Ahşap Oyma

Ateşin Ahşaba Zarif Dokunuşu: Pyrogravure

  • #


Yazı: Emine Uçak ERDOĞAN

Ahşap ile ateşin bir araya gelmesi felakettir her daim. Fakat bu iki ezeli düşmanın, ahşap ile ateşin buluştuğu öyle bir alan var ki, felaketi bırakın muhteşem sanat eserleri çıkar karşımıza.  Ahşap yakma resim tekniği olan “pyrogravure”ün Türkiye’deki önemli iki temsilcisi Selahattin Ölçeroğlu ve Münir Erbörü ile bu sanatın inceliklerini konuştuk.

Tek derdi “güzel”  olan, “güzele ulaşma çabası” olan sanatın dallarından biridir resim. Yaşam dürtüsüyle kendisini sonsuzluğa taşıma amacı güden her sanatçı gibi ressamlar da vücuda getirdikleriyle, zamanın küçük bir dilimine dahi olsa bir çentik atmak gayretindedir. Sanatını icra ederken özlem, duygu ve düşüncelerini belli bir estetikle iki boyutlu bir düzlem üzerine yansıtır ressam. Gözünün gördüğünü, o anki hissiyatı ve algısıyla yorumlar, adeta sihirli bir çubuk gibi elinde tuttuğu fırçasıyla tuvale yansıtır resim sanatçısı.

Tuval, şövale, palet, spatula, renk renk boyalar ve çeşitli ebatlardaki resim fırçaları… Ve bir de, karakalem çalışmaları için kurşun kalem elbette… Ressamlar için vazgeçilmez gereçlerdir bunlar. Tuvale veya kâğıt üzerine resim yapan bir ressam için tuval, boya, fırça, spatula, şövale ve diğer resim malzemeleri ne ise, “pyrogravure” (yakma resim) için de ahşap ve havya odur. Yakma resim sanatçıları da bu sınırlı malzemelerle, insanın bakarken içinde kaybolacağı türden ihtişamlı tablolar üretir.


Hem Dekoratif, Hem Görsel Sanat

Havya, daha çok kaynak işlerinde lehimi eritmek için ateşle veya elektrikle kızdırılarak kullanılan bir aygıt. Pyrogravure sanatçıları, havyayı, farklı kalınlıklardaki uçlarla ahşabın üzerine resmedilen motifi belirginleştirmek, tonlamaları yapabilmek için kullanır.  Ahşap, deri, kâğıt veya başka elverişli malzeme yüzeylerinin havya denilen kızgın kalemlerle yakılarak resim veya bezeme çalışmaları yapma, güzel yazı (kaligrafi) yazma sanatı olarak tanımlanır “pyrogravure”. Bu sanat tekniği resim sanatında kullanıldığında “görsel sanat tekniği”, bezeme veya kaligrafi amacıyla kullanıldığında ise “dekoratif sanat tekniği” olarak iki farklı alanda uygulanır.

Yakma resim sanatı, antik çağlardan itibaren ahşap ve deri objelerin bezenmesi işleminde kullanılması nedeniyle bir dekoratif sanat tekniği olarak doğmuş. Günümüze ulaşan en eski tarihli yapıt, iğne ve şişlerle yakılarak çeşitli motiflerle bezenmiş olan 1430 tarihli İtalyan yapımı bir ahşap sandık. Yine aynı yüzyıl içinde İrlanda ve İskoçya’da aynı tür aletlerle yakma yöntemiyle bezenmiş iki ahşap müzik aleti de (arp) günümüze ulaşan en eski tarihli dekoratif yakma sanatı ürünü.


Yakma Tablolara Sanal Pyrogravure Müzesi

Yakma resim tekniğinin, resim sanatı dalında günümüze ulaşmış olan en eski tarihli örneği ise Macaristan’da yapılmış 1610 tarihli, sanatçısı bilinmeyen “Kneeling” isimli, ahşap tuval üzerine yapılmış dinsel temalı bir tablo. Yakma resim sanatı, bir görsel sanat tekniği olarak, takip eden yüzyıllarda daha yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanmış ve özellikle 19. yüzyılda âdeta zirveye ulaşmış. Başta Ball Hughes (İng.1804-1868), Charles H.F. Turner (ABD, 1848-1908) ve William J. Fosdick (ABD,1858-1938) olmak üzere 19. yüzyıl yakma resim sanatçılarının yaptıkları son derece estetik ve sanat değeri yüksek tablolar, bugün dünyanın belli başlı müzelerinde ve özel koleksiyonlarında özenle muhafaza ediliyor.

20.yüzyıla geldiğimizde, özellikle internetin hayatımıza dâhil olmasından sonra 1990’lı yılların ikinci yarısından itibaren yakma resim sanatının büyük bir atılım içine girdiğini görüyoruz. Selahattin Ölçeroğlu, Dumitru Muradian (ROM) ve Lorraine Zaloom (ABD) gibi ressamların yakma resim sanatını fiziken mümkün olabilecek en üst kalite düzeyinde geliştirmeleri ve etkileyici çalışmalarının internet ortamında yayınlanması, bu sanata duyulan ilgiyi daha da artırmıştır. Bu sanatın bilinirliğinin artırılmasından bahsetmişken, pyrogravure tekniğinin geçmiş yüzyıllardaki ve bugünkü uygulamaları konusunda araştırmalar yapan Kathleen M. Garvey Menéndez’i (ABD) hatırlatmadan geçmek olmaz. Yakma resim sanatında dünyanın en önemli sanat eleştirmeni ve yazarı olarak tanınan Menéndez, kurduğu www.pyromuse.org adlı sanal müzede bu sanat dalının geçmişteki ve günümüzdeki sanatçılarına ait çalışmaları sergiliyor.


‘Pyrogravure’e Adanmış Bir Ömür

Yakma resim tekniğinin ülkemizde çok fazla bilinen bir teknik olmadığını söylemiştik. Selahattin Ölçeroğlu, yakma resim tekniğini kullanan çok az sayıdaki sanatçıdan biri. Ölçeroğlu, pyrogravure tekniğini Türkiye’de resim sanatında ahşap yanığı renk tonlarıyla estetik ve sanatsal değer taşıyacak şekilde uygulayan ilk Türk ressam olarak biliniyor. Ölçeroğlu ile Kartal-Cevizli'deki atölyesinde pyrogravure tekniğinin A, B, C’sini konuştuk.

Yakma resim tekniği ile 1950’li yılların sonlarında, çok genç yaşlarda tanışmış Selahattin Ölçeroğlu. O yıllarda ahşabın yoğun-seyrek noktalar veya yalın çizgiler halinde yakılması suretiyle yapılan çalışmaların istenilen estetik sonuçları vermemesi nedeniyle bu tekniği kendi çabaları ile geliştirerek, ahşap yanığı renginin bütün tonlarını elde etmeyi başardığını anlatıyor Ölçeroğlu. Daha önce hiçbir yerde görmediği, ahşap yanığı renk tonlarının her çeşidini elde edebileceği yakıcı bir metal kalem tasarladığını söyleyen sanatçı, ahşap yanığı renginin bütün tonlarını kullanarak oluşturduğu ilk tablosunu 1965 yılında, henüz 19 yaşındayken yaptığını belirtiyor.

Yakma resim sanatında bugün dünyanın önde gelen ilk birkaç ressamı arasında gösterilen Selahattin Ölçeroğlu’na, kendisini bu alanda çalışan diğer sanatçılardan farklı kılan en önemli özelliğinin ne olduğunu soruyoruz. Ölçeroğlu, poster veya grafik çalışma izlenimi veren küçük ebatlı figüratif çalışmalardan ziyade, çok daha büyük ebatlarda, zengin içerikli geniş plan çalışmalar yapması, ahşap tuval yüzeyinde çalışılmamış herhangi bir boş alan bırakmaksızın tüm yüzeyi adeta bir yağlıboya tablo gibi tümüyle değerlendirmesi ve ahşabın muhtelif tonlarda yakılması işlemini büyük bir titizlikle uygulayarak karakalem resim tekniği kriterlerine uygun görsel sanat nitelikli çalışmalar yapması olduğunu ifade ediyor.

Selahattin Ölçeroğlu, ahşap yanığı renk tonları üzerine çeşitli boyalarla renklendirme yapılmasının, bu tekniğin özünü zedelediği ve orijinalliğini bozduğu görüşüne sahip. Bu sebeple çalışmalarında hiçbir şekilde boya kullanmıyor. Çerçeve deseni de dâhil olmak üzere, ahşap tuvaldeki renk tonlarının tümünü, tuval yüzeyini kızgın uçlu bir metal kalemle muhtelif ısı derecelerinde yakarak elde ettiğini anlatıyor Ölçeroğlu. Uyguladığı bu tekniğin sırrını sorduğumuz sanatçı, “Yüzde bir yetenek, yüzde doksan dokuz sabırlı ve titiz çalışma. Formül bu.” diyor.


Eski İstanbul Gravürlerine Âşık

Bugün Brezilya’dan Japonya’ya kadar birçok ülkedeki koleksiyonlarda tabloları bulunduğunu öğrendiğimiz Selahattin Ölçeroğlu, tam bir İstanbul aşığı. Çalışmalarında ağırlıkla eski İstanbul gravürlerini resmettiğini görmek mümkün. Eski İstanbul gravürlerine yoğunlaşmasının sebebini şu sözlerle ifade ediyor sanatçı; “İstanbul’un geçmiş yüzyıllardaki doğal, kültürel ve sosyal zenginliklerini günümüze yansıtan, İstanbul’un adeta görsel tarihçesini oluşturan belgesel değerdeki bu eserlere ve bu eserleri zarif çizgilerle ortaya çıkaran Avrupalı gravür ressamlarına büyük değer veriyorum. Bugün kitap sayfaları arasında sıkışıp kalmış bulunan bu gravürleri, sahip oldukları gizemli atmosfer ve siyah-beyaz formatla büyük uyum sağlayan ahşap yanığı renk tonlarıyla yorumlayarak yeniden ortaya çıkarmak, yerli ve yabancı kitlelere çok farklı bir görüntü içinde tanıtmak istiyorum. Bu meyanda, bu gravürleri bizlere birer kültür mirası olarak armağan eden Avrupalı gravür ressamlarının isimlerini ve anılarını da devamlı olarak gündemde tutmuş olacağımı düşünüyorum.” diye konuşuyor.

Avrupalı gravür sanatçılarının, bu gravürleri sadece çizmekle kalmayıp, onları seyahatname kitaplarında yayınlamak suretiyle eski İstanbul’un zenginliklerini asırlar önce Avrupa’ya tanıtan ilk “fahri kültür elçilerimiz” olduklarını ifade ediyor. Ölçeroğlu, şöyle sürdürüyor sözlerini: “Bu sanatçılar ayrıca İstanbul’da 15. yüzyıldan itibaren yaptıkları bu gravürlerle Avrupa ve Türkiye arasındaki kültür-sanat ilişkilerinin ilk örneklerini vermişler ve bu ilişkilerin günümüze kadar gelişmesinde öncü rol oynamışlardır. Hâsılı, uzun yıllardan bu yana eski İstanbul gravürlerini yorumlamış olmamın başlıca amacı, bu gravürleri ender bir resim tekniğinin zarif renk tonları ile kültür-sanat dünyasına yeniden tanıtmak ve bu gravürleri yapan Avrupalı gravür ressamlarının isimlerini canlı tutmak suretiyle kendilerine karşı var olduğunu düşündüğüm şükran borcumuzu bir nebze de olsa ödeyebilmektir.”

Bu düşünceyle bir süreden beri sürdürdüğü bir proje kapsamında eski İstanbul gravürlerinin sepya-beyaz yorumlarından oluşan büyük bir tablo koleksiyonu hazırladığı bilgisini veriyor Selahattin Ölçeroğlu. Sanatçının bu koleksiyonla ilgili bir de hayali var. Çalışmalar tamamlanıp koleksiyon hazır olduğunda, yorumladığı gravürlerin siyah-beyaz orijinalleri ile beraber Avrupalı gravür ressamlarının anılarına düzenleyeceği bir sergide sanatseverlerin beğenisine sunmayı planlıyor Ölçeroğlu. Sanatçının, bu koleksiyonla ilgili bir başka hayali de uygun bir mekânda daimi sergi olarak sergileyebilecek bir kişi veya kuruluşa topluca devrederek, uzun yıllar sanatseverler tarafından izlenmesine imkân tanımak.

“Avrupalı gravür sanatçılarına ithaf edeceğim bu daimi sergi projemi gerçekleştirdikten sonra eski İstanbul gravürleriyle ilgili misyonumu tamamlamış olacağımı düşünüyorum.” diyen Ölçeroğlu, çok önem verdiği bu misyonu tamamladıktan sonra, sanat yaşamını özgün tablolar yaparak sürdüreceğini kaydediyor.


Pyrogravure Sanat mı  Zanaat mı?

Yakma resim sanatının bugün itibariyle gerek dünyada ve gerekse Türkiye’de yeteri kadar tanındığını ve yaygın bir şekilde kullanıldığını ifade etmenin, ne yazık ki mümkün olmadığını dile getiren Ölçeroğlu, “Ancak kendi Mona Lisa’larını yaratabilecek potansiyele sahip olan bu görsel sanat tekniğinin yakın bir gelecekte gözde bir resim tekniği haline geleceğine, güzel sanatlar fakültelerinin öğretim programlarına dâhil edileceğine, bu tekniğin geçmişteki ve gelecekteki ressamlarının -diğer görsel sanat dallarında olduğu gibi- eserleriyle beraber sanat tarihi kayıtlarında ve sanat ansiklopedilerinde hak ettikleri yeri alacaklarına inanıyorum.” diyor.

Yakma resim tekniğinin, sanat çevrelerince “sanat” olarak kabul görüp görmediğini soruyoruz Ölçeroğlu’na. Yakma resmin, bir kısım sanat eleştirmeni tarafından “sanat” olarak kabul görmemesini kullanılan malzemeye bağlıyor Selahattin Ölçeroğlu ve ekliyor; “Alet kullanıyorsunuz diyorlar, o zaman bunu yapan sanatçı değil, zanaatkârdır diyorlar. Hâlbuki yakma resim sanatı siyah-beyaz resim tekniğinin farklı bir uygulaması. Karakalem resim tekniğini kalemle kâğıdın üzerine çiziyorsunuz, siyah ile beyaz arasındaki bütün tonları elde ederek resminizi oluşturuyorsunuz. Yakma resim sanatı da siyah-beyaz resim tekniğinin değişik bir şekli. Bizim kâğıt yerine kullandığımız yüzey ahşap tuval, kurşun kalem olarak da bazen ince tel uçlu, bazen (gölgelendirme, tonlama işlemi için) de kalın uçlu bir havya.”

Dünyada artık ahşap yakma sanatı için modern cihazlar kullanıldığını söyleyen Ölçeroğlu, kendisinin ise, el alışkanlığından olacak, 45 yıldır aynı cihazı kullandığını belirterek, “Bizim kurşun kalemimiz de bu.” diyor.


Sabr-ı Gönül’den Yükseliyor Ahşabın Dumanı

Ahşap yakma sanatının az sayıdaki temsilcilerinden biri de Münir Erbörü. Münir Usta’yı, Sultanahmet’te Küçükayasofya Caddesi’ndeki “Sabr-ı Gönül” atölyesinde ziyaret ediyoruz. Duvarlarında birbirinden güzel ‘yakma’ tabloların asılı olduğu bu küçük atölyede büyük bir nezaketle karşılıyor bizi Münir Erbörü. Öğrencisinin ikram ettiği sıcacık çaylarımızı yudumlarken bir yandan da gözlerimiz atölyenin dört bir yanında duran, kimi tamamlanmayı bekleyen, kimi de çerçevelenip duvara asılmış olan birbirinden güzel tablolara kayıyor. Ahşap yakma (dağlama) tekniği ile yapılmış bu tablolarda Mona Lisa da resmedilmiş, Kur’an-ı Kerim’den çeşitli sureler de, Hilye-i Şerîf de, Besmele de, aşkla sema eden bir semazen de…

Gördüklerimiz karşısında hayranlığımızı dile getirirken, “Ahşap yakmanın kıvılcımı yüreğinize ne vakit düştü?” diye soruyoruz Münir Erbörü’ye. Kendi deyişiyle ‘ahşap dağlama’ sanatı ile tanışmasına, sanat okulunda öğretmen olan ağabeyi vesile olmuş. Ahşap yakma makinelerini yapıp, el işi derslerinde kullansınlar diye talebelerine veren ağabeyi, bu makinelerden bir tanesini de kardeşine hediye etmiş. Ağabeyinin hediye ettiği makineyi kabul etmiş Münir Erbörü, ama ne işe yaradığını, nasıl çalıştığını çözmek için epey uğraşmış. Ahşap yakmayı bir kez denemesi, Erbörü’nün bu işe gönül vermesine yetmiş. İlkokuldan sonra çok küçük yaşta ticaretle tanışan Erbörü, baba mesleği ayakkabıcılığa başlamış olsa da o çok sevdiği, uğraşmaktan tarifsiz keyif aldığı hobisinden hiç vazgeçmemiş. “Bu iş benim için en büyük terapi yöntemi” diyen Münir Erbörü, bir tablo için masaya oturup eline o kızgın metal kalemi aldığında zaman mevhumunu unuttuğunu; üzüntü, sıkıntı, keder, hayatta karşılaştığı olumsuz ne varsa o kalemin ucunda yanıp kül olduğunu anlatıyor.  Tiryakisi olduğu sigarayı da bu sanat sayesinde bıraktığını ifade ediyor sanatçı.


Okullarda Ders Olarak Okutulsun

Münir Erbörü, emekli olduğu 1994 yılına kadar evinde hobi olarak sürdürdüğü, emeklilik sonrasında ise daha bir şevkle sarıldığı yakma resim sanatını 5 seneden bu yana Küçükayasofya’daki atölyesinde icra ediyor. Bu sanat, kendisinden sonra da yaşatılabilsin diye çoğu üniversite öğrencisi 40 kadar talebeye sıkılmadan ders verecek kadar âşık yaptığı işe Erbörü. Bugüne kadar 120’ye yakın öğrencisi olduğunu söyleyen Erbörü, “Bunlar arasında bu sanatı öğrenip geliştirerek, memleketlerine gidip orada kurs verenler de var.” sözleriyle bundan duyduğu gururu dile getiriyor. Erbörü’nün biricik şikâyeti; Amerika’da, Avrupa’da ve dünyanın pek çok ülkesinde “pyrogravure” adıyla kabul gören yakma resim sanatının Türkiye’de sanat çevreleri tarafından gerçek bir sanat olarak kabul edilmemesi.

Bazı sanatçılardan eleştiriler aldıklarını söyleyen Münir Erbörü de Selahattin Ölçeroğlu gibi, eleştirileri, bu sanatı icra ederken kullanılan aletlere bağlıyor. Yakma resim uygulamasının sanat olarak kabul görmesine ilişkin Kültür Bakanlığı’nın devreye girmesini isteyen Erbörü, Bakan Ertuğrul Günay’dan, ahşap yakma sanatının da resim, minyatür, ebru, sanatları gibi üniversitelerin güzel sanatlar fakültelerinde ders olarak işlenmesi için destek istiyor. Erbörü, “Ahşap dağlama sanatı okullara da girsin istiyoruz. Çünkü bu da bir plastik  sanat dalı. Karakalemi bugün alıyorsun, kâğıdın üzerine yapıyorsun, kâğıt yırtılıyor, atılıyor. Ama bu sanatı yaptıktan sonra üzerine vernik atıyorsun, vernik atıldıktan sonra eser ölümsüz oluyor” diyen Erbörü, iyi muhafaza edildiği takdirde yüzyıllar boyunca özelliğini yitirmeden korunabildiğini vurguluyor.

Emeklilik öncesinde her boş vaktinde, emeklilik sonrası her fırsatta elinden düşürmediği kızgın metal kalemle ürettiği birbirinden güzel tablolar birikince, yakınlarından ‘Gel sana bir sergi açalım’ teklifi geldiğinde heyecanla kabul etmiş Münir Erbörü. 1994 yılında açtığı bu ilk sergide aldığı övgüler, sanatçıyı cesaretlendirmiş. Ocak 2011’de Kadıköy’deki Sirkeci Vapur İskelesi’nin üst kısmındaki salonda düzenlenen ve 12 gün boyunca sanatseverler tarafından gezilen sergide Erbörü’nün eserlerinin yanı sıra öğrencilerinin de çalışmaları yer almış. Münir Erbörü, -henüz bir takvim belirlenmemiş olsa da- yeni sergi için hazırlanıyor. Aklında Mardin evlerini ahşaba resmetmek var.

İSMEK El Sanatları Dergisi 13 İNDİR

Bu yazı 3548 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK