Dokumacılık

Hatay'ın Kozası Emekle Buluştu İpek Oldu  

  • #


Yazı: Ayşegül YILMAZ

İpek Yolu güzergâhında bulunan Anadolu’nun şirin kenti Hatay, son yıllarda yeniden eski hareketliliğine kavuşma çabasında. Çağlar boyunca ipek üreten ve farklı dokuma stilleri geliştiren Hatay; dokuması, ham ipeği, keteni, yünlü ve saf pamuklu kumaşlarıyla meraklısına farklı seçenekler sunuyor. Hatay’da dokunan ipekler Büyükaşık ailesinin İstanbul’daki mütevazı dükkânında yerli yabancı müşterilerinin ayağına kadar getiriliyor. Hatay İpeği, doğal kumaşların yeniden önem kazandığı günümüzde, geleneksel üretim şekliyle daha da ilgi çekiyor.

Kumaş; ilk oluşum sürecinden itibaren, desenlerinin ve renk tonlarının seçimi, dikimi, model verilişinden elbise olarak giyilme aşamasına kadar, insan üretkenliğini sürekli harekete geçiren bir nesnedir diyebiliriz. İpek ise, insanın kumaşla tanıştığı ve daha güzelini üretmeye çabaladığı süreçte tesadüfen bulduğu, en değerli, en ihtişamlı kumaş türü. Çağlar boyunca uğruna savaşlar verilen, üretimi sır gibi saklanan, hatta bazı dönemlerde altınla aynı ayarda görülen ve para yerine kullanılan bu kumaşın yerini tutabilecek başka bir ürün geliştirilemediği söylenmektedir. Nasıl altın ve elmas bir mücevher olarak değerini hiçbir şekilde yitirmemişse, ipek de her zaman en gözde kumaş olarak ilk sıradaki yerini koruyacaktır. Hatay Harbiye’de üretilen Antakya ipeğinin İstanbul’a geliş serüveninin izini sürdük. İstanbul’dan Hatay'a yaptığımız bu yolculuk, bizi Büyükaşık aile fertlerinin hikâyesi ile geçmişten geleceğe götürdü.


Rafları Süsleyen İpekler

Sultanahmet semtinde mütevazı küçük bir dükkân Yılmaz İpekçilik. İçeriye girdiğinizde raflara dizilmiş olan ipek şallardan, atkılardan, fularlardan gözünüzü alamıyorsunuz. İpeğin zarafeti yoldan geçenleri adeta büyülüyor. Bizim gibi kumaşları görüp sonra zamanın nasıl akıp geçtiğini anlamayan bir sürü insan girip çıkıyor dükkâna. Mehmet Büyükaşık sabırla, ister yerli olsun ister yabancı herkese ipek dokumacılığıyla ilgili bilgi veriyor. Bir ürünü satın alıp almamanızın hiçbir önemi yok. İpekle ilgili sorduğunuz bütün sorulara cevap bulabiliyorsunuz. Daha sonra öğreniyoruz ki bizden başka birçok kişi, tesadüfen geçtikleri bu sokakta keşfettikleri bu dükkânla ilgili çeşitli çalışmalar yapmışlar. Hatta bir tanesi Japonların hazırladığı bir belgesel, diğeri de Altın Portakal’a aday gösterilen yerli bir kısa filmmiş. Bu filmler için Antakya Harbiye’ye gidilip çekim yapılmış. “İpekle ilgili anlatılacak çok şey var.” diyor ve şöyle devam ediyor Mehmet Büyükaşık; “Ama ilk önce bu işe gönlünü ruhunu vermiş olan amcamı size tanıtmam lazım, onun ipeğe olan aşkı olmasaydı, Antakya’da ipekçilik devri büyük bir ihtimalle şimdiye kadar çoktan kapanırdı.”

Modern dünyada usta-çırak ilişkisi maalesef önemini yitirmeye başlamış kavramlardan bir tanesi. Bazı meslekler var ki çok küçük yaşta, eskilerin tabiriyle “elin kırılması” yani yatkınlaşmasıyla öğrenilebiliyor. Ustasının sabırla, sevgiyle eğittiği parmaklar, zamanla büyüyüp başka parmaklara dokunmayı, hissetmeyi öğretiyor. Çırak için usta, kimi zaman baba, kimi zaman da anne, çoğunlukla da öğretmen oluyor. Mesleğin tüm incelikleri bu işi en çok hak eden ve öğrenmek için can atan çıraklara aktarılıyor. Amcası Hasan Büyükaşık’ın, zamanında o ışığa sahip bir çırak olduğunu söylüyor yeğeni.


Çıraklıktan Ustalığa

Çocukluğunda bulunduğu şehirde üç yüzden fazla dokuma tezgâhı varmış Mehmet Büyükaşık’ın söylediğine göre. Bir o kadar da usta... O da; o usta senin, bu usta benim gezmiş çıraklık yıllarında. Ve her ustadan bir şeyler öğrenmesini bilmiş. Ama asıl mayasını babasından almış zanaatının. Babası da kendi babasından almış. Büyükbabası da büyük büyükbabasından; o ise Ermeni ustalardan. Hasan Büyükaşık’a çocuk denebilecek yaşta  tezgâh teslim edilmiş. Mesleğiyle ilgili bu erken gelen başarı onu şımartmamış, aksine daha çok çalışmaya, daha çok öğrenmeye itmiş. 1900’lerden beri bu işi yaptıklarını anlatan Mehmet Büyükaşık, 1950’den beri ailede ipek böceği ile uğraşan bir tek kendisinin kaldığını söylüyor.

Yel değirmenleriyle savaşan Don Kişot misali, mesleğinden vazgeçmemiş, iki göz oda evinde tezgâhını inatla çalıştırmış. Evini zar-zor geçindirmesine rağmen işine devam eden Mehmet Büyükaşık, şunları anlatıyor; “Amcam için para her zaman için ikinci hatta üçüncü planda olan bir araçtı; bize de bunu öğretti. ‘Herkes alamayacaksa bunu üretmemizin bir anlamı yok’ dedi amcam.”

Amcası gibi babasının da bir süre ipekçilik yaptığını anlatan Büyükaşık, “İlk başlarda amcamla beraber çalıştılar, sonra o dayanamadı yurt dışına gitti. Ben, amcam ve kuzenlerimle beraber bu işi devam ettirmeye karar verdim” diyor. “Ustam” dediği amcasına olan saygısı gözümüzden kaçmıyor. O ve kuzenleri bu bilge ustayı üzmemek için ellerinden geleni yapıyorlar. Her şey, hâlâ fabrikalaşmadan el emeği ile yapılıyor. Yüz sene önce nasılsa, bugün de aynı şekilde, tahta tezgâhlarda üretiliyor ipekler.

İpek böcekleriyle sohbet eden ve onları âdeta çocukları gibi kollayıp, dut yaprağıyla besleyen amca Hasan Büyükaşık’ın elinden çıkan her bir ipliğin sevgiyle, emekle dokunup, kumaşa dönüşme serüveni insanı büyülüyor. İpeği elinize aldığınızda, suni olanla aradaki farkı anlamak için uzman olmanız gerekmiyor. El emeğinin bütün inceliklerinin bir bakışta anlaşıldığı; kumaşın nazandeliği, yüzyılların gizemini günümüze aktarıyor. Eskiyle yeninin, geçmişle geleceğin köprüsü yeniden farklı desenlerin oluşmasıyla kurulmaya çalışılıyor.


Kozadan İpeğe Zorlu Yolculuk

Mehmet Büyükaşık ipek böceği oluşumunun zorluklarını anlatırken Hatay’daki çocukluk yıllarına dönmüş gibiydi. En çok ailenin kozaların hasat zamanında bir araya gelişlerini, dut ağacının altında oturup çay içmeyi, annesinin leziz yemeklerini özlemişe benziyor.

İpek nasıl oluşur, kozaya nasıl bakılır, bir bir anlatıyor: “İpek böceğinin bıraktığı yumurtalar, bir bez içinde saklanır. Bir yıl serin yerde muhafaza edilen tırtıllar, bahara doğru havaların ısınması ile yumurtadan çıkar. İlk etapta koyu renkli ve hafif tüylü olan böceklerin tüyleri kısa sürede dökülür ve gün geçtikçe tırtıllar beyazlaşır. Çok küçük olan tırtıllar, ortalama 40 gün yaşar. İpek böceğinin ipek oluşturma sürecinde dört evresi vardır: Yeşillenme evresi, bu evrelerin ilkidir. Bu evrede tırtıla çok ince kıyılmış dut yaprakları verilir. Gelişme evresinde tırtıllar büyümeye başlar ve ortalama 7 cm'ye ulaşır. Örme evresinde tırtıllar o muhteşem kozalarını örmeye ve kendilerini içine hapsetmeye başlar. Gelişme evresinde ikiye bölünmüş dut yapraklarıyla beslenen tırtıllara, kozaların üstüne örsün diye çalı çırpı verilir. Böcekler çok fazla dut yaprağı tüketirler ve bu dönemde hane halkı, böceklerin beslenmesi için çok çalışmak zorundadır.

Mehmet Büyükaşık, koza dönemlerinde böceklerin itinayla korunması gerektiğini vurgulayarak, “Tarım ilaçları ve fareler, tam bir koza düşmanıdır ve çok dikkat edilmesi gerekir.” diyor. Büyükaşık’tan, çalıya çıkan böceğin kozasını örme süresinin ortalama olarak beş gün olduğunu öğreniyoruz. Çalılardan kozalar tek tek toplanır ve bir bayram havasında hasat tamamlanırmış. Kozalar, genellikle Mayıs ayı içinde hasat edilmeye başlanırmış.

Büyükaşık, kozadan ipeğe dek giden yolun aşamalarını anlatmaya şöyle devam ediyor; “Koza içindeki böcek, iki haftalık süre içerisinde kelebeğe dönüşür ve kozayı delerek dışarı çıkar. Kaliteli ipek üretmek için böcek, kozadayken güneşin altında bekletilerek ya da sıcak suya atılarak öldürülür. Kozanın sağlam kalması bu dramatik işlemle sağlanır. Kozalar, kaynar su dolu büyük kazanlara atılır. Kozayı oluşturan incecik ipek ağlar, sıcak suyun etkisiyle tel tel açılır. Bir süpürge yardımıyla kozaların uçları belirlenip çıkrığa bağlanır, 25–30 civarı koza aynı işlemle sarılıp ve çıkrık döndükçe ham ipek kendini göstermeye başlar. Bu incecik ipekler, ilkel, geleneksel yöntemle, el gücüyle döndürülen bir düzenek sayesinde sarılır. İşlem, kozanın içindeki ölü böcek açığa çıkıncaya kadar devam eder. Bir kozadan 1500 metre uzunluğunda incecik ip elde edilebilir. Hayli emek isteyen bu iş neticesinde, saatler sonra ancak iki kilogram ipek elde edilir. Ham ipek iplikler sarıldıktan sonra kuruması için bekletilir.”
Mehmet Büyükaşık’ın anlattığına göre ham ipekler, istendiği takdirde kök boya ile boyanıp dokunarak renkli ipek kumaşlar elde ediliyor. Elde edilen bu kumaşlardan gömlek, fular, elbise gibi çeşitli tekstil ürünleri üretiliyor. İnsan, bu zorlu süreci gözünde canlandırırken bile yoruluyor. Yoğun emek harcanarak üretilen, her aşaması itina ve özen isteyen bu mesleğin, her halükarda salt para için yapılacak bir şey olmadığı anlaşılıyor. Bu işi yapacak onca makine varken, el emeğinin tercih edilme nedeninin, estetiği, sanatı yaşatma çabasının onca güçlüklere rağmen daha ağır basması olduğunu düşünüyoruz. Eğer bu süreci iyi bilirseniz, her bir ipekte, kozalarla konuşan ustanın ruhunu hissedebilirsiniz. “Antakya’da bu işi sizden başka da yapanlar var mı?” diye soruyoruz Mehmet Büyükaşık’a. Şöyle karşılık veriyor o da; “Bizden başka halamın oğlu var.

Son birkaç yıldır başka aileler de ipek üreticiliğine başladı. Ama maalesef bazı aileler işin kolayına kaçıp dışarıdan, Çin’den, Hindistan’dan ipek getirip bunları Antakya ipeği adı altında satışa sunuyorlar. Bizim özelliğimiz ipek böceğinden kozasına kadar her şeyi kendimiz yapıyor olmamız. Dedemin döneminde babam, amcalarım hepsi bu işi birlikte yapmışlar. Bu aile geleneğini bozmadan kuzenler, birbirlerine sıkı bağlılıkları sayesinde bu günlere gelmişler.”

Sandıklarda Saklı İpekler

Nenelerinin sandıklarından çıkardıkları çeyizlerdeki desenleri kullandıklarını söylüyor Mehmet Büyükaşık. Orijinal hallerine uygun şekilde uyguladıkları desenleri, bazen de modern desenlerle harmanladıklarını belirtiyor. Kendilerinin ürettikleri bazı motifleri gösteriyor bize. Desenlerdeki armoni ilgimizi çekiyor. Özellikle bir tanesi, Antakya mozaiğinin ince dokunmuş ipeğe desen olarak verilişi. Ama öyle kopyalayıp bire bir aktarılmamış. Çok dikkatle baktığınızda, bunun mozaik figürü olduğunu anlıyorsunuz. Modern çizgilerle, hafif dokunuşlarla bin yıllık Antakya tarihi yansıtılmış ipeğin dokusuna. Bunca emek harcanan bu değerli kumaşların müşteri  profilini doğal olarak merak ediyoruz. Mehmet Büyükaşık, “İstanbul’daki müşterilerimiz, buranın konumu itibariyle Sultanahmet’te olduğumuz için, genelde yabancı müşteriler” diyor.


Ama ham ipeği tercih eden birçok Türk müşterilerinin olduğunu, bazı ünlü sanatçıların atkılarını, fularlarını onlardan satın aldığını dile getiriyor. Büyükaşık, İSMEK’li bir bayan usta öğreticinin de, tesadüfen gördüğü dükkâna sık sık gelip alışveriş yaptığını anlatıyor. Nakışlık, iğne oyası, Türk işi tel sarma, tel kırma, kurdele gibi işlerde kullanılan kumaşları hep onlardan alır olmuş usta öğreticimiz.

Antakya’da iki mağaza, Hatay Harbiye’de bir mağazalarının olduğunu öğreniyoruz Büyükaşık’tan. Antakya’daki müşterileri genelde yerli halkmış. O yörenin geleneğinde kız çeyizinde muhakkak el dokuması ipek bulunmak zorundaymış. Sadece elbise için kullanılmazmış ipek kumaşlar, genç kızlar ham ipeklere, ham ketenlere işlermişler çeyizlik örtülerini.

Nostaljik Tezgâh

Yılmaz İpekçilik’in kapısından içeriye girdiğimizde, Büyükaşık’ı tezgâhın başında çalışır halde görmüştük. Tezgâhın, dekor amaçlı olduğunu düşündüğümüzü, ancak onu çalışırken görünce şaşırdığımızı söylüyoruz Mehmet Usta’ya. “Ben her gün muhakkak tezgâha oturmalıyım. Benim burada ürettiğim şeylerde satışa sunuluyor. Dokumadığım günlerde kendimi rahatsız hissediyorum. Bu benim için bir terapi gibi, günün stresini ancak böyle atıyorum.” diyor Büyükaşık.

“Bunu fark ettik. Dükkândan içeriye girdiğimizde tezgâhın başındayken sanki burada değil gibiydiniz. Siz çok şanslısınız, hem stres atıp hem de para kazanıyorsunuz.” diyoruz gülerek. Tahta tezgâhın başına geçiyor yine Mehmet Büyükaşık. Tezgâhıyla farklı bir bağ oluşturduğu her halinden belli oluyor. Bize ürettiği kumaşlarla ilgili bilgiler verirken onun satıştan ziyade dokumaktan zevk aldığını anlıyoruz. Çözgü ipek ipliklerin Antakya’da hazırlanıp kargo ile gönderildiğini, çözgünün taharının (kurulumu) yaklaşık iki gün sürdüğünü öğreniyoruz.

Bir günde üç dört tane şal dokuduğunu söylüyor. Yedi yaşından itibaren anne ve babasına yardım ettiğini, ufak tefek getir götür işleri yaptığını anlatıyor. On bir yaşına geldiğinde de tezgâhta kendini çalışır bulduğunu dile getiriyor Büyükaşık. “Tezgâhı ilk kez bana teslim ettiklerinde o kadar sevinmiştim ki anlatamam. Tezgâhın bana teslimi demek, benim bundan böyle yetişkin olduğumun kabulüydü. Sanki birden on yaş büyümüş gibiydim. O gün arkadaşlarıma caka sattığımı hatırlıyorum” diyor gülerek.


Mesleği Yeniden Canlandırma Projeleri

Geçen yıl Fransız bir çiftle tanıştıklarını söylüyor Mehmet Büyükaşık. “Fransa’nın bir köyünde yaşıyorlarmış. O köyde de birkaç asırdan bu yana dokumacılık yapılıyormuş. Beyefendi bizimkilere benzer ahşap tezgâh imal ediyormuş. Eşi de tezgâhta dokuyormuş. Kendileriyle iletişim halindeyiz, bizden ipek iplik istemişlerdi, biz de kendilerine gönderdik.” diyen Büyükaşık, farklı coğrafyalarda aynı mesleğe gönül vermiş olan insanların olmasının güzel bir duygu olduğunu ifade ediyor.

“Bizimkisi bir aile şirketi” diyen Mehmet Büyükaşık anlatmaya devam ediyor; “Antakya’da hepimiz bir avluya bakan evlerde büyüdük. Birlikte okula gittik, hep beraber tezgâhta çalışmayı öğrendik. Şimdi de kuzenlerim, Yılmaz, Tuncay ve Ali Büyükaşık ile beraber bu işi yürütmeye çalışıyoruz. Bu meslek artık, maalesef unutulmaya yüz tutmuş meslekler kategorisine girmeye başladı. Biz kuzenler olarak bu mesleğin yeniden canlanması için bazı projeler geliştirmeye çalışıyoruz. Mesela her sene Antakya’da dokuma kursları açıyoruz. Geçen sene yaklaşık olarak 30 öğrencimiz vardı, öğrencilerimiz daha çok bayan ağırlıklı. Yetiştirdiğimiz kursiyerlerden bazılarını işyerimizde istihdam ediyoruz. Nakış yapmada kullanılan kumaşlar piyasada çok bulunmuyor. Sözgelimi el sanatlarında kullanılması için Fransız keteni gibi birçok kumaş, yurt dışından ithal ediliyor. Ama genelde bu kumaşlar polyester karışımı oluyor. İnsanlarımız el emeği, göz nuru el işlerini yaparken o kadar emek harcıyorlar. Doğal malzemeden yapılan çalışmalar hem maddi değer açısından hem de kalıcı olma açısından daha kullanışlı. O kadar uğraşla yapılan bir el işinin hakkı, her halde değerli bir kumaştır. Bizim yörede el emeği çok önemlidir, hanımlarımız işlerini süsleyecek olan kumaşları özenle seçerler. Sandıklara girecek olan kumaş saf ipek değilse, gelinler kaynanadilinden kurtulamazlar (Gülüyor).”

Kumaşların Bakımı Nasıl Olmalı?

Bu kadar kumaşlardan konuştuktan sonra bu kumaşların bakımının nasıl olacağını merak ediyoruz. Saf ipekten yapılmış ürünlerin asla çamaşır makinesine atılmaması gerekiyormuş. Fazla çitilemeden, şampuanla elde yıkanmalı, sıkılmamalı, nemliyken ütülenmeli, ütünün buhar ayarı kullanılmamalıymış.

Amerika, İtalya, İngiltere ve Fransa gibi ülkelere toptan kumaş gönderdiklerini öğreniyoruz Mehmet Büyükaşık’tan. Perakende olarak bu kumaşların meraklılarının kendilerini bir şekilde bulduklarını söylüyor Büyükaşık. Türkiye’de Özlem Süer, Cemil İpekçi, Bahar Korçan gibi ünlü modacıların da kendilerinden kumaş aldıklarını ifade ediyor.

Nasıl organik tarımın meraklıları varsa, organik kumaş üretimi de gittikçe dünyada ilgi görüyor. Organik üretilen kumaşlar, organik besinler gibi sağlık için son derece yararlı. Özellikle alerji sorunu olan insanlar için ipek, tercih edilen bir kumaş türü. Ham keten, ham ipek ve yün yeniden her kesim tarafından kabul görmeye başladı. Bundan önce daha çok zengin müşterilerin tercih ettikleri bir ürünken, artık birçok kesimden alıcının ilgisini çektiğini öğreniyoruz. Fiyatlar da sanıldığı gibi pahalı değil aslında. Saf ipek, saf yün, saf pamuktan yapılan kumaşların, yazın sıcaktan, kışın ise soğuktan daha fazla koruma özelliği var. Evet, bakımı daha zor olduğu bir gerçek ama sanırız sağlık açısından buna katlanmak gerekiyor. Buradaki kumaşların hepsinin adsız zanaatkârların elinden çıktığı düşünülürse, bunlara sadece kumaş demek haksızlık olur. Kim bilir bu zanaatkârlar dokuma aşamasında hangi duygularla tezgâhlarında çalıştılar, hangi türküleri söylediler, neye güldüler, neye ağladılar… Tezgâhta dokunan kumaşları elinize aldığınızda, kendinizi daha özel hissediyorsunuz. Çünkü bu kumaşların size özel ve çok emek verilerek üretildiğini biliyorsunuz.

İSMEK El Sanatları Dergisi 13 İNDİR

Bu yazı 2090 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK