Resim

Tablolardaki Ayak İzi

  • #


Yazı: Fatma YAVUZ

Ayşe Işık, bir ressam. Sanatının yanı sıra onu diğer sanatkârlardan farklı kılan bir özelliğe sahip. Çünkü o, tuvaline ayaklarıyla yüreğini yansıtıyor. Küçük yaşta geçirdiği kaza sonrasında iki kolunu kaybetmesine rağmen hayallerinin peşinden gitmiş, sahip oldukları ile imkânsızı başarmış biri. Tüm insanlığa örnek olabilecek azim ve gayreti ile başarılara imza atan bu ismi daha yakından tanımak istedik. Işık’ın İstanbul Avcılar’daki “Ayak İzi” atölyesinde buluşarak sanatı ve hayatı üzerine hoş bir sohbet gerçekleştirdik.

Arapça kaynaklarda Behesna, İran kaynaklarında Behişni, Selçuklular döneminde Behesni, Osmanlı’da ise Bisni olarak anılan günümüzde ise Farsça “Cennete eş” anlamına gelen Adıyaman’ın Besni ilçesinde, 1986 yılının Şubat ayında dünyaya sağlıklı bir kız çocuğu gelir. Ayşe adı verilen bu bebeğin ailesi, tarımla uğraşan, kazandığı ile koca yılı geçiren, kendi halinde mutlu bir ailedir. Yıllar geçtikçe Ayşe büyür ve günleri masumiyetin temsili her çocuk gibi Üçgöz Köyü'ndeki evlerinin önünde kardeşleri ve köyün diğer çocuklarıyla oyun oynamakla geçer. Ufak tefek yaramazlıkları olsa da etrafına neşe saçan Ayşe, güler yüzlü bir çocuktur. Ta ki 1991 yılında geçirdiği kaza gününe kadar…
Bugün genç yaşına rağmen başarıları ile adından söz ettiren ressam Ayşe’nin hikâyesini dinlemek üzere Avcılar’da, bir pasajın tek göz odasına kurulu Işık’ın dünyasına düştü yolumuz. Ayşe Işık, günün büyük bölümünü geçirdiği atölyesine “Ayak İzi” isimini uygun görmüş. Hafifçe kapısını aralayarak baktığımız atölyenin duvarları insanın içini açan rengârenk yağlı boya tablolarla süslemiş. Ayak izinin bir köşesinde ise sanatçının aldığı ödül ve plaketler duruyor. Güler yüzü ile bizleri karşılayan genç sanatçı rahatlıkla çalışabilmek için yaptırdığı platformun yanına geçiyor ve ilk işi ayakkabılarını çıkartmak oluyor. Ayaklarıyla dağılan saçlarını kulak arkasına sıkıştıran Ressam Ayşe Işık, üzerinde çalıştığı son eserini bizlere gösteriyor.

Işık, hayatın küçük yaşta ondan aldıklarıyla daha çok güçlenerek hayallerine kavuşan, bu gücü de ailesi ve çevresindekilerden alan bir sanatçı. Yaptıklarıyla tüm engellilere soyadı gibi ışık saçan, umut olan, engellerin aslında insanın yüreğinde olduğunu kanıtlayan Ayşe Işık, engelsiz bir insanın elleri ile yaptığı her şeyin yanı sıra ayaklarını bir de resim yapmada kullanıyor ve “Önümüze çıkan engellerden kurtulabilirsek tüm engelleri ortadan kaldırabiliriz.” diyor. 12 yıl önce taşındıkları İstanbul’da çocukluk hayallerini süsleyen resme başlayan Işık ile sanat hayatını, gelecekteki planlarını ve engelli bir sanatçı olarak yaşadığı zorlukları konuştuk.


İki Kolunu da Beş Yaşında Tarım Kazasında Kaybeder

Ayşe Işık’ın resimle olan bağına geçmeden önce onu biraz daha yakından tanımak istiyoruz. Çünkü onun hikâyesi, Türkiye’de sayıları oldukça az olan engelli sanatkârlarımız arasında olması ile başlıyor. Başına o kaza gelmeseydi, bu kadar kararlı davranmasaydı bugün ayakları ile resim yapan bir ressam olabilir miydi bilmiyoruz ama biz kendisinin azmine ve başarısına hayran kaldık.


Beş yaşındadır Ayşe Işık. Buğday hasat dönemidir. Babası ve amcası işçilerle birlikte buğday tarlasına gider.  Küçük kız çocuğu, annesiyle birlikte daha yeni Mersin tatilinden döndüğü için babasıyla yeterince özlem gideremez ve ablası ile babasının yanına gitmek için tarlanın yolunu tutar. Aile, o yıl ürünü daha rahat kaldırabilmek amacıyla bir buğday elavatörü alır. Işık da, kocaman bir makinenin büyük bir gürültüyle çalışmasını görünce etkilendiği kadar da meraklanır ve yakından bakmak ister. Tam o sırada baba, amca ve diğerleri beş dakika soluklanmak için mola verir. Ancak süre kısa olduğu için çalışan traktörü durdurmak kimsenin aklına gelmez. O gün, düzeneğin başında kimsenin olmadığı bir anda, makineye bir avuç buğday atmak isteyen Ayşe’nin yüreğinde uzun yıllar tamir edilemeyecek büyük yaralar açılır. Küçük kız, kolunu elavatöre kaptırır. Çektiği acı ile birlikte diğer eliyle kolunu kurtarmak isteyen Ayşe Işık, her iki kolunu da geçirdiği feci kazada kaybeder. Işık’ın o halini gören herkes şaşkındır, ablanın korku dolu çığlıkları traktör sesinden duyulmamıştır,  baba ise ne yapacağını bilemez haldedir. Amca, yeğenini kucakladığı gibi soluğu hastanede alır ancak çok geçtir. Küçük kızı hayatının geri kalanını kollarını tarım kazasına kurban vermiş engelli bir birey olarak sürdürecektir.

Zor günler bekler Ayşe Işık’ı. Ankara’da bir hastanede kendini bilmeden bir ay yatar. Uzun ve yorucu tedavi sürecinden sonra yorulan küçük bedeniyle taburcu olacağı zamanı  bekler. Doktorlar, “Artık evine gidebilirsin.” dedikleri gün memleketlerine dönmek için yola koyulduklarında yolda uçan balonlardan görür, babasından almasını ister. Baba balonu alır, Ayşe elini uzatmak için bir hamle yapar ve kollarının olmadığını ilk kez o anda anlar. Baba Ahmet Işık, başını ağlamaklı öne eğen küçük kızını görünce balonun ipini dişlerinin arasına kıstırır. Ancak bu kez de “Baba” diye seslenen Ayşe Işık’ın ağzından ip uçar, gider.
Ayşe’nin okula başlamasıyla birlikte hayat daha da zorlaşır. Gittiği engelli okulu değildir çünkü. Okula gelip giderken, çantasından kitabını çıkarırken hep başkalarının yardımına muhtaçtır. Yaşamın her anında sıkıntı yaşayan Işık için ilk bir yıl ruhsal çöküntü içinde geçer. Küskün Ayşe’yi yaşama bağlayan tek şey ise annesi ile kurduğu bağdır. Anne Zeynep Işık, bir gün cenazeye gider ve kimsenin elinden su bile içmeyen Ayşe Işık, bütün gün aç kalır. Baba, abla, yenge küçük kıza yemek yedirmek isteseler de o hiçbir şey yemeden annesinin dönüşünü bekler. Akşam olur, annesi gelir, olanları öğrenir. Kızının bütün gün aç kendisini beklediğini öğrenince üzülür ve “Ben olmadan da hayatını kendi sürdürmeyi öğrenmeli.” diyerek kızın önüne yemeğini, ayak parmaklarının arasına ise kaşığı tutuşturur. Başlarda çocuk aklı ile “Artık annem beni sevmiyor.” diye düşünen Ayşe Işık, şimdi ise “Aslında annem beni çok seviyormuş. Ailem bunu bana yapmasaydı belki de sonsuza kadar başkalarına muhtaç yaşayacaktım. Onlar bu işin eğitimini almamış olmalarına rağmen beni sürekli motive ettiler. Ailem olmadan ayaklarımı kullanmayı beceremezdim.” diyor.

“Ressam Olmak Bir Rüyaydı”

İlkokul ikinci sınıftan itibaren ayaklarını elleri gibi kullanan Ayşe Işık, bütün ihtiyaçlarını kendisi karşılayabilecek duruma gelir. Kazadan önce de bulduğu her kâğıda bebek resimleri çizen Işık, henüz ilkokulu bitirmeden bu kez de ayakları ile çizimlere başlar. Öğretmenleri küçük kızdaki yeteneği fark eder ve “Ayşe, ileride sen bir ressam olabilirsin.” der. “O zamanlar ressam olmak benim için bir rüya idi.” diyen Işık, Adıyaman’da meslek lisesinde bilgisayar bölümüne yazılır. Lisedeki bilgisayar öğretmeni Turgut Doğan’ın yardımı ile iyi derece bilgisayar kullanmayı öğrenir.


Ayşe Işık, Adıyaman’da çevresinde neredeyse hiç kendisi gibi engelli görmez. Bu yüzden de kendini hep yalnız hisseder. Bir gün ailesi kızlarını da yanlarına alır ve tatil için İstanbul’a getirir. Ayşe Işık, dolaştığı sokaklarda, gittiği mekânlarda kendisinin tek olmadığını, kaza sonucu her insanın bir uzvunu kaybedebileceğini, pek çok insanın engeli olduğunu görür ve içi biraz olsun rahatlar. Ardından İstanbul’a taşınmayı çok ister. Eğitimine devam ettiği okulun fiziki şartları da onu çok zorlamaya başlamıştır ve yavaş yavaş okuldan uzaklaşır.  Lise ikinci sınıfta ise okulu bırakmak zorunda kalır. Işık ailesi ise kızlarının daha iyi şartlarda eğitim görmesi için İstanbul’a taşınmaya karar verir ve Ayşe de burada okumaya devam edecektir. Aile taşınır. Sol ayağını kullanarak temel ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılayan Işık, İstanbul’da ailesiyle maddi sıkıntılara birlikte göğüs germek adına hem okuyup hem de çalışarak bütçeye biraz olsun katkıda bulunmak ister. Ardından iş aramaya başlar ve bugüne kadar da çeşitli şirketlerde çalışır. Okul konusunda memleketinde yaşadığı sıkıntıları tekrar tekrar yaşamak istemeyen genç kız, eğitimini yarıda bırakır.

İlk Sergisini Büyük Bir Heyecanla Açar

Işık’ın kurduğu yeni hayatta içe kapanıklık, kendini yalnız hissetme duyguları yavaş yavaş dağılmaya başlar. Engelli derneklerinin farklı sosyal sorumluluk projelerine katılan Ayşe Işık, yeni arkadaşlıklar edinir. Farklı sınavlardan geçerek omuzlarında ağır bir yük hisseden ressam Işık, bir engelli derneğinin düzenlediği etkinlikte kendisinde de küçük bir engel olan resim öğretmeniyle tanıştığında hayatında yeni bir sayfa açılır. İçinde var olan resim yapma merakıyla gözlerinde bir ışık parlayan genç sanatçı, “Acaba ben de yapabilir miyim?” diye düşünür. Tanıştığı isim Mehmet Gökçe adında bir resim öğretmenidir ve kendisinden yardımda bulunmasını ister. İlkokul üçüncü sınıftan itibaren amatör anlamda resimler yapan sanatçı altı ay kadar Gökçe’nin derslerine katılır ve kendisinden teknik bilgiler öğrenir.
Gökçe, Işık'taki yeteneğin farkına varır ve derslerdeki başarısını tuvale de rahatlıkla aktarabileceğini söyleyerek güven verir. Her vurduğu fırça darbesinde çektiği acıları unutan ve hayata sıfırdan başlayan Işık, altı ayın sonunda ilk sergisini İstanbul Bahçelievler’de bir kültür merkezinde açar. Gece gündüz demeden çalışarak yaptığı 30 esere yer verdiği serginin, ziyaretçilerden büyük beğeni toplaması genç sanatçıyı daha da çok kamçılar.

Resimle birlikte hayata sıkı sıkı sarılan ve sanatını hayatının vazgeçilmez parçası yapan Işık, ilk fırçayı parmaklarının arasında aldığı zaman ki duyguyu şöyle ifade ediyor: “Fırçaya ilk dokunduğumda güzel resim yapabilecek miyim korkusu vardı. Biraz da tedirgindim. Hatta yaptığım resmi kendim bile beğenmedim. Ama çok çabaladım, çalıştım, durmadan araştırdım. Etrafımdaki herkesin bana destek vermesi ve inanması beni çok heyecanlandırdı.”

“Bir İşi Yapmak İçin Önce Sevmek Gerek”

Ayşe Işık, kendini daha çok resimle ilgili kitaplardan ve açılan resim sergilerini takip ederek geliştirdiğini söylüyor. Zaman zaman tanıştığı ressamlara da danışarak bilgilerini güncel tutmayı başaran Işık, “Demek ki; bir işi yapmak için önce sevmek gerekiyormuş.” diyor. Gökçe’nin ardından üç ay Yasemin Demirkol’dan eğitim alan Ayşe Işık’ın çalıştığı son isim ressam Rüstem Yılmaz olur. “Hayatımın hiçbir döneminde profesyonel birinden özel ders alacak kadar maddi imkânım olmadı.” diyen Işık tablolarını da evde yapar.
Açtığı ilk serginin ardından ikincisini açma fikrinin büyük bir hayalden ibaret olduğunu söyleyen sanatçı, sanatseverlerin desteği ile evlerine yakın bir alışveriş merkezinde 2009 yılında ilk atölyesini açar. Burada ziyaretçilerle vakit geçirerek pek çok eser yapan Işık, Avcılar'da “Ayak İzi” adını verdiği atölyesine taşınır. Şimdi tablolarını ayak izi ile imzalayan Ayşe Işık, bugüne kadar 15’i farklı illerde olmak üzere toplamda 32 sergiye imza atar.

“Çalışkan ve üretken olmayı seven bir insanım.” diyen genç sanatçı aynı zamanda Ulaştırma Bakanlığı’nın engellilerin istihdamına yönelik başlattığı “İş Dünyasında Ben de Varım” projesi kapsamında çalışıyor. Evde çağrı merkezi temsilciliği yapan Işık, “İlk işe girdiğimde şirket, hızlı çağrı alıp almamam konusunda endişeliydi ancak bunları zamanla aştık ve beş yıldır da aynı işte çalışarak geçimimi sağlıyorum.” diye anlatıyor.

“Yaşayamadığım Hayatın Resmini Çiziyorum”

Ayaklarını elleri gibi kullanarak çok arzu ettiği resim yapma sanatında verdiği mücadeleyi kazanan, her gün başarısına yenisini ekleyen Ressam Işık’ın atölyesine sıraladığı yağlı boya tablolarına göz attığımızda genellikle doğa, deniz, çiçek resimleri yaptığını görüyoruz. Neden sorusunu yönelttiğimiz genç sanat şu cevabı alıyoruz: “Ben bu güne kadar hissettiklerimi hep sayfalara ya da resme dökmek istedim. Renkleri ve doğayla uğraşmayı, iç içe olmayı çok seviyorum. Neşeli bir insanım; böylece içimdeki yaşama isteğini resimlerime yansıtıyorum. Yaşayamadıklarımı da resimlerimde çiziyorum. Kısacası hayallerim resimlerinde saklı.”
Nadiren de olsa karakalem portre çalışmaları yapan Işık, bu çalışmalardan birini kendisini Çankaya Köşkü’ne davet eden eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e, bir değerini ise Ankara’da düzenlediği bir sergi açılışı davetine icabet eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, kendisini eşi Emine Erdoğan ile birlikte resmettiği tabloyu hediye eder.

Önceleri doğup büyüdüğü topraklara ait resimler yapan Ayşe Işık, şimdi ise daha çok İstanbul’ a dair çalışmaları ön planda tutuyor. Karakter olarak tez canlı bir insan olduğunu belirten Işık, başladığı bir tabloyu iki veya üç günde bitirdiğini aktarıyor. Doğa ve manzara resimlerinin yanı sıra Ayşe Işık’ın tabloları arasında özel olanları da bulunuyor. Bir eserinde geçirdiği kaza anını temsilen kendisini ve kopan kollarını yapan Işık, bir başka çalışmasında ise “Üzerimde en büyük emeği olan annemdir.” dediği annesinin ellerini papatyalar arasında resmetmiş. Işık, “Tablolarımda tüm duygularımı anlatıyorum.” diyor ve bizimle bir arzusunu paylaşıyor: “Eserimin birinde çok sevdiğim lalelerin üzerinden akan suya ellerimi çizdim. Benim kollarımda su gibi gitti çünkü her şey bir anda oldu. Akan şelalenin karşısında ise bir hediye paketi ve paketin üzerinde bir el duruyor. Bunu da Türkiye’de gelişmesini umut ettiğim kol naklini düşünerek yaptım.”

Ayşe Işık yine de “Beterin beteri vardır.” diyerek haline şükredenlerden. Yaşadığı acıların kendini mutsuzluğun aksine mutlu ettiğinin altını çizen Işık, küçük yaşlarda hayata kızmasını, küsmesini şimdi daha iyi anlamlandırdığı, bunun kendi kendine bir şeyleri başaramamanın verdiği hırs olduğu belirtiyor.


Işık, Picasso Gibi Bir Dünya Ressamı Olmak İstiyor

İSMEK’te de bir dönem resim kursuna katılan ressam Işık, ilk ayakları ile resim yapan ‘Dünya ressamı’ olmak istediğini anlatarak, ismimin Pablo Picasso gibi resim sanatı ile özdeşleşmesini çok umut ettiği ifade ediyor. Sanatın her dalını sevdiğini ve ilgi duyduğunu söyleyen Işık, gördüğü her şeyin fotoğrafını çekmeyi arzuladığını ama zorlandığını, şu an çekilenleri çizmekle yetindiğini belirterek, hayallerinin arasında gerçekleştirmek istediği çok fazla projenin olduğundan bahsediyor.

İleride birikimlerini çocuklar için düzenleyeceği resim derslerinde paylaşmak istediğini aktaran Ressam Işık’ın planları arasında neler yok ki. “Türkiye, protez uzuv konusunda maalesef gerilerde kaldı. Protez fabrikası kurularak bence bu soruna bir çözüm üretilebilir. Bu da birçok insanın istihdamı anlamına gelir.” diyen Işık, ayrıca "organ naklinde bireyler daha çok bilinçlendirilmeli ve teşvikler sağlanmalı.” diye konuşuyor. Ayşe Işık, ileride kurulacak olan engelliler bakanlığının da yaşanılan sıkıntıları büyük ölçüde ortadan kaldıracağı görüşünde.
Ülkemizde engelli bir sanatçı olmak bir yana engelli bir vatandaş olmanın getirdiği belli zorlukların olduğunu dile getiren Işık, bu sıkıntıların en büyüğünün ulaşımda, bir diğerinin ise iş bulmada yaşandığını aktarıyor. Son yıllarda engellilere yönelik devletin verdiği desteğin inkâr edilemeyecek boyuta ulaştığını söyleyen Ayşe Hanım, sanatın herhangi bir dalı ile ilgilenen engelli vatandaşlara da bazı tavsiyelerde bulunuyor. Işık, engelli sanatçıları "Arkadaşlarımız üretkenliklerinin dışarıya yansıtmalılar ki, bizlerin bir şeyler yapıp başardığı görülmeli. Kimse kendine engel yaratmasın. Sadece dernek etkinliklerde ortaya çıkmasınlar. Unutmasınlar ki, bizim eli, kolu, bacağı olan insanlardan bir farkımız yok. Çünkü böyle olmasını biz istemedik. Bizler özel insanlarız.” sözleriyle teşvik ediyor.


Benim Doktorum Resim Oldu

Ayşe Işık,  her yıl bir sergi ile sanatseverlerin karşısına çıktığını ancak engelliler yararına düzenlenen bütün projelerde destek amaçlı yer almaya çalıştığını söyleyerek sözlerine devam ediyor: “Ben kaza sonrasında herhangi bir psikolojik destek almadım. Resim benim doktorum oldu. İnsanların beni görünce şaşırmasını ise artık yadırgamıyorum. Çünkü Türkiye’de pek çok engelli sanatçı olduğunu bilmiyorlar. Çevresinden çekindiği veya ailesi izin vermediği için piyasaya çıkmayan engellilerimiz var. Ben ise toplumla iç içe olmayı seçtim. Normal dünyaya geldim ama sonradan başıma bu olay geldi diye hayallerimden vazgeçmedim, kimse de vazgeçmesin.”

Ayşe Işık, bizlerle yakın zamanda kendi hayatını ele aldığı “Işığın İzinde” adlı kitabının okuyucularla buluşacağı müjdesini de paylaşıyor. Işık, bugüne kadar da çeşitli seminer ve sempozyumlara konuşmacı olarak katılarak engelli insanların yaşadıklarına dair tecrübelerini paylaşmanın yanı sıra sanat hayatında pek çok ödülü de sığdırmış.
İsminin Adıyaman Besni’de bir caddeye verilmesinin ise kendini çok gururlandırdığını dile getiren Işık, “Türkiye’de ressam olmak ve ressam olarak ölmek çok zor. Ben bunu başaranlardan olmak için ömrümce çalışacağım.” diyor.

Yaptığı resimlerde kendini ve kaderini anlatan, yaşadığı olumsuzluklar karşısında hep pozitif düşünen Ayşe Işık, insanlara yaşantısı ve gayretiyle örnek bir ressam.  Ayak iziyle hayat verdiği tablolarında mutluluğun remini çizen Işık’ın tüm engellilere ışık olması dileğiyle…  

İSMEK El Sanatları Dergisi 20 İNDİR

Bu yazı 1787 kez görüntülenmiştir

Twitter'da Paylaş Facebook'ta Paylaş
logo title
  • İSMEK El Sanatları Dergisi
    İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin
    bir kültür hizmetidir.

İSMEK