Makale

Anadolu Selçuklu Mimarisi Taçkapı Bezemelerinde Rûmi Motifi

  • #


Yazı: Yrd. Doç. Dr. Şükriye KARADAŞ

Anadolu Selçuklu Devleti, yaklaşık iki asır süren varlığı boyunca çok önemli eserler ortaya koymayı başarmıştır. Anadolu Selçuklu yapılarında, mimari elemanların farklı biçimlerde bezendiği dikkat çeker. Yazı ve bitkisel bezemenin bir arada kullanıldığı bezemelerde yazı ön plana, geometrik ve bitkisel bezemenin bir arada olduğu bezemelerde ise geometrik bezeme ön plana çıkmaktadır. Bu yazıda, Anadolu Selçuklu Mimarisi’deki yapıların taç kapı bezeme düzeninde rûmi deseninin kullanımını kronolojik sıraya göre inceledik.

Müslümanlar asırlarca Hıristiyan Bizans İmparatorluğu ile savaşarak onların Anadolu’daki mukavemetini kırmaya çalışmışlar, fakat bunu başaramamışlardı. 26 Ağustos 1071 tarihinde1   Malazgirt’te gerçekleşen çarpışmada Büyük Selçuklu Sultanı Alparslan’ın Bizanslılara karşı elde ettiği zafer ile bu direnç kırılmış ve göçlerle gelen Türkmenlere, Anadolu’da bir vatan hazırlanmıştı. Böylece Türkmenler Anadolu’ya gruplar halinde gelmeye başlamışlardır.2  Malazgirt zaferinden sonra Bizans’ın içine düştüğü siyasi iktidarsızlıktan dolayı, Melikşah döneminde, Alparslan’ın amcaoğulları olan Kutalmışoğulları, bölgenin fethinde ciddi bir direnişle karşılaşmadan, 1075 tarihinde İznik’i almışlardır. Burayı üs olarak kullanmışlar ve Anadolu Selçuklu Devleti’nin temellerini atmışlardır.3 Ancak Süleyman Şah’ın Kuzey Suriye’de genişleme siyaseti gütmesi ve Halep’i kuşatması Büyük Selçuklular tarafından tehlike olarak görülmüş ve karşı harekâta geçilmiştir. 1086 yılında Süleyman Şah’ın ölümüyle oğulları Kılıçarslan ve Dolat, Melikşah’ın yanına götürülmüşlerdir.

Melikşah’ın 1092’de ölümüyle serbest kalan Kılıçarslan, İznik’e gelerek devletin başına geçmiştir.4 I. Kılıçarslan 1096’da I. Haçlı Ordusu’nun İznik’i almasına mâni olamamış5  ve Bizanslılarla yaptığı anlaşmadan dolayı genişleme politikasını doğuya yöneltmiş ve başkenti Konya’ya taşımıştır.6 Böylece tarih sahnesine çıkmış olan Anadolu Selçuklu Devleti etrafındaki beylikleri de himayesine almaya çalışarak Anadolu’da siyasi bir birlik oluşturmuşlardır. Her bir sultanın vefatından sonra meydana gelen taht kavgalarına rağmen genişleyerek zengin bir devlet haline gelmeyi başarmışlardır. I. İzzeddin Keykavus (1211-1220)7  ve I. Alâeddin Keykubad (1220-1237) 8 zamanında en parlak devirlerini yaşamışlardır. II. Gıyaseddin Keyhüsrev (1237-1246)9 döneminde, 3 Temmuz 1243’te Moğollarla Kösedağ’da gerçekleşen çarpışmada ciddi bir müdafaa göstermeyen Selçuklu Ordusu bozguna uğramıştır.10 Anadolu Selçuklu Devleti bu savaştan sonra Moğollara yüklü vergiler vermek zorunda kalmışlar ve Moğollara bağımlı olarak varlıklarını sürdürebilmişlerdir.
Celaleddin Karatay ve Sahip Ata Fahreddin Ali gibi güçlü vezirlerin sayesinde varlığını sürdüren devlet, onlardan sonra bir müddet daha devam etmiştir. Selçuklu sultanlarının bağımsız olamayışlarından dolayı Karamanoğulları ve Eşrefoğulları gibi beylikler de isyan etmişlerdir. İstilalar, isyanlar ve iç savaşlar Anadolu’da düzenin bozulmasına, Moğolların ağır vergileri ve soygunları da halkın daha da fakirleşmesine neden olmuştur.11 Bütün bunlar Selçuklu Hanedanlığı’nın sonunu getirmiştir. II. Mesud’un da ölüm tarihi olan 1308 yılı, tarihçiler tarafından devletin yıkılış tarihi olarak kabul edilmektedir.12

Anadolu Selçuklu Devleti yaklaşık iki asır süren varlığı boyunca bütün bu karışıklılara rağmen çok önemli eserler ortaya koymayı başarmıştır. Selçuklu Sanatı üzerinde yapılan araştırmalar çok yönlüdür. Bunlardan biri bezeme alanındaki yapılan çalışmalardır. Anadolu Selçuklu yapılarında, mimari elemanların farklı malzemelerle bezendiği dikkat çeker. Bezeme malzemesini oluşturan taş, ahşap, çini ile örneklerine pek sık rastlanmayan alçı üzerindeki desenlerde “geometrik”, “figürlü”, “hat” (yazı) ve “bitkisel” olarak dört ana guruba ayırabileceğimiz bezeme unsurları mevcuttur. Bazen de birbiri ile karışmış düzenlemeler işlenmekle birlikte, desenlerde bezeme türlerinden birisi daha ön planda görülür. Yazı ve bitkisel bezemenin bir arada kullanıldığı bezemelerde yazı ön planda, geometrik ve bitkisel bezemenin bir arada olduğu bezemelerde ise geometrik bezeme ön plana çıkmaktadır. Burada, Anadolu Selçuklu mimarisindeki yapıların taçkapı bezeme düzeninde rûmî deseninin kullanımını kronolojik sıraya göre inceleyeceğiz. Anadolu’dan önce Orta Asya’da kullanılmış olmasına rağmen bu motif, Anadolu Selçukluları dönemindeki yoğun kullanımı sebebiyle, Anadolu’ya ithafen “rûmi” ismini almıştır.

Cami mimarisinin en erken örneklerini bulduğumuz Güneydoğu Anadolu’da, Suriye’nin etkileri görülmektedir. İlk örnekler Anadolu Selçuklu döneminden önce inşa edilmiş ve Melikşah döneminde yenilemeler olmuştur. Bunlardan biri Diyarbakır Ulu Camii (1092) 13  olup, planı Şam Ümeyye Camii’ni tekrarlayan nitelikleriyle bu durumu kanıtlamaktadır. Avlu cephesinde yer alan iki katlı revaklardaki antik başlıklı sütunlar, cepheyi dolanan kuşaktaki helezonik dallar üzerindeki motifler ve kemer silmeleriyle, dönemin seçmeci özellikleri yansıtmaktadır.
Silvan, 1086’da Büyük Selçuklular’ın idaresine geçmiş ve Artuklular’a ikta olarak verilmiştir. Silvan Ulu Camii (1224)  14  kuzey cephesinde yer alan sağır galeri ve bir saçağı taşıması gereken konsol kalıntıları, farklı bir cephe düzeni göstermesi açısından önemlidir. Bu konsol dizilerinin ve aralarındaki rozetlerin yüzeyleri, rûmi desenleriyle bezenmiştir. Oyma tekniğiyle uygulanan bezemedeki motifler düz yüzeylidir. Aynı tarz bezemeye mihrap önü kubbesine geçişi sağlayan trompların etek kısmında da rastlanmaktadır.

Erzurum Ulu Camii Saltuklular döneminden günümüze, orijinalliğini kaybetmiş halde ulaşmıştır. İzzettin Saltuk’un oğlu Melik Muhammed tarafından 1179 yılında yaptırıldığına dâir kitabe bugün mevcut değildir.15 Plân olarak, mihraba dik sahınlardan oluşmakta ve mihrap önü kubbeli camileri tekrar etmektedir. Silmeli kemerlere oturan büyük pandantifli kubbenin yerinde bugün ahşap bir kubbe bulunmaktadır.16 Mukarnas kavsaralı mihrap nişinin etrafını çeviren geniş bordür, yüksek kabartma olarak geometrik desenle işlenmiştir. Kuzey-güney doğrultusunda mihrap ekseni üzerindeki iki açıklıktan birisi mukarnaslı kubbeyle örtülüdür. Bu örtü şeklinin Erzurum’daki İlhanlı dönemi yapısı olan Yakutiye Medresesi’nin orta açıklığıyla benzeşmesi, sonraki dönemde yapılmış olabileceğini göstermektedir. Bu bölgede Azerbaycan bölgesine ait özelliklerin yanı sıra yerli ustaların, farklı oyma tarzlarından olan bol yivli şeritleri ve halat şeklindeki silmeleri çokca görülmektedir. Özellikle bombeli şerit yüzeyleri en çok Doğu Anadolu Bölgesi’nde kullanılmıştır.17

XIII. yüzyılın başlarına tarihlenen Tercan Mama Hatun Kümbeti’nde18 ise ince nişlerle teşkilatlandırılmış olan cephelerdeki geometrik geçmeler geleneksel etkilere bağlanmaktadır. Girişin mukarnas kavsarasındaki yuvalar geometrik olarak bezenmiştir. Hemen altındaki yuvarlak profilli şeritlerden oluşan geçme desenli bir kuşak ve bunun altında zemini rûmî desenli kûfi yazı kuşağı çevirmektedir.

Büyük Selçukluların tuğla eserlerinde gördüğümüz geometrik kompozisyonlar, Anadolu’nun yerli malzemesi olan taşa işlenmiş halinin ilk örneğini Divriği Kale Camii (1180)  taçkapı alınlığında görmekteyiz.19 Kitabesinde adı geçen “Meragalı Üstad Hasan bin Firuz” ibaresinden dolayı mimarının Azerbaycanlı olduğu anlaşılmakta ve bahsettiğimiz bezemeyi anlamlı kılmaktadır.

XIII. yüzyıl başlarına tarihlenen Kemah Melik Gazi Türbesi20, tuğlalarla inşa edilmiş olması ve girişinde tuğlaların arasında firuze renkli sırlı tuğlayla elde edilen bezeme, Meraga bölgesinin eserleriyle benzerlik içindedir. Sekizgen gövdenin üzeri piramidal külahla örtülüdür. Her cephede dikdörtgen çerçeveli çökertme alanlar bulunur. Doğu cephedeki girişe, iki taraflı merdivenlerle ulaşılır. Düz atkı taşlı girişin iki yanındaki zar başlıklı sütunceler, geometrik desenle bezenmiş alınlığı çeviren sivri kemere oturmaktadır.
Amasya Halifet Gazi Türbesi’nde (1145)21 karşımıza çıkan yuvarlak kesitli zikzak ve köşeli çıkıntılar oluşturan silmeler, yerli geleneklere örnek olarak gösterilebilir. Küçük bir kavsara nişine sahip giriş, dıştan kademeli olarak daralan bazen zikzak, bazen köşeli girinti ve çıkıntılar yapan burmalı ince kaval silme ile çevrelenmiştir. Bunun üzerinde ortada bir sütunla ayrılan kemerli bir pencereye sahiptir. Cepheyi en dıştan zikzaklı ince bir silme çevrelemektedir.

1217 yılında I. İzzeddin Keykavus tarafından Sivas’ta yaptırılan dârüşşifa22  açık avlulu iki eyvanlı bir plâna sahiptir. Güney yönde bulunması gereken diğer yan eyvan türbe olarak değerlendirilmiştir. Türbe cephesi, çini mozaik tekniğiyle mavi, beyaz, firuze, lacivert renklerde, geometrik desenlerle bezenmiştir. Yoğun bezemenin bulunduğu taçkapısında mukarnas sıraları çoğalmış, geometrik bezemeli ana bordürlerin etrafındaki ince bordürlerde rûmi desenli bezeme kullanılmıştır. Bu özellikleriyle atlama taşı olarak görülen bu yapıda bezemeler yüzeyseldir. Kemer köşeliklerinde, yandan verilmiş yürür vaziyetteki aslan figürleri yer almaktadır.23  Bu figürlerin baş ve kuyrukları tahrip olmuştur. Kitabe kuşağının altında giriş nişini üç taraftan çeviren ince bordür de bitkisel desenlidir.

Konya Alâeddin Camii’de bulunan birkaç kitabede Sultan Alâeddin Keykubad zamanında 617/1220 yılında Atabey Ayaz’ın nezaretinde tamamlandığı yazılıdır.24 Taçkapıda iki renkli mermer malzeme kullanılmıştır. Derin olmayan niş şeklindeki taçkapının sivri kemerini, tam tepe noktasında tam dairede birleşen iç içe geçmiş yarım daireler çevirmektedir. Kemer köşeliği ise birbirinin alt üstünden geçip düğüm oluşturan şeritlerle bezenmiştir. İki renkli taş işçiliğiyle düzenlenen geometrik geçmeler, güneyli özellikleri Orta Anadolu’ya taşımaktadır.

Fazla değişikliğe uğramadan günümüze ulaşabilen nâdir yapılardan birisi olan Niğde Alaeddin Camii 1223’te inşa edilmiştir.25  Kıble duvarına dik üç nefli yapının, mihrap önü, yan yana üç kubbeyle örtülmüştür. Diğer kısımlar sekiz ayak üzerine kuzey-güney doğrultusunda sivri beşik tonozla örtülüdür. Taçkapısı doğu cephesinde ve biraz da kuzeye kaydırılmış bir biçimde düzenlenmiştir. Kuzeydoğu köşesinde taş minaresi yer almaktadır. Beden duvarlarından oldukça yüksek, fakat çok fazla dışa taşkın olmayan taçkapısında bir ana bordür mevcuttur ve geometrik bezemelidir. İri mukarnaslardan oluşan kavsara nişinin üzerindeki bordür geometrik bezemelidir ve tepe noktasının iki yanında sanatçı kitabesi yer alır. Bunların yanlarında da saç örgülü tahrip olmuş iki insan başı mevcuttur. Bunun üzerinde üç satırlık kitabeyi içine alacak şekilde kavsara kemer boşluklarını çeviren sivri kemerli bordür, geçme desenlidir. Aynı şekilde basık kemerli girişin üzerindeki bordür de geçme desenlidir. Taçkapıda bitkisel desen sadece kemer köşelerinde ve mukarnas yuvalarında bulunan birkaç gülbezekten ibârettir. Tamamen geometrik desenleri ve yüzeysel oyma tekniğiyle ilk dönem yapısı olduğunu ortaya koymaktadır.

Ahlatlı Hürrem Şah Usta’nın imzasını taşıyan 1228-122926 tarihli , Mengücekoğlu Ahmet Şah ve eşi Turan Melek’in yaptırdığı Divriği’deki Ulu Cami ve Dârüşşifa’dan oluşan külliyenin bezemelerinde, kendinden önce ve sonra rastlayamayacağımız bir taş ustalığıyla karşılaşılır. Biri dârüşşifaya ait olmak üzere burada bulunan dört kapının her biri ayrı ayrı taçkapı şeklinde düzenlenmiştir. Kuzey taçkapısı neredeyse üç boyutlu bir görüntü ortaya koyan iri rûmi desenleriyle işlenmiştir. Bu görüntülere, 1271 tarihli yoğun bitkisel bezemeye sahip Sivas Medreseleri’nde dahi ulaşılamamıştır. Ulu Cami’nin Doğu Taçkapısı ve Dârüşşifa Taçkapısı da farklı bezemeleriyle, Anadolu Selçuklu Mimarisi’nde örneğine rastlamadığımız özelliklerle karşımıza çıkmaktadır.
Konya Sırçalı Medrese taçkapısında yer alan kitabeye göre II. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde 640/1242-43 yılında Bedreddin Muhlis tarafından inşâ edilmiştir.27 Açık avlulu, iki katlı ve iki eyvanlı bir plâna sahip medresenin ana eyvanındaki çinilerinden dolayı bu isimle anılmaktadır. Kesme taş malzemeli derin bir eyvandan oluşan taçkapı kemeri zikzak yivli sütuncelere oturmaktadır. Kemerin üzerinde, ardı ardına sıralanmış, küçük on yedi adet üç dilimin oluşturduğu çökertme alanlar sıralanmıştır. Bunun üzerinde aynı kemer kavisini takip eden bordürde geometrik desen yer alır. Kemeri çeviren ilk bordür, ince ve meyilli yüzeyin üzerindeki ayırma rûmilerin iç içe geçirilmesiyle elde edilmiş desenle bezenmiştir. Sonraki geniş bordür geometrik desene sahiptir. Bunun dışında da yarım yıldız sırasından oluşan bezeme vardır. Kemer köşeliklerinde beş gülbezek yer almaktadır. Girişin iki yanındaki mihrabiyelerin üzeri mukarnas dizilerinden oluşan konsolla taçlandırılmıştır. Basık kemerli girişin üç tarafı iki renkli taş dizisinden oluşmaktadır. Alınlık kısmında üç dilimli kemerin içi kitabe olarak değerlendirilmiştir.

Konya Sahip Ata Külliyesi, kitabesine göre yapının inşasına 656/1258’de başlanmış, 678/1279’da tamamlanmıştır. Türbe bölümü 682/1283’te yenilenmiştir.28 Taçkapı taş bezemelerinde bitkisel bezemenin yoğunlaştığı görülmektedir. Mukarnas kavsaralı taçkapının iki renk mermerden sivri kemerli bir girişi vardır. Kemerin köşeliklerinde koyu renk mermerden kaval silmelerle oluşturulmuş geçme motifinin ortasında altıgen, köşelere doğru üçgenler yer alır. Mukarnas kavsaranın köşeliklerinde ortadaki yıldızın kollarının uzantısıyla oluşturulmuş geometrik desenli kabaralar yer almaktadır. Kavsara kemer köşeliklerinde ise giriş kemeri köşeliklerindeki gibi, kaval silmeden oluşan geçme bulunmaktadır. Bütün bunları dışarıdan ikili bir geçme bordürü çevirmektedir. Bu şeritlerin birisi geometrik desenli, diğeri ise ters simetrik rûmi desenli ulama desenlidir. Bu bezemeyi sırasıyla dıştan yazı bordürü ve geometrik desenli bir bordür çevrelemektedir.

1265’te yapıldığı düşünülen Konya İnce Minareli Medrese29  taçkapısı hem farklı bir düzenlemeye hem de yoğun bir bitkisel bezemeye sahiptir. Taçkapı, Bursa kemerli yüksekçe bir nişe sahiptir. Sivri kemerli giriş kapısının etrafını çeviren celî sülüs yazı bordürü sivri kemerin üzerinde halka şeklinde birbirine dolanarak yukarı doğru ilerlemektedir. Bursa kemerini aştıktan sonra saçak hizasındaki yarım daire şeklindeki çıkıntının üzerinde de yeniden birbirinin üstünden geçiş yapmaktadır. Bu bordürün üzerindeki ayetlerin yarım kalmasından dolayı, kapının üst kısmında eksiklik olduğu anlaşılmaktadır. Bursa kemerinin köşeliklerinde oldukça kabarık şekilde düğümlü geçme motifi yer almaktadır. Bu motifi ince rûmi desenli bordür çevrelemekte ve bu bordür köşe sütununun üzerinde son bulmaktadır. Bursa kemerli nişin köşeliklerinde neredeyse üç boyuta ulaşacak kadar kabarık bir hayat ağacı motifi işlenmiştir. Bu motifin altındaki yelpaze şekli müsennâ olarak yerleştirilmiş. Köşede yer alan bu motiflerin etrafını bu sefer daha kalın, rûmi desenli müsennâ bordür çevrelemektedir. Köşe sütuncesinin hizasında iki sütunce ve üzerinde, zeminini rûmi deseninin dolgulandırdığı, kalın kaval silmenin oluşturduğu bir geçme deseni bulunmaktadır. Bütün bunları dışarıdan sırasıyla kalın yazı bordürü ve rûmi desenli bordür çevreler. En dışta ise üç kaval silme köşe sütunlarının hizasında düğüm oluşturmaktadır.

İlhanlı Veziri Şemseddin Cüveyni tarafından 1271 yılında yaptırılan Sivas Çifte Minareli Medrese30  sadece ön cephesiyle ayaktadır. Hafif dışa taşıntısı bulunan taçkapının yan cephelerle birleşimi yuvarlatılarak elde edilmiştir. Mukarnas kavsaralı bir nişe sahip taçkapıyı çevreleyen bordürlerden ilkinde, ince bir bitkisel desen vardır. Bundan sonra yer alan asıl bordürü mukarnas dizilerinden meydana gelen bordür oluşturmaktadır. Daha sonraki geniş bordürde belirli bir seviyeye kadar tam ulama rûmilerden oluşan bir desen yer almaktadır. Üzerindeki ikinci kompozisyon ise dairevi çokgenlerden oluşmaktadır. Kavsara köşelikleri ve mukarnasların yuvaları da rûmi deseniyle bezenmiştir. Taçkapının yan cephelerindeki pencere açıklıkları ve nişlerin etrafı da bezeme alanı olarak kullanılmıştır. Buradaki desenler rûmilerden oluşmaktadır.

Açık avlulu, dört eyvanlı bir plâna sahip, Sivas Buruciye Medresesi 1271 yılında Muzaffer Burucirdi tarafından yaptırılmıştır.31 İleri taşıntılı mukarnas kavsaralı nişe sahip taçkapının tüm yüzeyi, etrafını çeviren üç bordür, kavsara köşelikleri, taçkapı çıkıntısının dış ve iç köşelerindeki sütuncelerin üzerleri yer yer dağıtılmış kabaraların, panoların üzerleri ayrı ayrı rûmi desenleriyle bezenmiştir.
Sivas Gök Medrese Vezir Fahreddin Ali (Sahip Ata) tarafından 1271’de yaptırılmıştır.32 Taçkapıda kullanılan açık mavi mermerlerden dolayı bu isimle anılan medrese, açık avlulu, dört eyvanlı bir plâna sahiptir. Medresenin köşelerindeki dayanak kuleleri, sol yan cephedeki çeşmesi, taçkapının iki yanındaki minareleri ve yan cephelerdeki pencereleriyle çok zengin bir ön cepheye sahiptir. Mukarnas kavsaralı girişin etrafını kademeli olarak çeviren beş bordürün her biri farklı bir rûmi deseniyle bezenmiştir. Yanlardaki minarenin kaide yüzeylerinde ise farklı bir bezeme görülür. Kalın kaval silmelerle ayrılan bölümlerde, yine kalın kaval silmelerle sekiz kollu yıldız ve üzerinde iri tepelikler görülmektedir. Kaidenin en alt kısmında ise büyük bir hayat ağacı motifi bulunmaktadır. Kaidenin yan yüzeylerinde ise ön cephedekine benzer şekilde kalın kaval silmelerle oluşturulan bir düzenleme görülmekle birlikte burada hayat ağacı kullanılmamıştır. Yan cephelerdeki pencere açıklıkları ve çeşmenin etrafında bezeme alanı olarak kullanılmıştır. Köşe kulesinin üzerindeki bezemede, üç boyutlu bir görüntü oluşturmaktadır.

Kitabesi bulunmamakla birlikte, bu medreseyle benzerlik gösteren Anadolu Selçuklu Medreseleri’nin büyük bir kısmının, 1270’li yıllara tarihlendiği için Erzurum Çifte Minareli Medrese’de aynı tarihlerde veya sonraki yıllarda inşâ edildiği kabul edilmektedir.33 İki katlı, açık avlulu ve dört eyvanlı, dikdörtgen plânlı medresenin ön cephesi, kuzey yönünde ve simetriktir. Cepheyi ortalayan taçkapı, ileri taşıntılı ve yanlarındaki minare kürsüleriyle bir bütündür. Minareye kaidelik yapan kısmın ön ve yan cephelerinde hayat ağacı motifi bulunmaktadır. Mukarnas kavsaralı derin bir nişe sahip taçkapıyı beş bordür çevirmektedir. Dıştan içe doğru sıralanan bordürlerden ilkini, oluşturan desen ayırma rûmi ve tepelik motiflerinden oluşmaktadır. Bundan sonra gelen ikinci bordür, Sivas Gök Medrese taçkapısını çeviren bordürlerden ikincisiyle aynıdır. Yine aynı şekilde üçüncü ve dördüncü bordürlerdeki desenlerde aynı sıralamayla tekrarlanmaktadır. Beşinci bordür ise ilk bordürdeki desenin aynısıdır. Daha dar bir bordürden oluşan bu desen derin oyma tekniği kullanılmadığı için farklı görünmektedir.

1297 tarihli Beyşehir Eşrefoğlu Camii, taçkapı bezeme düzeni açısından ilk bordür hariç, Sivas Gök Medrese’nin tekrarı olarak görülmektedir. Buradaki fark malzeme olarak mermer değil de kesmetaş kullanılmasından ve daha kötü bir işçilikten kaynaklanmaktadır.

Erzurum Yakutiye Medresesi 1310 tarihinde Sultan Gazan ve Bolugan adına Hoca Yakut tarafından yaptırılmıştır.34 Batı cephesine yerleştirilen ileri taşıntılı taçkapının bulunduğu ön cephenin iki köşesinde minare kaidesi bulunan medrese, üç eyvanlı kapalı avlulu bir plâna sahiptir. Mukarnas kavsarayı çeviren bordürleri dıştan içe doğru sıraladığımızda, ilk bordürü mukarnas yuvalarından oluşan bir düzenleme oluşturmaktadır. İkinci bordür ise kabarık olarak işlenmiş geniş bir rûmi desenden oluşmaktadır. Bundan sonraki geometrik desenli üçüncü bordür, çok ince yarı simetrili ulama rûmi desenli bordür ile iki taraftan çerçeve içine alınmıştır. Bu desen, Erzurum Hatuniye Medresesi’ndeki taçkapının birinci ve beşinci bordüründe yer alan desenin daha da küçültülmüş halidir. Dördüncü bordür rûmi desenlidir. Mukarnas kavsaranın köşelikleri boştur. Sadece kemer yüzeyi bezenmiştir. Taçkapıyı çeviren bordürleri birbirinden ayıran silme yüzeylerinin de bezeme alanı olarak kullanıldığı yoğun bir bezemeye sahiptir. Taçkapı çıkıntısının yan yüzeyleri de iki pano halinde hiç boş yer bırakılmaksızın değerlendirilmiştir.

Karamanoğlu Alâeddin Bey’in karısı ve Osmanlı Hükümdarı I. Murad’ın kızı Nefise Sultan (Melek Hatun) tarafından 783/1383’de yaptırılan Karaman Hatuniye Medresesi35  taçkapısı, Sivas Gök Medrese, Erzurum Hatuniye (Çifte Minareli) Medresesi ve Beyşehir Eşrefoğlu Camii taçkapılarının mukarnas kavsarasını çeviren bordürlerin tekrarıdır. Burada en dıştaki bordür de Gök Medrese’yle aynıdır. Kavsara ve kavsara kemer köşelikleri boş bırakılmıştır.

Beylikler döneminde Selçuklu geleneği, Karaman Hatuniye Medresesi (1385) örneğinde olduğu gibi devam ettirilmeye çalışılmış fakat farklı Beyliklerde değişik örnekler ortaya konmuştur. Beylikler devri, mimari araştırmalarıyla Osmanlı sanatının anıtsal üslubunu hazırlamıştır. Görüldüğü gibi XII. yy.’daki yapılarda görülen geometrik bezemeli bordürler, XIII. yy.’ın sonunda, yerini rûmi bezemeli bordürlere bırakmış ve bezeme alanları çoğalmıştır. Rûmi motifi daha sonraki Osmanlı döneminde de kullanılmaya devam etmiştir. Osmanlı döneminde bu gelişim, Kanuni devrinde son şeklini almıştır.
* Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Geleneksel Türk El Sanatları Bölümü Tezhip ASD

DİPNOTLAR  

1) Yusuf Küçükdağ- Caner Arabacı, Selçuklular ve Konya, Konya 1999, s. 45; Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslam Medeniyeti, İstanbul 1969, s. 212. 2) Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul 2005, s. 69; Nejat Kaymaz, “Malazgirt Savaşı İle Anadolu’nun Fethi ve Türkleşmesine Dair”, Malazgirt Armağanı, Ankara Tarihsiz, s. 260. 3) Salim Koca, “Türkiye Selçuklu Devleti’nin Kuruluşu ve I. Süleyman Şah”, Anadolu Selçukluları ve Beylikleri Dönemi Uygarlığı 1, Ankara 2006, s. 25; Hakkı Dursun Yıldız, “Anadolu Selçuklu Devleti”, Türk Dünyası El Kitabı, 1, Ankara 1992, s. 284: Bu kaynakta İznik’in fethi 1078 olarak verilmektedir. 4) Işın Demirkent, “Kılıçarslan I” mad., DİA, XXV, Ankara 2002, s. 396. 5) Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslam Medeniyeti, s. 219; Sayime Durmaz, “Haçlılar, Bizans ve Selçuklular”, Anadolu Selçukluları ve Beylikler Dönemi Uygarlığı I, Ankara 2006, s. 39.  6) Küçükdağ-Arabacı, s. 81. 7) Faruk Sümer, “Keykavus I”  mad., DİA, XXV, Ankara 2002, s. 352. 8) Faruk Sümer, “Keykubad I” mad., DİA, XXV, Ankara 2002, s. 358. 9) Ali Sevim, “Keyhüsrev II” mad., DİA, XXV, Ankara 2002, s. 349. 10) Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s.  459. 11) Faruk Sümer, “Argun” mad., DİA ,III, İstanbul 1991, s. 355;  Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s. 610. 12) Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, s. 659. 13) Ara Altun, Ortaçağ Türk Mimarisinin Anahatları İçin Bir Özet, İstanbul 1988, s. 130. 14) Altun, s. 48. 15) Haldun Özkan, “Saltuklular” mad., Türkler, VIII, Ankara 2002, s. 76. 16) Doğan Kuban, Selçuklu Çağında Anadolu Sanatı, İstanbul 2002, s. 109. 17) Selçuk Mülayim, Anadolu Türk Mimarisinde Geometrik Süslemeler, Ankara 1982, s. 25. 18) Turan, Selçuklular Zamanında  Türkiye, s. 508. 19) Oktay Aslanapa, Türk Sanatı, İstanbul 1989, s. 111. 20) Mülayim, s. 62. 21) Hakkı Önkal, Anadolu Selçuklu Türbeleri, Ankara 1996, s. 63. 22) Kuban, s. 180; Altun, s. 55; Rafet Yinanç, “Sivas Abideleri ve Vakıflar”, Vakıflar Dergisi, XXII, Ankara 1991, s. 17. 23) Hamza Gündoğdu, Türk Mimarisinde Figürlü Taş Plastik, Yayımlanmamış Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, İstanbul 1979, s. 188. 24) Semavi Eyice, “Alâeddin Camii” mad., DİA, II, İstanbul 1989, s. 324. 25) Kuban, s. 141. 26) Yılmaz Önge, İbrahim Ateş, Sadi Bayram, Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, Ankara 1978, s. 35. 27) Zeki Sönmez, Başlangıcından 16. Yüzyıla Kadar Anadolu Türk-İslam Mimarisinde Sanatçılar, Ankara 1995, s. 257. 28) Sönmez, s. 270. 29) Doğan Yavaş-Ahmet Vefa Çobanoğlu, “İnce Minareli Medrese” DİA, XXII, İstanbul 2000, s. 269; Sönmez, s. 270. 30) Oktay Aslanapa, Anadolu’da İlk Türk Mimarisi, Ankara 1991, s. 92; Suut Kemal Yetkin, Türk Mimarisi, Ankara 1970, s. 131; Hakkı Acun, “Sivas ve Çevresi Tarihi Eserlerinin Listesi ve Turistik Değerleri”, Vakfılar Dergisi, XX, Ankara 1988, s. 187.  31) Yetkin, s. 130; Oktay Aslanapa, “Anadolu Selçukluları Mimari Sanatı” Başlangıcından Bugüne Türk Sanatı,  Ankara 1993, s. 150; Acun, s. 187.  32) Yetkin, s. 130; Kuban, s. 159. 33) Hüseyin Rahmi Ünal, ”Erzurum Hatuniye (Çifte Minareli) Medresesi”, Selçuklu Çağında Anadolu Sanatı, İstanbul 2002, s. 201; İlhan Akçay, “Yakutiye Medresesi”, Vakıflar Dergisi, VI, Ankara 1965, s. 147; Osman Gürbüz, “Erzurum Çifte Minareli Medrese’nin Yapım Tarihi ve Bânîsi Hakkında Yeni Bir Yaklaşım”, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 25, Erzurum 2004, s. 157. 34) Rahmi Hüseyin Ünal, Erzurum Yakutiye Medresesi, Ankara 1993, s. 55; Nusret Çam, “Erzurum’daki Yakutiye Medresesi İle İlgili Bazı Mülahazalar”, Vakıflar Dergisi, XX, Ankara 1988, s. 289. 35) Sönmez, s. 313; Ernst  Diez-Oktay Aslanapa-Mahmut Mesut  Koman, Karaman Devri Sanatı, İstanbul 1950, s.55.


KAYNAKLAR 1) Ali Sevim, “Keyhüsrev II” mad., DİA, XXV, Ankara 2002, s. 349-350. 2) Ara Altun, Ortaçağ Türk Mimarisinin Anahatları İçin Bir Özet , İstanbul 1988. 3) Doğan Kuban, Selçuklu Çağında Anadolu Sanatı, İstanbul 2002. 4) Doğan Yavaş-Ahmet Vefa Çobanoğlu, “İnce Minareli Medrese” DİA, XXII, İstanbul 2000, s. 269-270. 5) Ernst  Diez,-Oktay Aslanapa,-Mahmut Mesut  Koman, Karaman Devri Sanatı, İstanbul 1950. 6) Faruk Sümer, “Argun” mad., DİA ,III, İstanbul 1991, s. 355-357. 7) Faruk Sümer; “Keykavus I”  mad., DİA, XXV, Ankara 2002, s. 352-353. 8) Faruk Sümer, “Keykubad I” mad., DİA, XXV, Ankara 2002, s. 358-359. 9) Hakkı Acun, “Sivas ve Çevresi Tarihi Eserlerinin Listesi ve Turistik Değerleri”, Vakfılar Dergisi, XX, Ankara 1988, s. 183-221. 10) Hakkı Dursun Yıldız, “Anadolu Selçuklu Devleti”, Türk Dünyası El Kitabı, 1, Ankara 1992, s. 284-290. 11) Hakkı Önkal, Anadolu Selçuklu Türbeleri, Ankara 1996. 12) Haldun Özkan, “Saltuklular” mad., Türkler, VIII, Ankara 2002, s. 72- 82. 13) Işın Demirkent, “Kılıçarslan I” mad., DİA, XXV, Ankara 2002, s. 396-399.  14) İlhan Akçay, “Yakutiye Medresesi”, Vakıflar Dergisi, VI, Ankara 1965, s. 146-152.  15) Nejat Kaymaz, “Malazgirt Savaşı İle Anadolu’nun Fethi ve Türkleşmesine Dair”, Malazgirt Armağanı, Ankara, s. 259-268. 16) Nusret Çam, “Erzurum’daki Yakutiye Medresesi İle İlgili Bazı Mülahazalar”, Vakıflar Dergisi, XX, Ankara 1988, s. 289-310. 17) Oktay Aslanapa, Türk Sanatı, İstanbul 1989. 18) Oktay Aslanapa, Anadolu’da İlk Türk Mimarisi, Ankara 1991. 19) Oktay Aslanapa, “Anadolu Selçukluları Mimari Sanatı” Başlangıcından Bugüne Türk Sanatı,  Ankara 1993, s. 113-162.  20) Osman Gürbüz, “Erzurum Çifte Minareli Medrese’nin Yapım Tarihi ve Bânîsi Hakkında Yeni Bir Yaklaşım”, Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 25, Erzurum 2004, s. 145-160. 21) Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslam Medeniyeti, İstanbul 1969.  22) Osman Turan, Selçuklular Zamanında Türkiye, İstanbul 2005. 23) Rafet Yinanç, “Sivas Abideleri ve Vakıflar”, Vakıflar Dergisi, XXII, Ankara 1991, s. 15-44. 24) Rahmi Hüseyin Ünal, Erzurum Yakutiye Medresesi, Ankara 1993. 25) Rahmi Hüseyin Ünal, ”Erzurum Hatuniye (Çifte Minareli) Medresesi”, Selçuklu Çağında Anadolu Sanatı,  İstanbul 2002, s. 194-201. 26) Salim Koca, “Türkiye Selçuklu Devleti’nin Kuruluşu ve I. Süleyman Şah”, Anadolu Selçukluları ve Beylikleri Dönemi Uygarlığı 1, Ankara 2006, s. 23-35. 27) Sayime Durmaz, “Haçlılar, Bizans ve Selçuklular”, Anadolu Selçukluları ve Beylikler Dönemi Uygarlığı I, Ankara 2006, s. 37-53. 28) Selçuk Mülayim, Anadolu Türk Mimarisinde Geometrik Süslemeler, Ankara 1982. 29) Semavi Eyice, “Alâeddin Camii” mad., DİA, II, İstanbul 1989, s. 324-327. 30) Suut Kemal Yetkin, Türk Mimarisi, Ankara 1970. 31) Yılmaz Önge, İbrahim Ateş, Sadi Bayram, Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası, Ankara 1978. 32) Yusuf Küçükdağ- Caner Arabacı, Selçuklular ve Konya, Konya 1999.  33) Zeki Sönmez, Başlangıcından 16. Yüzyıla Kadar Anadolu Türk-İslam Mimarisinde Sanatçılar, Ankara 1995.

İSMEK El Sanatları Dergisi 13 İNDİR

Bu yazı 3326 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK