Makale

Osmanlı Armaları

  • #


Yazı: Elif Kübra YAZGAN

Devleti bütün unsurlarıyla yansıtan, milli ve manevi değerlerin bir arada yer aldığı Osmanlı armasının simetrik gizemli görüntüsü,  tarihi bir derinlik arz eden anatomik yapısı sayesinde sırrını korumuştur. Halk da Arma-i Osmanî’yi o derece benimsemiştir ki, sadece mimariye ve resmi belgelere değil, devlete sadakatini göstermek için günlük hayatın işleyişi için lazım gelen bütün araç ve gereçlerin üzerine nakşetmişlerdir.

Osmanlı İmparatorluğu’nda arma; sultan, kapıkulu, tarîkat ve ocaklarda, Sultan II. Bayezid döneminden sonra da yeniçeri orta nişanlarında kullanılmaya başlanmıştır. Osmanlı’da Batılı üslupta yapılan ilk arma, İbrahim Müteferrika’nın 1720 senesinde Sadrazam İbrahim Paşa’ya sunduğu, şimşir ağacını oyarak hazırladığı haritanın sol üst kısmında yer alır. Devlet-i Alîyye’de bugünkü bildiğimiz arma, Sultan III. Mustafa zamanında şekil almaya başlamış, standart görüntüsü ise 17 Nisan 1882 tarihinde Sultan Abdülhamid-i Sani’nin emriyle tescillenmiştir. Bu tarihten önceki padişahların kişisel imzası olan tuğralar,  aynı zamanda hanedanı ve devleti temsil eden arma görevini üstlenmiştir.
Devleti bütün unsurlarıyla yansıtan, milli ve manevi unsurların bir arada yer aldığı Osmanlı armasının simetrik gizemli görüntüsü,  tarihi bir derinlik arz eden anatomik yapısı sayesinde sırrını korumuştur. Hiçbir armaya nasip olmayan yaygın kullanımı halkın sevip benimsemesiyle, sadece devletle ilgili yazışmalarda değil, sosyal ve günlük hayatta da fazlaca kullanılmasını sağlamıştır.

Tuğra, Oğuz hakanlarından Oğuz Han’ın kullanmaya başladığı işaretten ortaya çıkmıştır. Lugatte iki manaya gelen tuğranın ilk anlamı, iki kanadı açık yırtıcı büyük doğan, tuğrul kuşudur. Diğer manası ise tuğrağ kelimesinden türeme, “Osmanlı padişahlarının imza yerine kullandıkları özel sembollerden oluşan iz, alamet, nişân-ı hâkânî’dir.

Anadolu lehçesinde sondaki “ğ” harfi okunmadığı için zamanla “tuğra” olarak değişir. İlk tuğrayı, Kınık Boyu’nun da arması olan çomak şeklini Tuğrul Bey kullanmış; yine Selçuklular çift başlı tuğrul kuşunu da tuğra olarak kullanmıştır. Anadolu Selçukluları’nın kavisli tuğraları Eyyubilere geçmiş, biraz şekil değiştirip Memluklulara ulaşmıştır. Memluklularda hükümdar ve babasının adını içeren bir satıra yazılan kavisli çizgiler yerine, dikey çizgilerin ağırlıkta olduğu tuğralar kullanılmıştır. Anadolu Selçuklu sultanlarının isimleri, bazı kitabelerde çift başlı tuğrul kuşu ile yer alır. Anadolu beyliklerinde ise tuğralar, sikke ve yazışmalarda kullanılmıştır. “Beyliklerde bilinen en eski tuğra resmi Saruhanoğlu İshak Bey’in (777 H.1374 M.) tarihli gümüş parasında vardır.”1

Osmanlı Sultanlarında Tuğra

Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk tuğranın, Söğüt ve çevresinde imparatorluğu kuran Osman Gazi’ye ait olduğu sanılmaktadır. Osmanlı Devleti’ne ait en eski tuğralı belge, Osman Gazi’nin saltanatı sırasında oğlu Orhan Gazi’nin “Orhan Sultan” ibareli 1 Ramazan 700/10 Mayıs 1301 tarihli Çalıca Vakfiyesi’nde yer alır.2  Babasının vefatından sonra tahta geçen ikinci Osmanlı Sultanı olan Orhan Gazi’nin tuğrası ise 20 Rebî’ul-evvel 724  (17 Mart 1324) tarihli Mekece Vakfiyesi’nde  “Orhan bin Osman” şeklinde değişir.

Arapça kökenli “bin” kelimesi, “oğlu” anlamındadır; bu ifade aynı zamanda sonraki tuğraların zeminini oluşturacaktır. Sultan I.Murad’ın bilinen tek tuğralı belgesi 1366 tarihli bir vakfiyede yer alır. Bu belgede “Elif” harfinde sağda bulunan zülfeler sola geçmiştir. Ayrıca “Murad bin Orhan” kelimesindeki “nun” harfi sancak oluşturacak şekilde sağdan birinci zülfenin üzerine kadar uzanmış, böylece beyze bölümü yavaş yavaş oluşmaya başlamıştır. Bu padişah tuğrasında, tuğların zülfe ve sancak yönü doğudan batıya doğru dalgalanmıştır. Sultan I. Bayezid tuğrasıyla birlikte tuğralara konulan “Han, Muzaffer, Muzaffer Daima, El Muzaffer Daima” gibi unvanların olduğu kısım, Devlet-i Âli Osmanî’nin tahtını sembolize eder.  Padişahın adıyla birlikte “El Muzaffer Daima” duası yer almıştır.


Yedinci Osmanlı Padişahı olan Fatih Sultan Mehmed’in tuğrası, şekil ve estetik bakımından kendinden sonraki tuğraların formunu oluşturmada önem arz eder.  Klasik tuğralarda yer alan hançer (kol) kısmı oluşmuş, “Mehmed bin Murad Han Muzaffer Daima” ibaresindeki “nun” harfleri, sancağın oluştuğu tuğları keser, sola paralel uzanıp kılıç olarak isimlendirilen hançer kısmını oluşturur. Klasik tuğrada yer alan tuğ, sancak, taht ve kılıç bölümleri Sultan II. Mehmed’in imzasında birleşik, iç içe olan beyzeler ise birbirinden uzaklaşıp oval şeklini almıştır. Tuğra artık arma görüntüsünü almaya başlamıştır. Sultan II. Mehmed ve Kanuni Sultan Süleyman tuğralarında ise, tuğranın etrafı ve içi çeşitli motiflerle süslenmeye başlamıştır. Sultan III. Mustafa’ya kadar eğik olan kılıç bölümü, bu padişah tuğrasında tam olarak kırılmıştır.

Mustafa Rakım Efendi’nin hat şaheseri kabul edilen Sultan II. Mahmud’un tuğrası, bu alanda zirve kabul edilmiştir. Görkemli taht kısmının yanında hükümdarın “Adlî” olan mahlası, tuğranın kılıç bölümü üzerinde yerini alır.

Tuğrayı bu kadar başarılı kılan etkenler arasında farklı tasarımıyla hat şaheseri olması, her padişahın künyesi ayrı olsa da bir öncekine benzerliği sayesinde devamlılık ve değişmezlik hissi vermesi ve özgün tasarımıdır. Tuğranın içeriği, padişahın saltanatı boyunca değişmemiştir. Belge üzerindeki sultan tuğraları sayesinde vesikanın tarihi hakkında ortalama tarih hesabı kolaylıkla yapılmaktadır. Tuğra çekme işi ilk zamanlar tevkî nişancı, tuğrakeş, tuğrâî, tuğranüvis namındaki kişiler tarafından yapılırdı ve yetkisiz tuğra çekilemezdi. Devlet kanunlarını iyi bilmek zorunda olan nişancı, ilmiye sınıfından olup, aynı zamanda Dîvan-ı Hümayun azasıdır.

Tuğra dört kısımdan oluşur.

İlk bölüm

“Sere” (Kürsü):Padişah ve babasının adıyla “şah, han, el-muzaffer daima” duasının yazılı olduğu metin kısmıdır.

İkinci kısım

“Beyze”:Bin ve han kelimelerindeki “nun” harflerinin kıvrılmasıyla sol tarafta meydana gelen, içi içe yazılan kavisli kısımdır.

Üçüncü bölüm

“Tuğlar”: Tuğranın üzerine uzanan “elif” harfine veya bazen de harf olmayan flama şeklindeki kavislere zülüf veya zülfe denir.

Dördüncü kısım

“Hançer”: Beyzelerin devamı olarak sağa doğru uzanan iki hat şeklindeki paralel şekle kol adı verilir. Bazı tuğralarda sultanın mahlası (Padişah II. Mahmud “Adlî”, Sultan II. Abdülhamid “El-Gazi”, Sultan V. Mehmed “Reşat”), tuğranın sağ üst kısmında da yer alır.
Devlet yazışma ve belgelerinde Tevk-i Hümayun, Tuğra-i Garra, Tuğrây-ı Garrây-ı Sami Mekân-ı Hâkanî, Tevk-i Ref-i, Tevk-i Ref-i Hümâyun, Nişan-ı Hümayun, Tuğrây-ı Meymun, Misal-i Meymun, Misal-i Hümayun, Nişan-ı Şerif-i Âlişan-ı Sultanî, Alamet-i Şerife deyimlerinin hepsine “tuğra” denir. Simgesel anlam itibariyle belgelerin başına çekilen tuğralar, isim olarak Osmanlı öncesine dayansa da dünyaca bilinen şekil ve estetiği, Osmanlılar tarafından geliştirilip mükemmel hale getirilmiştir. Sadece fermanlarda kullanılmayan tuğralar; evrağa resmiyet kazandırmak için, ahitnamelerde, menşurlarda, beratlarda, hanedan sembolü olarak para ve pullarda, defter ve kayıtların başında, sonraları arma olarak bayraklarda, sosyal ve askerî binalarda, mimaride, çeşmelerde, senetlerde, imarethanelerde, savaş gemilerinde, nüfus tezkerelerinde, cami ve saraylarda yoğunlukla kullanılmıştır.

Saltanatta bulunan padişahın tuğraları mühürlere kazınmış ve bu mühürlere “Mühr-i Hümâyun” denilmiştir. En az dört adet basılan mühürlerden birisi siyasi nedenlere bağlı olarak sınır boylarında ve eyaletlerde bulunan vezirlere, has odabaşına, harem haznedarına birer adet verilir, sultanda da en az bir adet bulunurdu. Mühr-i Hümâyun’da sultanın adı ve bazı ayet ve dualarla tuğrası vardır.

Bu mühürden başka, ayrıca, devletin üst kademelerinde bulunan vezir-i azam, eyaletlerdeki vezirler, sancak ve beylerbeyinde, mutasarrıf, vergi toplayan mütesellimler, Darüss’ade ağalar ve Haremeyn Vakfı nazırları da, hükümet ve eyalet işlerindeki belgelerde kullanılmak üzere tuğra yerine geçen “pençe” kullanmışlardır. Pençenin sancak kısmı tek kavislidir. Tuğ sayısı ve pençenin belge üzerindeki yeri, kullananın makamına göre değişiklik gösterir. Kullanılan belge Batı dillerinde yazıldıysa, yazının sol baş tarafına çekilirdi. Tuğra ve pençe arasındaki en önemli fark sancak kısmı tek kavislidir, çift kavisli beyzeler sadece tuğralara çekilmiştir.


Osmanlı Armasının Vücut Bulması

Osmanlı İmparatorluğu’nda arma; sultan, kapıkulu, tarikat ve ocaklarda, Sultan II. Bayezid döneminden sonra da yeniçeri orta nişanlarında kullanılmaya başlanmıştır. Batı devletlerinde daha yaygın olarak arma; krallar, şövalyeler, zengin aileler ve asilzadeler tarafından kullanmıştır. Kartal, yıldız, ok, yay, güneş, gül, çapa, çiçek, ay ve yıldız gibi çeşitli şekiller zaman içinde alem, bayrak ve nişanlarda kullanıldıysa da bunlar içinde devleti temsil eden en önemli simge tuğra, bayrak ve sancaklardaki tek ve üç hilal olmuştur.

Batılı üslupta yapılan ilk arma, İbrahim Müteferrika’nın, 1720 senesinde Sadrazam İbrahim Paşa’ya sunduğu, şimşir ağacını oyarak hazırladığı haritanın sol üst kısmında yer alır. Üst kısmı yukarıya bakan kalkanın içinde bir hilâl, çevresinde ise 12 adet irili ufaklı top namlusu mızrak, flâma, ok, yay ve zurna şekilleri görülmektedir. Sultan III. Mustafa döneminde dökülen topların üzerinde ve sancaklarda ay ve yıldızla beraber çok şualı yıldızlar da kullanılmıştır. Sultan III. Selim dönemine ait Fenn-i Harp, Fenn-i Lağım, Fenn-i Muhasara adlı eserlerde de armayı anımsatan resimler vardır. Yine Sultan III. Selim için, tahta çıktığı yıldan 9 yıl sonra 1213 (1798-1799) tarihinde İngiliz bir hakkaka yaptırılan Mühr-i Hümayun’dur.  Oval şeklinde olan mühür, diğerlerine göre ebat olarak büyükçedir. Üst kısmında Batılı devletler tarafından kullanılan bir tâcın yer aldığı mühürde, hilâl ve altı köşeli yıldızın altında padişahın tuğrası, bir halkanın içinde yer almıştır. Halkanın dışı ise silah, davul, tuğ, sancak, teber, ok, yay, mızrak, zurna ve çeşitli silahlardan oluşur. 1801 tarihinde çıkarılan Vaka-i Mısriye madalyasında Sultan III. Selim’in tuğrası, ay ve yıldız şekli vardır. Konstantin Kapıdağlı tarafından 1218 (1803- 1804) tarihinde yapılan Sultan III. Selim’in resminin sağ üst köşesinde de bir arma bulunmaktadır.  Sultan II. Mahmud döneminde yüksek rütbeli subay ve küçük rütbeli erbaşlara verilen nişanlarda ay yıldız, güneş, hilal ve ay resimleri; denizci nişanlarında ise ölçü aletleri, pergel, çapa yer alırmış. Ayrıca askerî belgelerin bazılarında ay ve yıldızın yer aldığı arma çizimleri mevcuttur.  “Osmanlı Devletini sembolize eden “tuğra”, “ay-yıldız” ve “arma” üçlüsünün birbirinden ayrı biçimde bir arada bulunduğu tek örnek, Sultan II. Mahmud dönemine ait bir berattır. Evail-i Zilhicce 1253 (26 Şubat- 6 Mart 1838) tarihini taşıyan berat 149.5 – 52.5 cm boyutlarında olup divanî hatla yazılmıştır.”3
Bu armaların ortak özellikleri, devletin askeri yönünü ortaya çıkaran aletlerin fazla olması, tuğra, ay ve yıldız simgelerinin bir arada kullanılmasıdır. 1851 tarihinde Belçikalı hakkâk tarafından tasarlanan Tanzimat Madalyası, standart armaya daha yakındır. Madalyanın üst kısmında tuğra, onun altında 12 şualı kalkan, solda üst üste konulmuş iki kitap, bereket boynuzu, sancak, tek ve çift başlı teberler, alafranga kılıç, süngülü tüfek, 3 adet gülle, zırh ve terazi gibi şekiller; bundan önceki armalarda olmayan bazı yeni unsurları bünyesinde birleştirmiştir. İki hilalin ortasında yer alan 12 şualı yıldız beratın ortasında yer alır.

Sultan Abdülmecid’in kullandığı armada tuğra, ortada çevresi simetrik olarak askeri sembollerle çevrilidir. Altın ve gümüş olarak 1266 (1850) tarihinde basılan Bosna Madalyası’nın bir yüzünde Sultan’ın tuğrası, diğer yüzünde ise sağa bakan ay ve 5 köşeli yıldız yer alır. Sultan Abdülmecid’e, Fransa tarafından “Legion” nişanı, akabinde İngiltere Kraliçesi Victoria tarafından 1 Kasım 1856 tarihinde İngiliz “Dizbağı Nişanı” verilmiştir. Kral III. Edward’ın 1346 yılında başlattığı Dizbağı Nişanı geleneğine göre, nişanı alan kişi veya hükümetin, armayı Londra’daki Windsor Sarayı’nda bulunan Saint George Kilisesi’nin duvarına asması esastır.

Osmanlı İmparatorluğu’nda standart bir arma olmadığı için Kraliçe Victoria, İstanbul’a Prens Charles Young ismindeki arma uzmanını, Osmanlı Devleti’ne arma hazırlaması için görevlendirir. Etyen Pizani adındaki tercüman yardımıyla araştırmalar başlar ve tuğra, saltanat kavuğu, ay yıldızlı sancak ve sorgucu ön plana çıkaran bir arma tasarlar. Sultan Abdülmecid’in onay verdiği ve bir yılda hazırlanan arma, Saint George Kilisesi duvarına asılır. Sultan Abdülhamid-i Sani devrinde Arma-i Osmanî, standart şeklini alır. Prens Charles Young’un tasarladığı armaya terazi ve bazı silahlar da eklenir. 17 Nisan 1882 tarihinde, milli ve manevi değerlerin yanında devletin azamet ve gücünü yansıtan sembolleri de bünyesinde buluşturan arma tescil edilir.  Sultan Hamid’den sonraki padişahlar da Osmanlı armasını kullanmışlardır. Arma-i Osmanî’yi halk benimsemiş, sadece mimari ve resmi belgelerde değil, devlete sadakatini göstermek için günlük hayatın işleyişi için lazım gelen bütün araç ve gereçlerin üzerine nakşetmişlerdir. Armalar; rahlelerde, saray arabalarında, üniformalarda, at koşum takımlarında, fotoğraf albümlerinde, diplomalarda, kol düğmelerinde, kutularda, çay takımlarında, Çanakkale tepsilerde, çatal bıçak takımlarında, tuzluklarda, biberliklerde, kemer tokalarında, minderlerde, sanatçı aletlerinde, köstekli ve normal saatlerde,  mücevherlerde, müzik aletlerinde, gümüş savatlı işlerde ve Osmanlı mimari eserlerinde kullanılmıştır.


Osmanlı Armasında Yer Alan Semboller

Osmanlı armasında sultanın tuğrası başta olmak üzere kavuk, tüfek, bereket boynuzu, terazi, Kur’an ve sancak gibi 30’dan fazla sembol yer alır. Bu sembollere kısaca göz atalım. 

1. Güneş:

Hayatın sebebi, gündüz ve aydınlığın simgesidir. 

2. Tuğra:

Sultan II. Abdülhamid’in “El Gazi” unvanlı tuğrası armanın başköşesinde yer alır.

3. Hilâl:

İlerleyen dönemlerde “El müstenidü bitevfikatir rabbaniye Abdülhamid Han melikküd Devletil Osmaniye” Arapça olarak yazılmıştır. (Allah’ın tevfiklerine güvenen Osmanlı Devleti’nin Meliki Abdülhamid Han)

4. Sorguçlu Sarık:

Osmanlı tahtını, Osmanlı Devleti’nin kurucusu ilk sultan Osman Gazi’yi temsil eder. 

5. Kalkan:

Armada yer alan ana unsurlar içindedir. İmparatorluk, kâinatın merkezidir.

6.On iki yıldız:

İki anlamı vardır. İlk olarak “On iki imamı” temsil eder. Diğer anlamı ise Zodiak’ın on iki yıldızı (burçları) sembol etmesidir.

7. Hilafet Sancağı:

İslamiyet’in, bağlılığın simgesi olan sancakta, yeşil zemin üzerine beyaz ay-yıldız yer alır.

8. Osmanlı Sancağı:

Kırmızı zemin üzerine beyaz ay-yıldız yer alır.

9. Mızrak:

Türklerin geleneksel silahıdır. 

10. Tek taraflı teber:

Tören silahıdır. 

11. Çift taraflı teber:

Simgesel olarak tarikat mensubu dervişleri temsil eder.

12. El Siperlikli Tören Kılıcı:

Törenlerde subaylar tarafından kullanılan el siperlikli kılıç, adalet, güç ve savaşı temsil etmektedir. 

13. Ağızdan Dolma Top:

Topçu ocaklarını ve İstanbul’un fethi sırasında kullanılan top ve gülleleri simgeler.

14. Kılıçlar:

Osmanlı Ordusu’nun asıl silahı geleneksel Türk kılıçlarıdır.

15. Borazan:

Mehterhanede vurmalı çalgılardan sonra en önemlisidir ve nevbet vurması, savaş ilanı belirten haberciliği sembolize eder.

16. Süngülü Tüfek:

Nizam-ı Cedid ordusunun ana silahıdır. 

17. Toplu Tabanca.



18. Asa ve Şeşper:

Şeşper, asalet ve üstünlüğü; asa ise bilgi ve yönetimi temsil eder. 

19. Terazi:

Sultanın ve devletin adaletini temsil eder.

20. Kur’an-ı Kerim (üstte):

  İmparatorluğun İslam ülkesi olduğunun simgesidir. Sultan, İslam halifesidir. 

21. Kanunnameler (altta):

Hadisleri ve yazılı kanunları temsil eder.

22. Bereket Boynuzu:

Osmanlı Devleti’nde bolluk ve bereketin temsil eder.

23. Çapa:

Denizciliği ve donanmayı temsil eder.

24. Borazan.

 

25. Tirkeş.



26.Meşaleler:

Eğitim ve aydınlığı simgeler.

27. Ok ve Yay:

Türklerin milli silahıdır.

28. Top Gülleleri. 29. Bitkisel Motif:

Arma tabanını oluşturan motife 5 adet Osmanlı Nişanı asılmıştır.

30. Şefkat Nişanı:

Sultan Abdülhamid tarafından 1878 tarihinde savaş ve doğal afetlerde devlete üstün hizmet vermiş kadınlara verilen nişandır. 

31. Nişan-ı Osmânî:

Sultan Abdülaziz tarafından 1862 tarihinde devlet hizmetinde üstün başarı sağlamış kimselere verilmiştir.

32. Nişan-ı İftihar:

Sultan Abdülmecid döneminde üst düzey devlet görevlileri ve askerlere verilmiştir. 

33. Mecidî Nişanı:

Sultan Abdülmecid tarafından 1851 yılında savaşlarda üstün başarı göstermiş askerlere verilmiştir.

  34. Nişan-ı Âli İmtiyaz:

Sultan Abdülhamid tarafından 1851 senesinde devlete fayda sağlamış ilim adamları, öğretmen ve ilmiye sınıfından kimselere verilmiştir.

Batılı tacirler Osmanlı Devlet Arması’nı satacakları mal ve eşyana üzerinde izin dâhilinde kullanarak mallarının kolayca satışını sağlamış, ayrıca ürünleri Osmanlı pazarında alıcı bulmuştur. Sultan II. Abdülhamid’den sonraki padişahlar kendi tuğralarını değiştirerek armayı kullanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla armanın devleti temsil eden görevi sona ermiştir. 1937 tarihinde çıkan nizamname ile devletimizi, Türk Bayrağı’ndaki ay-yıldız temsil etmektedir.

Koleksiyonu ve bilgilerinden faydalandığım Naim Arnas'a, Kamil Remzi Cin'e, Ömer Yenigün'e ve  Salih Küçüktepe'ye katkılarından dolayı teşekkür ederim.


DİPNOTLAR 1) İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI, Tuğra ve Pençeler, Belleten, Cilt 5, sayı 17-18 sayfa 101 2. Hakan YILMAZ, Tarihten Sayfalar, Hakikat Yayınları, Ekim 2009, SAYI 193 3. Kemal ÖZDEMİR, Osmanlı Arması, Dönence Basım ve Yayın Hizmetleri, İstanbul 1977, sayfa 83 KAYNAKLAR 1.Edhem ELDEM, Arma-i Osmanî, Toplumsal Tarih, Sayı 192, Aralık 2009 2.Edhem ELDEM, İftihar ve İmtiyaz: Osmanlı Nişan ve Madalyalar Tarihi, Osmanlı Bankası Arşiv ve Araştırmaları Merkezi, İstanbul, 2004 2. Kemal ÖZDEMİR, Osmanlı Arması, Dönence Basım ve Yayın Hizmetleri, İstanbul 1977 3.Mehmet Zeki KUŞOĞLU, Osmanlı Arması “Üç Padişah Bir Arma”, İBB Kültürel ve Sosyal İşler Daire Başkanı 4. İsmail Hakkı UZUNÇARŞILI, Tuğra ve Pençeler, Belleten, Cilt 5, sayı 17-18 5. Mustafa Uğur DERMAN, Tuğralarda Estetik, İlgi Mecmuası, Sayı 33 6. Suha UMUR, Osmanlı Padişah Tuğraları, Cem Yayınevi, İstanbul 2011 7. Hakan YILMAZ, Tarihten Sayfalar, Hakikat Yayınları, Ekim 2009, SAYI 193 8. Selman CAN, Bilinmeyen Aktörleri ve Olayları ile Son Dönem Osmanlı Mimarisi

İSMEK El Sanatları Dergisi 13 İNDİR

Bu yazı 2357 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK