Maket

Görmeden Yaptığı Maketler Görenleri Kıskandırıyor

  • #


Yazı: İmge Ceyda DERİN

Doğuştan sağır ve dilsiz olan Ali Şerafettin Köksal, 28 yaşında görme yeteneğini de yitirmiş, ama hayata küsmemiş. Eşinin de desteği ile kendisini yaşama bağlayan çok güzel bir uğraş edinmiş Köksal. O, gözleri gören değme insanın yapamayacağı kadar büyük bir ustalıkla ahşap maketler üretiyor. Maket yapmaya bir kuş kafesiyle başlayan âmâ maket ustası Köksal’ın en büyük hedefi, Sultan Ahmet Camii’nin maketini yapmak.

  Sabahın erken bir saatinde, daha uyanmamışken, güneş bir bulut kümesinden kurtulup olanca sıcaklığıyla gözümüze değdiğinde, şımarıkça yüzümüzü buruştururuz bazen. Aydınlığı görmeye henüz hazır değilizdir çünkü. Komşunun çığlık çığlığa ağlayan çocuğunun sesini yahut akşam trafiğinde arabaların sürekli çalan kornalarını duymaya tahammül edemeyip ellerimizle kulaklarımızı tıkarız kimi zaman. Gürültü işitmekten hoşlanmayız çünkü.

  Köpüklü bir fincan kahveyi yudumlarken yanında muhabbet de olsun isteriz. Kahvenin tadına en iyi, eş dost muhabbetiyle varılır çünkü. Derinden gelen bir ezginin ruhumuza verdiği hoşlukla, karşımızdakinin gözlerine bakarak hasbihâl eylemek nice dertlere devadır çoğu zaman. Paylaşmak güzel şey çünkü.

 
Şimdi bir anlığına da olsa, gözlerimizi yumup, kulaklarımızı ellerimizle kapayalım ve dilsizmişiz gibi tek bir söz söylemeden öylece kaldığımızı hayal edelim. Daha ilkokuldayken bize öğretilen beş duyumuzdan sadece ikisiyle, dokunma ve koklama duyularımızla baş başa kaldığımızı düşünelim. Görmeden, duymadan, konuşamadan, derin bir sessizlik ve kopkoyu bir karanlığın içinde…

  Ali Şerafettin Köksal, işte bizim bir anlığına da olsa hayal bile etmekte güçlük çekebileceğimiz o derin sessizlik ve koyu karanlığın içinde neredeyse 30 yıldan bu yana. Doğuştan sağır ve dilsiz olan Köksal, gençlik yıllarında da görme yeteneğini kaybetmiş. Ancak hem sağır, hem dilsiz, hem de âmâ olan Köksal, engelleri yüzünden hayata küsmemiş. O, eşinin desteğiyle kendisini hayata bağlayacak bir uğraş edinmiş. Öteden beri resme yeteneği olan Ali Şerafettin Köksal, görmeyen biri için şahane sayılabilecek ahşap maketler yapıyor. Köksal’ı, Halkalı’da oturduğu evin bodrum katındaki atölyesinde ziyaret ettik.



Ailesiyle Dokunarak İletişim Kuruyor

Ali Şerafettin Köksal ile iletişimimizde bize, eşi Ümran Köksal yardımcı oluyor. Ümran Köksal’a, sağır ve dilsiz olan eşinin görme yeteneğini ne zaman kaybettiğini soruyoruz ilk olarak. Ümran Köksal, 1976 yılında kendisi 16, eşi ise 21 yaşındayken evlendiklerinde eşinin görebildiğini anlatıyor. “1982 yılına kadar görüyordu. Evlendikten sonra 6 sene gördü, daha sonra görme yeteneğini yavaş yavaş yitirdi” diyor.

  Eşinin anlattığına göre Ali Köksal, çocukken geçirdiği havale yüzünden beyninin görme merkezinde oluşan hasar nedeniyle zamanla karanlığa gömülmüş. Pek çok kez ameliyat olmuş, ancak her seferinde ümitleri boşa çıkmış. Gördüğü dönemde okur-yazarlığı olduğundan işitme engellilerin kullandığı işaret dilini öğrenen Ali Köksal, âmâ olduktan sonra ise eşiyle kendi aralarında geliştirdikleri dokunmaya dayalı özel bir yöntemle anlaşmaya başlamış. Ümran Köksal, kendi babasının da sağır ve dilsiz olduğunu, bu nedenle eşiyle iletişim kurmakta zorlanmadığını hatırlatıyor. “Önceleri işaret diliyle anlaşıyorduk, şimdi ise dokunarak anlaşıyoruz” diyen Ümran Köksal, kocasının gözü, kulağı olmuş adeta.


Maket Yapmaya Bir Kuş Kafesiyle Başlamış

Ümran- Ali Şerafettin Köksal çiftinin üç çocukları var. İki oğlu, Ali Köksal’ın henüz görme yeteneğini kaybetmediği yıllarda dünyaya gelmiş. Kızı doğduğunda ise Ali Köksal’ın yavaş yavaş kaybettiği ışığından tek bir zerre kalmamış. Eşine, hayat yoldaşına bir keresinde “Duymak mı isterdin, görmek mi?”  diye sormuş Ümran Köksal. Cevabı, “Görmek” olmuş onun da. “Kızı evlenirken gelinlikle göremediği için çok ağladı” diye ekliyor Ümran Köksal.

  Doğuştan sağır ve dilsiz olan Ali Şerafettin Köksal, bir de görme duyusunu kaybettiğinde en büyük desteği eşinden görmüş. Morali iyice bozulup hayata küsmesin diye kocasına bir uğraş bulmaya çalışan Ümran Köksal, eskiden beri resme yeteneği olan eşinin bir başka yeteneğini daha ortaya çıkarmış. El becerisi çok iyi olan kocasına bir gün komşusunun oğlunun okulda yaptığı kuş kafesini getirmiş. “Kafesi el yordamıyla tanımaya çalıştı. ‘Ben daha iyisini  yaparım’ dedi.

  Marangoz aletlerine, gördüğü zamanlardan aşinalığı vardı zaten. Yani kafes vesile oldu bu maketleri yapmasına” diyen Ümran Köksal, raflardaki ahşap maketleri göstererek, gururla “Eşimi ben keşfettim” diye konuşuyor.

  Sahip olduğu sınırlı imkânlarla üç çocuğunu da üniversitede okutup, evlendirmiş Ümran Köksal. “İnek baktım, süt sattım, ailemi kimseye muhtaç etmedim” diyen fedakâr eşin, geçirdikleri zor günleri anlatırken gözleri buğulanıyor. Gözümüz, atölyede maketlerin dizili olduğu bölümdeki raflara kayıyor. “Gördüğünüz bu rafları kendisi düşünüp yaptı” diyor Ümran Köksal. Çeşitli büyüklükteki ahşap maketlerin dizili olduğu raflarda insanı şaşırtan bir düzen hâkim. Marangoz tezgâhlarının bulunduğu kesimhane bölümü de pırıl pırıl. Yerlerde, marangozhanelerin zeminini kaplayan talaş parçalarından eser yok. Ali Köksal, talaşları bakır kazanlarda topluyor dağınıklık yaratmasınlar diye.

  Kesimhanenin duvarlarında sırayla dizilmiş bir sürü alet-edevat var. “Bunların düzenine hiç karışmam. Yoksa aradığını bulamaz.” diyor Ümran Köksal. Bir köşede duran yoğurt kovalarını gösteriyor sonra. Bunları kalıp çıkarmak için kullanıyormuş âmâ maket ustası. Pergel niyetine kullanmak üzere çeşitli uzunluklarda hazırladığı telleri ilk gördüğümüzde ne işe yaradığını pek anlamıyoruz. Kendisinin tasarladığı bu tellerden birini ve sivri uçlu tornavidaya benzer bir alet ile bir parça da kontrplak alıyor eline maket ustası. Biz “Ne yapacak acaba bunlarla?” diye düşünürken, eşi de “Size pergeli nasıl kullandığını göstermek istiyor” diye konuşuyor. Kare biçimindeki kontrplaktan birkaç dakika içinde yuvarlak bir parça elde ediyor Ali Köksal.


En Büyük Hayali Sultan Ahmet  Camii’nin Maketini Yapmak

Ali Köksal’ın en çok nelerin maketini yapmaktan keyif aldığını soruyoruz eşi Ümran Köksal’a. “Villalar, evler… Anıtkabir yapmayı seviyor bir de.” diye cevaplıyor sorumuzu Ümran Köksal. Anıtkabir’i daha önce görmemiş olduğunu öğrendiğimizden, nasıl olup da hiç görmediği bir şeyin maketini yapabiliyor, diye merak ediyoruz. “Miniatürk’e götürmüştük bir keresinde. İzin aldık, oradaki tüm maketlere dokundu. Oradan biliyor Anıtkabir’i.” diyen Ümran Köksal, eşinin en büyük hayalinin Sultan Ahmet Camii’nin maketini yapmak olduğunu ifade ederek, “Elindeki işleri tamamladığında Sultan Ahmet Camii’ne başlayacak. Büyükçe bir maket olacağını söylüyor.” diyor.

  Ali Köksal’ın günde kaç saatini atölyede geçirdiğini soruyoruz eşine. “Sabah kahvaltısını eder etmez, hemen buraya gelir. Gece geç saatlere kadar burada olur. Kafasında bir şey tasarlıyor bazen, onu bitirene kadar bırakmıyor elinden. Bazen gece 1’lere kadar çalıştığı oluyor” diye anlatıyor Ümran Köksal. Ahşabın kesiminden montajına her aşaması âmâ ustanın elinden çıkıyor eşinin anlattığına göre. Maketlerdeki renk farklılıklarını hatırlatıyoruz Ümran Köksal’a. O da, “Renk konusunda ben yardımcı oluyorum. Vernikleme aşamasında, tonlama konusunda ben devreye giriyorum.” diyerek merakımızı gideriyor. Ali Köksal’ın, bir maketi ne kadar sürede tamamladığını da sormadan edemiyoruz. Ümran Köksal, eşinin, çok sıkı çalışırsa eğer bir maketi 6-7 ayda tamamlayabildiğini belirtiyor. Eşinin söylediğine göre âmâ maket ustası, çalışmalarında en çok ardıç ağacını kullanmayı tercih ediyor.  Kullanılacak malzemeleri birlikte temin ettiklerini belirten Ümran Köksal, “Ahşapla ilgili marangoza gidilmesi gerekiyorsa gidiyoruz. Maketlerin aydınlatmaları için elektrikçiye gidilmesi gerekiyor bazen. Her yere birlikte gidiyoruz.” diye konuşuyor.

Karadeniz Evindeki Detaylar Hayran Bırakıyor

Görme engelli Ali Köksal’ın maharetli ellerinden çıkmış olan maketlere yakından bakıyoruz. Hepsinde aydınlatma kullanılmış. Ali Köksal, kendisinin mahrum kaldığı aydınlığı, belli ki maketlerinde eksik bırakmak istememiş. Maketlerin hepsi birbirinden güzel görünüyor. Özellikle de Karadeniz evi olarak tasarlanmış olan. Kendisinin Giresunlu, eşinin ise Trabzonlu olduğunu söylüyor bu arada Ümran Köksal. Karadeniz evi maketinde, iki katlı ahşap evin önünde bir su kuyusu, ekmek fırını ile biri büyük, diğeri küçük iki yayık var. Karadeniz’e özgü serenderi de unutmamış Ali Köksal. Serender ile ilgili malumatı bulunmayanlar için küçük bir hatırlatma: Serender, Karadeniz’de dört direk üzerine oturtulmuş tek odalı yapıya deniyor. Mutlaka evin dışındadır ve kesinlikle ev ile serender arasında herhangi bir geçit veya köprü bulunmuyor. Yerden yüksekliği yaklaşık 5-7 metre olan bu yapı, bölgede ürünlerin haşerelerden ve yaban hayvanlarından korunması için kullanılıyor. Karadeniz evinden başka cami maketleri de var raflarda. Eşinin yaptığı ilk cami maketini gösteriyor Ümran Köksal. Öteki cami maketleriyle karşılaştırınca, el becerisini giderek geliştirdiğini görüyoruz âmâ maketçi ustasının. Detaylar, vernik işçiliği her makette daha da iyiye gitmiş.

Biz maketleri incelerken, Ali Köksal da eşine çay makinesindeki suyun kaynadığını anlatıyor. Eşi için “İkramda bulunmadan göndermez sizi” diyor Ümran Köksal, söyleşimizi tamamladıktan sonra çayımızın yanında ikram edeceği kurabiyeleri servise hazırlarken.


Raflarda 18 Yıllık Emek Duruyor

Raflarda dizili olan maketleri göstererek, “18 yıllık birikim var burada” diyen Ümran Köksal’a, eşinin şimdiye dek sergi açma fırsatı bulup bulmadığını soruyoruz. Ali Köksal’ın, bugüne kadar 7-8 sergiye katıldığını söyleyen Ümran Köksal, “Yaptıklarını herkes görsün, takdir etsin istiyor. Bir şeyi başarmayı seviyor. Başarılı insanları da seviyor” diye konuşuyor. Ümran Köksal, başarılı insanlardan söz ederken, eşinin bir isteğini dile getiriyor. Ali Köksal, çalışmalarını takdirle karşıladığı, başarılı bulduğu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ile tanışmak istiyormuş.

Biz eşiyle söyleşimizi sürdürürken, Ali Köksal da atölyenin kesimhane bölümünde makinesini çalıştırıyor ve maket yaparken kullandığı küçük tahta parçalarını nasıl kestiğini gösteriyor bize. Nasıl olup da elini hızara kaptırmıyor, diye şaşıp kalıyoruz. Son derece itinalı, hesaplı çalışma bizi hayrete düşürüyor.

Ümran Köksal’a, “Eşiniz maket yapmasaydı, neyle uğraşırdı?” diye soruyoruz. Resme öteden beri yatkınlığı olan eşinin, gördüğü dönemlerde çok güzel yağlı boya resimler yaptığını anlatıyor o da. Eşinin Allah vergisi bir yeteneğe sahip olduğunu vurgulayan Ümran Köksal,  hayat arkadaşının yaşama tutunma gayreti hiç bitmesin diye onu sürekli motive ettiğini anlatırken, “Yoksa hayata küser. Ali Bey bana Allah’ın emaneti. Ona iyi bakmak zorundayım.” diyor. Eşine sürekli motivasyon desteği verirken, kendisini nasıl motive ettiğini de sorduğumuz Ümran Köksal’ın cevabı, “İnancım, sevgim motive ediyor beni. Bu bana yetiyor.” oluyor.

Ali-Ümran Köksal çiftinin şimdilerde en büyük özlemi torun sahibi olmak. Çocuklarından alacakları müjdeli haberi sabırsızlıkla beklediklerini anlatan Ümran Köksal, eşinin yıllar evvel oğluna yaptığı tahtadan yürüteci göstererek, “Hele bir torun gelsin, ona neler neler yapacak dedesi” diye konuşuyor gözlerindeki ışıltıyı gizlemeyerek.

İkram edilen sıcacık demli çayı, tazecik kurabiyelerin eşliğinde içtikten sonra samimi sohbetleri için teşekkür ederek yanlarından ayrılıyoruz Ali-Ümran Köksal çiftinin.  

İSMEK El Sanatları Dergisi 13 İNDİR

Bu yazı 1744 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK