Müze

Halılarda Anadolu Kültürüne Işık Tutan Motifler

  • #


Yazı: Semra ÇELİK

Türklerin insanlığa armağan ettiği bir sanat ve Anadolu kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır halı dokuma sanatı. Binlerce yıldır temel yapısı değişmeden, önemini yitirmeden günümüze kadar gelen halı sanatının en güzel örnekleri Sultanahmet’teki Halı Müzesi’nde bulunuyor. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilen Ayasofya İmareti’nde açılan müze, Türk halı sanatının dünü ve bugününe ışık tutuyor.


Kimi zaman değerli bir sanat eseri olarak sarayların, şatoların süsü olmuş; sultanların, şahların, kralların haşmetinden nasiplenmiş. Kimi zaman mabetleri süslemiş; üzerinde secde edenin, diz çökenin yakarışlarına, göğe yükselen dualarına tanıklık etmiş. Kimi zaman da umutla kurulan sıcacık yuvalara serilip sevince, kedere, hüzne velhasıl ev hayatında ne varsa şahitlik etmiş… Zamanın kendisine tanıklık eden, birkaç cümleyle anlatmaya çalıştığımız şey, el dokuması halılardan başka bir şey değil.

Anadolu kadınının sevincine, umuduna, gelecek hayallerine, diliyle anlatamadığı nice duygularına ayna tutan ilmek ilmek dokunmuş halılar, Türk el sanatları içerisinde ayrı bir yere sahip. Geçmişi çok eskilere dayanan Türk el sanatlarından biri olan halı ve kilim dokumacılığı, binlerce yıldır temel yapısı değişmeden, önemini yitirmeden günümüze kadar gelebilmiş. Gelişen teknoloji, kolay üretim açısından makine dokumacılığını öne çıkarsa da, günümüzde el dokuması halı ve kilimlerin yıldızı hâlâ parlamaya devam ediyor.

En Eski Türk Halısı St. Petersburg’da

Doğal kök boyalarla renklendirilmiş yün veya ipek ipliklerle tezgâhlarda dokunan halının, ilk kez Türkler tarafından dokunduğu biliniyor. Tarihi kaynaklara göre, Türklerde halı ve kilim dokumacılığı, göçebe kavimlerin çadır yaşantısının bir gereği olarak doğmuş ve zamanla yaşam biçimlerini sembollerle ifade eden bir anlatım şekli halini almış. İlk örnekleri, M.Ö. 5.-4. yüzyıllar arasında Türklerin yoğun olarak yaşadığı Altay dağlarının eteğinde bulunan Pazırık kurganlarında bulunmuş. Bu halılar bugün, St. Petersburg’da Hermitage Müzesi’nde sergileniyor.


Anadolu’da 13. yüzyılda Selçuklular ile başlayan halı sanatı, 15. ve 16. yüzyılda gelişme göstermiş. Bilhassa 16. yüzyıl, Osmanlı halı sanatı için altın çağ olmuş. Uşak, halı sanatında klasik dönemin yaşandığı o yüzyılda en önemli merkez olarak öne çıkıyor. Büyük atölyelerde, saray nakkaşları tarafından oluşturulan desenlerle dokunan seccadeler ve çok büyük ebatlı halılar, devrin büyük camilerinde, saray ve konaklarda kullanılmış. Uşak halılarında, kitap ciltlerinden esinlenen madalyonlu geometrik kompozisyonların yanı sıra kuşlu ve çintemanili motifler de dikkat çekiyor.

17. yüzyıl, Uşak halıları için âdeta bir Rönesans çağı olarak kabul ediliyor. Bu dönemde başta Uşak olmak üzere Bergama, Gördes, Demirci, Batı Anadolu’da Çanakkale ve İç Anadolu’da Konya, Aksaray ve Niğde, önemli halı dokuma merkezleri olmuş. 18. yüzyılda ise Konya, Ladik, Gördes, Kula, Mucur, Bergama, Milas, Çanakkale, Kırşehir ve Sivas halıları önem kazanmış.

Eserlerin Korunması İçin Üst Düzey Tedbirler


Türk halı sanatının en iyi örnekleri, Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesindeki Halı Müzesi’nde mevcut. Vakıflar tarafından iki yılda restore edilen Ayasofya İmareti, bir süre önce Halı Müzesi olarak kültür turizmine kazandırıldı. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve üst düzey bürokratların katılımıyla açılışı gerçekleştirilen Halı Müzesi’nde birbirinden kıymetli halılar, Türk halı sanatının dünü ve bugününe ışık tutuyor. Restore edilerek yeniden açılan Halı Müzesi hakkında müze yetkilisi Serpil Özçelik ile görüştük.

Özçelik’in anlattığına göre, müze ilk olarak 1979 yılında Sultanahmet Camii Hünkâr Kasrı’nda kurulmuş. Müze, Türkiye’nin sadece halı sergilenen tek müzesi olarak 2006 yılına kadar ziyaretçilerini ağırlamış. Halı Müzesi, 2006 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün, müzeleri yeniden yapılandırma projesi kapsamında kapatılarak, halılar, zamanın yıpratıcı etkisine karşı bakıma alınmış. Müzenin Hünkâr Kasrı’ndaki eski binası bir rampa çıkışında olması ve müze için elverişli bir mekân olmaması nedeniyle, Ayasofya’nın arka cephesinde kalan bu yeni binada açılmasına karar verilmiş. Binanın restorasyonu 2007 yılında tamamlanmış.

Müze bünyesindeki halı ve kilimlerin bakımı için bir konservasyon atölyesi kurulduğunu söyleyen Serpil Özçelik, yıkama havuzu kurdurduklarını ve kondisyonu iyi olan halıların temizliğini yaptırdıklarını belirtiyor. Vitrinler dahil olmak üzere müzenin yapılandırılması için bir bilimsel danışma kurulu oluşturulduğunu söyleyen müze sorumlusu Özçelik, bu kurulun danışmanlığında eserlerin korunmasına yönelik alınması gereken tüm tedbirler alınarak müzecilik kriterlerine uygun şartların yerine getirildiğini şu sözlerle ifade ediyor; “Müzenin ışıklandırmasında 50 lüks şiddetini bulmanız gerekiyor. Ultra viyole ışınların, halılara kesinlikle filtreli olarak yansıması lazım. Tüm bu koşullar sağlandı. Vitrinler hazırlanırken ahşabından içinde kullanılan keçeye, üzerindeki boyaya kadar tamamen organik olan, kimyasal salınım yapmayan malzemeler kullanıldı. Müzeye nem ayar sistemleri, ısıtma soğutma sistemleri kuruldu. Nem cihazlarımız son derece hassas.”


Halı Müzesi sorumlusu Serpil Özçelik, müzede bilhassa iki galeriye, ziyaretçi giriş çıkışlarında yaşanabilecek sıcaklık değişimini engellemek için çift sensörlü kapı konulduğunu da vurguluyor.

Gereken tüm hazırlıklar yapıldıktan sonra müze teşhir tanzim ihalesinin 2010 yılında gerçekleştiğini belirten Özçelik, “İhale bitti ve müzemiz nihayet 15 Kasım 2013 günü, Başbakan Yardımcımız Sayın Bülent Arınç’ın da katılımıyla açıldı.” diyor. Serpil Özçelik’e, binanın restorasyonundan halıların konservasyonuna kadar tüm müze tanzim uygulamalarının toplamda nasıl bir maliyeti olduğunu soruyoruz. Özçelik, müze açılana kadar yapılan bütün çalışmaların yaklaşık 4 buçuk milyon TL’yi bulduğunu ifade ediyor.

Koleksiyondaki 394 Halıdan 46’sı Sergileniyor

Serpil Özçelik, Türk halı sanatının dünden bugüne gelişimini âdeta zamanda yolculuk eder gibi gözler önüne seren Halı Müzesi’nin, alanında Türkiye’de tek müze olduğunu ifade ediyor. Uşak’ta yakın zamanda açılan bir halı müzesi olduğuna değinen Özçelik, ancak o müzede daha çok yerel halı ve kilimlerin sergilendiğini kaydediyor.


Özçelik’in belirttiğine göre, Sultanahmet’te açılan Halı Müzesi’nde 14. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar Anadolu’nun her yöresine ait halı örnekleri bulunuyor. “Türk halı sanatının gelişimini bu müzede görebilirsiniz. Türk halı sanatı, nerede ve nasıl başlamış, hangi yüzyılda neler yapılmış bu müzede görmek mümkün. Yalnız bir eksikliğimiz var, o da Selçuklu dönemine ait halılarımızın olmaması.” diyen Özçelik, Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesindeki Türk İslam Eserleri Müzesi’nin envanterinde bir Selçuklu halısı bulunduğunu hatırlatıyor.

Türk kültür turizmine yeniden kazandırılan Halı Müzesi’nin koleksiyonunda kaç halı bulunduğuna da değiniyor Serpil Özçelik. “Bizim müze koleksiyonumuzda tarihi değeri haiz 394 adet halı var. Elbette mekânsal açıdan hepsini aynı anda sergileyecek bir durum söz konusu değil. Zaten müzecilikte de elinizdeki her şeyi aynı anda sergilemeniz doğru bir şey değil. Halıları altı ay-bir sene sergiledikten sonra biraz dinlendirmek gerekiyor. Halıları dinlendirdikten sonra sergi değişikliği yapmak yerinde olur. Müze koleksiyonlarına eser kazandırmak çok kolay bir iş değil. O nedenle doğru olan, elinizdekileri peyderpey sergilemek, hepsini bir anda görücüye çıkarmamak.”


Müze koleksiyonundaki halılardan halen 46 tanesinin sergilendiğini belirten Özçelik, bu halıların yaklaşık bir sene kadar sergileneceğini, sonra onlar bakıma alınırken, koleksiyondaki diğer halıların ziyaretçilere sunulacağını anlatıyor. Fakat bu 46 halı içerisinde müzenin olmazsa olmazı bazı halılar olduğuna dikkat çeken Özçelik, “Koleksiyonda, her sergide bulunması gereken bazı halılar var. Onları da belki zaman içinde belli sürelerde dinlendirebilmek mümkün olabilir. Mesela, Orta Anadolu bölgesinden 15. yüzyıla ait hayvan figürlü bir halımız var. Bugün orijinal kalmış üç beş halıdan biri bu halı.” diye konuşuyor.

Batı Anadolu Uşak, Manisa, Gördes, Kula, Kırşehir, Demirci, Doğu Anadolu, Batı Anadolu, kısacası Anadolu’nun her yöresine ait halıların bulunduğu koleksiyondaki en eski halının 14. yüzyıldan kalma 700 yıllık bir halı olduğunu da belirtiyor Serpil Özçelik.

Motiflerin Dili Var

Samimiyetine sığınarak, koleksiyonda kendisinin en çok beğendiği halının hangisi olduğunu soruyoruz Özçelik’e. “Benim için hepsi çok gözde. Her birinin kendi yöresine ait özellikleri var. Birini diğerinden ayırmam mümkün değil. Bir Gördes halısı var mesela. Türk düğümüne adını veren ilçemiz Gördes. Lacivert zeminli bir halı var ki son derece güzel bir halı seccade…


Sonra Hereke’ye geçiyorsunuz, tamamen natüralist bitki motifleri var ki, görenleri kendine âşık edecek kadar güzel kompozisyonlara, motiflere sahip.” diyen müze sorumlu su halılardaki motiflerin her birinin ayrı bir anlamı olduğunu da hatırlatıyor.

Halılardaki Hangi Motif Ne Anlama Geliyor?

Eli belinde motifi: Doğurganlığı, bereketi ve anneliğin kutsallığını sembolize eder. Antik çağlara kadar uzanan bir geçmişi var. Koç boynuzu: Güç, kudret ve Anadolu’da ataerkil aileleri sembolize eden bir motiftir. Çintemani: Uzak Doğu kökenli bir motiftir ama Osmanlı’da daha çok padişah kaftanlarında kullanılır, güç ve kudreti ifade eder. Üç pars beneği: Bu motif de güç ve kuvveti simgeler. Koç boynuzu: Asaletin ve kuvvetin simgesi. Ev motifi: Özellikle Konya halılarının bordürlerinde kullanılan bir motiftir. Ev hayali veya bir evlilik isteyen genç kızların motifi olmuştur. Gaga gagaya vermiş kuş motifi: Kara sevdalı gençlerin birbirine olan sevdasını anlatır. Hayat ağacı: Bu motif, ölümsüzlüğü ve ölümden sonraki hayata duyulan umudu simgeler. Aynı zamanda yaşadığımız hayatın güzelliğini ve mutluluğu sembolize eder. Sandıklı: Evlenme ve çocuk sahibi olma arzusunda olan genç kızın çeyiz sandığını sembolize eder. Göz: Bu motif, nazara karşı koruyucu bir motiftir. Su yolu: İnsanlık tarihinde suyun önemini ve bereketini anlatır. Saç bağı: Gelinin düğünlerde başına taktığı süsü sembolize eden motif, genç kızların evlenme arzusunu sembolize eder. Yıldız: Mutluluk ve bereketisimgeleyen motiftir. İbrik: Saflığı ve temizliği sembolize eden motif, aynı zamanda hamileliği de simgeler. Çiçek: Genellikle bordürde kullanılan, stilize edilmiş gül, karanfil, lale ve sümbülden oluşan motif, Adem ile Havva’nın bahçesine benzetilir. Lale motifi aynı zamanda erkek çocuk beklentisi için kullanılır. Bukağı: Aile kurumunun sürekliliğini, aşıkların birbirine olan bağını ve her zaman bir arada olmaları gerektiğini anlatır. Küpe: Vazgeçilmez bir düğün hediyesi olması gereken küpenin görüntüsüne benzeyen motif, evliliğe duyulan arzuyu ifade eder. Mihrabiyeden sarkan kandil: İlahi ışığı anlatır. Selvi: Bu motif, öteki dünyayı sembolize eder.


Halı Müzesi sorumlusu Serpil Özçelik, motiflerin dilinden bahsederken, anlamlarının yörelere göre değişiklik gösterdiğini de ifade ediyor. Özçelik’e, her biri diğerinden kıymetli, dokuyan ellerin ruhundan izler taşıyan halıların yer aldığı müze koleksiyonunun zenginleştirilmesi için ne gibi çalışmalar yaptıklarını soruyoruz. Koleksiyonu daha zengin kılmak adına Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bağlı camilerin gezildiğini söyleyen Özçelik, “İl Müftülüğü’nün talebiyle gittiğimiz camiler var, onları geziyoruz. Koleksiyon bu şekilde genişleyecek. Müze kurulduğu ilk zamanlarda 155 civarında olan halı sayısı bugün 394’e kadar yükseldi. Daha ileride ne olur bilemiyorum.” diye konuşuyor. Koleksiyona dahil edilmek istenen özel bir halı olup olmadığını merak ediyoruz. Özçelik, “Bir Selçuklu halısı dahil etmek isterdim doğrusu. Yahut bir ipek halı…” diyerek gideriyor merakımızı.

Özçelik, Kanuni Sultan Süleyman’ın Süleymaniye Camii için bir fermanla dokunmasını emrettiği saf halı seccadesinin de müze koleksiyonunda yer aldığını belirtmeden geçmiyor. 16. yüzyıla ait saf halısının, yalnızca 40- 50 metrekaresi günümüze kadar gelebilmiş. Halı Müzesi sorumlusu Serpil Özçelik’le söyleşimiz sona ererken, halı sanatının hak ettiği ilgiyi görüp görmediğini de sormak istiyoruz. Özçelik, derin bir iç çekip, şöyle cevaplıyor sorumuzu; “Hayır, maalesef görmüyor. Avrupalıların gösterdiği ilgiyi biz gösteremiyoruz ne yazık ki. Batılıların birçoğu halı sanatını, kilim dokuma sanatını biliyor. Belki zaten bu kültürün içinde yetiştiğimiz için ilginç gelmiyor bize.”


Serpil Özçelik, son olarak, müze koleksiyonunu genişletme çabalarının yanı sıra müzeyi daha çok insanın ziyaret etmesini sağlamak için de çalışacaklarını ifade ediyor. Müzeyi gezerken ilgimizi çeken interaktif sistem de, bu çabanın bir parçası olsa gerek diye düşünüyoruz. Zemine yansıyan halı dokuma tezgâhının üzerinde yürüdükçe, her adımda ayaklarınızın altında halı motifleri beliriyor yavaş yavaş. Görsel olarak hayli ilgi çekici bir unsur müze için. Bunun dışında müzenin internet sitesinin de yapım aşamasında olduğunu öğreniyoruz Serpil Özçelik’ten. Söyleşimiz sona ererken, ziyaretçisi bol olsun, dileklerimizi sunarak ayrılıyoruz müzeden.

İSMEK El Sanatları Dergisi 18 İNDİR

Bu yazı 1960 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK