Yazı

Yazı Sanatında Leke

  • #


Yazı: Ömer Faruk DERE

Kalemin kâğıdı kirletmesiyle başlar her şey. Kalem üzerinde yürüdüğü kâğıda is kokulu lekeler bırakır. Şeref kazanır kâğıt, üzerinde taşıdığı isli izlerle. Bu izlerin adı, her kâğıdın kirlenmek için can attığı “leke” olur.  Yazıda sanat lekeyle başlar, boşlukları gözeterek. Boşluklar olmasa lekenin ne hükmü kalır. O yüzden yazı sanatında ezelden iki nikâhlı eştir leke ve boşluk.

Yazıda sanat lekeyle başlar, boşlukları gözeterek. Boşluklar olmasa lekenin ne hükmü kalır. O yüzden yazı sanatında ezelden iki nikâhlı eştir leke ve boşluk. Kâğıt o leke için zorlu engelleri aşar, sıcak muhallebilerle bağrı dağlanır. Kat kat yumurtaları sonsuza dek üzerinde taşımayı göze almıştır. O da yetmez sert taşların altında ezilerek mührelenmeye bile razı olur, o güzel lekenin aşkıyla. Ve gün gelir kalemin kâğıt üzerindeki izlerine ruh üfler yazı sanatkârı. Kalem iniltisinden çıkan bayağı çizgiler, onun elinde asırlara hükmeden çizgi saltanatına dönüşürler.


İslâm yazısı batı sanatının bugün ulaşmaya çalıştığı plastiklik etkisine çok daha uzun asırlar önce zaten ulaşmıştı. Bilindiği gibi resim sanatında dört ana plastik unsur bulunmaktadır: Nokta, çizgi, leke ve renk. Hattat renge bile ihtiyaç duymaksızın nokta, çizgi ve lekeyi ve bunların arasındaki ilişkiyi kullanarak ve resim sanatı gibi dış dünyaya bağlı kalmadan, özünde dini değerlere hizmet etmek aşkıyla eserler veregelmiştir. Bugün dış dünyaya bağlı kalmaktan kopmaya çalışan modern sanatlar, yazı sanatının plastik gücüne hayran kalmaktadırlar. Modern sanat adına yapılan anlamsız ve maksatsız plastik çalışmalara kıyasla yazı sanatı, plastik unsurları büyük bir ustalıkla ulvî gayelere hizmet maksadıyla kullanmaktadır. Bu kısa yazımızın konusu yazı sanatının plastik değerlerinin başında gelen “leke” olacaktır. Yazı sanatı, çizgilerden oluşan leke armonilerinin belirlenen alan içindeki dengeli dağılımından ibarettir. Lekeden geriye kalan ise bazen haz, bazen huzur, bazen sükûn, bazen coşku veren boşluklardır. Büyük hattat Sami Efendi “Ben yazıdaki boşluklardan zevk alırım” derken belki de bunu anlatmak istemişti.

Sanatkâr, boşluk üzerindeki lekelerin dağılımında (espas) bütün kâinatta var olan ilahi dengeyi arar. Bu denge matematik işlemlerle oluşan bir denge değildir. Tamamen sevk-i ruhanî ile ortaya konur. Sanatkâr ortaya koyduğu eserde tevhidi sağlayacak en önemli unsur olarak dengeyi kullanır. Asırlardır ortaya konan bu denge örnekleri sınıflandırıldığında karşımıza dört çeşit denge çıkar:

 
  • Simetrik denge


  • Asimetrik denge


  • Merkezi denge


  • Serbest denge


Simetrik denge: Dikey, yatay veya verev yönlerde bir eksenin her iki yanındaki lekelerin simetrik olarak dağılımının sağlandığı dengelerdir. Özellikle hat sanatımızda sıklıkla kullanılan denge çeşididir. Özellikle talik yazıda simetrik denge daha sıklıkla kullanılmaktadır.


Asimetrik denge: Karşılıksız denge olarak da adlandırabileceğimiz bu denge türünde, leke bir merkezde yoğunlaşırken karşılığında yer alan lekenin asimetrik yani aynı ölçü ve leke değerinden değil başka ölçü ve leke değerinden bir lekeyle dengelenmesidir.

Merkezî denge: Hemen bütün yazı sanatlarında çok tercih edilen denge türüdür. Bu tarz denge hat sanatında daha ziyade sülüs ve celî sülüs yazıların istiflenmesinde kullanılmaktadır.

Serbest denge: Merkezi dengeyle beraber serbest dengenin de sıkça kullanıldığı görülür. Bu denge sisteminde çok yönlü simetriler kullanılarak lekeler destekli bir eşitlik içindedirler. Böylece denge her hangi bir merkezde değil alanın tümünde görülür. Nesih, rıık’a, divanî gibi satır yazılarının terkibinde de serbest dengeden faydalanılır.


Yazı zemin üzerinde bir şekilden ibaretse, şayet kâğıt üzerindeki yazıda leke değerini artırarak boşluklar haddinden fazla azaltılırsa, yazı zemin üzerinde bir şekil olmaktan çıkarak kendisi zemin teşkil edecek bir dokuya ulaşır. Hat sanatında bunun adı "karalama"dır. Başlı başına bir form teşkil edecek kadar işlenmiş olan karalamalar, aslında hattatın el melekesini kaybetmemesi için üst üste yazdığı idman kâğıtlarından doğmuştur. Plastik anlamda sathî bir anlatım kazanan az tekrarlı karalamalar ritim, çok tekrarlı ve neredeyse kâğıt zeminin tamamen kapatıldığı karalamalar ise doku teşkil etmektedir. Yazı formları ters ve düz olarak yazılıp yön değişikliği sağlanarak monotonluktan da kurtarılmıştır.

Yazı sanatlarında büyük önemi haiz olan leke, özellikle hat sanatında celi sülüs, celi divanî istiflerin formunda önemli rol oynar. Yazı sanatkârı bir yazının bütününün dış görünüşünü tasarlarken öncelikle o kompozisyonun köşeli, yuvarlak, beyzî veya serbest olacağına karar verir. İşte bu terkib tasarımlarında leke başlıca unsurdur. Yazı sanatları içinde eşsiz bir leke harikası olan tuğra formu leke yönünden incelendiğinde yoğun sere lekesine karşın beyze ve tuğlardaki keşideler icad edilmiştir. Tuğrada yer alan mahlas ve hattat imza lekeleri de yine denge unsuru olarak kullanılmıştır. Celi divanî eserlerde yazının bütünü leke etkisinin eşsiz numuneleri haline gelmiştir. Ta'lik yazılar kendi içlerinde öylesine dinamik ve değişimli şekilde yazılırlar ki, leke etkisinin artması için ekstra istiflere ihtiyaç duymazlar. Ta'lik satırların bütünündeki leke dağılımı fazladan hiçbir yoruma ihtiyaç bırakmamaktadır.

Lekeye dayalı bir çizgi düzenlemesi olan yazı sanatında başıboşluğa asla yer yoktur. En küçük kusurlar dahi hemen fark edileceğinden ölçü, denge, oran, belirginlik, uyum, kontrast ve birlik gibi niteliklerin yerli yerinde olması icap eder. Bu özellikleri taşıyan yazılar tasarlayabilmek, uzun seneler boyu çalışmaya, bol örnek görmeye ve tabiatta var olan dengeleri keşfetmeye dayalıdır. Sanatkâr bir yazıyı yazarken çoğu zaman lekeleri dengeli dağıtmak maksatlı olarak yazmaz. Bu onun elinden kendiliğinden dökülür. Sanatkâr öyle olması gerektiğini bildiği için o öyledir. Sanatkârda bu hal kendiliğinden ortaya çıkar. Asla zorlama veya matematik hesaplar yapılarak yazılmaz. Satır nizamında yazılarda hal böyleyken istif veya taslaklı yazılarda durum biraz daha farklıdır.


İstif yazılarda güçlü bir leke etkisi oluşturulabilmesi için formları bozmadan ve teşrifattan (okunurluk) taviz vermeden yoğun bir leke etkisi oluşturulmaya çalışılır. Teknik olarak tek seferde bu düzenlemeyi yapmak neredeyse imkânsızdır. O sebepten hattatlar öncelikle bol eskiz yaparak kompozisyonu oluştururlar ve daha sonra farklı metotlarla istenilen büyüklüğe getirerek yazılacak satha geçirirler. Burada ustalık işçilikten ziyade sanatkârın göz dengesinde yatmaktadır. Sanatkâr yıllar boyu süren bir göz ve el terbiyesinden sonra yüksek plastik değer taşıyan tertipler yapabilir.

Bu konuyla ilgili XIX. asrın büyük hattatı Şefik Bey’den bir hatıra nakledilir: Sultan Abdülaziz İstanbul-Bayezid’de inşa edilen Harbiye Nezareti binasının (bugünkü İstanbul Üniversitesi binası) acilen açılması emrini verince kapı kitabesinin eksik olduğu fark edilmiş. Hemen bir hattat aranıp bulunmuş ve Şefik Bey’e günümüzde de hâlâ duran “Dâire-i Umûr-u Askeriye” yazısı 60 altın karşılığında sipariş edilmiş. Üstat yazıyı önce küçük ebatta yazmış daha sonra kareleme usulüyle yerine göre büyütülmesine öğrencileri de yardım etmiş ve mermere geçirilmek üzere iğnelenmesi de dâhil işi altı saatte bitirmişler. Anlaşmayı yapan Erkân-ı Harb (kurmay) yüzbaşısı kendisinin ancak altı lira maaş aldığını düşünerek bir hattata altı saatte yazdığı yazı için altmış lira maaş verilemeyeceğini söyleyerek zorluk çıkarmış. Bu hadise Şefik Bey’in kulağına gelince Şefik Bey: “Yüzbaşı Bey’e söyleyiniz. Bu yazı altı saatte değil, altmış senede yazılmıştır. Kendilerine altı gün değil, altı hafta, altı ay da değil, tam altı sene mühlet veriyorum. Bu müddet içinde bu yazının bir harfini yazabilirse, istediğim paranın altı mislini kendilerine hediye olarak veririm” diyerek haber yollamıştır. Araya girenler sayesinde hadise halledilmiş ve hattatımıza istediği para ödenmiştir.

Bütün kompozisyon unsurları gibi leke de anlatımın emrinde olarak seyredende uyanması istenen hisleri ortaya çıkaracak şekilde ve dozunda kullanıldığı zaman değerlidir. Aksi takdirde görgüsüz ve zevksiz ellerde kirlenmiş kâğıttan başka bir hükümleri yoktur. Yazı sanatkârı kâğıttaki boşlukları en iyi kapatabilen kişidir.


KAYNAKÇA 1) BOYDAŞ Nihat, Talik Yazıya Plastik Değer Açısından bir Yaklaşım, İstanbul 1994. 2) GÜNGÖR İ. Hulusi, Temel Tasar, İstanbul 2005. 3) DERMAN M. Uğur, Sabancı Koleksiyonu, İstanbul 2002. 4) BERK Nurullah, “İslam Yazısında Plastik ve İfade”, İlahiyat Fakültesi Dergisi, Ankara 1995. 5) BALTACIOĞLU İsmail Hakkı, Türk Plastik Sanatları, Ankara 1971. 6) YETKİN Suut Kemal, Estetik, İstanbul 1938. 7) AYVAZOĞLU Beşir, Aşk Estetiği, İstanbul 1982. 8) YAZIR Mahmud Bedreddin, Medeniyet Âleminde Yazı ve İslâm Medeniyetinde Kalem Güzeli (Nşr. Uğur Derman) I-III, Ankara 1972, 1974, 1989. *İSMEK Ebru ve Kaligrafi Zümre Başkanı  

İSMEK El Sanatları Dergisi 13 İNDİR

Bu yazı 1019 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK