Camın Ruhu Ateşin Yakıcılığında Gizli

  • #


Yazı: Duru ÖZÇELİK

Kum, soda ve kireç… Bu üçü, ağzı dev bir yanardağı andıran koca fırınlarda 15 bin dereceyi görünce erir, cam olur. Kendisine ruhundan ruh üfleyecek usta ellerin özlemiyle yanar tutuşur cam. Aydın Yıldız da, kendi sanatçı ruhundan cama can katan usta sanatçılardan biri.

Maddenin her hali içinde zarafetle dans eden cam, onun sihrini çözmeye muktedir olmuş ehil ellerde sanat eserine dönüşüyor. İşlendiğinde o denli sert ve kırılgan bir malzeme halini alan cam, ateşin karşısında ona tümüyle teslim olmuş, itaatkâr bir âşık edasıyla her şekli alabiliyor.
Sanatsal ifade aracı olarak mükemmel bir malzeme olan cama istenilen şekli vermek için ustasının sanat algısının gelişmiş olması, estetik duyarlılığa sahip olması gerekiyor. İyi bir sanat eseri ortaya koymada estetik duyarlılığa sahip olmak, tek başına elbette yeterli değil. Tüm sanat dallarında olduğu gibi bu sanatta da özveriyle, bıkmadan, usanmadan çalışmak yani adanmışlık şart..

Cam sanatında kaydedilen en önemli ilerleme “üfleme” yönteminin bulunması olarak gösteriliyor. Cam üfleme sanatından bahsetmeden önce camın tarihçesine kısaca bir göz atmakta yarar var. Cam yapay olarak üretilmeden önce de her zaman doğada var olan bir maddeydi. Doğal cam olan obsidiyen maddesi, camın tipik özelliklerini taşıdığından çeşitli dönemlerde değişik yöntemlerle biçimlendirilmiş.
Hammaddesi kum, soda ve kireç olan yapay camın ise, ilk olarak Mısırlılar ve Finikeliler tarafından İsa’dan Önce (İ.Ö) 2. yüzyılda üretildiği söyleniyor. Gerçekte suni camın ilk olarak nasıl üretildiğine dair kesin herhangi bir kanıt mevcut olmasa da, tarihçiler Mezopotamya’da bulunan ilk cam örneklerinin İ.Ö. 3. yüzyıla ait olduğunu söyler. Öte yandan, Romalı bir tarihçi olan Pliny’ye göre, camı ilk olarak Finikeli denizciler bulmuş. Rivayet odur ki, denizciler, Suriye’nin Prolemais bölgesindeki sahilde kamp kurarlar ve ateş yakarak kaplarını, aynı zamanda yükleri olan soda blokları üzerine koyarlar. Denizciler ertesi gün uyandıklarında, ateşin sıcaklığından dolayı kum ve sodanın camı oluşturduğunu görürler. Pliny’nin bu anekdotu ne kadar aydınlatıcıdır bilinmez, ama cam üretimi için gerekli olan doğru formülü içerdiği de yadsınamaz bir gerçektir. Çünkü kum, cam üretiminde en önemli maddedir ve kaynama noktasını düşürmek için soda, sertleşmesi ve uzun ömürlü olması için ise kireç eklenir. Bir araya getirilen bu maddeler, bir yanardağ ağzını andıran 15 bin derecedeki koca fırınlarda eritilip, kıvamlı bir sıvı haline getirme işlemine tabi tutulur. Yüksek ısıda şekillendirilebilir bir form halini alma özelliği, belki de hiçbir malzeme için bu kadar önem taşımaz. Cam, bu özelliği ile sabırsızdır, ustalarının da dediği gibi bekletilmeye pek gelmez.

Üfleme Tekniği Camda Milat

Cam, eski zamanlarda genellikle kralların himayesinde ve krala bağlı olarak faaliyet gösteren atölyelerde zengin müşterilerin ihtiyaçlarını karşılamak için üretilirdi. Keşfedildiği ilk günden itibaren değerli taşlara ve madeni eşyalara alternatif olarak üretilip kullanılırdı. Roma Dönemi’nden itibaren, neredeyse tüm cam eşyaların üretiminde seramik, taş ve madeni eşyalar taklit edildi. Estetiğin ön planda olduğu cam objelerin üretimi, zaman içerisinde bir sanat dalı halini aldı.
Cam sanatındaki en önemli ilerleme “üfleme” yönteminin bulunması olarak bilinir. Bazı kaynaklara göre, camın sanatla buluşmasının ilk adımı olan üfleme tekniği Milattan Önce (İ.Ö.) 1. yüzyılın sonlarına doğru Finikeliler tarafından bulunmuş, fakat bu teknikten tam olarak yararlanılması ise ancak İ.Ö. 1. yüzyılın son çeyreğinde, ortası boş metal bir üfleme çubuğunun kullanılmaya başlamasıyla gerçekleşmiş. Pipo denilen bu ortası boş metal çubuğun kullanılmaya başlanması, cam üretimi için âdeta bir dönüm noktası olmuş.

Bazı kaynaklara göre ise üfleme tekniği tarihte ilk olarak İ.Ö. 20’li yıllarda Suriyeli cam ustaları tarafından kullanılmış. 7. yüzyıldan itibaren Mısır’ın İskenderiye kenti cam üretim merkezi haline geliyor. Türklerde ise cam sanatı Artuklular ve Selçuklular zamanında başlıyor ve İstanbul’un fethinden sonra Osmanlı döneminde gelişiyor. Üfleme tekniği ile yapılmış olmaları Artuklu, Selçuklu ve Osmanlı camlarının ortak özelliği olarak gösteriliyor. 19. yüzyıl, Osmanlı cam üfleme sanatının en parlak dönemi olarak tarihe geçmiş. Çeşm-i bülbül ve Beykoz işi bu dönemden günümüze ulaşabilen tekniklerden bazıları. Türkler 20. yüzyıla gelinceye kadar cam yapımında seri üretime geçemiyor. Çağdaş anlamda ilk cam fabrikasının temeli 1934 yılında Beykoz Paşabahçe’de   kuruluyor.
Cam sanatında üfleme tekniğinin kullanıldığı durumlarda fırından alınan ve “fıska” diye tabir edilen sıcak cam, hafifçe nefes verip üflendikten sonra soğumaya başlıyor. İşte bu noktada tekrar erimiş cama batırılarak daha büyük bir forma sokulabiliyor cam. Ve sıra geliyor cama form kazandırmaya. Burada kepçeleme yöntemi devreye giriyor. Her defasında yeniden ısıtılan cam, kepçede küre haline getirilirken soğutuluyor ve pipo denilen ortası boş bir metal üfleme çubuğu ile sürekli olarak döndürülerek cama kepçe içinde istenilen form veriliyor. Uygun sıcaklığa ulaşıldığında ise üfleme işlemi gerçekleştiriliyor. Cama istenilen şekil verilirken, tercihe bağlı olarak kristal haldeki özel cam boyaları kullanılarak renklendirme işlemi yapılabiliyor. Camın sıcakken şekil verilebilme özelliği, bu sanatla uğraşan ustalara maharetlerini sergileme imkânı da veriyor. Sanatçı böylece, bir virtüöz gibi camı dilediği veya kendisinden istenen şekle çevirebiliyor.

Cam Üfleme Sanatının Az Sayıdaki Temsilcilerinden Biri

Çağdaş anlamda ilk cam fabrikasının temelinin 1934 yılında Beykoz Paşabahçe’de atıldığını yukarıda belirtmiştik. Bu yıl 75. kuruluş yıldönümünü kutlayan Beykoz Paşabahçe fabrikası, tek bir tesiste 400 kişilik çalışanıyla faaliyete girdiği ilk yılın sonunda, 4 Temmuz 1935 tarihinde ilk ürününü vermiş. İkinci yıla gelindiğinde ise fabrika, 3 bin tonluk üretim ile Türkiye’nin tüm şişe ve cam eşyası talebini karşılar hale gelmiş. Ocak 2005’e gelindiğinde Paşabahçe Mağazaları Moskova’da ilk prestij mağazasını açıyor. Paşabahçe Şişecam, bugün 5 bin 250’si yurt dışında olmak üzere toplam 18 bin çalışanı ile kurulduğu gün 3 bin ton olan üretim faaliyetini yıllık 3 buçuk milyon tona ulaştırmayı hedefliyor. 75 yıllık serüveni içinde pek çok kişiye ekmek kapısı olan Paşabahçe cam fabrikası, aynı zamanda pek çok cam sanatçısı için de bir okul olmuş. Cam üfleme sanatçısı Aydın Yıldız da onlardan biri. Demirkapı’daki cam atölyesinde ziyaret ettiğimiz Yıldız, dergimize, cam üfleme sanatıyla ilgili serüvenini anlattı.
Cam sanatı, Paşabahçe’de çalışan babasından miras kalmış Yıldız'a. Aydın Yıldız ve biraderi Medeni, çocuk yaşta Paşabahçe’de çalışmaya başlamış. Cam işini kendisine öğreten ustalarını bugün rahmet ve minnetle andığını söyleyen Yıldız, “Paşabahçe bizim için bir okuldu. Ustalarımızdan Allah razı olsun. Onların sayesinde bir meslek sahibi olduk” diyor.

Cam sanatında alaylı olduğunu anlatan Yıldız, okul olarak gördüğü Paşabahçe’ye 1971 yılında girmiş. 1984 yılına kadar Paşabahçe’de çalışan Aydın Yıldız, kendi iş yerini açmak üzere buradan ayrılmış. Bugün, unutulmaya yüz tutmuş el sanatlarımızdan cam üfleme sanatının az sayıdaki temsilcisinden biri olan Aydın Yıldız, atölyesini açtığı ilk günlerde işe cam çay kaşığı üretimiyle başlamış. Kendi atölyesindeki ilk üretimlerini şöyle anlatıyor Yıldız: “Uzun bir süre yaptım çay kaşıklarını. Daha sonra bir süre rüzgâr çanlarını yaptım, Paşabahçe’ye fason olarak cam bardakların kulplarını yaptım. Şaka kadehleri vardı bir aralar, onlardan yaptım, hem yurt içine, hem de yurt dışına.”

Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde bulunan bazı eserlerin cam modellerini çeşitli oksit boyalar kullanarak hayata geçirmiş Yıldız. Bu sırada cam bardak üretimini sürdüren Yıldız Cam Atölyesi'nde, ürün yelpazesini giderek genişletmiş ve hediyelik eşya, tıbbi mamuller, aydınlatma ürünleri ve birçok değişik ürünü üretebilir aşamaya gelmiş.

Usta Olmak İçin En Az Bir Yıl Çöpe Çalışmak Lazım

Aydın Yıldız’ın atölyesinde şu anda 10 kadar cam ustası çalışıyor. Çalışanların büyük bir kısmının, Paşabahçe’den emekli çocukluk arkadaşları olduğunu söyleyen Yıldız, biraderi Medeni ve oğlu Serhat’ın da atölyede çalıştığını anlatıyor. Kardeşi Medeni Paşabahçe’de iki yılını geçirmiş ama oğul Serhat, cam üfleme sanatında yolun henüz başında. “Bu sanatı geleceğe taşıyacak yeni nesiller yetiştirmek lazım” diyen Aydın Yıldız, cam üfleme sanatında yol kat etmek için bir hayli emek ve sabır gerektiğini ifade ediyor.
Bu sanata yeni başlayan birinin en az bir yıl “çöp”e çalışması gerektiğini de belirten usta sanatçı, “Çok pratik yapmak gerekiyor. El ve nefese dayalı bir sanat olduğundan ikisi arasındaki ahengi sağlamak için yapacak, çöpe atacak, tekrar yapacak yine çöpe atacak uzunca bir süre. Başka yolu yok öğrenmenin” diye konuşuyor.

Çizimi yapılıp önüne konulan her türlü tasarımı cam üfleyerek hayata geçirebilen usta sanatçı Aydın Yıldız’ın en büyük merakı müze kopyaları yapmak. Bunun için Bodrum başta olmak üzere pek çok kentte müzeleri gezdiğini söyleyen Yıldız, buralarda gördüğü cam örneklerinin röprodüksiyonlarını yapmış. Usta sanatçının müzelere ilgisi Türkiye ile sınırlı kalmamış.

İsviçre, Japonya, Katar, Kuveyt gibi ülkelere sanatını tanıtmak için yaptığı ziyaretlerde buralardaki müzeleri de gezmiş Aydın Yıldız. Ziyaretlerinde yaptığı cam üfleme gösterilerinin büyük ilgi gördüğünü belirten sanatçı, bir Ege firmasının organizasyonuyla gittiği Japonya’da, Japonların yemek yerken kullandıkları ‘hashi’ denilen çubukların camını yapmış. “Camdan çubukların içine zeytinyağı koyduk, orada tanıtım amaçlı dağıttık, çok hoşlarına gitti” diyen Yıldız, burada da ilgi çekici cam üfleme şovları gerçekleştirdiğini belirtiyor.


39 Yıllık Tecrübe + 5 Dakika

Yurt içinde ve yurt dışında pek çok karma sergiye katıldığını ifade eden cam üfleme sanatçısı Aydın Yıldız, kendi seçme eserlerinden kişisel bir sergi açmak istediğini sözlerine ekliyor. Söyleşimiz sürerken, tornasının başında bizim için de bir gösteri yapmasını istiyoruz sanatçıdan. Atölyenin nispeten daha sessiz olan yazıhane bölümünden, torna seslerinin birbirine karıştığı üretim kısmına geçiyoruz. Yıldız’ın tornasının çevresinde küçük cam semazen örnekleri, güvercin formları görüyoruz. Sanatçı alıyor eline içi boş bir cam çubuğu ve yüksek ısıda şekil verilebilir hale gelinceye kadar ısıtıyor, bir yandan da ölçülü bir şekilde nefes veriyor çubuğa.

Bu arada çalışırken, aşama aşama yaptıklarını anlatmayı da sürdürüyor Yıldız: “Oksijen ve gaz kullanıyoruz, yani ikisinin karışımı bir şey. Verdiğimiz ısı 300 ilâ 1400 derece arasında değişiyor. Erittiğiniz zaman cam hammaddesi zaten hamur haline geliyor, istediğiniz şekli verebiliyorsunuz. Fırınlama aşamasına geçiliyor en son. 600 derecelik bir fırına giriyor ürün, tansiyonunu almak amacıyla. Daha sonradan çatlamasın diye yapılıyor bu. Fırında 1,5-2 saate yakın kalıyor.” Sadece 5 dakika içerisinde elimize alabileceğimiz kadar soğumuş küçük cam semazen hazır hale geliyor Aydın Yıldız’ın maharetli ellerinde. Yıldız, işin o kadar da basit bir şey olmadığını anlatmak için “Sadece 5 dakika değil elbette, 39 yıl artı 5 dakika” diyor gülümseyerek.
Cam üfleme sanatçısı Yıldız, işledikleri camın hammaddesini yurt dışından getirttiklerini ifade ediyor. Almanya, Çin ve İtalya’dan değişik çaplarda, 1,5 metre boyunda gelen hammadde, atölyedeki ustaların hünerli ellerinde, dengeli nefesleri eşliğinde, önlerine konulan tasarıma göre çarpıcı şık cam objelere dönüşüyor.  Yazları gittiği Bodrum’da, İstanbul’da Ortaköy’de zaman zaman cam üfleme gösterileri yaptığını anlatan Aydın Yıldız, şovları satış amacının ötesinde bu sanatı tanıtıp sevdirmek için yaptığını belirterek, “Sadece alkış bile yeter” diye konuşuyor.  

İSMEK El Sanatları Dergisi 11 İNDİR

Bu yazı 1513 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK