Takı

Abanoz, Altın ve Pırlantanın Göz Kamaştırıcı Şıklığı

  • #


Yazı: Semiramis DOĞAN

Serttir abanoz ağacı. Özündeki o kopkoyu kahve rengiyle, kavi yapısıyla direnir kendini usta ellere teslim ederken. Serttir ama nazlıdır da… Nazı ağırlığınca güzelliği de eksik değildir. Eski zamanlarda kral asalarına, zehri yok eden yemek kaplarına hammadde olan abanoz ağacı, şimdilerde ise harika tasarımlara sahip göz alıcı takılar olarak ilgi görüyor. Genç takı tasarımcısı Lori Sinanoğlu da abanozu takı tasarımında kullanan az sayıdaki isimlerden biri. Genç tasarımcı ile abanoz takı koleksiyonu hakkında Nişantaşı’ndaki mağazasında konuştuk. Kadınların vazgeçilmezi, kıyafetlerinin en önemli tamamlayıcı unsurudur takı. Kâh iki kalbi birbirine bağlayan yüzük, kâh sabırla işlenmiş bir çift bilezik, kâh ata yâdigârı bir çift küpe ve kolye, kâh da yârinin belini saran, maşuku kıskandıran kemerdir… Bugün vitrinlerde tasarımlarıyla gözlerimizi kamaştıran takıların tarihi, neredeyse insanlık tarihiyle yaşıttır. İlkel sanatın ilk ürünlerinden sayılan takılar ilk zamanlarda elbette şimdiki gibi nice saatler üzerinde kafa yorulup ortaya çıkarılan tasarımlarla, envai çeşit madenden yapılmıyordu. Arkeolojik ve antropolojik verilere göre, ilk zamanlarda hayvan kemikleri veya deniz kabuklarından, yumuşak taşlardan yapılan ve daha çok dini anlamlar taşıyan takılar, aynı zamanda kabile simgeleri olarak da kullanılıyordu.


Takının Yeşerdiği Topraklar: Mezopotamya

Araştırmalar, maden kullanılarak yapılan ilk takıların, yerleşik kültürlerin ortaya çıktığı çağa, yani günümüzden 7 bin yıl öncesine dayandığını gösteriyor. O çağın insanı, doğal, saf kurşunları soğuk dövme tekniğiyle işliyordu. Apetik, florit ve obsidyen gibi bazı renkli taşlara, ilk kez bu dönemde cilalanıp parlatılarak boncuk formu verilmiş. İsa’dan Önce (İ.Ö) 4. bin yılın başında madene talebin arttığı dönemde insanoğlu, yeni madenler ararken ilk doğal altın ve gümüş madenlerini bulmuş. İlk siyasi yapıların ve şehir devletlerinin kurulması da yine bu döneme rastlıyor. Böylece sınıflı toplumların ve statü simgelerinin ortaya çıktığı görülüyor. Takılar, toplumda mensup olunan sınıfı gösteren simgeler olarak kullanılırdı o çağda. Kadınlarda medeni hali anlatan birer simgeydiler aynı zamanda. Kadınların genç kız, nişanlı ya da evli olduğunu, kıyafetini tamamlayan takılardan anlamak mümkündü. (Bugün de durum pek farklı değil. Sağ veya sol ele takılan yüzük, kadının evli mi yoksa nişanlı mı olduğunu gösteren bir simge.) Bütün bu gelişmeler, “Verimli Hilâl” denilen ve İran, Akdeniz kıyı şeridi Mezopotamya ve Mısır’ı içine alan bölgede yaşandı. Dünyada gerçek anlamda ilk kuyumculuk ürünleri Mezopotamya bölgesinde ortaya çıktı. Kuyumculuk teknikleri de bu bölgeden; ticari ilişkiler, diplomatik hediyeler, istilalar ve göçlerle dünyanın dört bir yanına yayıldı. Gelelim Türk devletlerinde takıya… Bizans tarihçilerine göre, Göktürkler, demir ve altın işlemeciliğinde çok başarılıydılar. Eski Hun takılarının da son derece gösterişli olduğu biliniyor.


Takıda Mutlak Amaç “Güzel” Olmak

İnsanlık tarihi boyunca kabilelerin simgesi, medeni halin, soyluluğun ve gücün göstergesi, kimi zaman da dini bir sembol olmuştur takı. Fakat geçmişte de, günümüzde de en çok insanın kendisini “güzel” kılmak için kullanmıştır. Takı, bugün çok iyi bir yatırım enstrümanı (tabii altın, elmas, pırlanta gibi değerli madenler kullanılarak tasarlanmış olanları) olmasının yanı sıra şıklığın da olmazsa olmazı. Altın olsun, gümüş olsun, değerli veya yarı değerli taşlar olsun, velhasıl hammaddesi ne olursa olsun, güzel bir tasarımla vücut bulmuşsa eğer, en silik kıyafetlere bile farklı bir hava vermeye muktedirdir takı. Kuyumcu vitrinlerini süsleyen göz alıcı takıların her biri muhteşem tasarımlarıyla meraklısını cezbeder. Tüm dünyada pazar hacmi giderek büyüyen bir sektör halini alan takıda “özel” tasarımlar her zaman gözdedir. Hazırlanan tasarımın kendisine özel olması, kişiye herkesten farklı olma ayrıcalığı sağlar. Bu alanda kalem oynatan tasarımcılar, diğer meslektaşları arasından deyim yerindeyse sivrilebilmek için âdeta yarış halindedir. Lori Sinanoğlu da abanoz ağacı kullanarak hayata geçirdiği takı tasarımlarıyla dikkat çeken,  meslektaşları karşısında adını özel kılan bir tasarımcı. Nişantaşı’nda bulunan ve bir bölümü atölye, bir bölümü de teşhir salonu olarak kullanılan mağazasında ziyaret ettik genç tasarımcıyı.

Abanoz ile Tasarımda Fark Yarattı

Abanozun doğallığını ve pırlantanın eşsiz parıltısını altınla birleştiren bir tasarımcı Lori Sinanoğlu. Genç tasarımcıdan, ilk olarak mücevher tasarımına nasıl başladığını anlatmasını istiyoruz. İtalya’nın moda başkenti Milano’daki Istituto Europeo di Design’ın mücevher tasarımı bölümünden 2008 yılında mezun olmuş Sinanoğlu. Okul bittikten sonra İstanbul’a dönmüş ve mezun olduğu alanda farklı bir şeyler yapmanın yollarını aramaya başlamış. “Kapalıçarşı’da atölyeleri gezerken bir gün, tanıdığım bir ustaya, farklı bir şey bulmak istediğimi anlatıyordum. Usta, ‘Bir malzeme var göstereyim, belki işine yarar’ dedi. Abanoz ağacından minik bir parça gösterdi. Ben de Aleksan Bey’e (O dönem Kapalıçarşı’da kuyumcu ustası olan dayısını kast ediyor.) getirip gösterdim. Bir şey yaparken sağlıklı olup olmayacağı çok önemli olduğu için önce bu malzemeyi nasıl çalışabiliriz, nasıl olur diye deneyip görmek istedik. Sağlıklı olduğuna karar verdikten sonra üretimimize geçtik” diye anlatıyor abanoz ağacıyla tanışma hikâyesini Sinanoğlu.


Zehri Yok Ediyor, Nazara İyi Geliyor

Tropikal bölgelerde yetişen ve çok dayanıklı bir malzeme olan abanoz ağacı, el işçiliğiyle şekilleniyor Lori Sinanoğlu’nun tasarımlarında. Sinanoğlu’nun anlattığına göre, abanoz ağacının en içteki çok koyu kahve rengindeki ‘öz’ bölümü oldukça sert ve iyi cila tutma özelliğine sahip. Bu sebeple eski çağlardan beri çok değerli sayılıyor. Rivayet odur ki, krallar hem abanozdan yapılmış asalar kullanır, hem de zehrin etkisini giderdiği inancıyla, içkilerini abanoz ağacından yapılma kaplardan içerlerdi. Eski çağlarda insanlar, abanoz ağacının küçük bir parçasını nazarlık olarak taşımanın olumsuz güçleri kovacağına da inanırmış. İnsanlık tarihi boyunca pek çok farklı alanda kullanılan abanoz, genç tasarımcının koleksiyonunda yeniden ve çok başka bir ruhla hayat buluyor. Lori Sinanoğlu’nun tasarımları, yalnızca abanoz ağıcından oluşmuyor. Sinanoğlu, tasarımlarında abanoz plakalar üzerinde altın ve pırlanta detaylara yer verdiğini, “Abanozu tek kullanmadım hiç. Pırlanta ve altını abanozla süsledim diyebilirim.” sözleriyle dile getiriyor. Sektörde çok fazla tasarımcı bulunduğunu, bu sebeple rekabetin çok büyük olduğunu ifade eden Sinanoğlu, “En büyük amacım farklı olmak, insanlara farklı bir şeyler sunmak. Bu amaçla tasarımlarımda abanozu kullanmayı tercih ettim.” diyor.

Takılar Ekip Çalışmasıyla Vücut Buluyor

Göz alıcı takı tasarımlarına imza atan Lori Sinanoğlu’na, çok sert olduğunu öğrendiğimiz abanoz ağacını işlemenin zor olup olmadığını soruyoruz. Sinanoğlu, “Bu malzemeyle çalışmanın zor olması da bizi özel kılıyor” derken, söyleşimize eşlik eden, 40 yıllık kuyumcu ustası Aleksan Yoldaş ise, abanozun altınla müthiş bir uyum sergilediğini, çok zor olmasına rağmen farklı ve şık duruşuyla üzerinde çalışmaktan keyif aldıkları bir malzeme olduğunu vurguluyor. Konuşma sırasında Lori Sinanoğlu’nun dayısı Aleksan Yoldaş, abanozun, özellikle pembe altın ve pırlanta ile duruşunun çok güzel olduğunu belirterek, “Abanozun, siyaha kaçan koyu kahve rengi, altının ve pırlantanın çekiciliğini daha çok ortaya çıkarıyor.” diyor. Bundan çok değil 5-6 ay önce taşındıkları Nişantaşı’ndaki mağazanın vitrininde sergilenen her bir parçada dayı-yeğenin emeği, alın teri var. Burasının aynı zamanda atölye olarak kullanıldığını belirtmiştik. Lori Sinanoğlu’nun, kimi zaman kulağına çalınan bir ezgiden, kimi zaman da duyduğu bir sözden aldığı ilhamla kâğıda döktüğü tasarımlar, dayısı Aleksan Yoldaş’ın usta ellerinde vücut buluyor. Kapalıçarşı’nın tozunu yutmaya 11 yaşında başladığını anlatan Yoldaş, yeğeninin çizip önüne getirdiği tasarımları, altınından pırlantasına, abanozundan yakutuna tüm malzemeleri atölye bölümünde işleyerek hayata geçiriyor. “Fabrikasyon işimiz hiçbir zaman olmamıştır. Abanozu da biz işliyoruz, altını da. Bir marangoz atölyesi abanozu torna makinesine bağlayıp işler, fakat o haliyle abanoz mücevhere yakışmaz. İnce işçilik gerekir. Biz burada altınla çalışırken hangi alet- edevatı kullanıyorsak, abanozda da aynı şekilde çalışıyoruz, tek tek, ince ince.  Benim için altınla abanoz arasındaki fark şu; abanoza kaynak yapamıyorum, bir de bükemiyorum. Onun dışında abanoza her şekli verebilirim.”


Abanoza En Çok Pembe  Altın Yakışır

İlgi çeken abanoz takı tasarımları ile sektörün öne çıkan isimlerinden biri olmayı başaran genç tasarımcı Lori Sinanoğlu, söyleşimizde malzemeleri nereden temin ettiğinden, müşteri profiline, maliyetten abanozun kullanışlı olup olmadığına kadar merak ettiğimiz pek çok konuya değindi. Abanoz için, “Çok az bulunan ve çok talebi olan, oldukça pahalı bir malzeme abanoz. Mobilyada kullanılıyor, piyano tuşlarında kullanılıyor.” diyen Sinanoğlu, tropikal bölgelerde yetişen abanozu İstanbul’da ithalatçı bir firmadan aldıklarını belirtiyor. Siyaha yakın koyu kahve rengine sahip abanozun en çok, pembe altın denilen kırmızıya kaçan altına yakıştığını söyleyen Lori Sinanoğlu, yeşil altınla da çalıştıklarını, ürünlerinde 18 ayar altın kullandıklarını ifade ediyor. “Peki abanoz, takı olarak kullanışlı bir malzeme mi?” diye soruyoruz genç tasarımcıya. Kuyumcudan satın alınan altın olsun, pırlanta veya elmas olsun her türlü takıya her şeyden önce kesinlikle parfüm değmemesi gerektiğini vurgulayan Sinanoğlu, “Abanoz da tıpkı altın ve değerli taşlar gibi parfümden korunmalı. Neticede hammaddesi ağaç olduğundan sudan da korumak gerekir; parmağınızdaysa eğer elinizi yıkarken çıkarmalısınız.” diye konuşuyor.  Sinanoğlu, farkına varmadan ıslandığında, hemen o an zarar görmediğini, ürünün hemen kurulanmasının yeterli olduğunu belirterek, “Zaten telafisi mümkün olmayan bir durumda da kapı gibi buradayız. Ürünümüzün her zaman arkasındayız.” diyor gülerek. Kişiye özel takı tasarımlarında fiyat aralığının da 500 dolar ilâ 4 bin dolar arasında değiştiğini söyleyen Lori Sinanoğlu, ürün fiyatının kullanılan taşa, işçiliğe göre değiştiğini de kaydediyor.


En Büyük Hayali Mağaza Zinciri

Her tasarımın bir köşesinde “Lori” imzası gözümüze çarpıyor. Hayli estetik, hayli şık bir “Lori”… Yaptığı işe, markasına değer verdiği her halinden belli olan Lori Sinanoğlu’na mesleğiyle ilgili en büyük idealinin ne olduğunu soruyoruz. Gözleri aydınlanıyor hemen. “New York’ta, Paris’te, Milano’da ve Londra’da birer mağaza açmak en büyük hayalim. Lori zinciri kuracağım.” diye konuşuyor. Aynı soruyu dayı Aleksan Yoldaş’a yöneltiyoruz. O da şöyle cevaplıyor sorumuzu; “Kapalıçarşı’da atölyede çalıştığım dönemden beri hep isterdim ki, yanımda bir tasarımcı olsun, onunla birlikte yola çıkalım. O, daha olmayan bir şey yaratsın, ben de yeni şeyi hayata geçireyim. Bütün istediğim buydu. 51 yaşından sonra bu idealimi gerçekleştirdim. Şimdi, burada dayı-yeğen birlikte yola devam ediyoruz.” Lori Sinanoğlu’na hedef kitlesinden bahsetmesini de istiyoruz. Müşteri portföyünün, her şeyden önce özel tasarıma merakı olan kişilerden oluştuğunu ifade eden Sinanoğlu, “Altın alıyorum, yarın bir gün gerektiğinde bozarım mantığıyla değil, kendisi için tasarlanmış özel bir parçayı satın alıyor olma bilincine sahip kişiler müşterilerimiz. Kısacası, sanata ve el işçiliğine meraklı zevk sahibi herkes hedef kitlemiz” diyor gülümseyerek. Daha fazla kişiye hitap etmek için koleksiyonunu sürekli yenilemek zorunda olduklarını söyleyen genç tasarımcı, “Ürünlerimizde altın ve pırlanta kullanıyoruz. İkisi de çok pahalı ama kendimizi sürekli yenilemek zorundayız. Elimizdeki ürünler satılsa da satılmasa da yenilerini eklemek zorundayız önceki tasarımların yanına. Müşteri her geldiğinde, en azından birkaç yeni parça görmeli vitrinde ki sürekli gelme istediği olsun. Her zaman farklı bir şey göreceğim düşüncesi olsun zihninde.” diye konuşuyor.


Atölye, Kadın Müşterilerin İlgisini Çekiyor

Söyleşimizi tamamlamadan önce mağazanın atölye bölümünü de görmek istiyoruz. Lori Sinanoğlu ve Aleksan Yoldaş’la birlikte atölyeye geçiyoruz. Parlak, bembeyaz bir ışık hâkim atölyeye. Aleksan Yoldaş, güçlü beyaz ışığın ince işçilik için önemli olduğunu belirtiyor. Tezgâhta, minyatür marangoz aletlerini andıran kuyumcu aletleri ile yapım aşamasındaki birkaç takı örneği, bir parça da abanoz duruyor. Tasarım aşamasında olduğu gibi üretim aşamasının da çok sabır isteyen bir iş olduğunu söylüyor Aleksan Yoldaş, “Tüm ürünler, tamamen elde yapılıyor, hiçbir döküm vesaire yapılmıyor. Küçük bir parça abanoz malzemesi alıyoruz. Nereden baksanız 20 tane ürün çıkar, diye düşünüyoruz. Çalışmaya başlıyoruz, tam ürün bitmek üzereyken bir damar denk geliyor ve tüm iş tamamen çöpe gidiyor. Yirmi ürün çıkar dediğimiz malzemeden, bir de bakmışız ki üç tane ürün ancak çıkabilmiş” sözleriyle, sabır isteyen bu işin aynı zamanda ne denli meşakkatli bir iş olduğuna işaret ediyor. Atölye ortamına bu kadar yakın olmanın kendisi için büyük şans olduğunu ifade ediyor Lori Sinanoğlu. “Burada usta- çırak ilişkisinin en somut örneği yaşanıyor sanırım. Benim okulda öğrendiğim teorik bilgimle, Aleksan Bey’in pratik bilgisi birleşiyor. Her gün yeni bir şey öğreniyorum burada. Altınla çalışıyoruz, çok değerli bir maden bu. Güvendiğin insanlarla çalışman gerekiyor. O yüzden de güven bakımından hiçbir sıkıntı olmayan bir ilişkimiz var Aleksan Bey’le.” diyen genç tasarımcı, atölye ortamının bayan müşterilerin çok ilgisini çektiğini de ekliyor.

“Önce Benim Çok Beğenmem Lazım!”

Takı tasarımcısı Lori Sinanoğlu’na ve kuyumcu ustası olan dayısı Aleksan Yoldaş’a, bir takının hangi aşamalardan geçtiğini de soruyoruz. Anlattığına göre Sinanoğlu, o an içinde bulunduğu ruh haline göre tasarlayıp çizgiye döktüğü modeli, dayısı ile paylaşıyor. Tasarlananın hayata geçirilip geçirilmeyeceği ve gerekiyorsa eğer üzerinde yapılacak değişiklikler konusunda dayı-yeğen fikir alışverişinde bulunuyor ilk etapta. Tasarımın son haliyle atölyeye geçiyor Aleksan Yoldaş. Bir ürünün taşlarıyla birlikte tamamlanmış hali, atölyede el emeği, göz nuru dökerek geçirilen 10 günlük bir sürecin ardından ortaya çıkıyor.
Tasarımını yaptığı takılar için “Önce benim o ürünü çok beğenmem lazım” diyen Lori Sinanoğlu, “İnsanın içinden gelmiyorsa, karşısındakine de bir şeyi güzel gösteremez. İşin pazarlama kısmıyla da ben ilgileniyorum maalesef. Aslında bir tasarımcı için bu çok kolay bir şey değil. Çünkü arka planda olman gerekiyor. Belli bir bağ kuruyorum yaptığım tasarımlarla ve kimi zaman keşke satmasaydım dediğim bile oluyor” şeklinde konuşuyor. Lori Sinanoğlu, son olarak yurt içinde olduğu kadar yurt dışında da Lori markasının tanınması için çalıştıklarını ve gelen fuar tekliflerini değerlendirdiklerini ifade ediyor. Tasarımlarının bugüne dek Bahreyn’de ve İstanbul’daki iki ayrı fuarda görücüye çıktığını anlatan genç tasarımcı, ayrıca Toplum Gönüllüler Vakfı’nın, Esma Sultan Yalısı’nda düzenlediği kermese katıldıklarını hatırlatıyor. Abanoz tasarımlarını tanıtmak üzere İsviçre’den de bir teklif aldıklarını dile getiren genç takı tasarımcısı Lori Sinanoğlu’na, hayallerini gerçekleştirebilmesi dileklerimizi iletiyoruz ve yanından ayrılıyoruz.  

İSMEK El Sanatları Dergisi 13 İNDİR

Bu yazı 1191 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK