Akkâse Ebru

  • #


Yazar: Yrd. Doç. Dr. Ahmet Sacit Açıkgözoğlu (Marmara Üniv. Fen-Edebiyat Fak. Sanat Tarihi Bölümü Öğr. Üyesi

) Akkase meşakkatli, uzmanlık isteyen ve çok çeşitli yönleri olan bir ebru çeşididir. Hele düşünülen uygulama bir hat eseriyse bütün şartları oluşturmadan çalışmaktan uzak durmak lazımdır. Kadim sanatlarımızın asırlardır tekâmülünü ehliyete riayetle sağladığını, bu düsturdan uzaklaşıldığında yozlaşmaların hızla kaliteyi bitirdiğini müşahede etmekteyiz. Bizim kıdemli kültürümüzde sanat, müdavimine sabrı, kadir kıymet bilmeyi, hırsları dizginlemeyi, büyüklerden izin ve tavsiye almayı, faydalı olmayı ve sair ahlaki hasletleri öğretmek içindir.

Tarihlendirebildiğimiz ilk örneklerinin on altıncı asra dayandığı Türk ebru sanatı, canlı renkleriyle yazıların etrafını ve cildleri süslemiş, hafif renklerle bezenen kağıtlarla, yazılara zemin oluşturmuştur. On sekizinci yüzyılda Hatib Mehmed Efendi, muhteşem tarzı ve renk seçimleriyle, ebru ustasının malzeme ve kitre yüzeyindeki hakimiyetinin ne derece ilerleyebileceğine işaret etmiştir.
Hatib’in ve ebrularının feci akibeti belki de bundan sonraki dönemde Türk ebrusunun hüzünlü halinin habercisiydi. Şeyh Edhem Efendi’nin İstanbul’da ebru yapmaya başlamasıyla bir sanat, tabiri caizse küllerinden doğmuştur. Onun talebesi Necmeddin Okyay kadîm Türk tavrını aramış ve pek çok tatbikat ve tedkikat yapmıştır.

Bu günlerde üzerinde çalıştığımız Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki eski ebruları denediği albüm, onun Türk ebru usul ve renklerinin tarihi seyrine vakıf olmak için nasıl uğraştığını göstermektedir.

Kaybolma tehlikesini atlatmış olan ebru sanatı, Necmeddin Okyay’ın gayretleriyle eski mecrasını ararken, onun hezarfen oluşu münasebetiyle çeşitli yeniliklerle zenginleşmiş ve hat levhaları ve cildleri süslemenin yanında bizzat kendisi levha olarak düşünülmeye başlanmıştır. Kitap sanatları arasında bir tertibin parçası durumundayken bu gayretlerle müstakil hale gelmiştir. Ebru yazı tatbikatı da yapılan bir saha olmuştur. Hüsn-i hattın kadîm sanatlarımızın merkezinde yer aldığı muhakkaktır. Her türlü malzemeyle tatbike gayret edilmesi sonucunda hat eseri sadece hattatın kaleminden çıkmış levhalar halinde kalmayıp kamış kalemsiz yazılmış yazılar olarak da hayat bulmuştur. Bizatihi yazının kendisi mukaddes addedildiğinden geleneğimizdeki her sanat kolu yazı tatbiki için teknikler ve usuller geliştirmiştir. Asırlar boyunca taş ustası çelikle, nahhat ve sedefkar kıl testeresiyle, katı’ ustası bıçağıyla, çini ustası kalemkar müzehhib ve mücellid fırçasıyla, maden ustası çekiciyle, halı ustası ipliğiyle farklı satıhlara hattatların en mutena eserlerini çalışmışlardır. Ebru sanatında birçok form gibi hat eserlerinin tatbiki de son dönemlerde revaç bulmuştur. Bu günlerde ebrucular katı’ ustaları gibi kağıttaki yazı kalıplarını kesip maske olarak kullanarak ebrunun elvan cümbüşüyle yazılar meydana getirmekteler. Suyun üstüne yazı yazmak tabirini bu iş için kullanamayız belki ama suyun üstünden yazı çıkarmak diyebileceğimiz bir usulle rengarenk hat levhaları, ebru ustalarının dikkat ve gayretleriyle vücud bulmaktadır. Hatta bununla kalmayıp, kalem işi, çini şükûfe tasarımlarını ve minyatür sahnelerini ebru renkleriyle canlandırabilmektedirler.

Bir kağıdın kenarlarının farklı, yazı yazılacak kısmının farklı renklerle boyanması tekniğine kitap sanatlarımız içinde akkase tabir olunmakta ve ebrucularımızın da böyle akkaseli kağıtlar hazırladığı bilinmektedir. Bu tip kağıtlar vassale (bilhassa kağıt restorasyonunda kullanılan, kağıdın başka bir kağıtla birleştirilip, kalınlıkların bertaraf edildiği kaynaştırma usulü) veya yapıştırma işlerinden farklı olup, eklemesi olmayan tek bir yüzeyde kenarlarının ve yazı alanının birbirinden ayrılacak şekilde farklı renklendirilmesiyle elde edilmiştir.

Türkçemizde akis olarak kullandığımız aks kelimesinden gelen akkase tabiri bir kağıdın bölgelerinin farklı boyanması işini ifade etmek için kullanılır. Bir kağıdın çeşitli yerlerine birden fazla ebru alınmasıyla akkase ebru elde edilmiş olur. Hafif ebru alınan kağıdın ortasına yerleştirilen bir kağıt maske marifetiyle ikinci defa boya atılmış tekneye yatırıldığında kapatılan kısım yeni ebruyu almaz ve etrafında yazıyı süsleyecek ebru elde edilir. Yazı yazılacak kısmın ikinci ebruyu almaması Arapzamkı mahlulü sürülerek de sağlanmıştır. Etrafı koyu renkli battal veya şal ebrusu, yazı yazılacak kısmı hafif ebruyla renklendirilmiş böyle akkaseli kağıtlara meşhur hattatlarımız yazılar yazmıştır.
Kaynaklarda akkase ve yazılı ebru ile ilgili çok az malumat bulunmaktadır ve bu bilgilerin menşei Uğur Derman Hoca’nın 1977 tarihli “Türk Sanatında Ebru” isimli meşhur kitabıdır. “Christopher Weimann” hatırasına 1991 yılında yayınlanan ve onun ebru araştırmalarını konu eden kitapta, Hindistan’ın güneyindeki Deccan bölgesinde XVII. asra tarihlenen, maskeleme yöntemiyle hazırlanmış minyatürlü ebrulardan bahsedilmektedir. Weimann’ın bu Hint ebrularıyla reprodüksiyon çalışmaları ve kalıp çizimlerine yer verilen kitapta, 1587-88’e tarihlenen, sayfaları maskeleme yöntemi ve Türk ebrusu ile hazırlanmış bir albümle ilgili çeşitli malumat da mevcuttur.

Antika Dergisi Nisan 1988,  36. sayıda ebru sanatı ile ilgili yazılardan biri Irvin Cemil Schick imzasıyla çıkmıştır. Araştırmacı kalıpla ebru yapımı, yazılı ebru ve sanatçı Feridun Özgören’i anlattığı makalesinde; Deccan bölgesi Hint ebrularından Nedim Sönmez’den alıntılarla örnekli ve detaylı bir şekilde bahsetmiştir. Bu geleneğin Türkiye’de, çok ustaca icra edilen katı’ sanatından istifadeyle daha önce başlamış olabileceğine dair görüşler de aynı çalışmada zikredilmiştir.

Necmeddin Okyay akkase tekniğini kullanarak yazılı ebrular yapmıştır. Kendisinin buluşlarından olan ve yazılı ebru olarak isimlendirilen form, arapzamkının mürekkep olarak kullanılıp kağıda önceden yazı yazılması ve bu kağıdın boyaların serpildiği tekneye yatırılmasıyla hazırlanırdı. Arapzamkı tatbik edilen kısımların ebru boyası almaması neticesinde kağıt renginde yazılar, daha koyu renk bir zemin üstünde şekillenmiş olurdu. Talebesi Uğur Derman’dan öğrendiğimize göre Necmeddin Hoca ilk önceleri şu an ebrucuların çalıştığı usule benzer bir şekilde yazılı ebru yapmaktaydı. Yani oyma bıçağı yardımıyla bir yazı kesilir ve arapzamkıyla ebru alınacak kağıda yapıştırılır, ıslanan yazı harfleri kaldırılınca altlarında kalan kağıt zemini, etrafındaki ebru nakışlarının arasında yazı olarak belirirdi. Bu çalışmalar esnasında arapzamklı kısımlarında ebru boyalarını almadığı anlaşıldığından, zahmetli olan kesme işini bırakan Hattat Necmeddin Okyay yazıyı arapzamkıyla tatbik etmeyi tercih etmiştir. Böylece zemin renginde kalan zamklı yazı alanı ebru almaz ve açık renkli bir yazı elde edilmiş olur. Necmeddin Hoca’nın yazılı ebrusundan sonra Türk ebrucularından ilk defa akkase tekniğiyle minyatür yapan, Mustafa Düzgünman’ın icazetli talebelerinden Alparslan Babaoğlu’dur. Onun meşhur “Cem Sultan” çalışması kendinden sonrakilere ilham kaynağı olmuştur. Artık ebru sergilerinin en gözde çalışmaları arasında akkase uygulamaları yer almaktadır.
Bugün en kolay şekliyle akkase tekniği; fotokopi veya çizim yoluyla elde edilen yazı, minyatür veya şükûfe kalıplarının kesilmesiyle başlar. Bu işlemin hatasız yapılabilmesi için kesme yüzeyi veya cama istenen eser kopyası sabitlenir ve çok keskin küçük bıçaklar kullanılır. Daha önceden hafif ebru çalışılmış ve ikinci kez ebru boyalarını tutabilsin diye şaplanmış bir kağıda kurutulduktan sonra, kesilen harfler, figür parçaları veya çiçeklerin dişi kalıpları bir sprey yapıştırıcı ile yapıştırılır. Harflerin göz, küp ve benzeri içerde kalan kısımları kalıbın yüzeye yapıştırılması işinde en zahmetli parçalardır ve yerleri dikkatle tespit edilmelidir. Dişi kalıpla maskelenen kağıda koyu renk ebruyla istenen şekiller geçirilmiş olur. Sadece kesilmiş boşluk kısımlarından boya kağıda temas ettiğinden yazı veya minyatür parçasının dışındaki kısımlar boyanmaz. Bu işlem bir yazı için ve bilhassa çiçek veya minyatür için defalarca tekrarlanıp her seferinde açık bırakılan kısım istenen renklerle ebrulanmış olur. Böylelikle rengarenk yazılar minyatürler ve çiçekler meydana getirilebilir.

Mesela dalları için kahverengi, yapraklar için yeşil, gülleri için kırmızı, laleleri için mor tonları düşünülen bir çiçek buketi için aynı kopyadan bu saydığımız farklı alanları açık bırakılmış en az dört kalıp hazırlanmalıdır. Maske ve yapıştırıldığı zemin kağıdı ıslakken hemen ayrılır ve çalışma kurutulur. Dolayısıyla bir kağıt kalıp tekneye yatırıldığında bir defa kullanılabilir ve atılır. Zemin ebrusunu saymazsak dört defa tekneye yatırılıp çıkarılan ve her seferinde kuruması beklenen, daha sonraki safha için yeniden kalıp yapıştırılan satıhta en sonunda eser şekillenir.

Birebir kesip kalıp hazırlamak oldukça meşakkatli bir iştir ve her kalıp ıslanıp kullanılamaz hale geldiğinden sadece bir kere işe yarar. Taslakları ustaca kesip hazırlayanlar harflerin erkek kalıplarını başarılı çıkartabildikleri için bu harflerle koyu zemine açık renk yazılar da elde edebilmişlerdir. Bu şekilde Necmeddin Okyay’ın yazılı ebrularına benzer işler meydana gelir. Yani yazı açık zemin renginde diğer kısımlar daha koyu renklerden oluşur.
Akkase ile yazı hazırlayacakların dikkat etmesi gereken hususlar vardır. Hat ölçüleri ve biçimleriyle çok muhkem şekilde teşekkül etmiş en kadîm sanatımızdır. Hattatlar yazı hazırlarken hocalarından uzun yıllar boyunca meşk ettikleri kaideleri baş tacı ederler. Bu sebeple yazıların çok titiz çalışılarak kesilmesi gerekir. Kalem hakkını bozan en milimetrik farklar bile asla hoş karşılanamaz. Eserin aslını yansıtmak esastır. Harfleri bozulmuş, nisbetleri değişmiş, en meşhur hattatların imzaları da konmuş yazılara sergilerde rastlıyoruz. Yazının inceliklerini bilmeyenlerin ve bunları kesip hazırlarken milimetrik çalışamayanların bu tip uygulamalara yönelmeleri doğru olmasa gerek.

Eski ustaların hatırasına saygısızlık yapmaya kimsenin hakkı yoktur. Günümüz hattatlarının eserleri hazırlanmadan önce muhakkak kendilerinden izin alınmalıdır. Eserin asıl sahibinden izin alınmadan bir de onun imzasını koyarak bozuk çalışmalar yapıp sergilemek bizim sanatlarımızın manevi hususiyetleriyle bağdaşmaz.

Hat sanatının çeşitli devreleri vardır. Yazı asırlar içinde en olgun halini almıştır. Yazıdan anlayan ve bu gelişimi idrak edenler mütekamil eserleri seçebilirler. Dolayısıyla yazının gelişimini tamamlamamış olduğu dönemlerden örnekler kesilip akkase ile çalışılırsa, böyle bir zahmetli iş tam değerini bulmamış olur. Yazılı ebru konusunda hata yapmamak için hem seçilen yazılar ham de kesilen kalıplar hat sanatında ehil kimselerin tasdikine sunulmalıdır. Usta ebrucuların yazılı ebrularını ve daha öncesinde kalıplarını mutlaka hat sanatında ehliyetli kimselere gösterdiğini biliyoruz.

Akkase tatbikatında renklerin son derece ehemmiyetli olduğunu anlıyoruz. Çok koyu ve birçok renkle oluşturulmuş zeminlere yapılan uygulamalar yazının seçilmesini zorlaştırmaktadır. Esasen çiçekli ebru yapanların da zaman zaman böyle uygulamaları tercih ettikleri görülüyor. Eserin merkezinde çiçek veya yazı yahut minyatürün zemini, asıl vurgulanmak istenen işi gölgede bırakmamalıdır. Yazı renklerini oluşturan boyalar tekneye ufak damlalar halinde serpilmelidir. Zira harflerin farklı kısımlarında belirgin farklı renklerin oluşması yazının bütünlüğü açısından estetik bir kusurdur.
Seçilen yazılar genellikle küçük boyutlu olduğundan fotokopi yoluyla çoğaltılmaktadır. Aslında celi yani büyük yazı küçük olanın irisi değildir. Fotokopi ile büyüterek tam anlamıyla celi yazı elde edilemez. Büyüme oranları arttıkça yazıda estetik kusurlar belirmeye başlar. Bu sebeple uygun yazının ne derece büyütülebileceğini de danışmak lazımdır. Akkase basite alınmaması gereken, zahmetli bir tekniktir. Bu nedenle büyük çaplı uygulamalar esnasında yardım alınması temiz işler meydana getirmek için lüzumludur. Bazen küçük bölgelerin boya almadığı görülür. Bu gibi boşluklar yazının oluşturulduğu boyalarla tashih edilir. Velhasıl yazı seçiminden kesme işlemlerine, yapıştırmadan tekneye yatırmaya, maskenin sökülmesinden tashihe kadar bütün zahmetli işlemlerin hatasız bir süreçle tamamlanması neticesinde sergilere layık bir eser ortaya koyulmuş olur. Tabi belirtilen bu hususlar ve uyarılar sadece yazı uygulamaları için değil, minyatür ve şükûfe akkaseleri için de geçerlidir.

Minyatür figürlerin kıyafet başlık kuşak ve benzeri unsurları akkase tekniği ile renklendirilir. El, yüz, göz, saç, sakal gibi kısımlar fırça kullanabilen birilerinin maharetiyle tamamlanır. Bu detayları ebru ile yapmak imkansız gibidir. Yapılmaya çalışılsa da fırçanın incelikleri asla yakalanamaz. Bu nedenle minyatürü tamamlayacak kişilerin de maharetli ustalardan seçilmesi gerekmektedir. Zira her sanatkar zahmetlerle meydana getirdiği işinin tamamlayıcı unsurlarının da bu emeğe layık bir güzellikte olmasını ister.
Akkase meşakkatli, uzmanlık isteyen ve çok çeşitli yönleri olan bir ebru çeşididir. Hele düşünülen uygulama bir hat eseriyse bütün şartları oluşturmadan çalışmaktan uzak durmak lazımdır. Kadim sanatlarımızın asırlardır tekâmülünü ehliyete riayetle sağladığını, bu düsturdan uzaklaşıldığında yozlaşmaların hızla kaliteyi bitirdiğini müşahede etmekteyiz. Hırslı değil sabırlı davranıp ustalaşmayı ve hocalardan ruhsat almayı bilmek lazımdır.

Sadece akkase ebruda değil diğer çeşitlerde de bir çalışmanın estetik kusurları, eser suda yapılıyor ve meşakkatli bir şekilde hazırlanıyor diye görmezden gelinemez. Eslafın eserlerine uygun ve layık işler yapmaya gayret etmek lazımdır. En nihayetinde bizim sanatlarımız “sanat toplum için veya sanat sanat için” görüşlerinden öte, büyük ölçüde sanatkar içindir. Bizim kıdemli kültürümüzde sanat, müdavimine sabrı, kadir kıymet bilmeyi, hırsları dizginlemeyi, büyüklerden izin ve tavsiye almayı, faydalı olmayı ve sair ahlâki hasletleri öğretmek içindir.  

İSMEK El Sanatları Dergisi 11 İNDİR

Bu yazı 2233 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK