Seramik

Su, Ateş ve Toprağın Sır Dolu Yolculuğu

  • #


Yazı: Semiramis DOĞAN

Şerif Günyar… Anadolu’da binlerce yıl önce çanak ve çömleklerle başlayan ve tüm dünyanın ortak mirası olan seramik geleneğini anavatanından dünyaya duyuran önemli sanatçılarımızdan biri. Türkiye’nin ilk kadın seramik sanatçısı Füreya Koral’ın teşvikiyle ilk sergisini açan Günyar ile seramik sanatına başlamasından, ödüllü zincir tabaklarına, formülünü kendisinin geliştirdiği turkuaz sırından gelecekteki projelerine kadar pek çok konuda konuştuk.

İnsanoğlu medeniyeti kurarken sırasıyla önce suyu, toprağı, sonra da ateşi kullanmayı keşfetti. Bu üç unsur, binlerce yıl önce, insanlığın en eski destanlarının yaşandığı Anadolu’da buluştu. Su, toprak ve ateşin buluşmasına, bir de insanın zekâsı, yaratıcılığı, el mahareti de eklenince, ortaya seramik sanatının işlevsel, bir o kadar da estetiğiyle göze hitap eden örnekleri çıktı. İşlevsel dedik, çünkü temel malzemesi toprak olan seramik, dünya medeniyetinin belli bir evresinde insanın günlük yaşamının bir parçası olmuş ve bugüne kadar da kullanılmaya devam edegelmiştir. Bugün geçmiş medeniyetlerin tarihine baktığımızda dini sembollerden mimari unsurlara, mutfak gereçlerinden haberleşme tabletlerine kadar birçok yerde seramiğe rastlamak mümkün. Tarihte en eski buluntuları Anadolu’da ortaya çıkan seramik, dönemine ve ait olduğu medeniyetin sosyal ve kültürel hayatına ışık tutar. İnsanlığın en eski yerleşim yerlerinden sayılan Hacılar ve Alacahöyük’teki kazılarda ortaya çıkarılan seramik kapların, Millattan Önce (M.Ö) 6000’li yıllara ait olduğunu söylemeden geçmeyelim. Bulunan bu çanak çömlekler aynı zamanda, insanlık tarihinin bugüne kadar seramik alanında ortaya koyduğu ilk sanatsal yapıtlar olarak  bilinir.
Anadolu topraklarında bin yıllar önce seramik çanak ve çömleklerle başlayan seramik geleneği, günümüzde Türk seramikleriyle varlığını sürüyor. Türk seramiği, tüm dünyanın ortak mirası olan seramik geleneğini, seramiğin anavatanından dünyaya ve geleceğe sunuyor. Seramik sanatında bugün pek çok önemli isim, Türk seramiğini dünyaya sunma misyonunu yürütüyor. Şerif Günyar da bu isimlerden biri. Son dönemlerde formülünü kendisinin geliştirdiği turkuaz sırı ile sırlanan, tasarımı da yine kendisine ait zincir tabaklarla adını duyduğumuz Günyar ile sanat yaşamını, sanatına dair gelecek planlarını, seramik eğitimi verdiği Maltepe’deki Yortan Sanat Atölyesi’nde konuştuk. Atölyede kimi üniversite, kimi ilköğretimdeki bir grup öğrenci, ellerinin çamuruyla karşılıyor bizi. Atölyede kurulan masalarda çamura şekil vermeye çalışıyorlar. Öğrencileri; ellerinde çamur, gözlerinde bir şeyler üretiyor olmanın yarattığı ışıltıyla salonda bırakıyor, atölyenin bir başka bölümüne geçiyoruz.

Yürüdüğü Yol Kaderini Değiştirmiş

Seramik sanatçısı  Şerif Günyar’a, ilk olarak bu sanata ilgisinin nereden geldiğini soruyoruz. “Seramik sanatının ne olduğunu bile bilmezken bu işe girdim.” diyor Günyar ve ilginç öyküsünü anlatmaya başlıyor. İnsanın kaderinde ne varsa onu yaşar ya, Günyar için de bu kural değişmemiş. Denizli’nin Çal kazasında dünyaya gelen sanatçının, daha çocukluk yıllarındayken hem heykele, hem de resme olan yeteneğini ilk keşfeden babası olmuş. İlkokul ikinci sınıfta çamurdan ilk heykelini yapan Günyar’ın babası İbrahim Bey, “Oğlum ressam olsun” dermiş hep. Babası sayesinde resme yöneldiğini anlatan Günyar, liseyi bitirdikten sonra geldiği İstanbul’da ise sanatla uzaktan yakından ilgisi olmayan bir mesleğe, denizciliğe karar vermiş. Günyar’ın ilginç öyküsünün başlangıç noktası işte tam da burası. Sanatçı, denizcilik eğitimi almak için çıkıyor yola ve yolun yarısında rast geldiği güzel sanatlar akademisinin sınavına kaydoluyor. Günyar, hikâyesini bakın nasıl anlatıyor: “Denizcilik Yüksek Okulu vardı Kabataş’ta, oraya yazılmak istedim. Eminönü’nde kaptan okulu neresi diye sordum, Kabataş’a kadar yürü dediler. Yıl 1978… Kader işte, yürümem gerekiyormuş demek ki. Yürürken Mimar Sinan’ın önünden geçiyorum, baktım bir kalabalık. Ne olduğunu sordum, sınavla öğrenci alınıyor dediler. Ben de iyi resim yaparım, dedim. Oraya yazıldım. Derken, Beşiktaş’ta Tatbiki Güzel Sanatlar var, orada da aynı şekilde sınav vardı. Oraya da kayıt kaptırdım. Sonra denizcilik için Kabataş’a göndermediler beni. O yolu yürümek kaderimi değiştirdi yani.”
Tatbiki Güzel Sanatlar’ın sınavında ilk olarak resim yaptığını söylüyor Günyar, bir göç resmi… Sonra eline çamur vermişler, heykel yapmasını istemişler. “Yatan bir at heykeli yaptım. Seramikçi olmalısın sen dediler. O güne kadar seramiğin adını bile duymamışken seramik okumaya başladım. Tatbiki Güzel Sanatlar’da dört yıl seramik okudum.” diyen Şerif Günyar, öğrencilik yıllarında, Nişantaşı’ndaki iş yeri için Belediye Başkanı Kadir Topbaş’a bir pano yaptığını da hatırlatıyor. Tatbiki Güzel Sanatlar’da değerli hocalardan dersler aldığını ifade eden sanatçı, isimlerini minnetle andığı bu hocaları şöyle sıralıyor: “Güngör Güner’den torna dersi aldım. Çamur tornasını Güngör hocam öğretti bana. İki yıl sonra da ‘Sen benden iyisin artık’ dedi. Ayrıca rahmetli Tankut Öktem, Jale Yılmabaşar’dan da dersler aldım.”


Zincir Tabakları Seramik Derneğinden Ödüllü

Türkiye’nin ilk kadın seramik sanatçısı Füreya Koral’ın teşvikiyle 1982 yılında, son sınıftayken ilk sergisini açan Şerif Günyar, “Çoban heykelim vardı bir tane. Füreya Koral, o heykeli görünce, ‘Bu çocuğa sergi açalım’ demiş. Binay Kaya’nın organize ettiği ilk sergimi Füreya Hanım sayesinde açtım.” diye konuşuyor. Sanatçı, ilk sergisine Binay Kaya’nın Fenerbahçe’deki atölyesinde hazırlandığını da ekliyor. Söyleşimiz sürerken atölyede gözümüze Günyar’ın bir köşede duran meşhur zincir tabakları ilişiyor. Hemen bu tabaklardaki özel sırı soruyoruz. Kenarlarında bulunan kumbara ağzı şeklindeki boşluktan birbirlerine geçmeli dört ayrı boydaki zincir tabakların turkuaz sırı, sanatçının kendisine ait. Sanatçı, bu tasarımla 2001 yılında Türk Seramik Derneği’nin “Tabak” konulu yarışmasında birincilik ödülü almış. Bu tabakların kaplandığı turkuaz sırı için henüz resmi olarak bir patent almadığını söyleyen sanatçı, “Resmi bir patente gerek yok aslında, halkın onayı yetiyor. Bu rengi gören, Şerif Günyar’ındır der zaten. İmzam oldu bir nevi.” diyor. Turkuaz sırını keşfinden bahsetmesini istiyoruz sanatçıdan. Bu sırın formülünü öğrencilik yıllarında geliştirdiğini söyleyen Günyar, tümüyle kimyasal bir formül olduğunu vurguluyor. Bu rengi elde etmenin toprağın pişirilme yöntemiyle bir ilgisi olup olmadığını merak edip soruyoruz, “Evet, pişirmeyle ve içine koyduğun malzemeyle ilgili. (Eline aldığı bir seramik objeyi göstererek) Mesela bunda bor madeni vardır. Turkuazı veren de bor madenidir” diye yanıt veriyor. Günyar’ın anlattığını göre, ortada sabit bir formül olduğundan, her seferinde aynı rengi tutturmak şans değil. Pişirme süresine, yöntemine göre farklı turkuaz tonları elde etmenin de mümkün olduğunu öğreniyoruz. Fırınlanma sonrası seramik objenin çevresindeki çizgiyi kendiliğinden vermesi yani kontur bırakması, Şerif Günyar’ın turkuaz sırının en önemli özelliği. “Turkuaz sırından başka üzerinde çalıştığınız yeni bir şey var mı?” diye soruyoruz sanatçıya. Yeni bir çamur geliştirmek için çalıştığını anlatan Günyar, metal tozlarından yola çıkarak bir çamur elde etmek istediğini belirtiyor. Japonların halen ‘art clay’ dedikleri bu yöntemle genellikle gümüşü kullanarak hediyelik eşya, takı gibi ürünler yaptıklarını anlatan Şerif Günyar, ancak kendisinin bu yöntemi heykelcilikte kullanacağını ifade ediyor. Japonların metal tozundan çamur yapma işi için kendi yöntemleri olduğunu belirten Günyar, “Ben de kendi formülümü kendim geliştireceğim. Türk işi olacak yani” diye konuşuyor. Metal tozlarından çamur yapmanın heykelcilikte ne gibi bir avantaj sağlayacağını sormadan edemiyoruz. Şöyle açıklıyor Günyar, “Sözgelimi heykeltıraş ne yapar bir heykeli ortaya çıkarmak için? Önce onun modelini yapar, kalıbını alır, bronz dökümcüye gider vesaire. Tüm bunlar uzun işler. Halbuki benim bahsettiğim sistemde, sanatçı bu metal çamuruyla heykeli şekillendirecek, pişirme işlemi sonrası heykel hiçbir bozulmaya uğramamış halde ortaya çıkacak. Heykeltıraş neyi yaptıysa o öyle olacak.”  Bu yöntemin pahalıya mal oyup olmayacağı sorusu akla geliyor. Şerif Günyar, bu yöntemde gümüş tozları kullanmanın elbette pahalıya mal olacağını, ancak heykel için bronz ve bakır kullanacağını kaydediyor.


Soyut Kuş Formları 



Vazgeçilmezi

Atölyede başınızı ne yöne çevirseniz, değişik boy ve renkte seramik bir obje çarpıyor gözünüze. Bu objelerin ise neredeyse tamamında soyut kuş formları kullanılmış olduğunu görüyorsunuz. Günyar, tasarladığı ve model yapımı bekleyen 500’e yakın kuş figürü bulunduğunu sözlerine ekliyor. Atölyenin tavanına asılı, adeta denizlerde yılları geçmiş gibi yosun kaplamış bir görüntüye sahip kocaman bir çıpayı gösteriyor sanatçı. Günyar, bunda da iki kuş bir balık formu kullandığını belirtiyor. Raflardan birinde duran koyu mavi renkli, yumurtayı andıran bir objeyi gösteriyor Şerif Günyar ve bunun, Füreya Koral’ın 100. doğum yıldönümü anısına düzenlenen sergi için yaptığı bir kuş evi tasarımı olduğunu belirtiyor. Günyar’ın özgün, seramik kuş evi Maçka Sanat Galerisi’nde sergilenmiş. Füreya Koral’ın ilk çömlekçi tornasını kendisine hediye ettiğini de hatırlatıyor sanatçı, atölyenin bir köşesinde hâlâ ayakta duran torna tezgâhını göstererek.
Şerif Günyar, Füreya Hanım’ın tornasının yakınına kurduğu Japon tornasının başına geçiyor ve eline aldığı bir topak çamurla bize güzel bir gösteri yapıyor. Çamura şekil verirken bir yandan da sorularımızı yanıtlamayı sürdürüyor Günyar. Atölyesinde verdiği eğitimlerin üniversitedekinden farklı olduğunu düşünen Günyar’a, ne gibi bir farktan söz ettiğini soruyoruz. “Buraya her yaştan insan geliyor. Mesela huzurevinden gelen var 90 yaşındaki Türkan teyzemiz... Yarı felçli bir bayan da gelip bizden seramik eğitimi alıyor. Doktoru ‘devam et iyileşme var’ demiş. Mühendisler, doktorlar, emekliler gelir buraya seramik öğrenmeye. Tabii bir de çocuklar var. Harika şeyler üretiyorlar. Yakacıkta’taki kimsesiz çocuklar var bir de… Onlara ücretsiz eğitim veriyorum. Derslere on yıldır devam eden öğrencilerim de var mesela.” diyen Günyar, üniversite ortamından farklı olarak burada çeşitli yaş ve meslek grubundan kişilere dersler verdiğini anlatıyor. Buraya gelen öğrencilerin atölyedeki ‘ilkel’ ortamı sevdiklerini söyleyen sanatçı, eski bir sobanın üzerinde nar gibi kestanelerin közlendiği bu ortamı değiştirmeyi bu yüzden istemediğini ekliyor. Tornanın başında bir yandan da çamuru şekillendirmeye devam eden Günyar, güzel şık bir vazo yapıyor önce. Sonra, bir iki el hareketiyle vazo iç içe geçmiş iki saksıyı andıran bir şekil alıyor. Yani çamur şekilden şekle geliyor sanatçının maharetli ellerinde. “Bir eğitimci olarak öğrencilerin ilk olarak bu klasik tornayı kullanmayı öğrenmesini isterim.” diyen Günyar, Füreya Koral’ın tornasını işaret ederek. Zira motoru olmayan bu tornada öğrenciler, hem ellerini, hem ayaklarını, he de yaratıcılıklarını aynı anda kullanmayı öğrenebiliyormuş.
Seramik sanatçısı Şerif Günyar’a, torna başındaki kısa gösterinin ardından atölyenin isminin nereden geldiğini soruyoruz. Yortan, Milattan Önce (MÖ) 3 binli yıllarda Anadolu’da yaşayan Hititler kadar meşhur olmayan göçebe bir kabilenin adıymış yortan. Bu kabilenin ürettiği seramik kaplara da yine yortan deniliyor Günyar’ın anlattığına göre. Yortanlar Bolu, Balıkesir derken Günyar’ın memleketi Denizli’ye kadar gelip en son o bölgede yerleşmişler. Yaptıkları kaplar, günümüzde yapılan kazı çalışmalarında gün yüzüne çıkmış. “Bizdeki arkeoloji kaynaklarında pek bir bilgi yok Yortanlar hakkında. Bir Alman mecmuasında rastladım bu bilgilere.” diyen sanatçı, atölyesinin ismini koyarken Denizli’ye yerleşen bu eski kabilenin adından esinlendiğini vurguluyor.

Şerif Günyar Kimdir?


1958 Deniz doğumlu olan Şerif Günyar, 1978 yılında İstanbul’daki Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulu’na girdi. 1980 yılında Gorbon Işıl Sanat’ta seramik bölümünde staj yaptı. 1982 yılında ilk kişisel sergisini açan sanatçı, 1986 yılında ‘Yortan Seramik’ adı altında kendi atölyesini kurdu. İlk sergisini açmasında büyük teşviki olan ünlü kadın seramik sanatçımız Füreya Koral’ın 40. Sanat Yılı adına düzenlenen kırk sanatçının oluşturduğu ‘Kuş’ temalı seramik panoya eser verdi. Bugüne kadar yurt içinde ve yurt dışında çeşitli sergi ve sempozyumlara katılan Günyar, Kültür Bakanlığı için çeşitli çalışmalar yaptı. Seramik çalışmalarını Yortan Sanat Atölyesi’nde sürdüren Şerif Günyar, Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi’nde seramik bölümünde eğitim öğretim görevlisi olarak görev yapıyor.  

İSMEK El Sanatları Dergisi 11 İNDİR

Bu yazı 1770 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK