Dericilik

Manastır Usta'nın Sanatı Kızlarına Emanet

  • #


Yazı: İrem GÜVEN

Adnan Manastır, tam 53 yıldır deri kokusuna aşina. Günümüzde hâlâ elde deri çanta işiyle uğraşan çok az ustadan biri olan Adnan Usta, on bir yaşında yanına çırak verildiği ustası Robert Kutchera’dan el almış. Adnan Usta’nın deriyi emek vererek çanta haline getirmedeki becerisi, iki kızının tasarım yeteneği ile buluşunca ortaya yepyeni bir el yapımı çanta markası çıkmış. Beyoğlu’ndaki atölyenin bir bölümünde Beste ve Merve Manastır kardeşler model tasarlıyor, babaları Adnan Usta da üretim bölümünde kızlarının tasarladığı deri çanta modellerine hayat veriyor. Adnan Usta, “Bu işte onlar benim, ben de onların şansıyım.” diyor.

İnsanlığın ilk çağlarından bu yana taştan ve ağaçtan sonra en çok kullanılan doğal materyaldir belki de deri. İnsanoğlu deriyi işlemeyi keşfetmiş, bu keşif de dericiliğin doğmasına yol açmış. Zaman içinde insanlık geliştikçe giyimden barınmaya, savaş sanayinden ev dekorasyonuna, edebiyata (ki ciltçilik, Türk sanatları içinde çok önemli bir yere sahiptir ve ayrıca ele alınması gereken bir konudur) kadar pek çok alanda derinin kullanımı yaygınlaşmış. Bu sözü edilen alanlarda derinin işlenmesi sanat olarak değerlendirildiği gibi zanaat olarak da kabul edenler yok değil.


Zanaat mı, sanat mı tartışmaları bir yana, en eski ata sanatlarımızdan biri olan ve Osmanlı zamanında en parlak devrini yaşayan dericilik sanatı, hayatın her alanında önemli bir yere sahip olmaya devam ediyor. En güzel örneklerine sarayda üretilen ve ince işçilikleriyle dikkat çeken kitap kapakları, sandıklar, keseler ve çantalarda rastladığımız dericilik sanatı, geçmişte olduğu gibi bugün de gelişimini sürdürüyor.

Dericilik sanatı, günümüzde geleneksel ve modern sanatlar içinde gelişimini sürdürürken, kimi sanatçılar heykel, mask, pano ve daha pek çok dekoratif eşyanın üretiminde deriyi ana malzeme olarak kullanmayı tercih ediyor. Deri, hem modern hem de geleneksel sanatlar için temel malzeme olmaya devam ededursun, biz yazımızın esas konusuna, şimdilerde deri denilince akla ilk gelen ve kadın-erkek, her yaştan insanın vazgeçilmezi olan çanta konusuna dönelim.

Hayatımızdaki pek çok şey, yapılan iş gücü ve maliyet hesaplarının bir sonucu olarak yavaş yavaş doğal olandan suni olan ile yer değiştirirken, gelenekçi ustalardan el almış birkaç sanatkâr hâlâ hakiki deriyi el emeğiyle işlemeye devam ediyor. Adnan Manastır da bu ustalardan biri. Küçük yaşta deriyle tanışan, bugün de Manu markası için el yapımı çantalar üreten Adnan Manastır ve çantaları tasarlayan kızları ile Beyoğlu’ndaki atölyede görüştük.




Yarım Asırlık Tecrübe

Dile kolay, tam 53 yıldan bu yana deriye aşina Adnan Manastır. Hâlâ elde deri çanta işiyle uğraşan çok az ustadan biri o. Daha 11 yaşındaymış, babası elinden tutup da kolunda bir altın bilezik olsun diye bir ustanın yanına çırak verdiğinde. Babasının “Eti senin, kemiği benim” deyip teslim ettiği Alman usta Robert Kutchera’nın yanında çekirdekten yetişen Adnan Manastır, mesleğin tüm incelikleri gibi esnaf ahlâkını da ustasından öğrenmiş. Manastır, şimdi ustası Robert Kuçera’yı ve Kuçera’nın yanında yetişen, kendisine de vesile olan Rum usta Agop Çilingiroğlu’nu minnetle yâd ediyor. O günleri anarken, küçük bir anekdotu hatırlıyor ve aktarıyor Manastır.“Filiz Akın, gelir bizden çanta alırdı. Ben o zamanlar küçüğüm daha. Kapalıçarşı’da bir  toptancısı vardı, oradan da ayakkabı alırdı Filiz Hanım. Bizden Kapalıçarşı’ya geçerken beni birlikte gönderirlerdi, yanında bir erkek olsun diye. (On bir yaşında küçük bir çocukken, büyük bir adam muamelesi görmekten hoşlandığını belirterek gülümsüyor.)” Manastır, o vakitler Belgin Doruk, Aliye Rona gibi daha nice ünlü ismin de müşterileri arasında olduğunu söylemeden geçemiyor.

Deri çanta ustası Adnan Manastır’ın, bu sanatı öğrendiği Kuçera Usta’dan başka, rahmetle andığı bir kişi daha var, o da ustasının annesi. Eskilerde emeğe, el işine saygının şimdiye göre daha fazla olduğundan bahsederken anıyor ustasının annesini de Manastır. “Kırk kişi çalışırdı o vakitler atölyede. Annesi, ustama ‘Çocuklara sakın bağırma’ diye tembih ederdi hep. Her gün akşamüstü gelir, bize İnci Pastanesi’nden tatlı alır getirir, çayımızı da söyler, afiyet diler giderdi.” diyor Manastır.

Söyleşimiz devam ederken, Manastır bir yandan da işini yapmaya devam ediyor. Tutkal ve deri kokusunun hâkim olduğu, kalıplar ve irili ufaklı deri parçalarının göze çarptığı atölyenin bir köşesinde daha önceden kestiği dikdörtgen iki deri parçasını birbirine dikiyor. Makine dikişiyle iki deriyi birleştirdikten sonra ek yerlerini titizlikle önce tutkallıyor, ardından da çekiçle vurarak sabitliyor. İşini severek yaptığı her halinden belli. Yaptığı işi anlatırken duvarda asılı, henüz yapım aşamasında olan çantayı göstererek, “Hepsi benim çocuğum gibi. Burada gördüğünüz her çantada büyük bir emek ve sevgi var. Emek verdiğiniz şeyi severseniz sonuçta güzel işler ortaya çıkar. Elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum.” diye konuşuyor. Deriyi, emek vererek çanta haline getirmenin, kendisi için bir yaşam biçimi olduğunu ifade eden Manastır, ‘postacı izin gününde şehri gezer’ misali pazar günleri bile atölyeye geldiğini, model çizimi yahut kesim yaptığını belirtiyor.

Modelleri Kafasındaki Görünmez Kalemle Tasarlıyor

Kesim, çizim sözlerini duyunca, ustadan biraz da yaptığı işle ilgili bilgi almak istiyoruz. Yarım asrın kazandırdığı tecrübeyle, “Öncelikle çantaya deriyi yakıştıracaksınız.” diyen Adnan Manastır, evvel emirde yapılacak işin, tasarlanan çantaya gidecek deri seçiminin iyi yapılması gerektiğine vurgu yapıyor. Anlıyoruz ki, her deri, her çanta modeline gitmiyor. Modeli klasik usulle önce kafasında tasarladığını anlatan Adnan Usta, zihninde yapacağı tasarım için ilhamın her an gelmediğini söylüyor ve ekliyor, “İlham geldiği zaman da beni kimse durduramaz. Zihnimde eskileri karıştırırım, bunca yıl neler yapmışım, diye bakarım.”


53 yıllık deri çanta ustası Adnan Manastır, çantalar için deri seçimini kızlarının yaptığını belirtiyor. Hemen hatırlatalım, Adnan Usta ile kızları Beste ve Merve Manastır, atölyede birlikte çalışıyor. Manastır kardeşler, ayrı bir bölümünde model tasarlıyor, babaları Adnan Usta da, üretim bölümünde kızlarının tasarladığı deri çanta modellerine hayat veriyor. İki kızı ile birlikte çalışmaktan, kendi deneyiminin, genç jenerasyon olarak onların yaratıcı yeteneği ve vizyonu ile buluşmasından oldukça memnun görünüyor Adnan Manastır.

Kızlarının model tasarımında kendisinden iyi olduğunu ifade ederek, “Onlar benden ileri, çünkü şu anda, hanımların neyi tercih edeceklerini biliyorlar. Yeni jenerasyon bayanların ne kullandığını görüyor, izliyor tasarımlarını ona göre yapıyorlar. Seçimleri konusunda onlara güveniyorum. Bu işte onlar benim, ben de onların şansıyım.” diye konuşuyor.

Manu’nun yaratıcıları Beste ve Merve Manastır kardeşler ile sohbet etmek istiyoruz, ancak yarım asırlık deneyime sahip Adnan Usta’dan işin püf noktalarına dair biraz daha bilgi almak için konuşmaya devam ediyoruz. Zihninde görünmeyen bir kalemle tasarladığı bir modeli vücuda getirmek için evvela kalıp çıkardığını anlatıyor Adnan Usta. Anlattığına göre, istenen ölçüyü oturtmak ve modele uygun gelen deriyi belirlemek gerekiyor.

Daha sonra deri, hazırlanan kalıplara göre kesim işleminden geçiyor. Eğer deri, modele göre kalın geldiyse, “yarma” diye tabir edilen bir işlemden geçmesi gerekiyor. Bu, dericilerde büyük makinelerle yapılan bir işlem. Yarma yöntemiyle deri yüzeysel olarak tabaka halinde, deyim yerindeyse iç kısmı törpülenerek inceltiliyor. Adnan Usta, küçük deri parçalarını, atölyedeki bir makine yardımıyla yapabildiklerini söylüyor. Yarma işleminden geçen derinin pürüzlü yüzeyinin düz hale getirilmesi için ince bir tabaka deriyle lateks makinesinden geçiriliyor. İşin erbabının deyimiyle, deri besleniyor. Lateksin, atölyeye girdiğimizde tüm ortama hâkim olan, tutkaldan daha ağır kokuya sahip bir çeşit yapıştırıcı madde olduğunu da belirtelim.


Tasarımı yapılan bir çanta için çıkarılan kalıbın tüm parçaları, yapıştırma, kıvırma, inceltme gibi görmeleri gereken tüm işlemlerden geçtikten sonra, iş bu parçaları bir araya getirmeye kalıyor. Adnan Usta, bir kısmını makinede dikerek, bir kısmında ise el işçiliği kullanarak deriyi bütün bir çanta haline getiriyor. Sonra sıra kullanılacak aksesuarları belirleyip, uygulamaya geliyor. Adnan Usta, çantanın tasarım aşamasından başlayarak diğer aşamaları bir bir anlatırken, gözümüz atölyede çırak arıyor. Ama 53 yıllık ustanın, bunca yıllık tecrübelerini aktaracağı bir çırak göremiyoruz. “En eski Türk sanatlarından biri olan dericilik sanatının bir kolunda faaliyet gösteren atölyede, geleneksel yöntemle yeni ustalar yetişmeli değil mi?” diye soruyoruz.

Çırak konusunu açınca Adnan Usta’ya bir soruyoruz, bin ah işitiyoruz. Yarım asırlık usta, günümüzde ailelerin ve çocukların çıraklığa yaklaşımı hususunda bir hayli dertli. “Usta- çırak ilişkisi artık bitti, çok eskilerde kaldı.” diyen el yapımı çanta ustası, çırak olmadan sanatkâr olunamayacağını söyleyerek Atatürk’ün, sanatkârı yücelten şu sözünü hatırlatıyor: “Milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz, hatta Cumhurbaşkanı  bile olabilirsiniz. Fakat sanatkâr olamazsınız.”

Manatstır ayrıca, şimdilerde el emeğine gösterilen ilgi ve verilen değerin de eskiyle karşılaştırılmayacak seviyede olduğuna da vurgu yapıyor. Yurt dışında el emeğine, ülkemizde olduğundan daha çok önem verildiğini üzülerek dile getiren Adnan Usta, “Yurt dışında el sanatı olan her şey pahalıdır ve çok değer verilir. Oysa işçilik bakımından bizim ürünlerimizin onlarınkinden aşağı kalan yanı yok, hatta daha iyi.” diyor. Son olarak bu alanda koluna altın bilezik takmak isteyen yeni jenerasyona dürüstlük ve samimiyet öğütlerinde bulunuyor Manastır ve ekliyor, “Her işte olduğu gibi bu işte de paradan daha önemli olan şey itibardır. İtibar için de dürüstlük ve samimiyet gerekli.”

Tasarımlarda İki Genç İsmin İmzası Var

Artık temsilcisi pek de fazla olmayan el yapımı deri çantacılığı işinde yarım asrı deviren Adnan Manastır ile yaptığımız hoş sohbetin ardından kızları Beste ve Merve Manastır ile söyleşimize geçiyoruz.

İki kız kardeş, daha çocukken çanta tasarımı işine heves etmiş. Çocukluklarının atölyede geçtiğini söyleyen Beste ve Merve Manastır, küçükken minik deri parçalarından küçük çantalar yapmaya çalıştıklarını anlatıyor. Babaya duyulan hayranlık da etkili olmuş, gelecekte Adnan Usta ile birlikte çalışma fikrinin zihinlerinde filizlenip büyümesinde. İki kardeş, tasarımcı olma hayalleri ve bu alanda isim yapıp yurt dışına açılma hedefleri, eğitim hayatları sırasında biraz ikinci plana atsalar da, mezuniyet sonrası yıllardır yapmak istedikleri iş için kollarmışlar.

Manastır ailesinin büyük kızı Beste Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden, küçük kızı Merve ise Özyeğin Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun.


Aslında yeni bir marka ile Türkiye ve yurt dışı pazarına açılma fikrini hayata geçirme anlamında amaçlarından çok da uzak bölümlerden mezun olmuş sayılmazlar. Hep moda tasarım eğitimi almak istediğini söyleyen Merve Manastır, üniversite sırasında iki tasarımcının asistanlığını yapmaya başlamış. Onlarla birlikte Paris’te düzenlenen Fashion Week’e katıldığını söyleyen Merve Manastır, “Onlardan çok şey öğrendim” diyor. Daha sonra bir moda dergisinde moda editörüne asistanlık yapmış Merve.

Mezun olduktan sonra İtalya’dan bir tasarımcı ile yollarının kesiştiğini belirten Manastır kardeşlerin, işinin ehli bir üretici arayışında olan İtalyan tasarımcıya verdikleri danışmanlık hizmeti onların sektöre doğrudan attıkları ilk adım olmuş. Bu adımla ilgili, “Bizim için ısınma turu oldu” diyen Beste Manastır, işin üretim kısmı konunda, babalarından dolayı bilgi sahibi olmalarının bir avantaj olduğunu belirtiyor. “Üretimi bilmeyen çoğu tasarımcının, bu konuda danışmanlık hizmeti alması gerekiyor. Doğru ürünü ortaya çıkarabilmesi için bu şart. Beraber çalıştığımız tasarımcıları, kullanacağı materyalden dikişine, kumaşına kadar her türlü aşamada yönlendiriyoruz ki, tasarıma en uygun ürün ortaya çıkabilsin.” sözleriyle ablasını tasdik ediyor Merve Manastır. Kendi markalarını oluşturmadan önce dünyadaki pek çok fuara katılmış iki kardeş.

“Manu” isminin nereden geldiğini merak ediyoruz. İsmin çıkış noktası, İngilizce’de imalat anlamına gelen “manufactoring” kelimesi olmuş. Kelimenin manu kökünün, Latince’de el yapımı anlamına gelmesi ve ailenin soy olarak Manastır’dan geliyor olması etkili olmuş ismin doğmasında. Alman ve Rum ustaların rahle-i tedrisinden geçtikten sonra 1976 yılında kendi işini kuran babalarının himayesinde işe koyulmuş olmak, Beste ve Merve kardeşlere cesaret ve güç vermiş.

Tasarlayıp çizime döktükleri modeller için son dokunuşları muhakkak babaları ve ustaları Adnan Manastır’a bıraktıklarını belirttikten sonra, “Biz modelleri çizerek tasarlıyoruz, o direkt kafasında çizdiği modeli kalıba dökerek işe girişiyor.” diyorlar.



Her Modelin Bir Adı Var

Beste ve Merve kardeşler, bugüne kadar iki koleksiyon hazırlamış. Koleksiyonların dışında sezona göre ara renk tasarımlar yaptıklarını belirtiyor Merve. Model tasarlarken neyi öncelediklerini soruyoruz Manastır kardeşlere. Merve, “Öncelikle biz bir çantada ne arıyoruz, ona bakıyoruz. Kullanmayacağımız bir çantayı müşteriye sunmuyoruz. Estetik ve kullanışlı olması olmazsa olmazımız.” diye cevaplıyor sorumuzu. Ardından tasarımlarında nelerden etkilendiklerini anlatıyor. Mimariden, eski dönemlerden, müzikten ilham aldıklarını ifade ediyor ve son koleksiyonu, 1960-70’li yıllardan esinlenerek ürettiklerini dile getiriyor.

Modellerin her birinin bir ismi var. Patti, Janis, Zeal, Priston gibi… Bu isimlerin nereden geldiğini öğrenmek istiyoruz. Mesela Pristen, saf ve duru anlamına geliyormuş. Söylediklerine göre bu ismin verilme sebebi de, yapımında çok az makine işçiliği olması, büyük bir kısmının elde dikiliyor olması. Büyükçe bir kese görünümündeki model (Zeal) ise işini tutkuyla yapan kişi demekmiş.


Pati modelinde, eski rock şarkıcısı Patti Smith’ten esinlenmişler, püsküllü, bohem bir havası olan Janis modeline isim verirken de 1960’lı yıllarda çok popüler Janis Joplin’den ilham almışlar.

Beste ve Merve Manastır kardeşler, tasarımlarında malzeme olarak kesinlikle yerli deri kullandıklarını belirtiyor. Modellerinde işlenmemiş, düz deri kullanmaya özen gösterdiklerini söyleyen genç tasarımcılar, deri rengi olarak da siyah, bordo ve laciverdi vazgeçilmez görüyor. Yanık kahve tonları da tercih ettikleri renklerden.

Koleksiyonda bütünlüğü önem verdiklerine de değiniyor Manastır kardeşler. Güçlü ve şık kadınları hedef alan, hedef kitleye yönelik tasarladıkları modellerin ve o modellere verdiklere isimlerin, birbiriyle alâkalı olduğunu ifade ediyorlar. Babalarından miras aldıkları titizlikle, bir çanta ele alınmaya hazır hale gelinceye kadar, hazırlanan numuneler üzerinde kimi zaman defalarca değişiklik yaptıklarını söylüyorlar. Beste ve Merve Manastır kardeşler, sohbetimizin sonunda amaçlarının, emin adımlarla ilerlemek olduğunu ve çantalarını dünya çapında bir marka haline getirmek olduğunu ifade ediyorlar. Genç tasarımcılara, el yapımı çanta işinde 53 yılı deviren babaları Adnan Manastır’ın desteği ile çıktıkları yolda başarılar dileyerek atölyeden ayrılıyoruz.  

İSMEK El Sanatları Dergisi 20 İNDİR

Bu yazı 1059 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK