Bakır İşçiliği

Zanaattan Sanata Bakırın Altın Çağı

  • #


Yazı: Semra ÜNLÜ

Anadolu’da tarihi İsa’dan Önce (İ.Ö) 9. yüzyıla kadar uzanan bakırcılık, günümüzde yok olmaya yüz tutan zanaatlar arasında gösterilse de bugün hâlâ önemini koruyor. Dört kuşaktır bakırcılık yapan bir ailenin üyesi olan Kaya Kalaycı, bakırcılık zanaatını sürdürmek, geleceğe taşımak için çalışıyor. Selçuklu ve Osmanlı motiflerinden esinlenerek yaptığı çağdaş formlarla bakıra âdeta ikinci baharını yaşatan Kalaycı ile ailesinin zanaattan sanata uzanan bakırcılık serüvenini konuştuk.

Kalaycı geldi, kalaycııı…

Bundan çok değil 20-25 yıl öncesinde, ellerinde kalay malzemeleri Anadolu’da şehir şehir dolaşan kalaycıların nidaları duyulurdu. Mahalleye kalaycının geldiğini duyan hanımlar, evde kalaylanmaya muhtaç bakır kap-kacak ne varsa getirir yığardı kalaycının önüne. Kalaydan geçen bakır kaplar, insanın bakıp da neredeyse saçlarını tarayacağı kıvama gelir, gıcır gıcır daha yeni alınmış gibi ışıldardı. Bakır kapların, henüz tahtlarını çelik yahut ısıya dayanıklı dedikleri türden cam tencerelere,  tavalara bırakmadığı, bakır ustalarının hâlâ hatırının sayılır olduğu vakitlerdi. Yemeklerin bakır kaplarda pişip, bakır sahanlarda yendiği o günlerde kız anaları, gelinlik kızlarına “kısmet” seçerken bakır ustalarını öncelerdi. “Damat adayı bakır ustasıdır” dediler mi, orada bir durur, “Hayırlısı olur inşallah” deyip gönül rahatlığıyla kızlarını verirdi.


Göz alıcı kızıllığıyla bakır, usta ellerde şekillenip yıllara meydana okuyan tencere, kazan, sahan, tas, sini, bakraç, mangal, ibrik olurdu bazen… Bakıra kimi zaman bir miktar cıva katılır, işin ustasının elinde bu kez de üzerleri ince motiflerle bezeli çeşit çeşit süs eşyaları çıkardı ortaya.

Medeniyetler beşiği Anadolu’da tarihi çok eski zamanlara, ta İsa’dan Önce (İ.Ö) 9. yüzyıla kadar uzanan bakırcılık günümüzde yok olmaya yüz tutan zanaatlar arasında gösterilse de, bugün hâlâ önemini koruyor. Geçmişte günlük kullanımda kap-kacaklar, takılar ve miğferlerin yanı sıra kapılarda, kapı süslemelerinde yapı unsuru olarak kullanılan bakır, şimdilerde ise daha çok dekoratif araç olarak ilgi görüyor. Anadolu sanatında hep önemli bir yere sahip olan bakır, süslemeye de çok elverişli bir maden olduğundan dekoratif amaçlı pek çok objenin ana maddesi olmuştur. Ehil ellerin kavradığı çekicin darbeleriyle dövülen bakır; kâh şık bir tepsi, kâh göz kamaştırıcı bir ayna çerçevesi yahut bir aydınlatma nesnesi olarak çıkar karşımıza.

Dört Kuşak Bakırcı Bir Aile

Kaya Kalaycı, artık pek revaçta olmayan, ustalarının çoğu zaman çırak bile bulamadıkları bakırcılığı dört kuşaktır sürdüren bir ailenin ferdi. Dede, baba zamanında zanaat olarak icra edilen bakırcılığı, sanata dönüştürmüş o. Kalaycı ailesinin zanaattan sanata uzanan bakırcılık serüvenini, Kaya Kalaycı’dan, ilkin Nişantaşı’ndaki teşhir salonunda, ardından da Kapalıçarşı’daki bakır atölyesinde dinleyip kaleme aldık.

Kaya Kalaycı, ailenin hikâyesini anlatırken, gözlerimiz bir yandan da teşhir salonunun dört bir köşesinde kimi duvara asılı, kimi sehpaların üzerinde, kimi de yerde birer sanat eseri gibi duran bakır işlerine kayıyor. Hepsi de birbirinden şahane…

Kaya Kalaycı, ailenin serüvenini, büyük dede Artin Usta’dan başlayarak anlatıyor. Bakıra çekiciyle söz geçiren en büyük dede Artin Usta, 1900’lü yılların başında 1. Dünya Savaşı sırasında Yalova’dan İstanbul’a göç etmiş, hayatına yeni bir sayfa açtığı bu güzel şehirde Kapalıçarşı’daki bakır atölyesini kurmuş. Bakırdan kap-kacak yapımıyla uğraşmış uzun yıllar. Artin Usta’nın ileri yaşından ötürü Haçik Usta ikinci kuşak olarak atölyeyi devralmış. Kaya Usta, “Kalaycı” soyadının nereden geldiğine değinmeden geçemiyor söz Haçik dedesine geldiğinde. Haçik Usta, Atatürk için bakır kaplar imal ediyor, bu kapların bakımıyla, kalaylanmasıyla ilgileniyormuş. Atatürk, mesleğini göz önünde bulundurarak “Haçan Usta” dediği Haçik Usta’ya, 1934’te “Kalaycı” soyadını vermiş.

Haçik Usta’dan sonra üçüncü kuşak olarak Artin Kalaycı geçmiş atölyenin başına. Bir asırdan daha uzun bir süredir Kalaycı ailesinin taşıdığı bayrak, şimdilerde Artin Usta’nın oğlu Kaya Kalaycı’ya emanet.


Boğaziçi’ni Kazandı Bakırcılığı Seçti

Kaya Kalaycı’ya, bakırcılığı meslek olarak seçmesinin kendi tercihi olup olmadığını soruyoruz. Kalaycı’nın anlattığına göre baba Artin Usta, oğlunun okumasını istemiş. Alman Lisesi’nde okuyan oğlunun bakırcı olması yönünde değil, okuması yönünde ısrarcı olmuş. Kaya Kalaycı ise Boğaziçi Üniversitesi’nin Turizm Otelcilik Bölümü’nü kazanmasına rağmen üniversite tahsilini elinin tersiyle itmiş. Baba mesleğini seçmesinin, geleceğini bakır atölyesinde görmesinin nedenini biraz da atölye ortamına bağlıyor Kaya Usta: “O dönem bütün sosyete, bütün tanınmış aileler muhakkak hafta sonları çarşıya (Kapalıçarşı’yı kast ediyor.) gelirdi. O kadar canlı, o kadar şaşaalıydı ki çarşı. İnsan günlük hayatta göremeyeceği simalarla haşir neşir olurdu. Konsoloslar, ünlü sanatçılar, siyaset adamları… O ortamın büyüsüne kapıldım biraz da. Ama zaten içimden de geliyordu bakırcılık mesleğiyle uğraşmak.”

Bakır işine çocukluktan beri aşina olan Kaya Kalaycı’nın ilk ustası da doğal olarak babası olmuş. Ama Artin Usta, işi, ‘şöyle yapacaksın, böyle yapacaksın’ diye öğretmezmiş. “Bakarak, izleyerek öğrenirdik. Sadece gerektiğinde müdahale ederdi” diyor Kaya Usta, babasının yani ilk ustasının yanındaki çıraklık dönemini anlatırken. İlkler unutulmaz hepimiz biliriz. Kaya Usta da ilk bakır çalışmasını unutmamış. Derin bir iç çekip, yıllar öncesine gidiyor; “İlk olarak tepsi işledim kalemişiyle. Daha 10 yaşındaydım sanırım. Muntazam değildi gerçi, ama beğenildi. Bir turiste sattım. Şimdiki aklım olsaydı saklardım. Sattığıma o kadar pişmanım ki...”

Dünün Bakır Ustası Bugünün Bakır Sanatçısı

Kaya Kalaycı’ya gelene kadar aile, bakır işinde daha çok mutfak eşyaları yapıp tamir etmiş; bakır kazanlar, tencereler, tepsiler… Haçik Usta tencere, kazan diplerini o kadar iyi tamir edermiş ki, yama olduğu anlaşılmazmış. Haçik Usta’dan sonra babasının da Anadolu’dan gelen eskileri tamir ederek işi sürdürdüğünü şu sözlerle anlatıyor Kaya Kalaycı; “Yeni bir şeyler yapmaya fırsatları olmamış hiç. Gelen eski malları tamir edip, bunları Kapalıçarşı’da turistik eşya satan mağazalara satmış babam. Daha çok turistik eşya üretimine yönelmiş. Bu arada belli başlı koleksiyonerlerin mallarını da tamir edermiş.”


Liseyi bitirip, atölyede babasına yardım etmeye başlayan Kaya Kalaycı da 1989’a kadar tamir işlerini sürdürmüş. O tarih, ailenin bakırcılık serüveninde bir dönüm noktası olmuş âdeta. Divan Oteli’nden, Macaristan’da düzenlenecek Türk geceleri için kapaklı bakır sahan siparişi gelmiş. Bu siparişe Artin Usta sıcak bakmamış önce, “Kim uğraşacak” demiş. Ama oğlunun gözündeki kararlılık ve yeni bir şeyler üretme heyecanını görünce “Hayır” da diyememiş. İlk etapta 300-400 parçalık bir sipariş yapılmış. Ardından 1990 senesinde yapılan Dünya Genç İşadamları toplantısı için bin adet daha kapaklı sahan yaptıklarını söylüyor Kaya Kalaycı.

Babası 2000 senesinde vefat ettikten sonra kendisine emanet atölyenin kepenklerini açık tutmak, bakırcılığı yaşatmak için çalışmış Kaya Kalaycı. “Bakırcılık bitti, artık yok oluyor” diye yakınmak yerine nasıl sürdürülebileceği üzerine kafa yormuş. Çiğdem Simavi ile yıllarca Osmanlı ve Selçuklu bakır işlerinin tıpkı-yapımlarını yaptığını belirten Kalaycı, bunların yabancı devlet liderlerine ve işadamlarına hediye edildiğini söylüyor. Ünlü iç mimar Zeynep Fadıllıoğlu ile tanışmasının da bakırcılık işinde kendisine yeni bir soluk kazandırdığını vurgulayarak, “Zeynep Hanım’ı tanıdıktan sonra zanaattan sanata doğru yöneldik diyebilirim.” diyor.

Dünün bakır ustası, bugünün bakır sanatçısı Kaya Kalaycı’nın bakır çalışmaları, artık modern mimarinin ayrılmaz bir parçası. İstanbul’un en lüks otellerinden Les Ottamans ve For Seasons’ta, onun elinden çıkan bakır işlerini görmek mümkün. Bu otellerin kapılarında, camlarında, aydınlatma objelerinde Kalaycı imzası var. Londra, Paris ve Katar’da  birçok konutta, binada ve sarayda da Kaya Kalaycı’ya ait, Osmanlı ve Selçuklu izlerini taşıyan modern çizgiye sahip bakır tasarımlar yer alıyor.

Klasik Dekorasyonla da Ahenkli Modernle de

Kaya Kalaycı; büyük dedesinin, dedesinin ve babasının tamircilikle sınırlı tuttuğu bakırcılık zanaatını yok olmaktan kurtarmak, bununla da kalmayıp daha ileriye götürmek için çıktığı yolda gelenekseli baz alarak çağdaş tasarımlara yönelmiş. Bakırı ve ona başka madenler katarak elde ettiği metalleri dekorasyon ihtiyacına cevap verecek şekilde kullanıyor o. Aileden aldığı mirası en iyi şekilde değerlendirmek için Selçuklu ve Osmanlı motiflerini günümüze uyacak değişik objelerle yeniden yorumlayan Kalaycı bu yönüyle, Anadolu topraklarında binlerce yıldır var olan bir kültürümüzü çağdaş bir yorumla canlı tutuyor. Bakır, Kaya Usta’nın yetenekli ellerinde yeni baharını yaşıyor desek yeridir.


Çalışmalarında geometrik, çintemani ve bulut motifleri, rumi, palmet ve bitkisel süslemeler, bereket motifi, iğne oyası, Selçuklu motifi, güneş motifi ve soyut bezemeler kullanıyor Kaya Kalaycı. Süsleyeceği mekân ister modern olsun, isterse klasik, muhakkak bir yer buluyor onun elinden çıkan muhteşem bakır işleri. Kalaycı’nın tasarımları modern dekorasyonlarda göz alıcı güzellikte bir kontrast yaratırken, klasik dekorasyonlarda ise bütünle tam bir uyum içinde adeta ahenkle dans ediyor.

Şakirin Camii’nde Kalaycı İmzası

Kaya Kalaycı’nın, birlikte çalıştığı tasarımcıların da yönlendirmesiyle Osmanlı ve Selçuklu tarzından yararlanarak ortaya çıkardığı pek çok çalışma var. Bunlar arasında Lüksemburg şehri girişinde bir de heykel bulunuyor. Yaklaşık iki yıl önce ibadete açılan Üsküdar’daki Şakirin Camii’nde de Kalaycı imzasını görmek mümkün. Caminin alüminyum olan ana kubbe cepheleri, kadınlar mahfili, korkuluk ve revaklardaki şebekeler Selçuki dökme tekniği ile Kaya Kalaycı’nın elinden çıkmış. Şakirin Camii’nden sonra Katar’da, Katar Kralı için iki camiye iş yaptığını anlatıyor Kalaycı, “Bir mihrap yaptık, hem kakma, hem oyma sanatını kullandık. 6 metreye 3 metre olarak yaptık yine bakırdan.”

Nişantaşı’ndaki teşhir salonunda gördüğümüz duvar separatörlerinde, aydınlatma objelerinde ve dekoratif amaçlı diğer çalışmalarda şimdilerin “kolaycı” ustalarının yaptığı gibi lazer tekniği kullanıp kullanmadığını soruyoruz Kaya Kalaycı’ya. Gönül rahatlığıyla el yapımı olduklarını söylüyor Kaya Usta.
Elbette bazı çalışmalarda kum döküm tekniğini kullandıklarını, ancak bu işlemden sonra malzemenin yine elde bir tefsiye aşamasından geçip, gümüş kaynağında kaynatılıp form verildiğini de belirtiyor işin ustası. Sadece işin ehlinin anlayacağı bir püf noktasını da kulağımıza fısıldıyor Kaya Kalaycı; “CNC lazer dedikleri yöntemler kullanmıyoruz hiçbir zaman. O nedenle dikkat ederseniz benim yaptığım çalışmaların yüzeyleri kabarıktır ve üzerlerinde kalem işi vardır. Lazerde bunu göremezsiniz. Lazer düz keser, hiçbir ruhu, sanatsal hiçbir yönü yoktur.”

En Büyük Hayali Tombak Sergisi Açmak

Yaptığı işlerin aldığı siparişe göre değiştiğini belirten Kaya Kalaycı, bu dönem daha çok aydınlatmaya yöneldiğini söylüyor. Metal olarak yapamayacağı bir şey olmadığını ifade eden Kalaycı, çalıştığı tasarımcılara, mimarlara, “Siz hayal edin ben yapayım” diyormuş. Mimarlar ne isterse yapabiliyor da acaba kendisinin gönlünde yatan aslan nedir diye düşünüyoruz ve en büyük idealinin ne olduğunu soruyoruz. Samimiyetle cevaplıyor sorumuzu Kaya Kalaycı; “En büyük idealim büyük bir tombak sergisi açmak. Sağ olsun Hayrunnisa  Hanım’ın da (Cumhurbaşkanı Gül’ün eşini kast ediyor) ilgisi büyük bu konuda. Onların beğenmesi beni kamçıladı doğrusu. Hayrunnisa  Hanım için yaptığım şamdanlar var. Sakızlıklar, kapaklı sahan, kına tepsisi, buhurdan, gülebdan, kahvedanlıklardan oluşan bir seri yaptım kendileri için. Onların da desteği ile kısmet olursa bir sergi açmak istiyorum.”

Teşhir salonunda, Hayrunnisa  Gül için yaptığı tombaklardan birini gösteriyor bize Kalaycı. “Ben bakırını yapıyorum, kızım ve eşim de altınlamasını yapıyor. O kadar sabır gerektiren bir aşama ki altınlama, benim bile sabrım yetmiyor buna (Gülüyor). Elde yapılıyor altınlama. Altını çok ince bir hale getirerek yapraklar halinde tombakların üzerini kaplıyoruz. Maliyetli biraz.” diye konuşuyor.


Harika Eserler Üç Katlı Küçük Atölyeden

Kaya Kalaycı ile söyleşimizi Nişantaşı’ndaki teşhir salonundan sonra Kapalıçarşı’daki bakır atölyesinde sürdürüyoruz.  Haçik Usta’nın İstanbul’da ilk geldiğinde kurduğu bakır atölyesinin yakınında olan bu yere 1990’lı yıllarda taşındıklarını anlatıyor Kaya Kalaycı. Metrekare hesabına göre hayli küçük olan bu üç katlı olan atölye, Kapalıçarşı’da hâlâ “Bakırcılar Çarşısı” olarak anılan ama atölye sayısı dördü beşi geçmeyen, ayakta kalmayı başarmış az sayıdaki atölyeden biri. Dar merdivenlerden çıkıp atölyenin ilk katına vardığımızda kesif bir zift kokusu karşılıyor bizi. Kaya Usta’nın, “Bakır işinin en zor kısmı ziftlemedir” sözünü hatırlıyoruz hemen. Zifti,  işlenecek malzeme kaymasın diye kullandıklarını belirtirken, sözgelimi dekoratif amaçlı bir kaftanın geçtiği aşamaları anlatıyor; “Plaka halinde aldığımız bakırın üzerine deseni çiziyoruz önce. Terzi gibi… Kaftan şeklinde kestiğimiz bakırı ziftin üzerine oturtup, deseni işlemeye başlıyorsunuz. Bakır malzeme işlenirken kaymasın diye ziftin üzerine koyuyoruz. Zift, burada örs vazifesini görüyor. Çekiç vurunca kayar yoksa. Bizim işimizin en kötü yanı zifti eritip dökmek ve çıkarmak.”

Üç katlı atölyenin her katında bir usta çalışıyor; biri üzerine motif işleyeceği bir tombağın içini ziftle doldururken, diğeri bir salon separatörünün dökümden çıkardığı küçük parçalarının çapaklarını, yani döküm kalıbından çıkardıktan sonra malzemenin üzerinde kalan fazlalıklarını eğeliyor. Dar bir ahşap merdivenle son kata çıkıyoruz. Burada da, elinde bin derecelik kaynak makinesiyle dökümden çıkmış küçük bakır motifleri birbirine kaynatan bir başka bakır ustası çalışıyor. Her aşaması Kaya Usta’nın gözetiminde yapılıyor tüm çalışmaların.


Bayrağı Beşinci Kuşak Taşıyacak

Kaya Kalaycı’nın dört kuşaktır bakırcılık yapan bir aileden geldiğini belirtmiştik. Kendisinden sonra da bu mesleğin, zanaattan sanata uzanan bakırcılığın yaşatılmasını her şeyden çok istiyor Kaya Kalaycı. Hep yeni bir şeyler yapma arzusunun kendisini dedesinden, babasından bambaşka bir yola yönlendirdiğini söyleyen Kalaycı, bu yere sabırla, çalışarak geldiğini ifade ediyor. “Şimdi insanlarda hiç sabır yok. Elde tek tek işlemek zor geliyor.”  diyen Kalaycı, bakır bir levhanın üzerine çizilen motifi ortaya çıkarmak için ara boşlukları elde temizlemenin 3-4 saat aldığını, işin büyük sabır ve emek gerektirdiğini vurguluyor.

Küçük bir motif için bile binlerce kez çekiç vurulduğunu anlatan Kaya Kalaycı, “Artık usta yetişmiyor. Herkes bilgisayarın peşinde koşuyor, gelip de bakırcılığı öğreneyim diyen yok. İstanbul’da bir üniversiteden teklif gelse, bu işi öğretmek için seve seve kabul ederim, bildiğim her şeyi öğretirim” diye konuşuyor. Bereket ki Kalaycı ailesinde mesleği sürdürecek yeni bir nesil yetiştiğini söylerken yüzü gülüyor Kaya Usta’nın. Halen Fransız Saint Michel Lisesi’nde okuyan oğlu ile turizm-otelcilik mezunu kızının, kendisinden sonra beşinci kuşak olarak bakırcılığı yaşatacaklarını gururla dile getiriyor Kaya Usta. Söyleşimizi tamamlayıp atölyeden ayrılmadan önce Kaya Kalaycı, İbrahim Çeçen Vakfı’nın hazırladığı bakırın hikâyesi ve Kalaycı ailesinin dört nesildir süren bakırcılık serüvenini anlatan 200 sayfalık kitabı bizim için imzalıyor. Kaya Usta, kitaptan elde edilen gelirin öğrencilere burs olarak verildiğini ifade ediyor.

İSMEK El Sanatları Dergisi 13 İNDİR

Bu yazı 1929 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK