On Parmağında On Marifet Yazının Virtüözü Hattat Savaş Çevik

  • #


Yazı: İrem GÜVEN

Savaş Çevik, on parmağında on marifet bir hat sanatçısı. Teknik anlamda ‘sözü çizgilerle, sembollerle gösterme sistemi’ diye tanımlanan yazı, o, eline kalemi aldığında başka bir hal alıyor. Siyah, kırmızı, yeşil, mavi renklere bürünen harfler, en güzel şekilleriyle göz alıcı birer tabloya dönüşüyor. Hat sanatında olduğu kadar kaligrafide de usta olan Çevik, tam bir sanat aşığı. Fotoğraf sanatıyla da ilgilenen Çevik’in sanatçılık yönü bu kadarla da sınırlı kalmıyor. Yakında suluboya resim çalışmalarına başlayacağını anlatan sanatçı ile hat sanatı ve sanata genel bakışını konuştuk.

Milattan Önce (M.Ö.) 3 binli yıllarda önce Mezopotamya’da daha sonra da Mısır’da ortaya çıkan yazı, kuşkusuz öncelikle iletişim amacına yöneliktir. Eski çağlardan bu yana iletişim aracı olarak kullanılan yazı, bugün de aynı fonksiyonu yerine getirmeyi sürdürüyor.
Düşüncelerin aktarılması elbette yazı dışında, söz ile konuşmak veya medya organları gibi başka yollarla da gerçekleşebilir. Ancak fikirlerin, düşüncelerin kalıcı olması, belgelenmesi yalnızca yazıyla olur.

Aynı anda hem göze, hem de kulağa hitap edebilen ve sözcük anlamı bakımından “bir sözü çizgilerle, sembollerle gösterme sistemi” olarak tanımlanan yazının en eski örnekleri insanlık tarihi ile birlikte başlar. Çoğu tarihçi de tarih çağlarının, yazının bulunması ile başladığını savunur. Zira insanların yaşadıkları olaylar, yazının bulunması ile kayda alınmış ve günümüze dek korunabilmiştir.

Harflerin Ahenkli Raksı; Hat

Yazı, bugün sanatsal bir olgu olarak da işlevini sürdürüyor. Tüm sanat dalları gibi özel yetenek gerektiren güzel yazı yazma sanatı; müzik, resim, heykel ve grafik sanatların yanında yerini alır. Arap harfleriyle güzel yazı sanatı olan hat, İslamiyetin ilk devirlerinde ortaya çıkmış, gelişerek günümüze kadar gelmiştir. İslam’ın kitap haline getirilen ilk metni olan Kur’an-ı Kerim’in etkisi, hat sanatını İslam kültürünün en önemli sanat formu haline getirmiştir. Bu sanat, özellikle Osmanlı kültürü içinde çok ilerlemiş, işlevselliğinin yanı sıra, estetik bir seviyeye de yükselmiştir. Bir anlamda Batı kökenli resim sanatındaki tabloların yerini tutan güzel yazı örneklerine, Osmanlı tarihinde hatırı sayılır paralar ödendiği söylenir.
Arap yarımadasında yeşermiş olmasına rağmen Türkler eliyle gelişen ve Osmanlı döneminde altın çağını yaşayan hat sanatı için, ünlü hattatlarımızdan Savaş Çevik, ”Hat sanatını, hat sanatı yapan Osmanlı hattatları olmuştur” diyor.  Hat sanatı ve kendisinin sanat serüveni üzerine keyifli bir söyleşi yaptığımız usta hattat Savaş Çevik, bu sanatın dünya sanat literatüründe önemli bir konuma gelmesinde Türklerin rolünün çok büyük olduğunu vurguluyor. Hat sanatının, Türklerin İslamiyeti kabul etmesinden sonra geliştiğine dikkat çeken Çevik, “Her türlü şovenist duygudan uzak olarak söyleyebilirim ki, hat eşittir Türk hattatları, Osmanlı hattatları” diye konuşuyor. İslam harflerinden oluştuğu için hat sanatına, İslam sanatı demenin elbette doğru olduğunu vurgulayan sanatçı, bu sanatın ilerlemesi konusunda tarih boyunca Osmanlı hattatlarının ön planda olduğunu yineliyor. “Hat sanatında Türkler’den hemen sonra İranlılar gelir” diyen Çevik, bu sanatta ‘talik’ denilen yazıyı da İranlılar’ın keşfettiğini hatırlatıyor. Sanatçı, bugün küçük ince kalemle yazılan, ince talik yazıyı İranlılar’ın çok daha iyi yazdığını söylemeden geçemiyor. Günümüzde hat sanatının hak ettiği yerde olup olmadığını soruyoruz sanatçıya. Gösterilen ilgili bakımından hat sanatının eskiye göre daha iyi bir yerde olduğunu söyleyen Çevik, “Marifet iltifata tabidir” sözünü hatırlatarak, bu sanatta alıcı kitlesinin henüz oluşmadığına inandığını belirtiyor. “Malum yeni yetişen genç sanatkârların eserlerini satması lazım ki, bu işi yürütebilsinler. Sadece hobi olarak nereye kadar devam edebilirler. Bu bakımdan, satış noktasında henüz olması gerektiği yerde değil. Resim gibi değil mesela. Resmin alıcısı çok daha fazla” diye konuşan usta hattat, sanatın genel anlamda Türkiye’de çok oturmuş bir olgu olmadığına dikkat çekti. Bunun biraz da Türkiye’nin kültür seviyesi ile alâkalı bir konu olduğunu kaydeden sanatçı, ancak insanımızın sanata ilgisinin eskiye göre daha iyi olduğunu düşünüyor.

Usta Kalemlerle Yazı Meşk Etti

Savaş Çevik’ten, biraz da kendi sanat serüvenine değinmesini istiyoruz. 1971 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ne girdiğini anlatan sanatçı, çocukluktan beri resme kabiliyeti olduğu için önce resim bölümüne kayıt yaptırdığını belirtiyor. Mezun olduktan sonra iş bulma imkânı daha geniş olduğundan, resim bölümünden grafik bölümüne geçiş yapmış usta hattat. Okulda yazı ve kaligrafi dersleri veren Prof. Emin Barın’ın, aynı zamanda hattat olması, Çevik’in sanat ve meslek yaşamının seyrini değiştirmiş.Üniversitedeki hocası Prof. Dr. Emin Barın sayesinde tanıştığı hat sanatıyla ilgili birbirinden değerli ustalardan feyz alan Çevik için, ünlü hattat Ahmet Karahisari’nin yeri bir başka. Karahisari’yi, yenilikçi ve çok yönlülük bakımından Leonardo Da Vinci’ye benzeten sanatçı, “Modern çıkış noktamı Ahmet Karahisari’den aldım” diyor.

Barın hoca, derslerde öğrencilerine hat sanatından bahseder, eski hattatlarla ilgili hikâyeler anlatırmış. Hocanın hat hikâyelerini dinleye dinleye bu sanata olan ilgisinin arttığını ifade eden Çevik, Emin Barın’ın tavsiyesiyle 1974 yılında, üçüncü sınıfta öğrenciyken Hafız Kemal Batanay’dan hat dersleri almaya başlamış. İlk hattat hocası Kemal Batanay’ın, aynı zamanda ileri derecede bir musikişinas olduğunu vurgulayan Savaş Çevik, “Son Osmanlı beyefendilerindendi” dediği hocasının, meşhur Ercüment Batanay’ın babası olduğunu belirtiyor.

Emin Barın’ın Çemberlitaş’taki cilt atölyesinde her hafta Perşembe günleri ders almaya başlayan Çevik, önce ‘rikka’, ardından da ‘talik’ dersleri almış. Bu sırada Kemal Batanay’dan ders almaya başladıktan yedi, sekiz ay kadar sonra devrin ünlü hattatlarından Hamit Aytaç’la tanışdığını anlatan sanatçı, Hamit hocadan da ‘sülüs’ ve ‘nesih’ dersleri almış ve hem Batanay hem de Aytaç ile vefatlarına kadar yazı meşk etmiş. Hat dersleri almaya başladıktan yaklaşık beş yıl sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ndeki edebiyat hocası Prof. Ali Alpaslan’dan da ‘divani’ ve ‘celi divani’ yazılarını meşk ettiğini ifade ediyor usta hattat.

Bu sırada okuldaki hocası Emin Barın’la yazı müzakerelerinde, istişarelerinde bulunmayı da ihmal etmeyen Çevik, hat uzmanı Uğur Derman ile tanıştıktan sonra, eleştirilerini almak için kendisine yazılarını gösterdiğini kaydederek, “Böylece beş üstattan yazı konusunda faydalanmaya başladık.” diyor.

Güzel yazıdan, hattan bahsederken adeta gözleri ışıldayan sanatçıya, “Yazı sizin için ne anlam ifade ediyor?” diye sormadan edemiyoruz. Usta sanatçı şöyle karşılık veriyor bu sorumuza: “Yazı benim dünyam. Yani yazısız bir hayat düşünemiyorum. Yazı biz hattatlar için, tabiri caizse ekmek gibi, su gibi bir şey, onsuz asla olmuyor. Yazı yazamadığınız zaman ruh sağlığınız bozuluyor. Yani yazı yazmayınca dengeniz bozuluyor adeta. Eski hattatlarda da bu böyleydi, yazı yazmadan ömürlerini sürdüremezlerdi.”


Klasik Üslup Devam Etmeli

Her sanat dalında olduğu gibi hat sanatında da klasik ve modern anlayıştan söz etmek mümkün. Kimi sanatçılar klasik tarzın dışına çıkmayı tercih etmezken, kimi sanatçılar ise klasiği tümüyle göz ardı etmez ama yeni, modern anlayışla sanat yapmayı benimser. Savaş Çevik ise kendi sanatında her iki tarza, hem klasik hat geleneğine, hem de modern tarza sahip çıkan sanatçılardan. Klasik ile modern arasında en çok hangisini tercih ettiği sorulunca, “Bu, iki evladınız var hangisini çok seviyorsunuz gibi bir soru. Birini tercih edip ötekinden vazgeçemiyorsunuz. Benim için ikisi de aynı ölçüde güzel.” diyor sanatçı.

Klasik üslubun elbette devam etmesi gerektiğine inanan Çevik, ancak ‘kaliteyi bozmamak kaydıyla, klasiğin yanında farklı yorumlamalarla, farklı gelişmelerle çizgi dışında bazı çalışmalar yapılması gerektiğini vurguluyor.

Modern sanatta kaliteyi yakalamanın her zaman çok zor olduğuna dikkat çeken usta hattat, “Klasiğin belirli kuralları vardır. Tüm sanatlar için bu böyledir, sadece hat için değil. Klasik sanattaki o belirli kuralları onları yerine getirdiğiniz zaman yetenekli iseniz eğer güzel işler ortaya koyarsınız. Ama modernde böyle değildir. Klasikteki kadar matematiksel kuralları olmadığı için birdenbire yozlaşmaya doğru gidebilirsiniz. Oradaki hassas çizgiyi kaybederseniz, modern çalışıyorum derken çok kötü işler yaparsınız. O nedenle, modern de çalışsa, klasik de çalışsa kaliteli bir sanat eğitimi alması gerekli kişinin” diye konuşuyor. Hat sanatında klasik uygulamalarının dışında kendisine özgü bir tarzdan söz etmenin mümkün olup olmadığını sorduğumuz Çevik, zaman içerisinde kendisine özgü bir üslubun kendiliğinden oluştuğunu söyleyerek, “Hat sanatından anlayan uzmanlar klasik de yazsam, modern de yazsam görür görmez ‘Bu Savaş Çevik’in tarzıdır.’ der.” diye karşılık veriyor sorumuza.

Bir hat sanatçısının üslup bakımından eserlerini diğer sanatçılardan ayıran özellikleri olduğu gibi, hat konusunda usta olan sanatkârlar ile halk arasındaki amatörler ve bu işle hobi amaçlı olarak uğraşanların ortaya koydukları çalışmalar arasında da belirgin farklar söz konusudur.

Savaş Çevik, sanatkârın kaleminden çıkan bir eser ile amatör bir kişinin elinden çıkan çalışmanın birbiriyle kıyaslanamaz olduğunu söyleyerek şöyle devam ediyor: “Bakıldığı zaman zaten harflerin anatomisi kendini ortaya koyuyor. O kişinin bir öğrenci mi, yoksa acemi bir hattat mı olduğunu hemen anlıyorsunuz. Daha kompozisyona bakmaya bile gerek kalmadan, harflerin anatomisinden ortaya çıkıyor. Bu çok normal, birkaç yılda öğrenilip, hemen usta olunacak bir sanat değil hat.”

Çevik, sıfırdan başlayan birinin -çok yetenekli bile olsa- belli bir seviyeye gelmesi için 10-15 yıl geçmesi gerektiğinin altını çizerek, bunun yetenekle değil, tecrübe ile alâkalı bir durum olduğunu ifade ediyor. Diğer sanat dallarında olduğu gibi hat sanatında da kendini geliştirmenin sonu olmadığını önemle vurgulayan Çevik, son reis-ül hattatlarımızdan Kamil Akdik’in 80 yaşında, ölümüne yakın sık sık dile getirdiği, “Şu dünyadan göçüp gidiyoruz. Hiçbir şeye yanmıyorum da şu yazıyı hakkıyla yazamadık, öğrenemedik ona yanıyorum” sözünü bizlere hatırlatıyor.

Karahisari, Hat Sanatının Leonardo’su

Her sanatçı, farkında olarak veya olmayarak, kendinden önceki ve çağdaşı sanatçılardan etkilenir, ilham alır. Savaş Çevik için de durum farklı değil. Her ne kadar, 1974 yılında başladığı hat sanatında şu anda kendisine özgü bir üsluba sahip olsa da, Çevik’in de örnek aldığı hat sanatçıları var. Sanatçı, örnek aldığı sanatçılardan söz ederken tek bir hattat var demenin doğru olmayacağını belirtse de, sözlerinden Ahmet Karahisari’nin kendisi için ayrı bir yeri olduğunu anlıyoruz. “Modern çıkış noktamı Ahmet Karahisari’den aldım” diyen Çevik, Hisari’nin kendisi için hem hattat, hem de Türk grafik sanatının öncüsü sayıldığını vurguluyor. Klasik yazının dışında çalışmaları bulunan Karahisari’nin, modern görüşlü ve grafiği de bilerek düşünüp eser verebilen bir sanatçı olduğunu ifade eden Savaş Çevik, Karahisari ekolünün zamanında pek tutulmadığı, oğlu Hasan Çelebi’den sonra kaybolduğu bilgisini veriyor. Karahisari hakkında “Benim için çok büyük bir hattat, çok büyük bir sanatkâr. Karahisari’yi ben daima Leonardo ile bir tutarım” diyor. Karahisari’nin, Leonardo da Vinci gibi çok yönlü bir insan olduğunu anlatan Çevik, Karahisari’nin de Leonardo gibi çok yönlü biri olduğunu söylüyor. Karahisari’nin meşhur besmelesini hatırlatan Çevik, “Grafik açıdan değerlendirildiği zaman muhteşem bir yazıdır. Yani bugünün anlayışını 500 yıl önce ortaya koymuştur bu yazıyla” diye konuşuyor.


Siyah Rengin Gücü Bir Başka

Söyleşimiz devam ederken bir ara gözümüz yazı atölyesinin duvarlarını süsleyen hat eserlerine ilişiyor. Her birinden ayrı ayrı emeğin, titizliğin, sabrın güzelliği yansıyor yüzümüze. Etrafı tezhiple bezenip çerçevelenmiş kimi tablolara baktığımızda yalnızca siyah rengin kullanılmaması dikkatimizi çekiyor. Cıvıl cıvıl maviler, yeşiller, kırmızılar dans ediyor adeta Çevik’in hat çalışmalarında. Merak edip, hat sanatında siyah rengin dışına çıkmanın yeni bir şey olup olmadığını soruyoruz. Siyah dışındaki diğer renklerin 8-10 yıldan bu yana yaygın bir şekilde kullanıldığını ifade eden sanatçı, bunun yurt dışında da tercih edildiğini söylerken, elbette siyah rengin ciddiyeti ve ağırlığını hiçbir rengin veremeyeceğini vurgulamadan edemiyor.

Bu kadar yıldır hat sanatıyla iç içe olan bir sanatçının, çalışmalarını bugüne dek çok sayıda sergide sanatseverlere sunmuş olabileceğini düşünüyoruz. Sanatçının, 1974 yılında başladığı hat sanatında on yıl sonra, 1984 yılında Emin Barın hocanın ısrarı ve teşvikiyle ilk hat sergisini açtığını öğreniyoruz. Savaş Çevik, Taksim’deki Kâzım Taşkent Sanat Galerisi’nde açılan “Hoş Gör” adlı bu serginin, Emin Barın hocasının sergisinden sonra İstanbul’da açılan ilk hat sergisi sayılabileceğini söylüyor. Bu sergiyi daha sonra yurt içinde ve yurt dışında açtığı çok sayıda serginin takip ettiğini ifade eden Çevik, 22 kişisel sergisi olduğunu, 66 da karma sergiye katıldığını belirtiyor. Önümüzdeki Nisan ayında Suudi Arabistan’da açılacak olan bir karma sergiye hazırlandığını söyleyen sanatçı, Abu Dabi’de ve Almanya’da kişisel olmak üzere, Bağdat’ta, Cezayir’de, Fransa’da, İran’da da sergilere katılmış.  Hat konusunda gerek yurt içinde ve gerekse yurt dışında pek çok koleksiyonda eseri bulunan sanatçının, Dubai’deki meşhur Burj El-Arab otelinin 154. katında bulunan Dubai Emiri El-Maktum’un mescindeki mihrap yazısında da imzası olduğunu öğreniyoruz. Bunun dışında birçok devlet adamına da tuğra yapmış Çevik.

Hat, İSMEK Sayesinde Daha Bilinir Oldu

Hat çalışmalarına devam ederken, bir yandan da bu sanatı gelecek nesillere taşımak için yeni sanatçılar yetiştirmekle uğraşan Savaş Çevik, hat sanatının geleceğine oldukça umutlu bakıyor. Halk arasında sanatın bir kültür değeri olarak varlığının günümüzde eskiye göre daha çok hissedilir olmasının sevindirici bir gelişme olduğunu anlatan sanatçı, “Eskiden hat sanatı dediğimiz zaman, tezhip dediğimiz zaman ne demek istediğimizi anlaşılmıyordu. Halk bugün artık bir ebru sanatından, bir hat sanatından haberdar. Geleneksel sanatların bilinirliği daha bir arttı. Ben bunu İSMEK’lerin yaygın kurslarına bağlıyorum. Yani biz sanatımız dejenere olacak, kaybolacak diye korkmayalım.” diye konuşuyor.
İSMEK kurslarında da hat dersleri veren sanatçı Savaş Çevik’e, hazır söz İSMEK’ten açılmışken, kurumu genel olarak nasıl değerlendirdiğini soruyoruz. İSMEK’in verdiği eğitim hizmetini büyük bir takdirle karşıladığını söyleyen Çevik, İSMEK’in bugün İstanbul’da geleneksel sanatlarımızın tanınması ve yayılması açısından yaptığı hizmetin çok büyük olduğunu düşünüyor. Bazı sanat çevrelerinin, İSMEK’in kurslarının bu sanatları dejenere ettiği, yozlaştırdığı yönünde görüş ve tenkitlere sahip olduğunu hatırlatan usta sanatçıya göre, dünyanın her yerinden, her çağda sanatının erbabı usta sanatçılar olduğu gibi sanatı öğrenip hobi olarak değerlendiren halktan insanlar da olmuştur ve olacaktır.  “Bu olmalı ki, iyi usta sanatkâr, acemi sanatkâr kavramları ortaya çıkmalı ki, kimin usta kimin acemi olduğu belli olsun.” diyen Çevik, dejenere olacak diye, akademik eğitim verilmiyor diye bu tür kursları ortadan kaldırmanın doğru olmadığının altını çiziyor. Çevik, İSMEK gibi kurslar sayesinde Türkiye’deki, İstanbul’daki bir kitlenin geleneksel sanatlarımızdan haberdar olduğunu, bu sanatlara ilginin arttığını belirterek, boş boş kahvehanelerde, evlerde oturacaklarına insanların bu kurslarda böyle güzel hobiler edinmesinin son derece faydalı olduğunu sözlerine ekliyor.

İSMEK’li Kursiyerler Daha Disiplinli

Hat sanatını gelecek nesillere aktarmak için dersler verdiğini söyledik usta hattat Savaş Çevik’in. Sanatçı, İSMEK kurslarının yanı sıra iki özel üniversitede daha öğrenci yetiştiriyor. İSMEK’teki kursiyerleri ile üniversitedeki öğrencilerini karşılaştırmasını istediğimiz Çevik, Mimar Sinan Üniversitesi’nde grafik bölümünde 25 yıl hocalık yaptıktan sonra emekli olduğunu, sonrasında Haliç Üniversitesi’nde grafik bölümünü kurarak burada derslere devam ettiğini anlatıyor ilk olarak. Yıllarca devlet üniversetesinde eğitici olarak çalıştıktan sonra bir vakıf üniversitesinde geçtikten sonra devlet okulundaki disiplini ve çalışkanlığı burada görmediğini belirtiyor. “Vakıf üniversiteleri, paralı olduğu için maalesef öğrenciler, hocalarına karşı saygılı, sevgili olsalar da, dersi dinleme ve derse asılma, verilen ödevleri yapma konusunda çok gevşekler. Mimar Sinan’da yıllarca disiplinli bir ortamda çalışmış biri olarak vakıf üniversitesindeki bu rahatlığı biraz yadırgadım açıkçası.” diyen Çevik, geçen yıl ikinci dönem temel sanat eğitimi kursu için İSMEK’te ders vermeye başladığında, son derece saygılı, işini seven ve ilgili yaklaşık 20 kişilik bir öğrenci grubuyla karşıtığını söylüyor.

Arap harfleriyle hattın yanı sıra Latin harfleriyle de güzel yazı (kaligrafi) çalışmaları bulunduğunu öğrendiğimiz usta sanatçıya hangisinin daha keyifli olduğu sorusunu yöneltiyoruz. Fakültede öğrenciyken tipografi ve kaligrafi dersleri de gördüklerini anlatan Savaş Çevik, daha sonra tanıştığı hat sanatıyla ilgilenmesi dolayısıyla yazıyı sevdiğini, gönül verdiğini belirtiyor ilk olarak. “Hocam Prof. Dr. Emin Barın’ın yazı asistanı oldum.” diyen sanatçı, okulda Latin yazısı üzerine tipografi ve kaligrafi asistanlığı yaptığını kaydediyor. Doktorasını da Latin yazısı alanında yaptığını söyleyen sanatçı, “Dolayısıyla grafik baskı teknikleri, Latin yazısı ve hat sanatını bir arada mezcetmiş oldum. Zaten çalışmalarımı da iki bölüme ayırdım. Birincisi klasik üslupta devam eden yazılarım, diğeri de farklı çizgilerle farklı yorum arayışlarıyla yaptığım çalışmaları da ayrı bir kategoride değerlendirmek lazım.” diye konuşuyor. “Hat sanatında ve kaligrafide hedeflediğiniz yere geldiğinizi düşünüyor muzunuz?” diye soruyoruz sanatçıya. Uzunca bir “Neredeee” ile başlıyor söze ve devam ediyor. “Ömür yetmez o işe. Hiçbir sanatçı düşündüğü yere gelmek için ne zaman bulabilmiştir, ne de ömrü buna vefa etmiştir. Ön hedefleri gerçekleşse bile, ileriye dönük hedeflerin tümünü yapabilmek çok zor. Öyle zincirleme bir şey ki bu. Bir eser yaparken, ondan beş farklı eskiz çıkıyor mesela. O zaman onların hepsini yapmak istiyorsunuz. Ama zaman yetmiyor elbette.”

Tam Bir Sanat Aşığı

Çevik’in anlattığına göre, bir eserin tümüyle bitip ortaya çıkması da öyle kolay olmuyor. Beş günde de yazılabiliyor bir yazı, elli günde de. Eserin durumuna, konumuna göre değişiyor yani tamamlanma süresi. Elbette sadece yazıyla bitmiyor iş. Etrafının tezhibi var, çerçevelenmesi var, tasarımı var. Bunlar işin ön hazırlıkları yalnızca. Bir eser için birden çok eskiz yapmak zorunda olduğunu söyleyen sanatçı, “Bazen bir sihirli değnek olsa da o eskizler realize olabilse, bitip hazır hale gelmiş olsalar diyorum. Çok zor tabii ki, insanın ömrü buna yetmiyor.” diyerek,  hayranlıkla bakıp “Ne kadar güzelmiş” dediğimiz göz alıcı hat eserlerinin hiç de kolay ortaya çıkmadığını anlatıyor.
Savaş Çevik’le konuşurken, insanın aklından on parmağında on marifet dedikleri böyle bir şey olsa gerek diye geçiyor.  Zira Çevik’in tek becerisinin hat sanatı ve kaligrafi olmadığını, fotoğrafçılıkla da ilgilendiğini öğreniyoruz. Kendisine ait internet sitesinde birbirinden güzel fotoğraf karelerini gördüğümüz Çevik, amatör fotoğrafçılık merakı olduğunu anlatıyor. “Bu merak okuldan geliyor” diyen sanatçı, söyleşimizi yaptığımız günün ertesi günü doğa fotoğrafları çekmek üzere Bolu’nun kuzey kesimine doğru yola çıkacağını anlatıyor. Mimar Sinan’da okurken fotoğraf konusunda da bölüm öğrencileri olarak eğitim aldıklarını ifade eden Çevik, şu anda hat ve kaligrafi eserlerini fotoğraflamanın yanı sıra doğada manzara resimleri de çekiyor. ‘Çok keyfili zevkli bir uğraş’ olarak değerlendirdiği kompozisyon yeteneği olan herkesin bu sanatı icra edebileceğini kaydeden Çevik, fotoğrafçılıkta en önemli unsurun kadrajlama olduğunu vurguluyor. Çevik, fotoğraflarını bir sergide sanatseverlere sunmak isteyip istemediğini sorduğumuzda, “Şimdiye kadar hiç düşünmedim. Şimdi siz sorunca düşünce çok sıcak geldi. Neden olmasın diyor insan” sözleriyle belki de çok yakında fotoğraflarını bir sergide görebileceğimizin işaretini veriyor.

Hat dedik, kaligrafi dedik, fotoğraf dedik, çok yönlü bir sanatçı olduğunu vurguladık Savaş Çevik’in. Ama sanatçının marifeti bu kadarla sınırlı kalmıyor. Üniversitede önce resim bölümüne kaydolan Çevik, daha sonra grafik bölümüne geçmiş ama, gönlünden silememiş resim sanatını. “Suluboya takımlarımı hazırladım. Resim yapmaya başlayacağım tekrar” diyen Çevik, yağlı boyaya göre zor olsa da suluboya resme özellikle ilgi duyduğunu vurguluyor.

Sanat  Sonsuz Katı Olan Bir Merdiven

Sanattan bu kadar bahsetmişken sanat dünyasında, sanat anlayışındaki farklara ilişkin yorumunu da öğrenmek istiyoruz usta hat ve kaligrafi sanatçısı Savaç Çevik’in. Çevik’e göre, sanat pozitif bir bilim olmadığından sanata bakış herkese göre değişebilir. Hatta aynı sanatçının bile zaman içerisinde sanata bakışı değişebilir, bir eseri on sene önce değerlendirdiği gibi değerlendirmeyebilir. Önemli olan farklı bakışlardan, görüşlerden, ziyade bir eserin gerçek anlamıyla sanat değerinin olup olmamasının ortaya konması. Bir sanat eseri midir, değil midir... Bunun ayırımını yapmak için de sanatla ilgilenmek, sanatçı olmak lazım.

Sanatkârlar arasında her zaman bir çekememezlik, çekişme olduğunu hatırlattığımız Çevik, bu çekişme halini insani zaaflara bağladığını belirtiyor. “İnsanoğlu hırslı, ben merkezci oluyor, benlik duygusu taşıyor. Sanatçılar arasında vardır böyle. Bu işi en iyi yapan benim diyor. Bu bir zaaf göstergesi elbette. İnsanın yüce ve yüksek olması kendi ifadeleriyle gerçekleşmez. Çevren bunu kabul ediyorsa bir anlam ifade eder, yoksa hiçbir anlamı yok. Akıllı insan zeki insan kendisini övmez, meslektaşını kötülemez” diyen Çevik, maalesef günümüzde insanlarda bu duygunun olmadığını belirtiyor.
Usta sanatçıdan son olarak sanatla uğraşmaya yeni başlayanlara ne gibi tavsiyeleri olduğunu soruyoruz. Daha yolun başında olan genç sanatçılara şu tavsiyelerde bulunuyor Savaş Çevik; “Mümkünse temel sanat eğitimi bilgilerini artırsınlar. Sanatın her dalıyla ilgilensinler. Mesela hattatsa, ‘Ben hattatım resim, heykel, opera beni ilgilendirmez demesin. Hoşlanmayabilir ama ilgilensin. Evrensel bir değer olan sanatın herhangi bir dalıyla ilgilenen bir sanatçı, bütün sanat dallarından haberdar olmalı. Ben buna inanıyorum. Ufuklarının gelişmesi için kendilerini temel sanat bilimleri konusunda yetiştirmeleri lazım.”

Sanatçının yeniliklere açık olması, kendisini sürekli geliştirmesi gerektiğini anlatan Çevik, “Belli bir üslupta takılı kalmasınlar, üsluplarını geliştirsinler. Çok kendilerine güvenmesinler. Kimse ben artık oldum diye bir iddiada bulunamaz. Ben de hala bir öğrenciyim. Merdivenin 10. kademesindeyim, bir başkası 5. kademesinde. Merdiven kaç kademeli, yüz mü, bin mi bilinmez, sonsuz olabilir.” diye konuşuyor.  

İSMEK El Sanatları Dergisi 11 İNDİR

Bu yazı 1678 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK