Koleksiyoner

Kilitle Anahtarın Sonsuza Uzanan Dostluğu

  • #


Yazan: Ayça Olcaytu İşçen  Fotoğraf: Yavuz İşçen

Mal ve can güvenliği olgusu, insanoğlunun ilk çağlardan günümüze dek üzerinde önemle durduğu bir olgu… Canını ve malını güvende hissetmek için kilidi icat etmiş, zaman geçtikçe özelliklerini geliştirmiş. Günümüze kadar pek çok değişikliğe uğrayan kilit, teknolojik gelişmelerle üstün nitelikler kazanmış. Ama eskinin kilitleri bir başka… Onlar şimdi, koleksiyonları süsleyen birer antika. Uçhisar’da ‘Antikite Mehmet’ adlı antikacı dükkânı bulunan sahibi Mehmet Yuğuran da olağanüstü güzellikte eski bir kilit koleksiyonuna sahip.

Süslemeli, sade, şifreli, basit, büyük ya da küçük kilitler, ister yüzlerce kiloluk üzümü, kayısıyı saklayan ambarlarda, isterse gelin kızların çeyiz sandıklarında takılı olsunlar, yıllar boyunca üretildikleri kültürü yansıtmışlar. Günümüzde kullanılmayan ama kültürümüze dair ipuçlarını saklayan eski kilit ve anahtarlar artık sadece antikacılarda karşımıza çıkıyor. Kilitlere çocukluğundan beri sevdalı olan Mehmet Yuğuran da bu antikacılardan biri. Topladığı eski kilitleri tamir edip yaşatmaya çalışan Yuğuran, “Okyanustan bir damla kurtarabildim ancak” diyor.
Kilidin tarihi günümüzden 4 bin yıl öncesine kadar gidiyor. Mısır’da ve Mezopotamya’da çıkan ilk örnekler ahşap, basit ve ilkel kilitler olsa da insanoğlunun kendine ait olanı koruyarak güvende hissetme güdüsü binlerce yıldır değişmedi. Değişen tek şey bunu sağlayacak mekanizmaların teknolojisi.

Romalılar zamanında kilitler kayda değer bir değişim geçirdiler. Bu dönemde metalden yapılan kilitleri açabilmek için anahtarlar önem kazandı. Üstelik bu anahtarlar yüzük olarak parmağa takılabilecek kadar küçülmüşlerdi. Daha önceleri sarayların, şatoların bekçileri kapılardaki kocaman kilitleri kapayabilmek için 20-30 cm uzunluğunda, bir kiloya yakın ağırlıkta tunç anahtarlar taşımak zorunda kalırlardı. Derken asma kilitler boy gösterdi. Bu kilitleri ilk kez, Avrupa ve Asya arasında gidip gelen tüccarların kullandıkları biliniyor. Ortaçağda metal işlemeciliğin gelişmesiyle birlikte anahtarlar ve kilitler de adeta birer sanat eserine dönüşmeye başladı. Ustalar, anahtar ve kilitleri fildişi, pirinç gibi değerli malzemelerle süslüyorlardı. Bu akım Rönesans’ın da etkisiyle 17. yüzyıla kadar devam etti.

Kilidi açmak için 51 saat ter döken çilingir İngiliz mühendis ve mucit Joseph Bramah’ın yaparak 1784 yılında dükkanında sergilediği karmaşık kilidi 67 yıl boyunca açabilen olmadı. Açanın ödül kazanacağı duyurulmuştu; sonunda ABD’li bir çilingir 51 saat ter döktükten sonra kilidi açtı. Bramah, Henry Maudslay ile birlikte çalışarak bu kilitleri seri bir şekilde üretebilecek takım tezgahları imal etti.

Günümüzdeki kilit sistemlerine ulaşılıncaya kadar neredeyse tamamı ABD’li olan Robert Newell, Linus Yale, James Sargent gibi pek çok mucit çalışmalar yaptılar. Ancak, şu da bir gerçek ki bugün üretilen en sağlam kilitler bile ilhamlarını eski kilitlerden alıyorlar. Örneğin çok dayanıklı Türkmen asma kilitleri, son 15 yıldır üretilen bazı kilitlerin esin kaynağı.


Kapadokya Kilitleri

Kilitler; şekilleri, süslemeleri ve boyutları ile yaratıldıkları kültürü yansıtırlar. Örneğin, Rumlar ya da Ermeniler tarafından yapılan kilitlerde, anahtarlarda haç işareti bulunur. Osmanlı kilitlerini süslemelerindeki lalelerden ya da pirinç armadan tanırız. Ayrıca kilit veya anahtarın ev sahibinin sosyal statüsünü belirten bir işlevi de olduğu biliniyor. Kilidin büyüklüğü ve gösterişi, anahtarının süslemesi evin sahibinin zenginliğiyle doğru orantılıydı. Hatta çeşitli inanışlara bile konu olurdu kilitler. Anlatılanlara göre, eskiden kadınlar Anadolu’daki tekke kapılarında takılı kilitleri fal bakma amaçlı kullanırlarmış. Talihine baktırmak isteyenler, okuyup üfleyip kapıda asılı olan kilidin altına oturur, tekkenin hademesi tarafından o kilit çevrilir, açılırsa şanslı, açılmazsa talihsiz olunduğuna inanılırmış.

Kapadokya’da Türk, Rum ve Ermeni ustaların kilit işinde uzmanlaştıkları biliniyor.  Özellikle, dükkanlarda, evlerde kullanılan asma kilitlerle, üzüm, kayısı, elma gibi ürünlerin depolandığı ambarların kilitleri (kovan kilit) öyle ustalıkla yapılmıştı ki, bir kilidi açabilmek için birkaç şifre çözdükten sonra anahtarı kullanmak mümkünmüş. Her kilidin de şifre sistemi birbirinden farklıydı. Nevşehir’de eski kapı kilit ve anahtarlarına ‘firek’ denirdi. Kilit anahtarının uç kısmı sivri ise  ‘erkek firek’, uç kısmı delik ise ‘dişi firek’ ismini alıyordu.
Açıldığında ses veren kilitler de vardı. Buna en güzel örnek sandık kilitleriydi. Kurtlara karşı dayanıklı ve hoş kokulu servi ağacından yapılan sandıkların kilitlerini açmak için anahtar kilitteki yuvasında döndüğünde içindeki minik bir tokmak zile iki-üç defa vururdu. Eskiden insanlar halısı ve sandığıyla yola çıkar ve yol boyunca hanlara uğrarmış. Halılarını serip üstünde uyurlar, iki-üç zil sesi duyunca uyanarak sandıklarını kontrol ederlermiş.

Uçhisar Kalesi’nin karşısında ‘Antikite Mehmet’ isimli bir antikacı dükkanı bulunan ve olağanüstü güzellikteki eski kilit koleksiyonuna sahip olan Mehmet Yuğuran da sandık kilitlerini şöyle anlatıyor: “En kıymetli eşyalar sandıklarda saklanırdı, gelinlerin çeyizi, evin beyinin tabancası, kılıcı, her şey orada olurdu. Evin reisi olan kaynana anahtarı kimseye vermezdi. Anahtarı bir iple şalvarına bağlayarak taşırdı. O anahtarı ev halkından ya da dışarıdan biri alıp sandığı açtığı zaman zil çalar, kaynana da gelirdi. Gelin açtıysa yandı tabii.”

Kilitlere Sevdalı Bir Gönül Adamı

Mehmet Yuğuran’ı dükkanında ziyaret ettiğimizde koleksiyonundaki tüm kilit ve anahtarları çalışma sistemleriyle birlikte bize tek tek gösterdi. Kilitler ve anahtarlar Mehmet Bey’in 30 yıllık sevdası. Korunaklı vitrininden özenle çıkarıp, çocuğunu okşar gibi tozlarını aldığı kilitleri anlatırken gözlerinden ve sesinden öyle bir adanmışlık akıyor ki, duvar olsanız bile ilgisiz kalmanız mümkün değil. Onlara olan sevgisinin enerjisi hemen bizi de coşturuyor; mini stüdyomuzu kurup hepsinin fotoğraflarını çekerek arşivliyoruz. Ardından çaylarımızı içerken sıra merak ettiklerimizi sormaya geliyor. Öncelikle bu sevginin nasıl doğduğunu soruyoruz; şöyle yanıtlıyor:

“Dedem Seyit Ahmet Ağa ekmekçilik yaparmış. Soyadımız da oradan geliyor zaten. Vefat ettiğinde babam çok küçük olduğu için mesleği öğrenememiş ve kalaycı çıraklığına başlamış. Daha sonra ilerleyerek bakırcı olmuş. Bakırcılık yaparken de bölgeden çıkan eski eşyaları tamir edip cilalayarak satardı. O zamanlar çocuktum, dükkanımıza gidip gelirdik, tek tük kalaycılığa devam ettiği de olurdu. Böylece zanaata bir merak başladı bende. Karşımızda, Nevşehir’de Çavuşoğulları’nın konağı vardı; komşumuz olduğu için sık gider gelirdik. Konağın kapı kilidi çok dikkatimi çekerdi, her gittiğimde incelemekten kendimi alamazdım. Daha sonra bu evi başka birisi aldı ve boşaltıldı. Oradan küçük bir sandık anahtarı çıktı, işlemeli. 10-12 yaşlarımdayım, o anahtardan dolayı bu tür mekanizmalar daha da ilgimi çekmeye başladı. Ondan sonra sürekli kilit ve anahtar toplayarak çocuk yaşlardan itibaren koleksiyon oluşturmaya başladım.”
1967 doğumlu Yuğuran, Nevşehir’de ilk, orta ve liseyi bitirdikten sonra İzmir 9 Eylül Üniversitesi’nin iki yıllık Değerli Taş ve Metal İşlemeciliği Bölümü’nden mezun olmuş. Okulda zanaata yakınlığını bildiklerinden hocalık yapmasını teklif etmişler ama gurbet hasreti yüzünden memlekete dönmüş. Askerlikten sonra da 1992’de Uçhisar’daki dükkanını açarak kilitlerin bakımlarını yapmaya ve çeşitlendirmeye başlamış. Önce Uçhisar’daki evleri dolaşmış. Bu evlerden çıkan kovan (ambar) kilitleriyle bir anda zenginleşen koleksiyonu, diğer antikacıların, hatta hurdacıların da yardımıyla zaman içinde daha da büyümüş.

Mehmet Bey hepsini inceliyor, mekanizmalarının nasıl çalıştığını keşfedip eksiklerini tamamlıyor. Kiminin anahtarı, kiminin yayları yok. Açamayacağım Osmanlı kilidi yok diye de iddialı konuşuyor. Şaşırıp soruyoruz nasıl üstesinden geldiğini: “Profesyonellik istiyor bu iş. Bazen bir kilidin içini açmadan ona anahtar yapmak zorundasınız; bir kuyuya taş atmaktan farksız” diyor. Bana çoğu zaman sorarlar kilitleri nasıl açıyorum diye, bende şöyle söylüyorum önce tecrübe sonra da tamir olacak veya açılacak kilidi yapan usta gibi düşünüp o işe odaklanmak gerekir diyor. Türkiye’de bildiği bir kilit ustası olup olmadığını öğrenmek istiyoruz. “Bölgemizde pek yok. Kayseri’nin bir köyünde varmış, geçenlerde görüştük. Çok teferruatlı olmasa da bazı kilitlerin yapıldığını biliyoruz. İstanbul’da bir arkadaşımız var. O genelde asma kilitlerin kopyalarını yapıyor. Meraklı olan çok ama bu işin tamirine gönül veren yok denecek kadar az” diye cevaplıyor. Mehmet Bey’in verdiği her cevap onun bir gönül adamı olduğuna vurgu yapıyor.

“Okyanustan Bir Damla Kurtarabildim Ancak”

Mehmet Bey’de yaşı 300’e yaklaşan kilitler var. Aklımızda beliren sorular şunlar: Yeni kilitlerin çıkmasıyla yavaş yavaş tükenen bu zanaatı canlandırmak mümkün olabilir mi? Bir kitap çalışmasıyla, sergilerle en azından gelecek kuşaklara aktaramaz mıyız bu güzellikleri? Bilmeden Mehmet Bey’in yarasına tuz basmışız meğer:

“Çok araştırdım, Türkiye’de Osmanlı kilitleriyle ilgili yazılı bir kaynağa rastlamadım. Yabancı literatürde Selçuklu kilitleri hakkında birkaç kaynak var ama yetersiz. Çok üzücü bir durum. Bu konudaki çalışmalarımı bir kitapta toplamayı düşünüyorum. Kim bilir ne kilitler vardı, günümüze ulaşamadılar. Hep şunu söylerim; okyanustan bir damla kurtarabildim ancak. Keşke üniversitelerimizde böyle bölümler açılsa, yok olan zanaatlarımız canlansa.”

Nevşehir Kültür Sanat Merkezi’nde, kilitler, anahtarlar, çeyiz sandıkları ve diğer antikalardan oluşan ilk sergisini 2006 kasımında açmış. Bir hafta süren sergi çok ilgi görmüş. “Yaşlılar gelip, küçükken bu sandıkları kullandıklarını torunlarına anlatıyorlardı. Müze gezme kültürü insanımızda yok maalesef, ama sergi açarak ayaklarına gittiğinizde ilgi gösteriyorlar. Ancak bu yetmez; kilitleri Ankara, İstanbul gibi büyük şehirlerde sergilemek istiyorum” diyor.
Bu kültürü yaşatmak adına, butik otellerin dekorasyonlarında eski malzeme kullanılmasından duyduğu mutluluğu anlatıyor. Kendisine başvuran butik otel sahiplerine kimi zaman koleksiyonluk olmayan orijinal parçalarından veriyor, ya da kendisine getirilen bir kilidi tamir edip kullanıma sunuyor. Örneğin Ürgüp’deki Melekler Evi’nin kilidini Mehmet Bey tamamlamış.  Hatta üzerindeki melek kanatlarını da o işlemiş. On parmağında on marifet olan Mehmet Bey kışları vakit buldukça ahşap oyma işleri de yapıyor. Uçhisar’daki Kale Konak butik oteline de kilit yapıyor.

Sohbetimizi bitirip dükkandan ayrılırken Yavuz’un da benim de aklımızda aynı şey var: Mehmet Bey gibi sevdalılar çoğalırsa kültürümüze ilişkin değerleri koruyabilmek daha kolay olacak.  

İSMEK El Sanatları Dergisi 11 İNDİR

Bu yazı 1329 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK