Resim

Osman Hamdi Bey'in İlkleri ve Yalnızlığın İki Tablosu

  • #


Yazı: Hafize ERGENE

Osmanlı İmparatorluğu son dönemlerine doğru, Doğu ile Batı arasında ikilemler içerisindeyken, Osman Hamdi Bey, bir dönemi şekillendiriyordu. Sanat ve arkeoloji alanlarında gerçekleştirdiği ilklerle bir döneme imza atan Osman Hamdi Bey, Türkiye’nin ilk arkeoloğu, ilk ressamı, İstanbul Kadıköy’ün ilk Şehremini,  İstanbul Arkeoloji Müzesi’nin ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nin kurucusu, bir Osmanlı aydınıydı. İlklerin adamı Osman Hamdi’nin, Batı topraklarında yalnızlığa mahkûm iki eseri, “Cami Kapısı” ve “Nippur Kazıları”, yüz yıllık ayrılığın ardından Türk sanatseverle buluştu. Pera Müzesi, sanatseverin hafızasına “Kaplumbağa Terbiyecisi” tablosu ile kazınan Osman Hamdi Bey’in çok farklı yönlerini ortaya çıkaran bir sergiye ev sahipliği yaptı. Küratörlüğünü Pennsylvania Üniversitesi’nden Prof. Renata Holod ile Prof. Robert Ousterhout’un üstlendiği “Osman Hamdi Bey ve Amerikalılar: Arkeoloji, Diplomasi, Sanat” adlı sergide, çeşitli koleksiyonlardan derlenen ve birçoğu ilk kez sergilenen eserler yer aldı. Sanatseverler Pera’daki sergide; Pennsylvania Üniversitesi Müzesi, Boston Güzel Sanatlar Müzesi, Berlin Alte Nationalgalerie, İstanbul Arkeoloji Müzeleri, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi ve özel koleksiyonlardan derlenen, 19. yüzyıla ait arkeolojik fotoğraf ve çizimler, mektuplar, resmi belgeler, kitaplar, seyahat günlükleri ile aralarında bilinen en eski tıp metninin bulunduğu Sümerce tabletler ve ilk kez sergilenen Osman Hamdi Bey resimlerini de görebildi. Sergi, Osman Hamdi Bey’in ressamlığının yanı sıra arkeoloji ve müzecilik kariyerine de tanıklık etmesi, Osmanlı İmparatorluğu ile Amerika’nın akademik, arkeolojik ve diplomatik ilişkilerine ışık tutması bakımından önemliydi.


Osman Hamdi Bey ve Tarihteki “İlkler”

Pera’daki sanat sergisini ele almadan önce sergiye konu olan Osman Hamdi Bey’i tanımakta yarar var. 1842 yılında İstanbul’da doğan ve 1856 yılında Maarif-i Adliye okuluna başlayan Osman Hamdi'nin babası İbrahim Ethem Bey, çocuklarının yurtdışında tahsil almalarını istemiş. Türkiye’nin ilk maden mühendislerinden biri olan İbrahim Ethem Bey -ki kendisini 1877’de Sadrazamlığa kadar yükselmiştir- bu yüzden Osman Hamdi’yi, hukuk eğitimi alması için Paris’e göndermiş. Fakat o, içindeki ressamı susturmayı başaramamış ve Paris’te hukuk eğitimi yerine ömrü boyunca tutku ile bağlı olduğu resim eğitimi almayı tercih etmiş. Paris’te Ecole des Beaux Arts’ta dönemin ünlü oryantalist ressamlarından Jean-Leon Gerome ve Boulanger’den resim eğitimi alan Osman Hamdi, daha sonraları kendisiyle aynı dönemde devlet desteği ile resim eğitimi almak üzere Paris’e gelen Şeker Ahmet Paşa ve Süleyman Seyyid’le birlikte, Türk resim sanatının ilk kuşağını oluşturacaktır. Böylece Osman Hamdi Bey, ismi ile birlikte anılan pek çok alanda “ilk olma”nın ilk adımını atmış. Paris’te aldığı eğitimin ardından babasının isteğiyle Osmanlı topraklarına geri dönen Osman Hamdi, Bağdat İli Yabancı İşler Müdürlüğü, Saray Protokol Müdür Yardımcılığı, Kadıköy’ün ilk Şehremini (Belediye Başkanı)  görevlerini üstlenmiş. Osmanlı-Rum Harbi’nin ardından memurluktan ayrılan Osman Hamdi Bey, 1881 yılında Padişah 1. Abdülhamit’in bizzat talebi ile Müze-i Hümayün’e (İmparatorluk Müzesi) ‘Müdür’ olarak atanmış. Osmanlı İmparatorluğu’nda bir müzeye getirilen “Osmanlı kökenli ilk müdür” unvanını da layığıyla göğüsleyen Osman Hamdi Bey, buradaki görevi devam ederken aynı zamanda Padişah 1. Abdülhamit tarafından Türkiye’nin ilk güzel sanatlar okulu olan Sanayi-i Nefise Mektebi’nin müdürlüğü ile de görevlendirilmiş.

Türkiye’nin İlk ve Tek Sanat Üniversitesinde İmzası Var

Kapılarını ilk olarak Arkeoloji Müzesi’nin karşısındaki binada 8 kişilik öğretim kadrosu ve 21 öğrencisiyle eğitime açan Sanay-i Nefise Mektebi’nin binasını, Osman Hamdi Bey, Mimar Valloury ile birlikte tasarlamış. Osman Hamdi Bey, akademik kadroyu da oluşturduktan sonra, okulu 1883 yılında öğrenime açmış. Bugün Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi ismini alan üniversite, Osman Hamdi’nin ilklerle dolu kaderini sürdürmeye devam ediyor. Üniversite bugün halen Türkiye’nin ilk ve tek güzel sanatlar üniversitesi olma unvanına sahip. Hem üniversite, hem de Müze-i Hümayün’deki görevini bir arada başarıyla yürüten Osman Hamdi Bey, bu topraklara ait olanın, bu topraklarda kalması için büyük çaba sarf etmiş. Bu düşünceyle Müze-i Hümayün müdürlüğüne getirilir getirilmez yaptığı ilk icraat, tarihi eserlerin yurtdışına çıkarılmasını engelleyen bir tüzük hazırlamak olmuş. Asar-ı Atika Nizamnamesi ile Osmanlı topraklarında yer alan tarihi eserlerin Batı ülkelerine kaçırılmasını önleyen Osman Hamdi Bey, müze müdürlüğü sırasında ilk Türk arkeolojik kazılarını da başlatır. Nemrut Dağı, Lagina ve Sayda’da arkeolojik kazılar gerçekleştiren ve en önemli kazılarından kabul edilen Sayda (Sidon- Lübnan) kazısında, dünyaca öneme sahip,  İskender Lahit’ini gün yüzüne çıkaran Osman Hamdi Bey’in yolu bir süre sonra, John Henry Heynes ve Prof. Herman Vollrath Hilprecht ile kesişmiş.


Amerika Arkeoloji Fotoğrafçılığının Babası

Amerika’da Osmanlı’yla birlikte başlayan arkeoloji ve bu amaçla kurulan Amerika Arkeoloji Enstitüsü, ilk kazısını Assos’ta yapmak için, Osmanlı İmparatorluğu adına Osman Hamdi Bey’den,  Asar-ı Atika Nizamnamesi uyarınca gerekli izinleri almış. Ve 1881-83 yılında Asos kazısı başlamış. Bu kazıyla birlikte, pek çok ilki gerçekleştirmiş olan Osman Hamdi Bey ile ‘Amerikan Arkeoloji Fotoğrafçılığının Atası’ olarak kabul edilen Heynes ve ‘Arkeolojinin Kolomb’u’ olarak kabul edilen Asur Bilimci Hilprecht’in yolları, medeniyetler beşiği, bereketli Anadolu topraklarında bir araya gelmiş. Bu buluşma pek çok tarihi eserin gün yüzüne çıkarılmasını, Anadolu üzerinde yaşayan birçok medeniyetin tarihinin aydınlanmasını sağlamış.  Bu da günümüzde Suna-İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi ile Pennsylvania Üniversitesi Arkeoloji ve Antropoloji Müzesi işbirliğiyle gerçekleştirilen, Osman Hamdi Bey ve Amerikalılar Sergisi’nin hazırlanmasının esin kaynağı olmuş.

Kesişen Üç Yaşamın Yansıması

Pera Müzesi’nde düzenlenen “Osman Hamdi Bey ve Amerikalılar: Sanat, Arkeoloji ve Diplomasi” adlı sergi, işte bu arkeolojik kazı talebiyle birlikte başlayan ülkeler arası diplomatik belgeleri, kazıyla sonucunda ortaya çıkan bazı tarihi eserleri ve Osman Hamdi Bey’in çok önemli tablolarını bir araya getirerek bir döneme ışık tuttu. Osman Hamdi Bey’in de arkeolog, ressam ve müzeci yönlerini gözler önüne seren sergide, 19. yüzyıla ait arkeolojik fotoğraf ve çizimler, diplomatik mektuplar, seyahat günlükleri ve arkeolojik buluntulara yer verildiğini belirtmiştik. Bunların arasında Sümerlilere ait tabletlerin de yer aldığını hatırlatalım. Bu tabletler sayesinde Sümer dili ve yaşamı ile ilgili çok önemli bilgilere ulaşılmış. Sergide Osman Hamdi Bey’in bilinen ve bilinmeyen tabloları sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Osman Hamdi Bey’in Türkiye’de daha önce hiç sergilenmeyen “Cami Önünde” ve “Nippur Kazıları” isimli iki tablosunun, anavatanında sanatseverlerle ilk kez buluşması sergiyi önemli kılan unsurların başında geliyor. Yıllardır büyük bir sabırla sergileneceği günü bekleyen bu tablolar, ayrıca hem dönemin Osmanlısı hakkında hem de Osmanlı’da Osman Hamdi ile başlayan arkeolojik kazılar hakkında bilgiler veriyordu. Yani hazırlanan bu sergi sayesinde tarih, sanat şahitliğinde dile geliyordu. Türkiye’de ilk kez sergilenen bu iki tablonun talihsiz hikâyelerinin oldukça ilginç olduğunu söylemeliyiz. Tarihi belgelere göre Osman Hamdi Bey, 1893’te Chicago’da düzenlenen Kolomb Dünya Sergisi’ne katılmak üzere “Cami Kapısında” ve “Türbede Kadınlar” isimli iki tablo yapmış. Bu iki tablo, serginin yapılacağı Amerika’dan önce 1891’de Berlin, 1892’de ise Paris’te düzenlenen sergilere gönderilir.


“Cami Kapısı” Tablosunun Yüzyıllık Yalnızlık Kaderi

Resimler Paris’te sergilenirken, Fransız eski eser yetkilileri, Osmanlı topraklarındaki kazılarda bulunan her tür arkeolojik malzemenin yurt dışına çıkarılmasını denetleyen Osman Hamdi’nin gözüne girmek için ve Osman Hamdi’nin Irak’taki bir Sümer öreninde çıkarılan önemli buluntuları Louvre Müzesi’ne devretmesinden duydukları minnetin bir ifadesi olarak, sanatçının “Türbede Kadınlar” isimli tablosunu satın almış. İşte Osman Hamdi Bey’in “Cami Kapısında” isimli tablosunun yüzyıl sürecek yalnızlığı da böylece başlamış. Osman Hamdi’nin iki eserini bekleyen, ancak bir tanesiyle karşılaşan Amerika’daki sergi yetkilileri, çeşitli nedenlerle “Cami Kapısında” tablosunu genel ziyaretçilere açık olmayan resepsiyon salonunda sergilemeye karar vermiş. Yani tablonun kaderindeki yalnızlık Amerika’da da peşini bırakmamış.

“Olağanüstü” Tablonun Hazin Hikâyesi

Tabloyu gören şanslı azınlığın hayran kaldığı ve “olağanüstü” olarak nitelendirdiği “Cami Kapısında” adlı tablodan, Nippur kazılarını yöneten ve bu sırada Osman Hamdi Bey ile de tanışan John Punnett Peters’ın da hayranlıkla bahsettiği biliniyor. Peters, Century Illustrated Magazine’de yayımlanan ‘An Art Impetus in Turkey’ başlıklı yazısında, tablodan, “Fotoğraftan bol bol yararlanarak, modeller kullanarak, matematiksel olarak ölçülmüş, fotoğraflarda çıkmayan mavi tonlu gölgelere varıncaya kadar büyük bir titizlikle resmedilmiş tipik, gerçekçi bir Doğu sahnesi” diyerek beğeni ile söz etmiş. Peters, yazısında tablonun Pennsylvania Üniversitesi tarafından satın alınacağına da değinmiş, ancak Ekim 1893’te kapanan Kolomb Dünya Sergisi’nden sonra tablo artık kayıptır. Tablonun varlığı hakkında, tamamlandıktan sonra çekilen siyah beyaz bir resimden başka, yıllarca tek bir kanıt bulunamamış. Tarihi belgeler arasında yapılan sanat dedektifliği de “Cami Kapısında” tablosunun yapayalnız ve kayıp olduğunu gösteriyordu. Ta ki 2007 yılında, Pennsylvania Üniversitesi Arkeoloji ve Antropoloji Müzesi arşivlerinde tablonun künyesi belirleninceye kadar kayıp, Aralık 2011 yılında Pera Müzesi’nde düzenlenen “Osman Hamdi Bey ve Amerikalılar” Sergisi’nde sergileninceye kadar da yalnızdı.  Bugün “Cami Kapısında” tablosu, Osmanlı’nın kültürel yapısını ortaya çıkaran bir tarihi belge kadar gerçekçi ve klasik oryantalist bakış açısından uzak bir tablo olarak çözümleniyor. Tablolarında kadını, harem dışında çağdaş bir görünümle resmeden Osman Hamdi Bey, bu tablosunda da zamanın moda renklerinde şık kıyafetler giyen kadın figürü ile erkek figürlerini yan yana resmetmiş olduğu için “oryantalist bakışı yıkıma uğrattığı” şeklinde yorumlanıyor.

“Nippur Kazıları” Tablosu

“Osman Hamdi Bey ve Amerikalılar” sergisinde yer alan “Nippur Kazıları” tablosu ise Türkiye’de sanatseverlerle ilk kez buluşan ikinci Osman Hamdi Bey tablosuydu. Osman Hamdi, John Henry Heynes kazı yerinde çektiği fotoğraftan yararlanarak, Nippur Tapınağı’nın ortaya çıkarılış hikâyesini anlatan bu eşsiz tabloyu yapmış. Tabloyu fotoğrafta tamamen görüldüğü gibi değil, birkaç değişiklikle tuale aktarmış. Mesela kazının Amerika’da bulunan sorumlusu Herman Vollrath Hilprecht’i, kazı yerine hiç gitmemesine rağmen, tabloda kazıların başında sembolize etmiş. 20 binden fazla çivi yazılı tablet, yaklaşık 500 vazo parçası, tapınak sarayın çeşitli kesimleri ve tapınak sarayın çevresindeki Sargon öncesi yapı kalıntıların ortaya çıkartıldığı Nippur Tapınak kazı yerini, Hilprecht gibi Osman Hamdi Bey de hiç görmemiş. Osman Hamdi’nin hiç gitmediği bu kazı yerini neden resmettiği tam olarak bilinmese de, diplomatik yazışmalar ve mektuplar gibi tarihi belgelerin ışığında, bu belirsizlik biraz olsun aydınlanıyor.


Nippur Kazıları'nın Kayıp Kaderi

Bu tablonun da “Cami Kapısında” adlı tabloya benzer hazin bir hikâyesi var. Osman Hamdi ve kazıların sorumlusu Herman Vollrath Hilprecht'in mektuplaşmalarından anlaşıldığı kadarıyla Pennsylvania Üniversitesi, sergilemek üzere Osman Hamdi Bey’den bir tablo istemiş. Hilprecht, Osman Hamdi’ye kazı yerini tasvir eden bir tablo yapabilmesi için de Heynes’in, Nippur Tapınak kazısında bizzat çektiği fotoğrafları gönderilmiş. Ancak Hilprecht’in, Nippur’da çıkarılmamış tabletleri yanıltıcı biçimde yayımlaması, buluntulardan bazılarını kendine ayırması ve keşfetmediği tabletlerin keşfini kendine mal etmesi gibi suçlamalarla görevden alınmasıyla birlikte “Nippur Kazısı” tablosu da tıpkı “Cami Kapısında” tablosu gibi, kayıp bir kadere mahkûm olmuş. Osman Hamdi Bey’in uluslararası bir kitleye sergileneceği umuduyla yaptığı tablo, Hilprecht’e gelen suçlamalar nedeniyle Hilprech’in eşi tarafından Almanya Jena’ya kaçırılarak, 1948 yılına kadar Hilprech ailesinin himayesinde Pennsylvania Üniversitesi’ne bağışlanmış. Osmanlı’nın vilayeti olan Irak’ta yer alan bir Mezepotamya öreninde, Amerika ile ortak yürütülen kazıyı konu alan bu tabloda, arkeolojik kazıların o dönemde nasıl yapıldığını, 1893’ten 1896’ya kadar süren kazının üçüncü sezonunda, tapınağın ne kadarının ortaya çıkartıldığı gibi tarihi izler, en küçük detayına kadar resmedilmiş. 1948’den 2000 yılına kadar üniversitenin arşivinde kaderini yaşayan tablo, yaklaşık bir yüzyıl sonra, 2011’in son çeyreğinde gün yüzüne çıkabilmiş. Tablo, İstanbul’da, Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi’nde düzenlenen Osman Hamdi Bey ve Amerikalılar Sergisi sayesinde, ihtişamını gösterme fırsatını yakalamış.

Bir Dönemin Gizli Tanıklarının Buluşması

Küratörlüğü Pennsylvania Üniversitesi’nden Prof. Renata Holod ve Prof. Robert Ousterhout’un yaptığı sergi, aslında tarihin gizli tanıklarını yıllar sonra bir araya getiriyor ve ziyaretçisine, Osmanlı’yla Amerika’nın önemli bir dönemini fısıldıyordu. Ülkeler arası kültürel ve sanatsal işbirliği ile hazırlanan sergi, dönemin Osmanlı ve Amerika’sının, arkeolojik kazılar sırasında diplomatik ilişkilerini nasıl yürüttüklerini, arkeolojik kazıların nasıl yapıldığını, fotoğraflar, resmi yazışmalar ve mektuplar aracılığıyla aydınlatıyordu. Resim aşkıyla yaşayan ve vefat ettiği 1910 yılına kadar resim yapan, çok yönlü kişiliğiyle Osman Hamdi Bey, tam bir Osmanlı aydınıydı. Osmanlı kültürüne dair her şeyi en ince ayrıntısına kadar resmeden Osman Hamdi, şüphesiz tüm dünyada önemli bir ressamdı. “Osman Hamdi Bey ve Amerikalılar: Arkeoloji, Diplomasi ve Sanat” sergisinde, Osmanlı’da Batılı anlayışta figürlü resmin ilk temsilcisi olan Osman Hamdi Bey’in, Türkiye’de ilk kez sergilenen “Cami Kapısında” ve “ “Nippur Kazıları” tablolarının yanı sıra “Gebze’den Bir Manzara” (1881), “Ab-ı Hayat Çeşmesi” (1904) ve Osman Hamdi Bey’in en tanınmış eseri olan 1906 yılında yapılan ilk “Kaplumbağa Terbiyecisi” (ikincisi ufak değişiklilerle 1907 yılında yapılmıştır) tabloları da yer aldı. Osman Hamdi’nin 1867 yılında Paris Dünya Sergisi’ne gönderdiği “Çingenelerin Molası”, “Pusuda Zeybek” ve “Zeybeklerin Ölümü” isimli tablolarınınsa nerede oldukları halen bilinmiyor.  

İSMEK El Sanatları Dergisi 13 İNDİR

Bu yazı 2656 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK