. Bunlar Kızı Nimet Ener tarafından üniversite’ye hediye edilmiştir. Defterlerde yer alan  tüm Osmanlıca yazılar Latin harflerine çevrilmiştir .

Bu defterler küçük boyda gömlek cebinde taşınacak büyüklüktedir. Bunların 16 tanesinde resimler ve bazı küçük notlar vardır. 2 adet defterde resim yoktur. Bunlardan 17 numaralı defterin 30 sayfası yazı ile doludur. 18 numaralı defter de sadece yazılardan ibarettir. Ama 17 numaralı deftere oranla daha az sayıda ve arada boş sayfaları da bulunan bir defterdir.
Bu yazılı defterlerde, kendi fikirleri ve bazı konuşma metinleri, makaleleri, resim sanatı hakkındaki notları, ders verdiği kişilerin adları ve adresleri, sınav sorularına kadar  çok farklı yazılı kayıtlar vardır. Bunun dışında sanatçının kişiliğini, sanatını ve dünya görüşünü yansıtan güzel sözler, şarkı sözleri, ilahiler, gazeller, marşlar, ayetler, hadisler, şiirler, beyitler yer almaktadır. Metinde kullanılan dillere gelince büyük ölçüde Türkçe olmakla birlikte çok nadir de olsa, Arapça, Fransızca ve Farsça’dır. 17 numaralı defterdeki tarih kayıtları çoğunlukla 1911 yılı ve sonrasına aittir. Buradan bu defterlerdeki yazıların sanatçının emekli olduktan sonra, kaleme aldığı notları olduğu sonucunu çıkarmaktayız.

1’den 16’ya kadar numaralandırılmış defterlerde sanatçının çok güzel çalışmaları vardır. Çoğunlukla desen çalışmaları ve resimlerin olduğu bu defterlerde, tezyini motifler, kendi fikirleri ve beğendiği hikmetli sözler, şiirler, beyitler, ayetler, hadisler yer almaktadır. Buradaki eşsiz resimlerinde çoğu kez imza ve tarih vardır. Bunun yanında, doğadan canlı olarak yaptığı resimlere “tabiattan”  yazısı ile nerede olduğu belirtilmiştir. Eğer bu bir konak resmi ise kimin konağı olduğu yazılmıştır. Çeşme ise, “Beykoz Çeşmesi” gibi adı da yazılmıştır. Ressamımız çok nadir olarak hayali resimler de yapmıştır. Bunlar için de “fikirden” notunu düşmüştür. Adı geçen defterlerdeki resimler büyük çoğunluğu ile Üsküdar ve civarına aittir. Üsküdar, Çamlıca, Acıbadem, Bulgurlu, İhsaniye, Ümraniye, Karacaahmet, Haydarpaşa, Kurbağalıdere, Kızıltoprak, Çengelköy, Anadoluhisarı, Rumelihisarı, Kanlıca, Paşabahçe, İncirköyü ve Beykoz’a ait resimler bulunmaktadır.
Yavuz Sultan Selim, Yunus Emre, Nedim, Abdülhak Hamit, Nabi, Hoca Nasreddin, Baba Macid-i Horasani, Hz. Ali, İmam-ı Azam, İmam-ı Ebu Yusuf, İmam-ı Muhammed, Şeyh Hüseyin Sadeddin, Namık Kemal gibi tarihi, dini, edebi ve siyasi şahsiyetlere ait hikmetli sözler, hikayeler, şiirler, kasideler, beyitler ve dörtlükler yer almaktadır.

*Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi

İSMEK El Sanatları Dergisi 11 İNDİR

Bu yazı 2539 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK