Tezhip

Ruhunu Sanatıyla Tezyin Eden Müzehhibe  Gülbün Mesara

  • #


Yazı: Semra ÜNLÜ

Konuşması, duruşu ve tavrıyla hayran bırakan, ruhu zarafetle tezyin edilmiş usta bir müzehhibe Gülbün Mesara. Atalarından tevarüs eden sanatkâr ruhunu çalışmalarına yansıtan Mesara, tezhip sanatını, klasiği bozmadan modern bir yüzle geleceğe taşıma gayretinde. Bir yandan geleneksel süsleme sanatımız tezhip alanında talebeler yetiştirirken, bir yandan da kendisine emanet edilen dev kültür mirasına sahip çıkıyor. Sözünü ettiğimiz miras; hem hekim, hem sanat tarihçisi, hem de tezyini sanatlarda önemli bir yere sahip olan Ord. Prof. A. Süheyl Ünver’in sanat arşivi… Gülbün Mesara ile kendi çalışmalarını, babası ve aynı zamanda hocası olan Süheyl Ünver’i konuştuk.

Yılların etkisiyle hafif sararmış siyah-beyaz bir fotoğraf… Fotoğrafta, çalışma masasının başına oturmuş bir şeyler okuyup yazan takım elbiseli bir baba ile onun bir yanında 6-7 yaşlarında bir erkek çocuğu ve diğer yanında boyu masaya zar zor yetişen sadece kafası görülebilen 3-4 yaşlarında küçük bir kız çocuğu. O küçük kız çocuğunun, o anda fotoğraf karesine yansıyan ışıl ışıl bakışları, sonraki yıllarda, babasının sağ kolu olacağını anlatıyor adeta.
Bir albümde özenle muhafaza edilmiş eski fotoğraftaki o küçük kız, Gülbün Mesara. Babası ve hocası Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver’in kültür mirasının emanetçisi… Bugün geleneksel süsleme sanatımız tezhip alanında talebeler yetiştiren, babasından öğrendikleriyle bu sanatı geliştirip modern bir yüzle geleceğe taşıma gayreti ile çalışmalarını sürdüren başarılı bir müzehhibe. Gülbün Mesara ile Çiftehavuzlar'daki, bir sanat galerisini andıran evinde tezhip sanatını, bu sanatla ilgili çalışmalarını ve hayatını geleneksel Türk süsleme sanatlarının yaşatılmasına adayan, geride büyük bir sanat arşivi bırakan babası Süheyl Ünver’i konuştuk.

İstanbul doğumlu olan Gülbün Mesara, orta ve lise öğrenimini Üsküdar Amerikan Kız Lisesi’nde tamamlamış. Liseyi bitirdikten sonra uzun yıllar babasıyla birlikte çalışan Mesara, babasının geleneksel Türk sanatları seminerlerine katılmış ve asistanlığını yapmış. Babasının bir ekol haline gelen sanat çizgisini bugün de sürdüren Gülbün Mesara’nın çocukluğu doğal olarak sanatla iç içe geçmiş.

Müzehher Hanım Eşinin Baş Destekçisiydi

Sanatçı ruhunu baba tarafından almış Gülbün Mesara. Zira merhum Süheyl Ünver de, sanatçı bir aileden geliyor. Ünver’in anne tarafından dedesi Mehmed Şevki Efendi, meşhur bir hattatmış. Baba tarafından dedesi Hacı Mehmed Efendi de Tırnova’da ressammış. Zabit olan amcası Vasıf Bey de hat sanatıyla meşgul olmuş. Süheyl Ünver, bir keresinde, sanatçı ruhunu nereden aldığı sorulduğunda, ailesindeki sanatçı kişileri sayarak, “İşte ben bu ruhların telâkkisinden doğunca bittabi sanata ırsi olarak girdim. Eğer bu saydıklarım hastalık da olsa idi onları da tevarüs edebilirdim.” diye cevap vermiş.
Gülbün Mesara, babasından aldığı sanatçı ruhunu, annesi Müzehher Hanım’ın sanat sevgisi ve desteği ile beslemiş. “Annem, babamın baş destekçisiydi” diyen Mesara, Müzehher Hanım’ın, kendisinin de sanata yönelmesine büyük destek verdiğini söylüyor. Şu anda 97 yaşında olan annesinin renk ve desen konusunda çok başarılı bir eleştirmen olduğunu anlatan Gülbün Mesara, bugün bile çalışmalarını kendisine gösterip fikrini aldığını söylemeden edemiyor.

Geleneksel Türk süsleme sanatlarıyla yoğrularak geçen çocukluğu boyunca, okul sonrası yaz tatili dönemlerinde, vaktinin büyük çoğunluğunu motifler ve desenler çizip onları boyayarak geçirmiş Mesara. “Yaz tatillerimizi çoğunlukla evde geçirirdik. Boş zamanlarımızda babamızdan gördüğümüz şekilde, hatta hakiki altın kullanarak ufak desenler çalışır, bunları renklendirirdik." diye konuşuyor sanatçı, çocukluk yıllarının sanatla nasıl harmanlandığını anlatmak için.
“Evimizde her zaman bir sanat ortamı mevcuttu. Babam işten geldikten sonra sürekli tezyini sanatlarla meşgul olurdu. Hatta bir resmimiz vardır, ağabeyimle beraber. Babam işten gelmiş, üzerini değişmeden hemen oturmuş çalışma masasının başına. Biz de iki yanındayız…” diyen Gülbün Mesara, babasının neşrettiği kitapları kendisine imzalayıp verdiğini anlatıyor. Mesara’nın bugün bile Karamemi üzerine araştırma yaparken başvurduğu Karamemi kitabını Süheyl Ünver, küçük kızına ‘Sevgili kızım Gülbün’e seve seve’ diye imzalamış. Mesara, babasının 1951 yılında neşrettiği Karamemi kitabı için, “Bugün hâlâ kütüphanemin en değerli kitabıdır” diyor. Gülbün Mesara’nın, sanatı üzerine araştırmalar yaptığı Karamemi’nin, Kanuni Sultan Süleyman döneminde saray baş nakkaşı olduğunu hatırlatalım. Meraklıları bilirler; Kanuni’nin Muhibbi Mahlası ile yazdığı şiirlerin toplandığı Divan’ın tezhipleri, kendine has bir üslup sahibi olan Karamemi’ye aittir.

Büyük Ustalar Ünver’in Rahle-i Tedrisinden Geçmiş

Gülbün Mesara’nın sanat yaşamından söz ederken, babası Süheyl Ünver’den bahsetmemek mümkün değil. Mesara’nın, çok sonraları, 1980-85 yılları arasında çeşitli kütüphane ve müzelerde araştırmalar yapmak üzere gittiği Amerika’ya ilk ziyareti de 1958 yılında, babasıyla birlikte olmuş. Üsküdar Amerikan Kız Lisesi mezunu olan Mesara, Colombia Üniversitesi’ne ziyaretçi profesör olarak davet edilen Ünver’in yanında, iyi derecedeki İngilizcesiyle tercüman olarak yer almış. Gülbün Mesara, lise yıllarından sonra Süheyl hocanın Tıp Tarihi Enstitüsü’ndeki seminerlerine devam etmeye başlamış. “Orada öğrencilik yıllarım başlıyor.” diyen sanatçı, temel sanat eğitimini, burada daha sistemli bir şekilde öğrenmeye başladığını anlatıyor.
Süheyl Ünver’in tezyini sanatlarla ilgili talebe grubundan da bahsediyor Gülbün Mesara. Bugün artık sanat camiasında kabul görmüş, isim yapmış pek çok ustanın, Süheyl Ünver’in rahle-i tedrisinden geçmiş olduğunu öğreniyoruz. Azade Akar, Semih İrteş, Mamure Öz, Nusret Çolpan, Cahide Keskiner, Ülker Erke, Nimet Demirbağ Sanlıman, o isimlerden sadece birkaçı. Gülbün Mesara’nın anlattığına göre Azade Akar, hocanın en kıymetli asistanlarından biriydi. Şu anda Almanya’da yaşayan Akar’ın elinde halen, Süheyl hocanın gezi defterlerinden oluşan büyük bir koleksiyon mevcut.. Mesara, Akar’ın, bu gezi defterlerini Ünver’in sanat arşiviyle birlikte vakfedilmek üzere ileride kendisine vereceğini belirtiyor. Hocanın talebe grubundaki herkesin tatlı bir rekabet içerisinde, kıskançlık ve çekişmeden uzak ama büyük bir heyecan içinde olduğunu anlatan Gülbün Mesara, “Cuma günlerini iple çekerdik hepimiz.” diye konuşuyor.

Tezyini sanatların en iyi usta-çırak ilişkisi yoluyla aktarıldığını ifade eden Mesara, Süheyl hocanın yaptığı gibi kendisinin de bu yolu benimsediğini vurgulayarak, “Hâlâ kendi atölyemde bunu sürdürmeye çalışıyorum. Birebir talebeyle meşgul olmayı tercih ediyorum. Bizler öyle gördük çünkü. Bunun yanı sıra eğitim verirken bu işin tarihini, kültürünü de iyice kavramalarını şart koşuyoruz.” diyor. Süheyl hocanın talebe grubu arasında yer alan Gülbün Mesara’ya, hocanın derslerde kendisine ayrıcalıklı davranıp davranmadığını soruyoruz.  O da, “Farklı bir davranışı yoktu atölyede. Ben de o talebelerden biriydim. Evde çok yakındık, ama bu yakınlığı derslere yansıtmazdık, derste hoca-öğrenciydik. Zaten bütün öğrencilerine evladı gibi davranırdı. Onun için herkes büyük bir şevkle gelirdi derslere.” diye cevaplıyor sorumuzu.

Babası Süheyl Ünver için, “Kaybolmakta olan Türk sanatlarını bizatihi çalışarak, neşriyatıyla dirilten kişidir.” diyen Gülbün Mesara, hocanın, Anadolu’yu karış karış gezip, sanat tarihimize dair önemli isimleri bulup ortaya çıkardığını gururla diye getiriyor. Araştırma ruhunu, vefatına dek diri tutabilen Ünver’in hiçbir zaman ‘yeter artık’ demediğini dile getiren usta sanatçı, kendisinin de babasından miras aldığı bu duyguyu talebelerine aşılamaya çalıştığını kaydediyor.


Tezhip Sanatı Ruhu Sağaltıyor

Gülbün Mesara, tezhibin yanı sıra minyatür sanatıyla da ilgileniyor. Ancak minyatürde pek fazla yenilikçi çalışmasının olmadığını öğreniyoruz sanatçıdan. Mesara, minyatür konusundaki çalışmalarının çeşitli yabancı yayınlarda, sergilerde gördüğü minyatürlerden bire bir kopyalar yapıp, kaynaklarını belirterek bunu Türk sanat âlemine kazandırmak yönünde olduğuna işaret ediyor. Minyatürle ilgili kendi deyimiyle, dar alandaki çalışmaları bir yana,  Mesara için tezhibin yeri bir başka. “Tezhiple uğraşmasaydı, ne işle meşgul olurdu acaba” diye bir soru geliyor insanın aklına sanatçıyla ilgili. Mesara, başka bir alternatifi hiçbir zaman düşünmediğini belirterek, “Hayatım onunla başladı diyebilirim, hobinin dışında bir şey benim için artık” diyor.

Tezhip sanatını kendisine çok güzel şeyler bahşeden bir uğraşı olarak gören Mesara, yaşamda herkesin başına gelebilecek kötü olaylarla bu sanatla uğraşarak baş edebildiğine dikkat çekip “Hayatta birtakım fena şeyler de oluyor. Mesela iki buçuk sene evvel eşimi kaybettim. Ondan üç ay sonra ağabeyim vefat etti. Bütün bunlara rağmen ayakta durabiliyorsam bu sanatın sayesindedir.  Çünkü ben hemen kendimi toparlayıp, Cerrahpaşa’daki derslerimi sürdürmek istedim. Tezhip benim için aynı zamanda bir terapi yolu.” diye konuşuyor. Gülbün Mesara, bunları söylerken, babasının bir tavsiyesini hatırlıyor. Süheyl Ünver, kızına, “İçinde bir gizli yer olsun. Oraya asla üzüntü, sıkıntı sokma.” dermiş. Süheyl hocanın, kendisinin de içindeki o gizli noktayı korumaya çalıştığını anlatan Mesara, “Güzelliklere götüren o gizli noktayı kaybettiğiniz zaman zaten hiçbir şey avutamıyor sizi.” diyor.

Klasik Tezhipte Karamemi Bir Virtüöz

İcazetini 1972 yılında babası Süheyl Ünver’den alan Gülbün Mesara, tezhip çalışmalarını halen Kocamustafa Paşa’daki “Uygulamalı Türk İslam Sanatları Kütüphanesi”nde yürütüyor. 15 kişilik bir çalışma grubu var Mesara’nın. Her Salı günü bir araya geliyorlar. Şimdilerde hummalı bir çalışma içerisindeler. Gülbün Mesara ve ekibinin, Mardin’deki, çoğu bölümü artık mevcut olmayan, yok olmaya yüz tutmuş tarihi yapılardaki süslemelere kendi yorumlarını kattığı çalışmalar, geçtiğimiz Mart ayında “Mardin: Mimari Anıtlardan Tezyini Yorumlar” adıyla düzenlenen sergide tanıtılmıştı. Mesara, yine aynı ekiple bu serginin ikincisine hazırlanıyor. Haziran 2011’deki bu sergiyle ilgili çalışmaların, vaktinin büyük bölümünü aldığını anlatan sanatçı, bir yandan da Süheyl hocayla ilgili kitap neşriyatı için çalışıyor. “Süheyl Ünver’in Bursa Defterleri”nin çok yakında baskıya gireceğini anlatan Gülbün Mesara, ayrıca zaman zaman hocayla ilgili birtakım makaleler de kaleme alıyor. “Uygulamalı Türk İslam Sanatları Kütüphanesi”nde tezhiple ilgili talebeler de yetiştiren Gülbün Mesara, bu sanatı öğrenmek isteyen herkese kapılarının açık olduğunu söylüyor. Türk İslam sanatlarının altın çağını yaşadığı 16. yüzyıl Kanuni döneminin tezhip için de en parlak dönem olduğuna dikkat çeken Mesara, yine Karamemi’nin adını telaffuz etmeden geçemiyor.  Klasik tezhipte ‘virtüöz’ olarak nitelendirdiği Karamemi için “Bu sanatla uğraşan herkes Karamemi’nin etkisinde. Karamemi, bu sanata tabii çiçekleri stilize edip sokmuş kişidir. Karamemi üslubu, o yüzyıl sanatının hemen her dalında çok belirgin, özellikle de çinilerde” diye konuşuyor. Tezhip talebelerine, bu sanatı aktarırken çalışmaları dönemine göre örneklendirmeyi tercih ediyor Gülbün Mesara. Kanuni dönemini işlerken Karamemi’den de örnek çalışmalar yaptıklarını belirten Mesara, tabii çiçek motiflerinin göründüğü kadar kolay olmadığını söylüyor ve ekliyor: “ İyi çalışılmazsa ortaya Karamemi karikatürleri çıkar. Bu konuda çok dikkatli olmak gerekiyor. Çünkü o büyük üstadın eserlerini hiçbir şekilde bozma hakkına sahip değiliz.”

Klasiği Koruyarak Moderni Geliştiriyor

Gülbün Mesara, tezhibin daha çok yazı kenarı süsü veya levha sanatı olarak değerlendirilmesinden yakınıyor ve kendisi bu sanatta desen güzelliğini ortaya koyan çalışmalar üzerinde duruyor. Tezhibin, hattın tamamlayıcısı, giysisi olduğu yönünde bir yargının söz konusu olduğunu söyleyen sanatçı şöyle devam ediyor; “Muhakkak hepimizin koleksiyonunda epey sayıda tezhiplenmiş el yazmaları vardır. Tezhiplenmiş ayetler, Esma-i Hüsna, Esma-i Nebi tarzında güzel yazılar, güzel deyimler, besmeleler ve bunların süslemeleri... Ama bu desenleri, yazı kenarı süsü olmanın yanı sıra sırf motif olarak tanıtmak benim başlıca çabam. Yani yazıdan, hattan ayrı tutup, sırf motif güzelliklerini ortaya çıkarıp, insanların bunu anlamaya çalışmasını sağlamak.”
Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver de, tezhibi hattan ayrı tutup, motif güzelliklerini ortaya çıkarmak için çalışmalar yapmış. Hatta bu konuda, “Süslememizde Rönesans” adlı çok büyük bir klasörü olduğunu öğreniyoruz. Gülbün Mesara, hocanın “Süslememizde          Rönesans” klasörü için, “Bir kitap olacak önemde bir toplamadır” diyor.  Salt motif ağırlıklı çalışırken klasik üsluba bağlı kalarak, yenilikçi çalışmalara yoğunlaştığını anlatan sanatçı, sanatta genel anlamda klasiği koruyarak moderni benimsediğinin altını çiziyor. Yeni neslin de modern çizgiyi daha çok tercih ettiğini ifade eden Gülbün Mesara, farklı sektörlerde çalıştıkları halde sanat görüşlerinin kuvvetli olduğunu söylediği iki kızının da tezhibi yazı kenarı süsü değil, sırf desen olarak görmek istediklerini belirtiyor.

Süheyl Ünver Arşivi Ne Olacak?

Geleneksel Türk süsleme sanatlarının hamisi, bugün bu sanatları icra eden pek çok sanatçının da hocalığını yapmış olan Süheyl Ünver, 1986 yılında 88 yaşındayken vefat ettiğinde, arkasında defter, belge ve fotoğraflardan oluşan çok geniş arşiv bıraktı. Türk sanatına büyük “hazine” kazandıran Ünver, ölümünden önce arşivinin büyük bir kısmını Türk Tarih Kurumu’na, Süleymaniye Kütüphanesi’ne ve Tıp Tarihi Enstitüsü’ne bıraktı. Gülbün Mesara, babasından miras kalan o çok kıymetli sanat arşivinde 2 bin kadar defterin önemli bir yer tuttuğunu belirtiyor.

Ünver’in defterlerinde fotoğraf, çizim, desen çalışmaları, araştırmaları sırasında çeşitli kaynaklarda rastladığı bilgiler, kütüphane notları yer alıyor. Usta müzehhibe, babası ve hocası Süheyl Ünver’in Süleymaniye Kütüphanesi'ndeki Konya, İzmit ve Gebze defterlerinin neşredildiğini, şu sıralarda da Bursa defterlerinin neşredilmesi üzerinde çalıştığını ifade ediyor. Mesara, defter çalışmalarının bundan sonra da devam edeceğini dile getiriyor. Gülbün Mesara, babasının vasiyeti üzerine Ünver arşivini millete bağışlayacak ancak sanatçının muhafaza ettiği bir de kendi arşivi var. Mesara, kendi arşivini iki kızına emanet edeceğini belirtiyor.
Gülbün Mesara Kimdir? İstanbul doğumlu Gülbün Mesara, Üsküdar Amerikan Kız Lisesi mezunu. Babası Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver’in geleneksel Türk sanatları seminerlerine katılan Mesara, icazetini hocasından 1972 yılında aldı. 1976-1980 yılları arasında Ankara’da Türk Kadınları Kültür Derneği’nde tezhip ve minyatür eğitmenliği yaptı. 1980-1985 yıllarında Amerika’da çeşitli kütüphane ve müzelerde araştırmalar yaptı. Yurtiçi ve yurt dışında çok sayıda karma tezhip ve minyatür sergilerinde yer aldı. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde, Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı’nda faaliyet gösteren A. Süheyl Ünver Nakışhanesi’nde uzun yıllar başkanlık yaptı (1987-2008) ve talebeler yetiştirdi. Türk süsleme sanatına dair araştırmalar da yapan Mesara’nın Türk Sanatında İnce Kâğıt Oymacılığı (Katı’), The Turkish Rose ve Aykut Kazancıgil ve Ahmed Güner Sayar ile birlikte hazırladığı A. Süheyl Ünver Bibliyografyası başlıklı kitapları bulunuyor.  Yaklaşık 20 yıl Cerrahpaşa Tıp Tarihi Ensitüsü Anabilim Dalı Nakışhanesi’nde dersler veren Gülbün Mesara, bu dersleri bir süredir hattat Hüseyin Kutlu’nun davetiyle geldiği Uygulamalı Türk İslam Sanatları Kütüphanesi’nde sürdürüyor.  

İSMEK El Sanatları Dergisi 11 İNDİR

Bu yazı 2046 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK