Mimari

Üsküdar’da Bir Lâle Devri Yadigârı: Ahmediye Külliyesi

  • #


Yazı: İbrahim ÖZTÜRKÇÜ

1134 (1721-22) tarihinde Tersane Emini Ahmet Ağa tarafından Lâle Devri baş mimarı Mehmed Ağa’ya yaptırılan Ahmediye Külliyesi, Osmanlı mimarisinde ve kültür tarihinde Lâle Devri olarak adlandırılan (1703-1730) ve klasik dönemden sonra Batılılaşma dönemine geçişi temsil eden önemli bir yapıdır. Ahmediye Külliyesi, cami, medrese, dershane, kütüphane, sebil, çeşmeden oluşan geniş kapsamlı ve orta ölçekli bir külliye olup genel hatlarıyla klasik Osmanlı mimarisinin bir devamı olarak görülebilir.

Dersaadet olarak da isimlendirilen İstanbul, 19. yüzyılın ortalarına kadar idari yapı bakımından dört ayrı bölüme ayrılmıştır. Bunlardan ilki, İstanbul Kadılığı’nın yetki sahası olan İstanbul metropolünün kent merkezi kabul edilen Suriçi’dir. Galata, Üsküdar ve Eyüp’ten oluşan ve  “Bilâd-ı Selâse” olarak isimlendirilen beldeler ise bu geniş alanın kazalarıdır. Bu kazalar, kadılar tarafından yönetilmiştir. Bu kazaların içinde Anadolu ve Müslüman-Türk kimliğini temsil eden en önemli belde hiç şüphesiz Üsküdar’dır.

Anadoluluğu ve Anadolu Türk-İslam geleneğini temsil eden Üsküdar, Anadolu Yakası’nda ve Boğaz’ın hemen girişindedir. 1352’de Orhan Gazi tarafından fethedildikten sonra Anadolu’dan gelen Müslüman halk, Üsküdar’a yerleşmeye başlamıştır.  O tarihten itibaren sahil boyundan başlayarak iç kısımlara doğru genişleyen Üsküdar, tarihi kimliğini İstanbul’un fethinden çok evvel kazanmıştır. Tarihî Üsküdar, Salacak ile Paşalimanı arasında yer alırdı; zamanla, İstanbul’un diğer semtleri gibi günden güne büyümüş ve gelişmiştir. Mimar Sinan’ın Üsküdar’daki ilk eseri olan ve Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan adına yaptırılan Mihrimah Sultan Camii dışında 1547 tarihinden itibaren, Türk’ün büyük mimarının bu güzel beldeye birbirinden güzel 34 eser kazandırdığını söylersek, Üsküdar’ın İstanbul ve tarihteki önemini belirtmiş oluruz sanırım. İstanbul’un hiçbir kazasında Mimar Sinan’ın bu kadar yapısı yoktur.1


Mimarî Açıdan Ahmediye Külliyesi ve Müştemilâtı

Mimar Sinan ve Lâle Devri (1703-1730) mimarî yapılarının hayat verdiği Üsküdar’daki önemli yapılardan biri de günümüze kadar mimarî kimliğini muhafaza eden Ahmediye Külliyesi’dir. Bu tarihî külliye, Üsküdar’da Ahmediye semtinde eski Ahmediye Caddesi’nde Yeni Gündoğumu Caddesi ile Esvapçı Sokağın birleştiği köşede bulunmaktadır. Her iki sokağa açılan avlu kapıları vardır. Arazinin meylinden dolayı sokak tarafındaki kesme taş ve kitâbesiz kapısından merdivenle avluya çıkılırken; Gündoğumu Caddesi üzerindeki avluya giriş kapısı, etrafı kabartma çiçek nakışlı ve kenarı dantelâlı kemerli bir mermer kapı olup başlı başına bir sanat eseridir. Üsküdar III. Ahmet Meydan Çeşmesi’nde (1727-28) daha güzel örneklerine rastladığımız ve Lâle Devri mimarî eserlerinde sıkça görülen kabartmalı çiçek nakışının nadide örnekleri, cadde kapısından külliyeye girişte hemen dikkatleri çekmektedir. Üsküdar’a Lale Devri yadigârı olan ve kabartma çiçek nakışlarının, dantelâ kemerlerinin, gülçe çiçek motiflerinin ve kabartma selvilerinin, kısaca 18. yy. Türk yapı sanatının en göz alıcı örneklerinin dikkatle bakanları adeta mest ettiği bu tarihi yapı; bir cami, bir medrese, bir kütüphane, bir sebil ve iki çeşmeden oluşmaktadır. Ahmediye Külliyesi’nin bir özelliği de güzergâhı itibariyle şehir dokusuna katkısıdır. 18. yüzyılın ilk yarısına kadar önemli bir yol güzergâhı olan Ahmediye semti, Üsküdar İskelesi’nden başlayıp çarşı yolunu Karacaahmet Türbesi’ne, İbrahimağa yolunu da eski Bağdat yoluna bağlayan önemli bir güzergâhtır.

Külliyenin planı şöyledir:

Gündoğumu Caddesi ile Esvapçı Sokağı’na bakan iki cephe halinde sıralanan külliye yapısına giriş iki ayrı kapıdan sağlanmaktadır. Tekke ya da Dershane Kapısı denilen kitabeli asıl giriş kapısı Gündoğumu Caddesi üzerinde olup sağında bir çeşme, solunda da bir sebil yer alır. Kapının üzerinde 1133 (1720-21) tarihinde Tersane Emini Ahmet Ağa tarafından yaptırılmış medresenin dershanesi oturtulmuştur. Altı kemerli penceresi ve tunç şebekeli hazirenin çevre duvarı aşağıya doğru devam eder. Kitabesiz beyaz mermerden ikinci bir çeşme ise hazirenin bittiği köşeye yakın avlu duvarı önüne oturtulmuştur. Bu çeşmenin arkasında külliyenin ikinci bir haziresi bulunmaktadır. Külliyenin ikinci kapısı olan ve kitabesi bulunmayan kütüphane kapısının yer aldığı Esvapçı Sokağı’na bakan kuzey cephede ise yükseltilmiş zemin katı üzerine oturtulan kütüphane binası yer alır. Her iki kapıdan geçilerek ulaşılan iç avlunun batı ve güney yönünü ise L biçiminde medrese odaları çevreler. Külliye müştemilatını tamamlayan muvakkithane, hamam, mutfak, aşhane ve bir açık türbe de dikkati çekmektedir. Ayrıca muvakkithanenin sol tarafında, hazire duvarı önünde bulunan sadaka taşı da külliyeyi tamamlayan tarihî bir belge kıymetindedir.2 Külliye, bezeme özellikleri açısından Lâle Devri taş süsleme üslubunun karakteristik motiflerini büyük ölçüde korumuştur.

Külliyenin Bânisi Ahmet Ağa

Külliyenin bânisi Eminzâde Ahmet Ağa için Sicill-i Osmânî’de şu bilgi vardır: İzmirli Ali Paşa’nın kardeşi olan Ahmet Ağa, tahsilden sonra İstanbul gümrükçüsü olmuş; 1117 (1705)’te silâhdar, sonra sipahiler ağası, başbaki kulu ve 1127 (1715) Muharrem’inde tekrar silâhdar ağası olmuş, fakat aynı yılın Receb’inde azledilmiştir. 1128 Cemaziyelâhirinde (Mayıs 1716) paşalıkla Erzurum Beylerbeyi’si olan Ahmet Ağa, o sene Şevval’inin dördünde (21 Eylül) rütbesi kaldırılarak Arşuva Kal’ası’na gönderilmiştir. Daha sonra sırasıyla 1129 (1717)’da çavuşbaşı, sonra Darphane emini ve 1134 Şaban’ında (Mayıs 1722) tekrar çavuşbaşı, 1135’te tekrar Darphane emini ve 1139 (1726)’da Tersane eminliğine getirilmiştir. Sonra I. Ahmet’in kemerlerine bina emini oldu. 1143 (1730) tarihinde vefat eden Ahmet Ağa’nın kabri cami ile dershane arasındaki hazirededir. Hazirenin Gündoğumu Caddesi’ne bakan yüzü, mermer sütunlu ve şebeke demirlidir. Buranın altı penceresi vardır. Lâhdinin kavuksuz, köşeli bir sütun şeklindeki baş taşına şu kitâbe yazılmıştır:

El-Fatiha. “Dirîğa Hacı Ahmed sâhibu’l-hayrât Eminzâde / Ki terk-i âlem-i fâni idüb azm itdi ukbâya / Rızâ-yı Hakk’a mal ü canın bezl eyledi merhûm / Ki bilmişdi cihân bâki değil a’lâ vü ednayâ / Neşîmensâz-ı Firrdevs-berîn olub Hüdavenda / Resûl-i Ekrem olsun Cennet-i âlâ’da hem-saye / Bu mısra’la didi târîh-i fevtin geldi bir dâ’i / Eminzâde cihândan göçdü tâ Firdevs-i  a'lâya”. Sene 1143

Kitabenin caddeden okunması için aynısı ayak taşının dış yüzüne de yazılmıştır. Üçüncü pencere önündeki lâhdinin şâhideleri, haziredeki bazı mezar taşlarında olduğu gibi eşsiz servi ve sarmaşık gülü kabartmaları ile bezenmiştir.

Külliye Yapıları ve Mimarî Özellikleri: Ahmediye Camii

Gündoğumu Caddesi ve Esvapçı Sokağı’nın birleştiği köşede yer alan kare planlı, tek kubbeli Ahmediye Camii, inşa malzemesi düzgün olmayan taş ve tuğla karışımı moloz taşından yapılmıştır. Soldaki minaresi tamamen kesme taştan yapılmıştır. Şimdiki caminin yerinde daha önce ahşap Kefçe Dede Mescidi bulunuyordu. Mir’at-ı İstanbul’da Ahmediye Camii ve bânisi hakkında şunları söylemektedir: “Doğancılar kurb-u civarında bulunan işbu mahallede Cennet-mekân Ahmed Han-ı Sâlis zamanında ashâb-ı hayırdan Tersane Emini Ahmed Ağa’nın bina etmiş olduğu cami-i şerif ile medrese, sebîl ve kütübhane ve çeşmesi kâindir. Bu camiin yanında bidâyette civarında medfun Kefçe Mehmed Dede nam zatın mescidi var imiş. Muahharan Ahmed Efendi tarafından kârgîr olarak yanı başına cami-i mezkûr ile medrese, sebîl, mekteb, çeşme, muvakkithane bina ettirmiş olduğundan Ahmediye Camii ve caddesi denilmekte ve buradan Doğancılar’a giden cadde de Kefçe Sokağı namıyla yad olunmaktadır.”3
Ancak bu caminin ön tarafındaki son cemaat yeri ve onun üzerindeki ahşap meşruta yıkılmıştır. Bu yerin eski kemerli kapısı, cami cephesinde hâlâ görülmektedir. Caminin sağ köşesindeki kemerli kapıdan ibadet sahnına girilir. Kapı üzerinde 20 mısralı ve 1134 (1721) tarihli Arapça bir kitâbe bulunmaktadır.  Bu kitâbenin üzerinde ve bir madalyon içinde şu kitâbe vardı ki, bugün mevcut değildir. Kitâbe Kavsarazâde Selim Efendi tarafından yazılmıştır.

1722 tarihli bu kitabede, yerinde bulunan Kefçe Dede mescidinin harap olduğunu, yerine Hacı Ahmed Ağa’nın bu camiyi yeniden yaptırdığı ve minber koydurduğu yazılıdır. Caminin 1277/ 1860 tarihli bir diğer onarım kitabesi İ. Hakkı Konyalı tarafından tespit edilmiş, ancak günümüzde mevcut değildir. Onarımlar sonucu kısmen değişikliğe uğradığı resimlerden tespit edilebilen caminin son cemaat yeri mevcut değildir. 1965’ten sonra yapılan onarımda ise ahşap son cemaat yeri kaldırılmıştır. Giriş kapısının üstü, bugün küçük bir sundurma ile kapatılmış olup son cemaat yeri duvarının sağındadır. Bu cephe üzerinde ortada bir mihrap ve sol üstte kapı ve pencerenin varlığı kadınlar mahfilinden buraya bir geçiş olarak kullanılmış olabilir. Günümüze ulaşan duvar kalıntılarından, caminin iç avludan girilen bir kapısı ve hazire ile birleşen bir çevre duvarı olduğu anlaşılmaktadır.

İç mekânda kubbe, dilimli tromplar aracılığı ile duvarlara oturmaktadır. Sekizgen kasnakla takviye edilen kubbenin her kenarında sivri kemerli birer pencere açılmıştır. Duvarlarda ise iki sıra halinde yedisi altta, sekizi üst sırada dikdörtgen açıklıklı kesme taş söveli pencereler yer alır. Hafifletme kemerleri taş ve tuğla karışımı almaşık düzende yapılmıştır. İç mekânda ahşap direkler üzerine oturan kadınlar mahfilinin sonradan yapıldığı ileri sürülür. Mihrap bu gün sade bir niş şeklindedir. İ. Hakkı Konyalı’nın kaydettiği mihrap içini süsleyen 18. yüzyıla ait yeşil zeminli Kâbe tasvirli panodan iz kalmamıştır. Mermer minber ise, geometrik ve bitkisel süslemeli ajurlu aynalık ve korkuluk kısımları ile cami içinde Lâle Devri bezeme anlayışını yansıtır. Minber merdivenini taşıyan üçgen alınlık kısmının alt bölümünde dikdörtgen çerçeveler içine alınmış, her birinin çevresinde natüralist üslupta çiçekler bulunan iki sivri kemerli göz bulunmaktadır. Merdiven başlangıcına yakın olan üçüncü göz içi oyulmayıp, mermer yüzey üzerine gövdesi taralı selvi ağacı motifi işlenmiştir. Bir sıra profille çevrelenmiş olan merdiven korkuluğunun bezemesi de oyularak yapılmış yıldız ve altıgenlerin kaydırılarak dizilişinden oluşur. Üçgen alınlığın ortasına ise ajurlu bir gülbezek motifi yerleştirilmiştir. Minbere çıkan merdivenlerin başlangıcındaki giriş üst kısmında bir yazıt ile içi rumi ve stilize palmet motifleriyle bezeli tepeliği yer alır. Baklava başlıklı dört sütun üzerine taşınan içte kubbe, dışta konik örtülü minber külahında bir hadis yazılıdır. Minberin köşk kısmının sağ ve sol alt köşelerine silmelerle çerçevelenmiş dikdörtgen panolar içine birer adet geniş gövdeli dar boyunlu vazo içinden çıkan buğday başağına benzeyen lâle ve simetrik gül motifleri kabartma olarak işlenmiştir.4

Tek kubbesi sekiz yüzlü ve her yüzünde bir pencere bulunan bir kasnağa oturtulmuş mabedin, kubbe ve duvarları nakışlarla bezelidir. Mermer nakışlı üç köşeli vaiz kürsüsü çok güzel olup,nakışlı ve oymalı minberi ise bir şaheserdir. Külahının kenarına bir hadis-i şerif yazılmış, mihrabına da bir Kâbe resimli çini yerleştirilmiştir.

Caminin ilk vâizi, kerametine inanılmış, seçkin kişiliği olan, Ruhu’l-Beyân Tefsiri yazarı İsmail Hakkı Bursevî Efendi idi. 1137’te (1724) vefat etmiş, Bursa’da, Tuzpazarı civarındaki Celvetî Dergâhı’na gömülmüştür. Birçok eseri vardır.5 Mabedin altında ve Gündoğumu Caddesi üzerinde bir de muvakkithanesi vardır. Bunun sol tarafında mermer bir sadaka taşı bulunmaktadır. Mir’at-i İstanbul’da camide Rufaî ayini icra olunduğu yazılmaktadır.

Lale Devri’nin bu güzel yadigârının mimarı, Kayserili Mehmed Ağa’dır. Lâle Devri baş mimarı Mehmet Ağa’nın İstanbul’da ve Üsküdar’da başka eserleri de vardır. Mehmed Ağa, 1116 (1704) yılına kadar Hassa Baş Mimarı olan Ebu Bekir Ağa’nın yerine geçmişti. Fakat bu uzun sürmemiş ve 1117 şevvali ortalarında (1706 Ocak sonu) Hacı İbrahim Ağa baş mimar olmuştu. 23 Zilkade 1120’de (3 Şubat 1709) tekrar baş mimar olan Mehmed Ağa İstanbul’a birçok eser kazandırmıştır. Bunlar arasında Üsküdar’da;

1- İskele Meydanı’ndaki muhteşem çeşme,

2- Yeni Valide Camii,

3- Ahmediye Camii,

4- Kaptan Paşa Camii ve birçok çeşme bulunmaktadır. 1155’te (1742) vefat ederek Edirnekapı Mezarlığı’na gömülmüştür. Şâhidesi mevcut değildir.

Lâle Devri baş mimarı olan Mehmed Ağa, Melek lâkabıyla anılan Eminzâde Ahmed Ağa’nın bu külliyeden başka Üsküdar’da ve Kasımpaşa’da birer çeşmesi daha vardır.6


Ahmediye Camii Medresesi-Mektebi

Ahmediye Külliyesi’ne dâhil olan medrese, Gündoğumu Caddesi’ne açılan mermer avlu kapısının ve iki yanındaki sebil ile çeşmenin üzerindedir. Dershane, 1133 (1720-21) tarihinde Tersane Emini Ahmet Ağa tarafından yaptırılmıştır. Dershane, 182 sene mektep vazifesi görmüş, 1899 tarihinde ölen Ahmediye Camii imamı ve Rufaî şeyhi Mahmut Efendi tarafından da tekke haline getirilmiştir.7  Bundan ötürü avlu kapısı evvela, Dershane-Mektep Kapısı ve daha sonra da Tekke Kapısı adını almıştır. Günümüzde bir bölümü Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne bağlı Üsküdar imareti, diğer bir bölümü Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Kur’an kursu olarak kullanılan Ahmediye Medresesi, 50 yatılı talebeye hizmet vermektedir. Medrese, orta avluyu batı ve güney yönünden L şeklinde kuşatan on bir oda ile Gündoğumu Caddesi’ne açılan girişin üzerindeki dershane mekânından oluşmaktadır. Bir zamanlar mektep talebelerine, daha sonra Rufaî tarikatının sohbet ve zikir halkalarına hizmet eden mekânlarda, günümüzde Ahmediye Kur’an Kursu hafızlık talebelerinin sesleri çınlamaktadır.

Avlu kapısı üzerindeki 16 mısralı tarih kitâbesi, dershane için konmuştur. Dershane kapısından, üzeri tonoz kemerli bir koridora girilir. Sağdaki kapıdan ve iki dirsekli taş bir merdivenden fevkânî olan dershaneye çıkılır. Sekiz köşeli, tek kubbeli dershanenin önünde zemini taş döşeli bir avlu vardır.

Bu avlunun üzeri, iki yandan dershaneye, ön kısımları zarif mermer sütunlara bindirilmiş üç beşik kubbeli geniş bir revak ile örtülmüştür. Sütun başlıkları istalaktitlidir. Şair Salim’in hazırladığı ve nesih hat ile yazılmış beş satır halindeki on mısralı kitâbesi mermer kemerli kapı üzerindedir;

Cenab-ı sâhibu’l-hayrat ya’ni el-hac Ahmed kim / Anın nakş-ı mekin iştihârıdır Eminzâde / Hezar  ahsenet o merd-i akibet endiş ü âgâh / Ki olmaz ziynet dihi rûze-i dünyaya dildâde / Bilüb dehrin fenasın da’ima fikr-i muad eyler / Bugünden hazır eyler zahr ü zârın yevm-i miâde / Bu beyt-i ilm ü fazlı hasbeten-lillah idüb ma’mur / Ulûma sa’y iden tâlîbler içün itdi âmâde / Salima zeyl-i itmamında nakş itdim bu tarihi / Bu darü’z-zeyn-i ilmi eyledi tekmil Eminzâde. Sene 1133

Dershane, alt-üst beşer pencereden ışık almaktadır. Tamamen kesme taştan yapılmış olan bu eserde ayrıca dışa taşmalı, üstü istalaktitli bir mihrap bulunmaktadır. Bunun sağ tarafında bir dolap vardır. Bu güzel manzumenin mimarı, Kayserili Mehmet Ağa’dır.

Beşi güneyde, altısı doğuda yer alan kubbeli odaların önünde mermer sütunlu, baklava başlıklarla, yuvarlak kemerlere oturan kubbeli revak uzanır. Kare planlı medrese odaları, pandantifli kubbeler, revağa açılan birer kapı, dolap nişleri ve birer baca ile donatılmışlardır. Güney yönünde abdest musluklarının bulunduğu yerde dört mermer sütuna oturan yuvarlak kemerli, tonozla örtülü ikinci bir revak parçası medresenin dershanesine birleşir. Giriş kapısının üzerinde yüksek konumu ile dershane mekânı, sekizgen planlı, merdivenlerle çıkılarak ulaşılan basık kemerli kapısı önünde mukarnas başlıklı altı mermer sütuna oturan, ortası çapraz tonoz yanları kubbe ile örtülü revak bulunmaktadır. Mermer söveli kapının üzerindeki şair Selim’e ait beş mısralık kitabe 1134/1722 tarihini taşır. İç mekânda giriş ve mihrap duvarı dışında diğer cephelere altlı üstlü birer pencere açılmıştır. Mermer mihrabı beş sıralı mukarnaslı ve dışa doğru çıkıntılıdır.

Dershanenin XIX. yüzyıl içinde Rufaî tekkesi haline getirildiği, sonradan buranın bir tekke için dar gelmesi nedeniyle caminin son cemaat yerine ahşap bir ilave yaptırılarak taşındığı ileri sürülmektedir. 1915’li yıllara ait fotoğraflarda görülen ahşap ilave 1931’de çökmüş ve kalan izlerden 1965’li yıllara kadar duran bir son cemaat yeri yapılmıştır. Dershane ile medrese arasındaki dört kemerli tonoz örtülü revakta dokuz adet abdest musluğu bulunmaktadır.8

Mir’at-ı İstanbul’dan öğrendiğimize göre medresenin duvarında çıkmış olan servi ağacı “hayret-bahş-ı ukûl”, akıllara hayret verecek derecede güzeldir.9 Gündoğumu Caddesi’ne açılan istalaktitli, enlice bir korniş altında büyük bir kitâbe taşı vardır.  Onun altında, etrafı kabartma çiçek nakışlı ve kenarı dantelâlı kemerli mermer kapı, kendi başına bir sanat eseridir. Dört satır halinde yazılmış olan kitâbesi şudur:

Emînzâde cenâb-ı Hacı Ahmed / Sütûde-menkabet Ağa-yı zî-şân / Bu nâzik-ter mahallin Üsküdar’ın / idüb müstağrak-ı na’mâ-yı ihsân / Yapub câmi bu Kepçe Mescidi’ni / Getürdü su idüb atşâna reyyân / Binâ itdi bir a’lâ dershâne / Bu yolda sarf idüb mâl-i firâvân / Okunsun ilm-i din fıkh u ferâiz / Ehâdis-i Nebi tefsîr-i Kur’an / Olub hayratı makbûl-i İlâhî / Mu’ammer ide anı Rabb-i Rahmân / Müzehheb nusha-i ikbali tâ haşr / Ola vâreste asîb-i devrân / Didi bir ehl-i dil târîh-i sâlin / Zehî tahsîlgâh-ı ilm ü irfân.

Kitâbenin altında herhangi bir rakam bulunmamaktadır.

Caddeye açılan kapının sağ tarafında 1134 (1722) tarihli muhteşem bir çeşme, sol tarafında ise yine aynı tarihte yaptırılan, Lâle Devri’nin en güzel sebillerinden biri bulunmaktadır. Kapıdan, üzeri tonoz kemerli bir koridora girilir. Sağ tarafındaki bir merdivenle dershaneye çıkılır. Soldaki bir kapıdan da sebile girilir. Koridordan külliyenin avlusuna geçilir. Hemen sol başta abdest muslukları mahalli vardır. Müteaddid çeşmeciklerin önünde dört mermer sütunun taşıdığı bir revak ve bunun yan ve gerisinde ise medrese odaları bulunmaktadır.10


Ahmediye Camii Çeşmesi

Ahmediye Camii Çeşmesi, Gündoğumu Caddesi üzerinde ve bu cadde ile Esvapçı Sokağı’nın birleştiği yerde bulunan Ahmediye Camii Külliyesi’nin kıble tarafındaki avlu kapısının sağındadır. Kapının sol tarafında Ahmediye Sebili, çeşmenin üstünde ise, bir zamanlar tekke olarak kullanılan Ahmediye Mektebi bulunmaktadır. Giriş kapısının sağına dershane duvarına yerleştirilen ilk çeşme, sol taraftaki sebille aynı üsluptadır. Dikey oturtulmuş bir dikdörtgenden meydana gelen çeşmenin cephesi beyaz mermerle kaplıdır. Dikdörtgen bir çerçeve içine alınmış, dilimli, sağır kemeri işlenmeden sade bırakılmış olan ayna taşının üzerinde 1863 tarihli onarım kitabesi yer alır. Orta kısmı yan taraftaki sebilde olduğu gibi, içi on bir dilimli nişle dolgulanmış, bunun üzerine beş beyitlik talik hatlı inşa kitabesi yerleştirilmiştir. Yuvarlak kemerli dilimli niş iki yanda palmet tepelikle biten sütunçelerle sınırlandırılmıştır. Çeşme cephesini içte tek sıralı mukarnaslı bir bordür, dışta ise kıvrık dal ve rumilerden oluşan geniş bir bordür çevreler. En üstte iki tarafında iri birer rozet bulunan, içi kıvrık dallarla dolgulanmış dilimli gövdeli bir tepelik ile taçlanır. Bu motif tepede bir ve iki yanda yarım palmet motifleriyle son bulmaktadır.11

Çeşme, Türk çeşme mimarîsinin en güzel örneklerindendir. Som mermerden yapılmıştır. Zarif bir mihrabı andıran ayna taşının üzerinde tavus kuşu kuyruğu biçiminde kabartma bir şekil vardır. Ayna taşındaki gül kabartmaları ile setlerden başlayıp kitâbenin üstünden dolaşan çiçek motifli bezemeleri pek göz alıcıdır. Yüzünün iki yanına ince, narin sütun kabartmaları yapılmıştır. Kemer vazifesi gören, yelpaze biçimindeki şekil üzerinde beş satır halinde hazırlanmış olan on mısralı şu kitâbe bulunmaktadır:

Zehi dil-cû-yı zîba çeşmesâr-ı rûh-perver kim / Ataş-ı ümmete mâü’l-hayâtı eyledi icrâ / Zehî hâtır güşa aynü’l-hayât-ı hûb manzar kim / Bakup reşk eyler ana çeşme-i mihr-i cihân-ârâ / Hilâl-i iyd eğer zencir-i râh-ı kehkeşan birle / Asılsa Kefçe-âsâ tâkına şâyestedir hakkâ / Bu dilkeş çeşmesârın âb-veş bânîsinin dâ’im / Zülâl-i tab’ını gerd-i kederden pâk ide Mevlâ / Bu mısra’la didi hâtif ana bir bî-bedel târîh / Emînzâde bu ayn-ı çeşmesârı eyledi icrâ. 1134 (1721-22)

Kitâbenin tarih beyti, manzumeden ayrı yazılmıştır.

Çeşmenin ayna taşı üzerinde 1280 (1863) tarihli, beş satırlık şu tamir kitâbesi bulunmaktadır:

“Ve min el-mâi külle şey’in hayy” / Cennet-mekân Gazi Sultan / Mahmud Han-ı Sani aleyhi Rahmetü’l-Bârî / Hazretlerinin harem-i ismet-penahilerinden üçüncü / İkbali Devletlû Tiryal Hanım Hazretleri’nin işbu mâü’lhayatın / Menba’ından bed’ile mecrasının / mücedded hükmünde tamir ve ihyasına / Himmet ve bu babda na’il-i  / muvaffakiyyet olmuşlardır. / Sene 1280 fî 27 R

Çeşme, 11 Ekim 1863 tarihinde Tiryal Kadın tarafından tamir edilmiştir.12


Üsküdar’da Sebil Geleneği ve Ahmediye Camii Sebili

Üsküdar’da yüzyıllar boyunca birçok sebil tesis edilmiştir. Bugün bunlardan ancak 21 tanesinin adları ve yerleri bilinmektedir. Üsküdar’da 16. yüzyılda bir, 17. yüzyılda dört, 18. yüzyılda üç, 19. yüzyılda altı sebil yapılmıştır. Ayrıca yapılış tarihleri bilinmeyen yedi sebil daha bulunmaktadır.

Sebil, yollar üzerinde, gelip geçenlerin su içmeleri için yapılan yapılardır ki, pencerelerinde daimi surette su dolu maşrapalar bulundurulurdu. Dağıtılan sudan para alınmazdı. Bu binalara sebilhane de denirdi.

Suyu olmayan sebillerin içinde bulunan kuyudan çekilen sular dağıtıldığı gibi mermerden veya topraktan yapılmış küplere sakalarla getirtilen sular dağıtılırdı. Bazı sebillerde kandil, bayram ve cuma günleri ve geceleri de bal ve şekerden yapılmış şerbet verilmesi ve ilk açma törenlerinde birkaç gün şerbet dağıtılması adettendi. Genellikle su veya şerbet içmek isteyenlere sebilci, bir zincirle bağlı olan kulplu bakır, pirinç ve tonbak taslarla verirdi.

Üsküdar sebillerinin üç tanesi hariç, hemen hemen hepsi Üsküdar Büyük İskelesi ile Karacaahmet Türbesi arasında yapılmıştır. Bu yol, Roma, Bizans ve Osmanlı Türkleri zamanında İstanbul’u Anadolu’ya bağlayan tek yoldu. İskele Meydanı’na çıkan ve Anadolu yolculuğuna hazırlanan her yolcu, mutlaka Hüdâyî Hazretleri Türbesi’ne uğrar, dua eder ve buradaki sebilden su içerek, Menzilhane Yokuşu’ndan Karacaahmet Türbesi’nin bulunduğu mevkiye gelirdi. Bu türbenin bulunduğu yer ise, bir dua ve toplanma mahalli idi. Burada on iki sebil yapılmıştır.

Ahmediye Camii sebili, eski Ahmediye yeni Gündoğumu Caddesi üzerindedir. 1134 (1721-22) tarihinde Ahmediye Camii, medresesi, mektebi, kütüphanesi ve çeşmesi ile beraber yaptırılmıştır. Bu, devrinin en güzel ve zarif eseri, külliyenin bânisi, Eminzâde Hacı Ahmet Ağa tarafından yaptırılmıştır.

Sebilin sağ tarafında caminin avlu kapısı ve mermer çeşmesi, üzerinde ise Ahmediye Mektebi bulunmaktadır. Tamamen mermerden yaptırılan sebilin şebeke demirli üç penceresi vardır ki ince dört sütun arasına yerleştirilmiştir. İstalaktitli başlıkları bulunan sütunların, birbirine bağlayan mermer kemerleri vardır. Ahşap saçak altında, tavuskuyruğu şekli üzerinde ve her pencere yüzünde ikişer beyit olmak üzere, on iki mısralı kitâbesi vardır. Bu kitâbe, pencere üzerindeki mermer kemerler üzerinde de devam etmektedir. Hepsi yirmi mısra olan bu kitâbe şudur:

Sağdaki pencere üzerinde ve saçak altında: Eminzâde cenab-ı hacı Ahmed kim bu âlemde  / Ana oldu müyesser hâk-bûs-i Kâbe-i ulya / Zehi zîba sebîl-i mâ-i selsal-i musaffâ-ter / K’olur nûş eyledikce ayn-ı Zemzem-veş safâ-bahşâ.

Ortadaki pencere üzerinde ve saçak altında: İdüb teşmir bâzu-yi fütüvvet fî-sebîlillâh / Pür itdi ni’met-i hayr ile Çeşm-i Kepçeyi hakka / Terazide n’ola tartılsa âbı dürr ü güherle / Letâfetde ana lülesi lâla olamaz hemtâ. Soldaki pencere üzerinde ve saçak altında: Ataş-ı nâse bir âb-ı musaffayı sebîl itdi / Yenabi-i himemden bu mahalle eyleyüb icrâ / Safâ-yı lezzetini bir kez düşünde Kûh-ken görse / İderdi ömrü oldukca leb-i Şîrin’den istiğnâ Sağdaki birinci pencere üzerinde: Aceb mi teşne lebler olsa şîrîn-kâm da’vâlı  /  Ziyafet eyledi atşane şehd ü şir ile gûyâ

Ortadaki pencere üzerinde: İdüb hayratını mebrûr ide Hakk sa’yini meşkûr / Mu’în ola hemişe ana lûtf-i hazret-i mevlâ Soldaki pencere üzerinde: Gelen dil-teşneye her kûzesi Sâlim didi tarih / Zülâl-i pâki nûş it bu sebîl-i âbden sıhha. Sene 1134

Kitâbe, şair kazasker Mirzazâde Sâlim Mehmet Emin Efendi tarafından hazırlanmıştır. Kendisi, Şeyhülislâm Mirza Mustafa Efendi’nin (öl.1135/1722) oğludur. İyi bir medrese tahsili gören Sâlim Efendi birçok vazifelerde bulunduktan sonra 1149 (1736-37)’de Mekke Kadısı olmuş ve 1151 (1738)’de de Şam’a gelmesi emrolunmuştur. 1152 Muharrem’inde (Nisan 1739) Trablusşam ile Şam arasında Mefrik’te vefat etti ve oraya gömüldü.13


Ahmediye Camii Kütüphanesi

Kütüphane, Ahmediye semtinde ve Ahmediye Camii Külliyesi’ne dâhil olup 1134 (1721-22) tarihinde Tersane Emini Ahmet Ağa tarafından fevkânî olarak yaptırılmıştır.

Esvapçı Sokağı’na açılan merdivenli avlu kapısı bu yüzden “Kütüphane Kapısı” ismini taşımaktadır. Bu kapının kitâbesi yoktur. Kütüphaneye çıkmak için dar bir kapıdan girilir. Uzunca bir koridorun sonunda iki taş basamak ile sahanlığa gelinir. Burada 360 derece dönülerek on basamak ile kütüphane önündeki sahanlığa (hayat) çıkılır. Üzeri, altı mermer sütunun taşıdığı üç kubbe ile örtülmüştür. Sol tarafında bir küçük çeşme ve helâ bulunmaktadır. Çeşmenin suyu, sakalar tarafından taşınmaktadır. Tek sağır büyük kubbesi sekiz yüzlü bir kasnağa oturtulmuştur. Alt-üst 13 pencereden ışık alır. Kemerli ve mermer söveli kapısından içeri girildiğinde sol tarafta iki kapaklı dolap, üç katlı mermer bir niş bulunduğunu görürüz. Tam karşıda yaşmaklı bir ocak bulunmaktadır.

Kapısının üzerinde kitâbesi yoktur. Kütüphane, Esvapçı Sokağı tarafında ve bir köşesi konsollar üzerinde dışarı taşırılmış olarak tamamen kesme taştan yapılmıştır. Kütüphanenin mimarı, Lâle Devri baş mimarı Kayserili Mehmet Ağa’dır. Kütüphanenin 1139 tarihli vakfiyesi vardır. Şamî Mehmed Efendi kütüphaneye 50 kitap vakfetmiştir.

Günümüzde Kur’an kursu olarak kullanılan yapının iç mekânında bir ocak, iki dolap ve işlemeli üç mermer niş bulunmaktadır. Kütüphanenin sokak cephesinde zemin katla üst kat arasını dolduran üç sıralı konsol dizisi ile üst hizada sivri kemerli pencerelerin arasına yerleştirilen konsollar üzerine bindirilmiş konut tipinde iki küçük kuş evi görülür. Burada uygulanan küçük boyutlu kat odalarının zemin katına konsollarla bindirilen cumbalı cephe düzenlemesi, özellikle XVIII. yüzyılın kütüphane ve sıbyan mekteplerinde yaygınlık kazanmıştır. 1732 tarihli Hekimoğlu Ali Paşa, 1715 Vefa Şehit Ali Paşa Kütüphanesi ile 1728 Aksaray Süleyman Halife Sıbyan Mektebi bunların en iyi bilinen örnekleri arasındadır.14

Osmanlı Mezar Taşları ve Ahmediye Camii Haziresi

İstanbul’da yaşayanların gördüğü revnaklı rüyalardan biri de, hayatla ölüm arasındaki ince çizgiyi gösteren mezarlıklardır. Şehrin Eyüp,  Fatih ve Üsküdar gibi daha eski yerleşim alanlarında, gündelik hayatı çevreleyen kimi kavuklu, kimi fesli, kimi sarıklı sakinlerini misafir eden kadim mezarlıklar her an gözümüzün önündedir.  Çoğu zaman servilerin gölgelediği mezarlıklar, insanı gaflet uykusundan uyandıran ibretlik aynalardır. O aynada herkes, bir gün muhakkak kendisine de uğrayacak ölüm meleğinin varlığını idrak eder.

Fransız yazarı T. Gautier,  “Neden bilmem, Hıristiyan mezarlıklarından duyduğum hüznü, Türk mezarlıklarında duymam!” Alman Mareşal H. Von Moltke ise: “Mezarlar İstanbul’un etrafında, en güzel manzaraların göründüğü burunları taçlandırırlar ve eğer vücuttan ayrılan ruhların bazen mezarların etrafında dolaştıkları doğru ise, burada bu ruhlar mehtapta Avrupa ve Asya tepelerini Boğaz’ın, Marmara’nın parlak aynasını ve yüz seneye kalmadan hepsi bu servilerin altında uyuyacak olan yarım milyon nüfusla muazzam şehri seyrediyorlar.”

Türk-İslam medeniyetinin Osmanlı Devleti ile vücut bulan ihtişamını en güzel anlayan ve en güzel şekilde dizelerinde yaşatan Yahya Kemal ise, bir sohbetinde “Milliyetini idrak eden millet, ölüleriyle birlikte yaşar.”15 diyerek, bizlere anlamlı bir ders vermiştir.

Ahmediye Külliye haziresi, caminin her iki yanına yayılmış olarak güney ve kuzey cephe üzerinde iki bölüm halinde, Gündoğumu Caddesi ile Esvapçı Sokağı’nın birleştiği noktada birleşir. Gündoğumu Caddesi’ne bakan hazire tarafı altı kemerli pencere duvarı ile kuşatılmaktadır. Diğer bölüm sokağın köşesinden başlayarak giriş kapısı üzerinde sona erer. Ana cadde üzerindeki hazirede başta Eminzade Ahmet Ağa (ölm. 1730) ile iki oğlu, kızları, eşinin mezar taşları ile çok sayıda dönem için karakteristik süslemeli mezar taşı örneği bulunmaktadır. Mezar taşlarındaki süslemeler, Külliye’nin diğer aksamında olan Lâle Devri motiflerini yansıtmaktadır. Ana cadde üzerinde ve kemerli pencere önündeki mezar taşlarının pehle kısımlarındaki tabak içindeki meyve motifleri son derece görkemlidir. Bazı mezar taşlarındaki tarikat sembolleri de dikkat çekmektedir. Cami minberinde gördüğümüz selvi ağacı kabartmaları, avluya bakan bazı mezar taşlarında da görülmektedir. Genellikle talik ve sülüs hattın örneklerine rastladığımız hazirede, kâtibî mezar taşlarındaki gül motifi son derece enfestir. Camiye bitişik olan Kefçe Dede’nin açık kubbeli türbesinin bulunduğu hazirede, bir zamanlar ziyaretgâh olan Üsküdar Mollası ve Divan şairi Emin Mehmed Efendi’nin yazısız muhteşem lahdi göz alıcıdır. Hazirede, camide görev yapan imam ve müderrislerin de kabri bulunmaktadır. Büyük molla, sarıklı ve tuğba ağacı kabartmalı Mustafa Asım Efendi’nin nefis yazılı mezar taşı görülmeye değer. Külliyenin banisi Eminzade Ahmed Ağa’nın lahid biçimindeki 1143/1730 tarihli kitabesinin yazılı olduğu mezartaşı, kavuksuz ve köşeli bir sütun biçimindedir. 1159/ 1746 tarihli Ahmed Ağa’nın oğlu Osman Ağa (Zilkade 13, Kasım 1746) ile aynı tarihli diğer oğlu Emin Muhammed Ağa’ya (Şevval 20, Kasım 1746) ait çiçekli ve kâtibî başlıklı mezar taşları ise Lâle Devri’nin zarif vazolar içinden çıkan çiçek motifi kompozisyonlarının güzel bir örneğidir. Her iki lahdin kâtibî tipi kavuğunun üzerine dalı, yaprağı ile birlikte işlenmiş kabartma gül motifleri ve 1146/1733 tarihli servi kabartmalı muhteşem lâhit, Eşrâf-ı kuzât-ı kirâmdan Mehmed Emin Efendi’ye ait büyük molla sarıklı ve tuğba ağacı kabartmalı lahit Üsküdar için nadir örneklerdir.

Sonuç olarak, 1134 (1721-22) tarihinde Tersane Emini Ahmet Ağa tarafından Lâle Devri baş mimarı Mehmed Ağa’ya yaptırılan Ahmediye Külliyesi, Osmanlı mimarisinde ve kültür tarihinde Lâle Devri olarak adlandırılan (1703-1730) ve klasik dönemden sonra Batılılaşma dönemine geçişi temsil eden önemli bir yapıdır.

Külliye mimari açıdan Lâle Devri özelliklerini yansıtmakla beraber, bezeme alanında kullanılan natüralist üslupta yapılmış ve Ahmediye Camii minberinde, haziredeki mezar taşlarında görülen vazo içinde çiçek buketleri, İstanbul’da Topkapı Sarayı önündeki III. Ahmed Çeşmesi (1728) ile aynı tarihli Üsküdar III. Ahmed Çeşmesi (1727-28) de, örneklerinde olduğu gibi son derece dikkat çekicidir. Ahmediye Külliyesi, cami, medrese, dershane, kütüphane, sebil, çeşmeden oluşan geniş kapsamlı ve orta ölçekli bir külliye olup genel hatlarıyla klasik Osmanlı mimarisinin bir devamı olarak görülebilir.


1)Mimar Sinan’ın Üsküdar’daki yapıları için Bkz. Mehmet Mermi Haskan, Yüzyıllar Boyunca Üsküdar, Cilt 1, İstanbul 2001, s. 261-262. 2)En güzel örneğini Üsküdar’da Doğancılar Caddesi üzerinde ve Mirahur (İmrahor, 1597) Camii yanında gördüğümüz sadaka taşları, sayıları az olan kıymetli tarihî miraslarımızdandır. Gündoğumu Caddesi üzerinde ve Ahmediye Camii muvakkithanesinin solunda, hazirenin demir şebekeli penceresinin önünde bulanan sadaka taşı ise diğer örneklerine nispeten daha kısa ve farklı bir stildedir. Bugün yokuşu çıkanların daha çok dinlenmek için oturak olarak kullandıkları bu taş, bir zamanlar fakirlere uzatılan yardım elinin bir nişanesiydi. 3)Mehmed Raif, Mir’at-ı İstanbul, Âlem Matbaası, İstanbul 1314, s. 107. Ayrıca bkz. Ayvansarâyî Hüseyin Efendi, Hakîkatü’l-Cevâmi’ (Haz. Ahmed Nezih Galitekin), İşaret Yayınları, İstanbul 2001,  s. 617. 4)Dr. Gülçin Erol Canca, Üsküdar Ahmediye Külliyesi ve Lale Devri Mimarisi İçinde Bir Değerlendirme, Uluslararası Üsküdar Sempozyumu VI, İstanbul 2008, s.  193-195. 5) Doğum yeri İstanbul olan İsmail Hakkı Bursevî (ölm. 1725)’nin eserleri ve ilk defa 1722 yılında geldiği Üsküdar’da bulunduğu tarihler için bkz. Ayvansarâyî Hüseyin Efendi, a.g.e. , s. 617-619.6) Geniş bilgi için bkz. Mehmet Nermi Haskan, Yüzyıllar Boyunca Üsküdar, cilt I, İstanbul 2001,  s. 63-67. Ayrıca Külliye’nin mimarı için bkz. Mehmet Nermi Haskan, a.g.e. , cilt I, s. 389. 7)>Medresenin tekke (Şeyh Mahmut Efendi Tekkesi) olarak kullanıldığı dönemler için bkz. Mehmet Nermi Haskan, Yüzyıllar Boyunca Üsküdar, cilt I, İstanbul 2001,  s. 406.8) Dr. Gülçin Erol Canca, a.g.m. , s. 195. 9) Mehmed Raif, a.g.e., s. 108. 10) Geniş bilgi için bkz. Mehmet Nermi Haskan, Yüzyıllar Boyunca Üsküdar, cilt II, İstanbul 2001,  s. 898-899. 11) Dr. Gülçin Erol Canca, a.g.m. , s. 196. 12) Geniş bilgi için bkz. Mehmet Nermi Haskan, Yüzyıllar Boyunca Üsküdar, cilt III, İstanbul 2001,  s. 1037. 13) Geniş bilgi için bkz. Mehmet Nermi Haskan, Yüzyıllar Boyunca Üsküdar, cilt III, İstanbul 2001,  s. 1207-1209.14) Geniş bilgi için bkz. Mehmet Nermi Haskan, Yüzyıllar Boyunca Üsküdar, cilt II, İstanbul 2001,  s. 945; Dr. Gülçin Erol Canca, a.g.m. , s. 195-196. 15) Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver, Yahya Kemal’in Dünyası, Tercüman Tarih ve Kültür Yayınları, İstanbul 1980, s. 150.

  



İSMEK El Sanatları Dergisi 13 İNDİR

Bu yazı 2290 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK